Yavuz Hocam Beni Unutmamış
Bu gün 14 Haziran 2003 Hayatımın en mutlu günlerinden
biri. Çünkü lisede hayran olduğum psikoloji hocam Yavuz
Yücel beni telefonla aradı. Görüşmeyeli yaklaşık 12 yıl
oldu. CNN Türk Kanalına verdiğim bir röportajı Yavuz hocam
seyretmiş. Sonra eski psikoloji notlarıma şöyle bir bakmış.
Hepsi 10 üzerinden 10. O zaman psikolojiyi nasıl sevdiğimi bu durum
bana daha fazla hatırlattı. Yavuz hocam sonra benim telefonumu
araya araya bulmuş (internetten). Sonra İstanbul'a
geldi. Ve az önce doya doya
sohbet ettik. O kadar saygılı ve kibar bir insandır ki
eski öğrencisine (bana) nasılsınız diye hitap ediyordu.
Hocam lütfen bana "sınız" diye hitap etmeyiniz
dedim. Telefondaki sesin hocam olduğuna inanmam oldukça
zor oldu. Yavuz hoca sayesinde ben hipnozla tanışmıştım.
Onun sayesinde insanları ve psikolojiyi daha çok sevdim.
Sınıfta hipnoza yatkınlık testi uygulardı.
Derslerde hipnoz konusundan bahsederdi. Psikoloji bölümünü
kazandığıma sevinen belki de tek kişiydi. O kadar iyi
bir insan ve o kadar iyi bir öğretmendi ki bırakın bir
öğrencisini cezalandırmayı bize karşı sesini bile yükseltmezdi.
Lisede onun gibi olmayı amaçladım. Üniversiteye geldiğimde
aldığım ilk kitap sayın Tahir Özakkaş'ın hipnoz kitabı
oldu.
Aslında kendisi beni aramadan önce ben kendisine google'da
arayarak ulaşmaya çalışmıştım. Ama sonuç alamamıştım.
Kendisi şu anda Yozgat'ta bir lisede çalışıyormuş. Temmuz ayında
İstanbul'a gelecekmiş elbette eve davet ettim. Konuşacak
çok şeyimiz var :)) Bu sevincimi sizlerle de paylaşmak
istedim.
Yavuz Hocam şu andaki öğrencilerine benden bahsederken
duygulanmış. Yıllar sonra başarılı bir öğrencisini televizyonda
görüp internetten araştırıyor. Bir de bakıyor ki bu öğrenci
(ben) hocasını hiç unutmamış ve internet sitesinde de
kendisinden bahsediyor. Hangi hoca bu durumda duygulanmaz.
Yavuz hocam siz bana bir öğretmenin eli sopalı olmasa
da etkili olabileceğini göstermiştiniz. Siz her zaman
her koşulda gülümserdiniz. Bir öğretmen çevresindeki her
şeye ancak sizin kadar sevgi dolu olabilirdi. Lisede siz
beni kaldığınız hotel odasına davet etmiştiniz. Arkadaşlarla
beraber çerkez tavuğu yemiştik. Ben sizi kendi evimize
davet etmiştim. Keşke tüm hocalarımla aynı sevgi dolu,
sıcak samimi iletişimi kurabilseydim. Siz bana yaşam tarzınız
ve bilginizle rehber oldunuz. Bende sizinde çok ilgilendiğiniz
bir konuyu (hipnoz) yıllardır araştırıyorum. Bu sayede
tekrar birbirimizi bulduk :)) çok mutluyum ve size sonsuz
teşekkürler.
Bu arada şimdi hipnoz yapma sırası bende:) İstanbul'a
geldiğinizde size bir hipnoz uygulayıp nasıl bu kadar
iyi insan ve iyi hoca olduğunuzu araştıracağım. Siz bana
her insanın sevilebileceğini, insanın özünde çok değerli
bir varlık olduğunu öğrettiniz. Bende yıllardır insan
ruhunun derinliklerini araştırıyorum, hala özünde kötü
olan bir insana rastlamadım. Aksine özüne dönen insanın
gerçek mutluluğu yakaladığını biliyorum. Elbette
siz lise yıllarımda bana kendi özümün ne olduğunu hissettirdiniz.
Sizin verdiğiniz kitaplarda kendimi buldum.
Lütfen Hocam bize gösterdiğiniz güler yüzünüzü ömür boyu
muhafaza edin. Çünkü ben güler yüzün içimizdeki bitmek
tükenmek bilmeyen tek hazine olduğunu ve bu hazinenin
de başkalarına verildikçe arttığını sizden öğrendim.
Benim Yavuz Yücel hocam bir öğrencisine
bir şey soracağı zaman "Siz ayağa kalkar mısınız
?" diye hitap ederdi. Tabi böyle saygı gören öğrenci,
bu öğretmenin karşısında hem şaşırır hem de adeta
hipnoza girerdi. Artık yavuz hoca ne söylerse söylesin
tüm sınıf hipnozdaymış gibi o ne derse onu yapardık.
Onun dersinden 10 üzerinden 10 almak artık büyük bir görev
ve mutluluktu.
Benim yavuz hocam sokakta bir öğrencisi
ile karşılaştığında önünü iliklerdi. Öğrencisi
ile karşılaştığında önünü ilikleyen öğretmenin
karşısında, elbette hiç bir öğrenci saygısız
davranamazdı. Benim yavuz hocamı "kendisine saygı
duyulan bir öğrenci herkese karşı saygılı olur"
derdi.
Teneffüste bahçeye çıkıldığında
benim Yavuz hocam etrafı temizlerdi. Yavuz hocayı böyle
gören öğrenciler onun arkasında dolaşarak ona yardım
ederlerdi. Demek ki kimse onlara bağırıp çağırmadan
öğrenciler etraflarını temiz tutabiliyorlarmış. Sayın
MEB yetkilileri her öğrenciye bir bilgisayar gibi
projelerinizden önce her okula bir Yavuz hoca yetiştirseniz
bence daha iyi olur.
