Depresyonda Hipnoterapi (Örnek  D.Hanım)

İlk seansta fark ettiğim başka önemli bir konu ise (yani benim açımdan önemli) danışanım D.hanımın sadist bir insan dediği annesinin benim ilkokul öğretmenlerimden bir tanesi olması idi. Ne tesadüf değil mi ? Dünya küçükmüş. Gerçektende D.nin annesi sadistti çünkü o öğretmen beni 1.5 yıl okutmuştu ve başımda mutlaka değnekten dolayı kabuk bağlamış yara izleri hiç eksik olmazdı. Ve hemen hemen her dersim zayıftı. Sonra bu sadist öğretmenimin tayini çıkmıştı, tüm sınıfta kurtulmuştuk. Yeni gelen öğretmeni çok sevmiştik. Getirdiğim ilk karne ailemde herkesi şok etmişti. Hepsi pekiyi. Ne diyeyim bu sadist öğretmen sadece öğrencilerine değil çocuklarına da sadistmiş meğer. Ve kaderde öğretmenimin çocuğuna hipnoterapi yapmak varmış. Hem de  aradan 22 yıl geçtikten sonra farklı bir şehirde.

Hipnoza başlamadan hemen önce D.ye bak şimdi annenin öğrencilerine ne işkenceler yaptığını sana anlatırım senin şimdi hiç bir şeyin kalmaz:)) diye espri yapmıştım.  D.hanımda " Evet olabilir. Aman kardeş bak beterin beteri varmış der iyileşirmişim" dedi.

Hipnoza başladık. Hipnoz halinde olduğuna inandırmak biraz zaman aldı. Çünkü çok şüpheciydi ve kendine güveni yoktu. Sonradan hipnozda olduğundan hiç bir şüphesi kalmadı. Birinci seansta meydana gelen en ilginç şey gördürdüğüm hipnotik rüya oldu. Danışanıma senin için anlamlı bir rüya göreceksin demiştim. Şimdi gördüğü rüyayı beraber inceleyelim. Sarı kumlarla örtülü bir çölde yerde bir delik açılıyor. Ama bu delik çok garip bir delik. Sanki deliğin diğer tarafında çok farklı bir Dünya var. Sonra top gibi bir şey geliyor ve o delikten içeri giriyor. Deliğin etrafında bir bebek dolaşıyor. Bebek ağlamadan deliğin etrafında dolaşıyor. Garip garip deliğe bakıyor. Ve etrafta bir kaktüs var. Bu rüyasının anlamı bence şu idi: Hayatımda ki tek varlık olan ananem öldü (çöldeki delikten geçmek rüyada ölüm olarak sembolize ediliyordu.) Ben bu çölde (dünya) yapayalnız kaldım.Nitekim danışanımda yalnız yaşayan 34 yaşında bir bayan. Çöldeki kaktüs annesini yani benim ilkokul öğretmenimi sembolize ediyordu. Çünkü d.hanım annesinin evinde yalnız yaşıyordu. Annesinde evin anahtarı bulunduğundan ara sıra eve gelir ışıkları açık bırakır gidermiş. Yani bunun anlamı bak gelip ben seni kontrol ediyorum. Annesinin bu türlü rahatsız edici davranışlarından dolayı d.hanım rüyasında annesini kaktüs olarak görüyordu. Bilinçaltı kendini rüyada bir bebek olarak tasvir ediyordu. Yani bir bebek gibi çaresizim demek istiyordu. İleride bu hipnotik rüyanın danışanın bilinçaltı sorunlarının çözümlenmesinde ve bilinçaltına gizli telkinler göndermede ve işlemez hale gelen bilinçaltını yeniden çalıştırmada nasıl kullanıldığımı anlatacağım. Gizli veya açık hiçbir telkin vermeden birinci seansı bitirdim. 

Hipnoz seansından sonra danışan inanılmaz bir neşe hissediyordu. Çünkü hipnoz esnasında danışan oldukça hüzünlenmişti. Bilinçaltı dengeleme mekanizması (Homoestasis) gereği hipnozdan hemen sonra neşe hissediyordu. İkinci seans tam tersi oldu. Yani hipnoz sırasında çok neşeli olduğu için hipnozdan sonra biraz huzursuzluk hissetmişti. Kısa süre sonra bu huzursuzluğu yok oldu.

İkinci seansa başlamadan önce danışan ayaklarının uyuşur gibi olduğunu söyledi. Aynı uyuşukluğu hipnoterapiye gelirken dolmuşta da hissettiğini söyledi. Kendisine bunun bilinçaltındaki anlamının " Ben hipnoterapiye gitmek istemiyorum." demek olduğunu söylediğimde ayağında hiç bir uyuşukluk kalmamıştı.D.Hanım ayaklarıyla konuşuyordu ve ayaklarına telkinde bulunuyordu."Tamam artık geldik işte kaçış yok hipnoterapiden. Zaten başka çaremizde yok ondan dolayı geldik sevgili ayağım :):) " derken neşeyle gülüyordu. Böylece ayağındaki ağrı geçti.

Danışanım seansa başlamadan önce başında migren ağrısına benzer bir ağrı olduğunu söyledi. Bu türlü baş ağrılarının anlamının "pişmanlık" anlamına geldiğini söylediğimde hiç bir baş ağrısı kalmamıştı. Geçmişinde ne zaman pişmanlık duygusu yaşasa bu türlü baş ağrısı çektiğini söyledi.