Anlayacağınız bizim okulumuzda Yavuz
hoca herkese hipnoz yapardı. Hem de hiç bir söz bile söylemeden.
Sözleri o kadar tatlıydı ki farklı ve hoş bir ruh haline
(hipnoz) girmemek mümkün değildi.
Hocam İstanbul'a geldiğinde beni
ziyaret etti. Saatlerce sohbet ettik. Hayatım boyunca
minnet ve saygı duyacağım bu değerli insana öğretmenim
olduğu için ve beni etkileyen insan olduğu için içten
teşekkür ederim.
Sözsüz Hipnoz
Psikolog Dr.Shaul Livnay hipnozu bir düşünce, imaj veya
sesin içine girmek olarak tanımlar.
Avrupa Hipnoz Birliği başkanı
Psikolog Dr.Shaul Livnay'ı 2 günlük bir eğitim vermek
üzere İstanbul'a davet etmiştik. Dr.Livnay'ın en çok
tanındığı konu sözsüz hipnozdur. Sözsüz hipnozu
Dr.Livnay gong ve benzeri aletlerle gerçekleştirir.
Dr.Livnay gongun etkisi üzerine bir şey söyledi. Tam bu
esnada esnasında Dr.Livnay'ın sevgili abim Dr.Cenk Kiper
şöyle bir soru sordu:"Bu son cümleniz bir telkin
miydi? "
Dr.Livnay: "Ben hiç telkin yapmam" diye yanıtladı.
Bu sözü Avrupa hipnoz birliği başkanı söyleyince
oldukça ilginç oluyor. "Nasıl olurda Dr.Livnay'ın
hiç telkinle işi olmaz?" diye hem kahkahalarla güldük
hem de kafamız karıştı. Çünkü hipnoz telkinle özdeşleştirilmiş
bir kelimedir. Dr.Livnay gerçeği söylüyordu. Sonradan
öğrendik ki sözsüz hipnozda elbette sözlü telkin
olmaz.
Sözsüz hipnozda gongun
sesi insanın iç dünyasında kelimelerin ulaşamayacağı
yerlere ulaşabilir. Bir şarkının iç dünyanızda bam
telinize dokunması gibi bir şey bu. Dr. Livnay'ın yöntemlerinde
bundan dolayı telkin yoktur.
Dr.Sahul dersin sonunda her
kursiyerden gong'un başına geçmesini istedi. Gonga
vurma sırası bana geldi. Gong'a yaklaştım. Tokmağı
elime aldım. Gongun metal çerçevesine hafifçe
dokundum. Herkes gider gitmez gonga vuruyordu. Ben niye
gonga vurmaya metal çerçeveden vurmaya başladım? Bu
sorunun yanıtını eğitim bittikten bir hafta sonra
anladım: Eğitim esnasında ara sıra gözlerim gongun
metal çerçevesine takılıyordu. Metal Çerçeveyi Dr.Çenk
Kiper yaptırmıştı. Bir sanat eseri gibi görünüyordu.
Antika gibi görünüyordu. Zaten antika severim.
Gongun metal çerçevesi
benim için hayatın ve çevremin sembolüydü. Gongta o
esnada benim sembolümdü. Metal çerçeveye dokunarak ben
bunu çok sevdim demiştim. Yani metal çerçeveye
vurmakla aslında hem metal çerçeveyi sevdiğimi hem de
hayatı sevdiğimi o hareketimle vurguladığımı ben de
sonradan anladım:)) Tabi burada çevreden kastım sosyal
ve fiziksel çevredir. Doğanın içinde olmaya bayılırım.
Vuruşlarıma gongun çerçevesinden
başlamamın başka bir anlamı olabilir miydi? Olaylara bütüncül
ve holistik açıdan bakmaya bayılırım. Yani sanırım
benim zihnim tümdengelim sistemiyle çalışıyor. Zihni
tümden gelim sistemi ile çalışan birisinin de vurmaya
en dıştan başlaması doğaldır.
Workshop esnasında
defalarca metal çerçeveyi yaptırdığı için Dr.Cenk
abime ne kadar teşekkür etmek istediysem de bir türlü
yoğunluktan dolayı vakit bulamamıştım. Ama defalarca
istemiş ve gerçekleştirememiştim. Gongun karşısında
hipnozun özgürlüğünü yakalayınca isteyipte gerçekleştiremediğim
şeyi gerçekleştirdim. Yani adeta içim boşladı. Metal
çerçevenin güzelliğini ve onu sevdiğimi vurguladım.
Bu eğitim çalışması
esnasında bir arkadaşımız gonga vurduktan sonra şöyle
dedi: "Ne ses çıkarsa çıksın hayat devam ediyor
işte."
Dr.Shaul 1.Hipnoz kongresi
esnasında gonga vurması için bir gönüllü istedi. Bir
arkadaşımız kürsüye çıktı. Dr.Shaul arkadaşımızdan
bir problemini düşünürek gonga vurmasını istedi.
Arkadaşımız zaman zaman çok sert zaman zaman çok yavaş
vuruşlar yaptı. 5 dakika kadar gonga vurduktan sonra.
"Tamam artık bir önemi yok ! " diyerek kürsüden indi.
Yani gonga vurmaya başlarken düşündüğü probleminin
artık bir önemi kalmamıştı.
Bu eğitim o kadar güzeldi
ki "şimdi biz mi gonga vuruyoruz yoksa gong mu bizim
kafamıza dank ediyor ve ağzımızdan güzel sözler güzel
telkinler kendiliğinden dökülmeye başlıyordu. Öyleye
gongun söylettiği şu sözün güzelliğine bakınız
" Ne ses çıkarsa çıksın hayat devam
ediyor." Aslında bu eğitimin güzelliğinden bizim
için hayat devam etmiyordu. Hayattan kopmuştuk adeta. Öğlen
yemeği için dışarıya çıktığımızda kendimizi bir
garip hissettik. Sanki yıllardır sokağa çıkmamışçasına
insanlara garip garip bakıyorduk. Çünkü Gong bizi
farklı bir aleme taşımıştı. O güzel hayal aleminden
yemek yemek için de olsa hemen geri gelmek kolay
olmuyordu. Bundan dolayı sokağa çıktığımızda
kendimizi dünyaya inmiş uzaylılar gibi hissediyorduk.
Gongu çalma sırası bana
geldi. Gongu çalarken vuruşlarım
oldukça hafif ve hızlı hızlı idi. Beni tanıyanlar
beklemeyi sevmediğimi bilirler. Yani hızı severim.
Zaten hipnozu da çok hızlı şekilde etkili olabildiği
için severim. Gonga vuruş tarzı ile kişiliğim ne kadar da benzeşiyormuş
şimdi daha iyi anlıyorum.
Vuruşlarımı tamamladıktan
sonra gongun karşısında gonga Japon selamı (kafanın
ve gövdenin öne eğilmesi) verdim. Ben Japonya'da bile
Japon'larla tokalaşırdım ama Japon selamı vermezdim.
Şimdi ne olmuştu da içimden Japon selamı vermek gelmişti?
Gong ile Japon selamı arasında ne benzerlik olabilir?
Japonya'da selam saygının ifadesidir. Selam vermemek
saygısızlıktır. Ancak Japonların benim gibi yabancılardan
Japon selamı beklemediklerini biliyorum. Yani gongun karşısında
Japon selamı vermekle ben yaşama ve çevreme saygılarımı
sunmuşum. Gong ile hipnoz sayesinde benim için hayatta
en değerli iki kelimeyi buldum: "SEVGİ ve
SAYGI"
Sevgilerimle ve Saygılarımla.
Her koşulda.

Yukarıda bahsettiğim gong ve ben gongun başında
tokmakla gonga vururken.
Kendi Kendimi Hipnoza Alarak Yaptırdığım Diş Tedavilerim
Nisan 2003 tarihinde dişim ile ilgili bazı sorunlar olduğunu
hissedince arkadaşım diş hekimi Ekrem Tokatlı'ya müracat
ettim. Dişimi kurtarmak için dolgu yapması gerektiğini
ve köprü yapacağını söyledi. Bende narkoz veya anesteziye
gerek olmadığını self hipnoz ile (kendi kendime)
hipnoanestezi oluşturabileceğimi söyledim. Ekrem bey Tıbbi
hipnoz derneğinden olduğu için ve beni de yakından tanıdığı
için teklifimi kabul etti ve bana randevu verdi. Hocam
Dr.Ali Özden Öztürk cerrahi bir oprerasyonu hipnozla gerçekleştirip
gerçekleştiremeyeceğimi ortaya koyan bir test uyguladı.
Bu teste ağrı testi demekteyiz. Yani hipnozdayken elime
iğne batırdı ve "ağrı duyuyor musun" diye sordu.
Bende gülümseyerek "hayır" dedim. Sonrasında
Ali hocam diş tedavilerimin gerçekleştirilmesi için bana
telkin verdi. Evde kendi kendime 2 seans hipnoz uygulayarak
bende kendi kendime bol ağrı duymayacağım konusunda telkin
verdim. Kendime sağ elimi yumruk yaptığımda ağrı ve acı
duymayacağım diye telkin ettim.
Randevu tarihi geldi ve diş hekimi Ekrem kardeşimin yanına
gittim. Her şey gayet iyi gidiyordu. Ekrem beyde ilk defa
hipnozla bir tedavi gerçekleştirdiği için beni yardımcısına
gösterdi. Onlara hipnozla gerçekleştirilen tedavilerin
avantajını anlattı. Hatta "anestezi masrafı yapmıyoruz
" diye espri yaptı. Ekrem bey aletleri dişime yanaştırdığında
ben elimi kapatıp yumruk yaparak anestezi elde ediyordum.
Neyse Ekrem bey sonra dişimi delmeye kesmeye devam etti.
Yalnız bu son işlem sırasında ağrı hissetmeye başlamıştım.
AHHHH uhhhhhhhhh demeye başlayınca Ekrem bey "ne
oldu?" dedi. İlk önce bilmem dedim sonrasında ağrının
etkisi ile yüzümün kızardığını fark ettim. Bir kaç saniye
sonra elimin kapalı olmadığını fark ettim. Bu yüzden ağrı
hissediyordum. Daha önce kendi kendime her elimi kapattığımda
ağrı hissetmeyeceğim diye şartlandırmıştım. Ekrem bey
elimin açık olduğu bir anda dişime dokunduğunda bundan
dolayı müthiş bir ağrı hissediyordum.
Olayı Hipnoz derneğindeki arkadaşlara anlattığımda herkes
gülümsüyordu. Bende o günden sonra ne zaman Ekrem beyi
görsem hiç farkında olmadan elimi yumruk yapar hale gelmiştim.
eeee elini kapatmayı unuttuğu için canı yanan Tuncay, yoğurdu
artık üfleyerek yiyordu.
Köpek ve Araba Fobisi
Dr.Murat Ulusoy ve ben
birlikte Ankara'daki arkadaşlarımızın daveti üzerine
2 günlük bir eğitim vermeye gitmiştik. Bol bol
uygulama yapmamızı istemişlerdi. Uygulama konusunda
deneyim kazanmak isstiyorlardı. Grupta yaklaşık 25
kadar hekim, psikolog ve diş hekimi vardı.
Eğitim Ankara'nın Haymana
İlçesinde Sevgili Arkadaşımız Dr.Fatih Yorulmaz ve
Sernur Yorulmaz çiftinin çiftlik evinde yapılıyordu.
Çiftlik evinin de çok sevimli bir köpeği (Hera) vardı.
Ancak grupta köpek fobisi olan bir arkadaşımız vardı.
Köpek havladıkça kaçacak delik arıyordu.
Eğitime
başlamak için hipnoz uygulayabileceğim bir gönüllü
lazımdı. Köpek fobisi olan arkadaşımız (R.T) gönüllü
oldu. güzel bir hipnoz deneyimi yaşadı. Hipnozun
getirdiği gevşemeden dolayı heranın havlamaları
hipnozda olan arkadaşımızı rahatsız etmiyordu.
Hipnozda olan R.T'ye
hipnozu bozulmadan gözlerini açabileceğini ve eğer
istiyorsa Hera'ya dokunarak köpek fobisini tamamen
yenebileceğini söyledim. Kabul etti.
Hipnozu bozulmadan gözlerini
açtı köpeğin yanına gitti ve köpekle birlikte resim
çektirdi.
Uygulama eğitimini pekiştirmem
için aynı gün bir çok uygulama yapmam gerekiyordu. Bu
sefer de araba fobisi olan bir arkadaşımız (O) gönüllü
oldu. Bu arkadaşımız araba ile hiç bir yere gidemediğinden
eğitime de geç kalmıştı. Malum her saat otobüs
bulmak mümkün olmaz. Hipnoz esnasında isterse hipnozu
bozulmadan gözlerini açarak araba kullanabileceğini söyledim.
Arabaya 10 yıldır binmediğini ve ehliyeti olmasına rağmen
unutmuş olabileceğini söyledi. "Mesele değil, hatırlayabilmeniz
için yanınıza bir gönüllü bir rehber
verebilirim" dedim.
Az önce köpek ile resim
çektiren arkadaşımız gönüllü oldu. Rehberi eşliğinde
arkadaşımız arabayı kullandığı esnada bu çok ilginç
manzarayı izleyen Dr.arkadaşlarımızdan biri "Bu
arabaya şimdi köpeği de koyacaksın, mükemmel bir
manzara olacak " dedi.
2.Tıbbi Hipnoz Kursu
2.hipnoz kursunun ilk günüydü.
Dr.Murat
Ulusoy ve ben
kurstan sonra Bakırköy'e aynı arabada dönüyorduk. Arabayı
ben kullanıyordum. Hayatımda bu kadar yorgun olduğumu
hatırlamıyorum. Çünkü bir gün öncesinden Dr.Ali
Özden Öztürk hocamın bir ameliyatına katılmıştım. Tabi ben ameliyat
sırasında Cevat Kelle gibi kameramanlık yapmıştım. Yorgundum
çünkü ameliyatın görüntülerini bir gün sonraki kursa yetiştirmem
için CD'ye aktarmam gerekiyordu. Bu yüzden sabaha kadar
uyumamayı seve seve tercih ettim. Sabah hipnoz kursuna
gözlerim kan çanağı vaziyette gittim. Kurs boyunca
saatlerce koşturdum ve bir çok kursiyerle sohbet ettim.
Ancak kurs esnasında hiç yorgunluk hissetmedim. Arabaya
binince yorgunluğu hissetmiş olmalıyım ki kendi
kendime dikkatli ol diye telkin verdiğimi hatırlıyorum.
Bakırköy meydanı yakınlarındaydık ki ben birden fren yaptım.
Sonra "önümde hiç bir yaya ve araç yok ben niye fren yaptım?
diye kendi kendime sordum. Biraz sonra arabanın arkasından geçen bir
yaya için fren yaptığımı anladım. Durumu
Dr.Murat'a
söylediğimde bastı kahkahayı. Arabaya binerken kendi
kendime verdiğim "dikkatli ol" telkini biraz fazla olmuş ki
arkamda duran yaya için fren yaptım dedim. Telkinin
dozunu fazla kaçırmıştım.
Eve bu halde gidebileceğimden
Murat emin değildi, ama elinden de bir şey gelmiyordu,
çünkü o da kursun heyecanından İstanbul'a gelirken uyumamış.
Yani arabayı o'da kullanamaz. Neyse yıllardır arabayı
bir yere vurmadığıma göre bundan sonrada vurmam dedim.
Hem canım telkinlerim sayesinde o kadar dikkatliydim ki arabanın arkasından
geçen yaya için bile fren yapıyordum. Böyle bir sürücü
nasıl kaza yapar :))) mümkün değil ki...
Hiç bitmeyen enerji Ali Eşref hocam:
1. ve 2.Hipnoz kursunda Ali Eşref hocam inanılmaz bir
performans gösteriyordu. Kursla ilgili her şeyden o sorumlu
olmasına rağmen bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji ile
çalışıyordu. Üstelik yaşı altmıştı. Kursun ilk günü sabahtan
itibaren kursiyerler Ali hocamın cep telefonunu arayarak
kursa gelmek için yol tarif edilmesini bile istiyorlardı.
Daha kurs başlamadan hocamın cep telefonu her iki dakikada
bir zaten çalıyordu. Saatlerce hiç bir yazılı kaynak kullanmadan
tüm bilgi ve becerisini kursiyerlerle paylaşıyordu. Hocamın
bu performansını gören Dr.Kemal Tekesin kardeşim Ali hocam
için "DURACELL" gibi bitip tükenmeden çalışıyor"
dedi. Gerçekten Dr.Kemal kardeşimin benzetmesi yerine
çok oturmuştu.
Aradan bir kaç gün geçtikten sonra Ali Eşref hocama "Hocam
nasıl hiç yorulmadan, bıkmadan ve usanmadan böylesine
mükemmel bir performans gösteriyorsunuz ?" dedim.
Hocam "elbette hipnoz sayesinde" dedi ve ekledi
"iyi hipnotist her zaman hipnozdadır." Hocama
katılmakla birlikte aslında aynı şeyleri bende yaşıyordum.
Hipnozla Gerçekleştirilen Bir Ameliyat
25 Nisan 2003 tarihinde Batı Bahat Hastanesinde narkoz
veya anestezi olmadan sadece hipnozla bir ameliyat gerçekleştirildi.
Ameliyat için hastayı hipnoza hocam Dr.Ali Özden Öztürk
hazırladı. Bu ameliyatta bana kameramanlık görevi verildi.
Hayatımda ilk defa bir ameliyata girecektim ve biraz heyecanlıydım.
Bir cerrah arkadaş "Tuncay bir ara kamera tavanı göstermez değil mi ?" diye
espri yapıyordu. (Ben ameliyatta göreceğim görüntülerden
dolayı bayılırsam kameraman olduğum için kamera doğal olarak tavanı gösterecektir).
Neyse ameliyata girdik. Başlangıçta ameliyata girecek
hasta hariç :)) herkeste bir tedirginlik vardı. Hipnozun
etkisi ile ameliyat ekibi içinde en rahat görünen hastanın
kendisi idi. Hipnozla böyle bir operasyonun yapılabileceğine
insanın kolay kolay aklı ermiyordu. Ameliyatı gerçekleştirecek
cerrah arkadaşımız olan Dr.Vedat bey de ilk defa böyle
bir operasyon yapıyordu.
Ameliyat başladı ama buna ameliyat demeye bin şahit gerekir.
Çünkü hasta dahil tüm ameliyat ekibi şarkı söylüyordu.
Hasta çevrede olup biten her şeyin farkındaydı. Bir ara
bize nasıl mantı yapıldığını anlattı. Bilinçli hipnoz
ekolünün gerçekleştirdiği ameliyatları ilk defa
bu kadar yakından tanık oluyordum. Daha önce sadece videodan
seyrediyordum. Hastanın bilinçlilik düzeyinde bırakın
azalmayı artma bile meydana gelmişti. Çünkü ameliyatın
başlarında ben şarkı bilmem diyen hastanın aklına bir
çok şarkı gelmeye başlamıştı.
Ameliyat çok başarılı geçmişti. Hasta odasına alındı.
Hastanın akrabaları oldukça endişeli görünüyordu. Hastanın
yüzündeki gülümseme ve rahatlığı görünce hasta yakınları
da ferahladı. Hasta bir ah bile demeden koskoca ameliyata
canlı canlı girip çıkmıştı. Hipnoz farkındalığı sayesinde
zerre kadar acı hissetmedi. Ameliyat ekibinden bazı hemşirelerin
şöyle dediğini duydum:" Hastayı neredeyse ortadan
ikiye böleceğiz hasta gık demiyor, üstelik gözleri de
açık."
Hastanın kan kaybı çok az olmuştu. Anestezi ile yapılan
ameliyatların tersine hastada ameliyat sonrası ağrıda
yoktu.
Bu ameliyatla ilgili başka enteresan bir hadise anlatayım.
Tam ameliyat bitmişti ve herkes dağılmak üzereydi. Hastanın
odasına bir hemşire gelmiş ve hastadan kan örneği almak
istemiş. Az önce ameliyat olan hastanın parmağına iğneyi
batırınca hasta "ay acıdı " demiş ve elini çekmiş.
Sizce neden ameliyatta hasta acı hissetmedi de bir iğne
batması hastanın elini geri çekmesine neden oldu ?
Çünkü
hipnozla hastaya sadece karın bölgesinde (ameliyat bölgesi)
acı ve ağrı hissetmeyeceği şeklinde idi.
Gelelim bu ameliyatın bana hissettirdiklerine:
İnsan meğer her zaman hipnozdaymış. Çünkü her zaman bize
doğru veya yanlış öğretilen bilgiler doğrultusunda dünyayı
algılıyoruz. Zaten hep birilerinin etkisindeyiz. Bize çocukken sobaya dokunduğumuzda "cısss
elin yanar" denildiği için acı duyumumuz gelişiyor.
Oysa anne-babalar çocuklara "istediğin zaman acı
ve ağrıyı bloke edebilirsin" şeklinde bilgi ve eğitim
verseydi hayatımız boyunca acı ve ağrıyı kontrol edebilirdik.
Sonuçta bu yetenek zaten beynimizde var. Ama hipnoz sadece
tüm yeteneklerimizi keşfetmemize yardımcı oluyor.
Yürümeyi
yeni öğrenen çocukları dikkatlice gözlemleyin. Ara sıra
kıç üstü düşerler. Sonra hiç bir şey olmamış gibi
etrafı seyrederler. Eğer etraftakiler "eyvah düşütü"
diye panik yapmaya başlarsa çocuk ağlamaya başlar."
Eğer o çocuk yalnız olsaydı ağlamazdı.
Bu ameliyat üzerine düşünürken askerlik arkadaşım olan
Hüseyin As teğmen aklıma geldi. Hüseyin As teğmen
de benim
gibi psikologtur. Askerdeki deyimle Hüseyin benim
"çömezimdi".
Benim askerliğimin bitmesinden sonra benden görevimi devralacak
kişiydi. Sivil hayatta Konya'da bir kadın doğum hastanesinde
psikolog olarak çalışmaktaymış. Doğumlar esnasında veya
öncesinde kadınlar panik yaptığında, sinirlendiklerine
doktorlar Hüseyin'i çağırıp; "Hüseyin kadını sakinleştirir
misin?" derlermiş. Arkadaşım
Hüseyin de "Yahu ben narkoz muyum ?" dermiş.
Diyeceğim o ki, o zamanlar
sevgili Hüseyin hipnozun ameliyatlarda narkoz kadar etkili bir yöntem olduğunu bilseydi "Yahu ben
narkoz muyum?"
demezdi. Çünkü yukarıda anlattığım ameliyattan anlayacağınız
gibi insanın kendiside hipnotistte gerektiğinde narkoz
olabilir, narkozun yerini alabilir.
Hipnoz kursu esnasında ameliyatın video görüntülerini
seyreden Sayın Dr.Tahir Özakkaş "Son yıllarda hipnozla
böyle ameliyat gerçekleştirilmiyor. Dünyada böyle bir
iş başarabilmek gerçekten çok zor. Bu vakayı yurt dışındaki
kongrelerde mutlaka sunmalısınız" dedi.

Resim:Opr.Dr Hüsnü İsmet Öztürk Bilinçli Hipnoz Yöntemiyle
Haydarpaşa Numune Hastanesinde 2000'in üzerinde ağır
ameliyat gerçekleştirmiştir.
Hipnozla Sinüzit Tedavilerim
Benim kronik sinüzit sorunum vardı. Bir sohbet esnasında
Dr.Ali Özden hocamın yakınlarından birinden hocanın
hipnozla sinüzit tedavisi yaptığını duydum. O an için
bu düşünce içime çöreklendi. Bende bundan
yararlansaydım ne güzel olurdu diye düşündüm. Ama
bir yandan da içimde bir şüphe vardı. Çünkü
hipnozla sinüzit tedavi edildiğini ilk defa duyuyordum.
Ama aynı zamanda "neden olmasın?" diyordum. Üstelik
hipnozu bildiğim için bu tedavi bana bedavaya gelecekti
:)) Tabi normal yollarla tedavi olabilmek için elimden ne
geliyorsa yaptım. Cerrahi operasyonlar geçirdim. İlaçlar,
antibiyotikler
belirli bir süre etkili oluyordu. Bir süre yararı olan
antibiyotiği bir kaç ay sonra aldığımda zaman zaman
daha kötü olduğum da olabiliyordu.
Bir gece sinüzitin getirdiği baş ağrısından
dolayı sabah saat 6 ya kadar uyuyamadım. İlaçlarımı
aldım ama ağrım iki katına çıktı. Her iki burnumda
büyük oranda tıkalıydı. Üstelik temmuz aynın ortasında.
Artık iş başa düşmüştü. Bu sorundan kurtulmadan
bana rahat yoktu. Kendi kendime hipnoz uyguladım ve kendi
kendime şöyle telkinde bulundum. "Ben insanım, aciz değilim,
güçlüyüm. Ben yeterince arzu edersem problemimin
tedavisi için gereken en kaliteli ilaçları vücudum üretebilir.
İçimde beni dinleyen bana yardımcı olmayan çalışan
üstün bir güç her zaman var. Bu üstün güç
sayesinde yaşıyorum. Bu üstün güç şu anda kalbimin
atışını düzenliyor; Gerektiğinde hızlandırıyor,
gerektiğinde yavaşlatıyor. Nefes alışlarımı bilinçli
olarak kontrol etmiyorum. Ancak içimdeki bilincin
nefeslerimi de kontrol etmesi sayesinde kendi kendime
nefes alıyorum. İşte sinüzit sorunumda aynı şekilde
tedavi edilecek. Canlı
bir organizma olmamdan dolayı dinamik bir yapım var.
Hastalıklar karşısında bu canlı organizmanın
kullanabileceği güçler de var. Bu andan itibaren sinüzit
problemimin tedavisi için gereken her türlü kimyasal,
biyolojik faaliyet vücudumda başlayacak. Artık kendi
eczanemi kullanacağım. " Bu ve buna benzer telkinleri
tekrar ederken hipnozdan uykuya transfer oldum.
Sabah kalktığımda nefes alamamaktan
kaynaklanan baş ağrılarımın yok olduğunu hayretle gördüm.
Daha önce bilgisayarın başında çalışırken ekranın
önünde en fazla yarım saat durabiliyordum. O gün
saatlerce hiç bir yorgunluk hissetmeden çalıştım.
Önceden
vakit bulursam gün ortasında siesta yapardım. Çünkü
malum sinüzitin getirdiği ağrı ve yorgunluk ile ayakta kalmak kolay
olmuyordu. İlk gün siesta ihtiyacı hissetmedim. Artık
canavar gibi çalışabiliyordum.
Akşam yemeklerinden
sonra üzerime büyük bir ağırlık çökerdi; artık o
da yok olmuştu. Tüm bunlar olurken elbette sinüs boşluklarındaki
mikropların nereye gittiğini de merak ediyordum.
Telkinle onları oradan söküp atmayı başardığıma
kendim dahi zor inanıyordum. Dedim "belki geçici bir
etkidir, belki bir kaç gün sonra eski halime dönerim."
Eski halime dönmemek için 4-5 akşam aynı telkinleri
tekrarladım. Aradan bir hafta geçtikten sonra artık
benim de normal insanlarınki gibi bir burnum ve sinüslerim
vardı:)) Diğer ilginç bir konuda artık bende uykum
geldiğinde diğer insanlar gibi esnemeye başlamıştım.
Daha önce burnumda tıkanmalardan dolayı delik yoktu ki nefes alıp
esneyeyim.
Dr.Ali Özden hocamın sözlerini hatırladım.
"Bir hücreniz bile sizi duyar. Bilinçlilik insanın
her zerresinde mevcuttur. Hipnoz bilinçsizlik hali değildir,
aksine her hücrenizi bilinçli bir şekilde kullanmanızdır."
Özetle hipnozla tanışmadan önce
beynim kafatasımın içinde bir mahkumiyet yaşıyordu.
Hipnozla tanıştıktan sonra, beynim hem kendisinin hem
de vücudumun amiri ve efendisi oldu. Aradığım her şey
kafa tasının içinde zaten varmış. Her insanın sağlıklı,
mutlu, huzurlu ve başarılı olabilmesine yetecek güçler
kendi içinde vardır. Yeter ki dışarıdaki oyun ve oynaşı
bırakıp içeriye yönelebilelim. Yeter ki yeterince iyi
kullanılabildiğinde düşüncelerin maddelerden daha iyi
ilaç olabildiğinin bilincinde olalım. Tüm bu
olanlardan sonra şunları anladım;
1. Vücudu beyin kontrol
ediyormuş :))
2. Ben bir canlıymışım. Canlı
olmak öyle basit bir şey değilmiş. Canlılık sorun ve
hastalık karşısında bir şeyleri kendi kendime değiştirme
gücüne sahipsem başlıyormuş. Düşüncelerim ve
bedenim % 100 dış çevre şartlarına bağlı ise canlı
olmanın ne anlamı var ki?
Daha sonra can dostum Dr.Murat Ulusoy
batıda sinüzit tedavisinde imajinasyonların kullanıldığını
söyledi. Hastalardan kendilerini çok sıcak bir çölde
düşünmeleri isteniyormuş. Bu esnada hastalar kanalların
kuruyarak açıldığını imajine (hayal) ediyorlarmış.
Ve şimdi yıl Temmuz 2004.
Sinüzit için kendi kendime hipnoz uygulayalı bir yıl
kadar oldu. O günden sonra sinüzit için herhangi bir
ilaç kullanma ihtiyacı hissetmedim. Tabi bu durumdan
dolayı eczacım büyük zarar etmiş oldu. Sinüslerim
artık normal. Ama nasıl olduğunu bende tam bilmiyorum.
Hipnozun Getirdiği Olumlu İlişkiler
Bir sohbet ortamında Dr.Recai Yahyaoğlu hipnozla tedavi
ettiği bir hastasından bahsetti. Hastasının kendisini
sık sık arayarak teşekkür ettiğini söyledi. Bende
Recai
beye şöyle sordum.
"Recai bey, bu hastanızı ilaçla tedavi etmiş olsaydınız
sizi arayarak teşekkür eder miydi ?" Recai bey
"Hiç sanmıyorum"
dedi.
Durumu Dr.Murat Ulusoy'a
aktardım. O da aynen katıldı. Kendi hastalarının da tedaviden
sonra aynı olumlu duygulara sahip olduğunu söyledi. Başka
hiç bir tedavi yönteminde bu özelliği görmek gerçekten
güç. Danışanlarımın aradan yıllar geçse de beni unutmayarak
aramaları gerçekten hoş bir duygu. Sanırım biz hipnotistler
danışanlarımızın ruh arkadaşı oluyoruz. İyi
empati, samimi, güven dolu ve sıcak bir ortam, hem hipnoz için gerekli hem de olumlu
sonuçları meydana getiriyor.
Odamda Sürekli Hipnozda Olan
Askerler
Ben lise yıllarımda tanıdığım
hipnozu kullanmaya yedek subaylığım esnasında başladım.
Askeri bir klinikte çalışıyordum. Hipnozun pratiğini
öğrenmemde mehmetçiklere çok şey borçluyum. Çünkü
onlar hipnoz için en uygun kişilerdir.
Odama sabah 08.00 da geliyordum. Tabi
hemen güne hipnoz yaparak başlıyordum. Hatta kahvaltıdan
önce her zaman bir askere hipnoz yapardım. Bir gün baştabip
acil olarak odasına gelmem için haber gönderdi. O
esnada da her zaman olduğu gibi odamda hipnozda
olan bir asker vardı. Askere ben gelene kadar ne olursa
olsun yerinden kalmaması gerektiğini ve gözünü açmaması
gerektiğini telkin ederek baştabibin odasına gittim.
Odama döndüğümde beni oldukça seven
komutanlarımızdan bir albayın hipnozdaki askerle konuştuğunu
gördüm. Albay "bu asker niye ayağa kalmıyor" diye bana
sordu. "Komutanım o asker hipnozda ve ayağa
kalkmamasını ben söylemiştim" dedim. Albay "ha o
zaman iş başka bende neredeyse şimdi bu asker için çok
kötü şeyler düşünüyordum" dedi. Albay ben
odada yokken askere "evladım niye ayağa kalkıp
selam vermiyorsun ?" demiş. Asker
"Tuncay asteğmenim yerimden kalkmamamı söyledi"
demiş. "Tuncay asteğmense ben de albayım" demiş
bizim komutan. Bizim asker ayağa kalkmayı denemiş ama
kalkamamış ve ayaklarının çok uyuşuk olduğunu söylemiş.
Tabi bizim albay askerin numara yaptığını düşünmüş
ve "Kalk ulan ayağa diye" askeri yukarı kaldırmış.
Hipnozdaki asker yere yığılmış. Aslında çok iyi
kalpli olan albay "evladım ne oldu ki sana gözlerini
açamıyorsun ve ayağa kalkamıyorsun" demiş.
Ben odaya girene kadar albayda askerde
oldukça macera yaşamışlar. Neyse ki hipnozda bu
askerin yaşadıklarının normal olduğunu albaya açıkladım
da asker ceza almaktan kurtuldu.
Askerliğim sırasında odamda sürekli
hipnozda olan bir iki asker bulunuyordu. Çünkü kliniğe
gelen yaralı asker sayısı oldukça fazlaydı. Yaralı
askerler yavaş yavaş hipnozda olmanın yaralanmalarından
kaynaklanan acıları dindirdiğini keşfetmişlerdi.
Hatta bir tanesi iyileştikten sırf hipnoz olmak için
kendini yaralamıştı ve bana "Komutanım askerliğim
boyunca hipnozda kalmamı sağlayabilir misiniz? Çünkü
hipnozdayken hiç sorunumu düşünmüyorum ve vaktin nasıl
geçtiğini anlamıyorum, onun için askerlik çabuk
biter
demişti " Ben de bu askeri hipnoza alarak bilerek bir
daha asla kendini yaralayamayacağı telkininde bulundum.
Zaten bir daha yaparsa ona hipnoz yapmayacağımı da söyledim.
Eskiden sohbet etmek için odama gelen
arkadaşlarım hipnoza başladıktan sonra odamda sürekli
hipnozda bulunan askerler yüzünden artık odama giremez
olmuşlardı. Bizim albay gibi odaya bilmeden girenler de
çeşitli şoklar yaşıyorlardı.
Hipnozun Avantajları
Daha önce bir çok psikoterapiye gitmiş
bir danışan karşıma oturdu ve hemen söze şöyle başladı.
"Tuncay bey daha önce ki terapistlerimle oyun oynadım ve
onları kandırdım. Artık ne kendimi kandırmak
istiyorum ne de terapistlerimi. Bunun için hipnoterapiye
geldim, artık kendi gerçeğimi öğrenmek istiyorum.
Anladım ki ben artık kendim değilim. Hipnoterapi ile
kendim olmak istiyorum."
Psikonalitik terapi görmüş başka
bir danışan bana geldi. Danışanıma "psikoanalizle aranız
nasıl ne oranda yararlanabildiniz?" diye sordum. Danışan
şöyle cevap verdi:
" Psikoanaliz kendim hakkımda
bilinçlenmemi sağladı. Ama tek başına bilinçlenmekte
yetmiyor. Benim kendimi kontrol etmeye ihtiyacım var ve gördüğüm
kadarıyla hipnoz bunu sağlayabiliyor. "
Diğer psikoterapileri bitiren danışanlar
"psikoterapist" olamazlar. Ancak hipnoterapiden
bir sefer yararlanan insanlar kendi kendilerinin
hipnoterapisti olabilirler. Çünkü hipnoz kolayca öğrenilebilecek
bir yöntemdir. Hipnozu artık öğrenmiş insanlar yaşamda
karşılaşabilecekleri bir çok sorun için hipnozu kendi
kendilerine evde uygulayabilirler. Örneğin depresyonu
hipnozla aşmış bir insan ders başarısını arttırmada
ingilizce eğitiminde hipnozu rahatlıkla kullanabilir.
Hipnozda Artan Bilinçlilik Ve Farkındalık
Bir Sohbetimiz esnasında Sayın Uzm.Dr.
Tahir Özakkaş'a bana da bir danışanımın açtığı bir
konuyu söylemiştim. Danışanım bana şöyle sormuştu:
"Tuncay bey bir kaç seans hipnozdan sonra anladım
ki hipnoz bir bilinçlilik haliymiş. Ancak elbette ben böyle
olduğunu bilmiyordum. Ben bilinçliyken bu sorunlarımı
çözemediğim için bilincimi kaybedersem belki sorunlarımı
çözerim diye hipnoza geldim" dedi.
Tahir bey hafif bir gülümsemeden biraz
düşündü ve soruya şöyle cevap verdi "Tuncay şimdi
şu salondaki eşyalara ve etrafına bir bakıver. Sonra
bu salonda olan nesnelerden bir tanesini seç ve bana seçtiğin
nesnenin ne olduğunu söyle." Tahir beyin dediği
gibi etrafıma baktım ve "bardak" kelimesini seçtim
ve Tahir beye söyledim.
Tahir bey "Şimdi de salondaki eşyaları
gözden geçirelim. Dikkatlice baktığında az önce aklına
gelmeyen bir çok cisim olduğunu göreceksin" dedi
ve az önce benim çok dikkat etmediğim bir çok nesne söyledi.
Sonra Tahir bey gülümseyerek "İşte Tuncay
hipnozda bu görmediğin ve farkına varmadığın
nesneleri de görmeye başlarsın " dedi.
Tahir bey bu sözleri ile hipnozda bilinçliliğin
ve farkındalığın nasıl arttığını güzelce açıklamıştı.
Türkiye'de hipnozun bu özelliğine
(hipnozda bilinçliliğin arttığını ve arttırılması
gerektiğine) ilk defa temas eden Bilinçli
hipnoz ekolünün kurucusu Opr.Hüsnü İsmet
Öztürk'tür. Ancak bazıları ya Hüsnü hocayı anlayamıyor
ya da anlamak istemiyorlar. Bu şahıslar "bilinçsiz
hipnoz var mı ki bilinçli hipnoz olsun" gibi sözler
ediyorlar. Onlara göre hipnoz sadece değiştirilmiş bir
bilinçlilik halidir. Ama nasıl değiştirilmiş olduğu
konusuna açıklık getirmiyorlar. Bilinçli hipnoz ekolü
bu değiştirilmenin bilinçliliğin artması şeklinde
olduğunu savunmaktadır.
>>SAYFANIN
DEVAMI
©Copyright
2001, 2004 Psk.Tuncay
Özer. Tüm hakları saklıdır. Kaynak göstermek ve link koymak
şartı ile sadece internet ortamında kullanmak için izin almadan alıntı
yapabilirsiniz. Diğer türlü alıntılar için kanun gereği
izin alınması gerekmektedir.