İkinci seansta hali ile daha derin bir gevşeme halinde idi. Gelelim bu danışanımın hipnoterapisinde en önemli noktaya. Bu danışanımda terapi stratejisi olarak danışanın bilinçaltındaki olumsuz  imajları değiştirme tekniğinin yeterli olacağını düşündüm. Olumsuz imajların  terapideki başarısını sınamak için danışana başka hiç bir telkin vermemeye özen gösteriyordum. Bundan dolayı bu sefer yaptığım hipnoterapi küçük bir deneysel araştırma niteliği taşıyordu. Diyeceksiniz ki, neydi danışanın bilinçaltındaki olumsuz  imajları. Danışanın hipnoz altında gördüğü rüyayı hatırladınız mı? İşte danışanın en önemli olumsuz  imajı  bu rüyası idi. Hipnozda iken danışanı tekrar rüyanın gerçekleştiği çöl sahnesine geri götürdüm. Deliğin etrafında dolaşan bebeği (kendisini yani) aynen gördüğünü söyledi.

-Şimdi bebek oradan biraz uzaklaşıyor ve az ileride bir çiçek  var onu görüyor musun ?  dedim.
D.Hanım  - Evet. Çiçek bir mor menekşe " dedi ve yüzünde birden bire mutluluk ifadesi belirdi.
-Biraz daha uzakta farklı renkte farklı bir çiçek daha var. Yaklaşıyorsun ve bu çiçeği kokluyorsun dedim. Nasıl bir çiçek bu ikinci çicek ?
D.Hanım    -Bir gül.
-Şimdi etrafına bakınırken biraz ileride ağaçlar görüyorsun sanki vadi veya vaha gibi bir yer. Biraz daha yaklaşınca küçük bir orman olduğunu anlıyorsun. Bu ormanda dereler akıyor, kuşlar cıvıldıyor, hayvanlar oynaşıyor sen ne yapıyorsun bakalım ?
D.Hanım   - Şelale var orada yüzüyorum.
-Etrafında neler var ?
D.Hanım   -Geyikler, tavşanlar ve hemen hemen her türlü hayvan var. Ağaçtan bir klübe var. Ben orada yaşıyormuşum.
Peki şimdi etrafta sen yaşlarda bir erkek çocuk olduğunu fark ediyorsun. Onunla arkadaş oluyorsun.
-Peki şimdi bir süre için bu manzaradan çıkalım ve Erenköy'e evine gidelim ve orayı temizleyelim. Topladığımız gerekli olmayan şeylerin hepsini çöldeki o kuyuya at bakalım.
D.Hanım  -Attım.
Sonra tüm depresyon belirtilerini, hayatında sana mutsuzluk getiren her şeyi götür at bakalım o deliğe.
D.Hanım  -Evimin tamamını o delikten sığdırmam zor oldu ama onu da attım (danışanın oturduğu ev annesine ait olduğu için evini pek sevmiyordu. Bu seanstan sonra kendine ahşap bir ev kiraladı)
Başka neler atıyorsun o delikten.
D.Hanım  - Şimdi annem de deliğin öbür tarafında. Onun da delikten sığması zor oldu.

İşte bu şekilde hastalık ve mutsuzluk yapan her şeyi sırası ile D.Hanım hayatından uzaklaştırmıştı (kuyuya atmıştı). Aynı seans sırasında şimdi senin için anlamlı ve özel bir rüya göreceksin dedim. D.Hanım yeni rüyasını şöyle anlattı: " Bir evdeyim. Ama ev ikiye ayrılmış. Benim bulunduğum yer tertemiz. Çalışma masam var. Evin diğer tarafını pek göremiyorum. Ama sanki evin diğer tarafında babaannemin ocağına benzeyen antika bir ocak var. Ve evin bu gizli bölmesi çok kirli ve tozlu. İnsanı ürpertiyor adeta. Evin pencereden adeta tüm uzay görünüyor. Ve gökyüzünde koskocaman bir yıldız görüyorum. Gittikçe bana yaklaşıyor. Ve pencereye çok yaklaşıyor. Şimdi adeta burnumun dibinde bu yıldız.Ve o anda sönüyor.

Şimdi bu rüyasını gelin birlikte anlamlandıralım. Evin iki bölümden oluşması ve bir tarafının temiz diğer tarafının antika eşyalarla dolu olmasının anlamı şudur. Artık eski hayatıma bir set çektim. Ve şu andan itibaren başlayan yeni hayatım var. Eski yaşantımın tüm ürpertici olumsuzlukları evin diğer bölmesinde kaldı. Bu diğer bölmenin eski olduğunu biliyorum. Benim yaşadığım bölme ise (yeni hayatı) pırıl pırıl. Ve severek isteyerek çalışıyorum.

Danışanımla yaptığım telefon görüşmelerinde artık yaşamında hiç bir sorun kalmadığını, yeme içmesinin düzene girdiğini, artık bol bol yemek yiyerek sonra kusmadığını (bulimia nevroza) ve daha önce aşırı korku duyduğu yeni işine başlamak için şimdi çok garip bir şekilde istek ve heyecan hissettiğini söyledi. Bende o anda derin bir oh çektim. Bilinçaltındaki olumsuz imajların değiştirilmesi bu kadar başarılı sonuçlar almamızı sağlamıştı. Sonra bana son günlerde daha öncekinin aksine bir çok rüya gördüğünü söyledi. Bu durumu şöyle yorumladım: Ağır yaşam sorunları danışanın bilinçaltını işlemez hale getirmişti. Bilinçaltı D.Hanımı koruyamaz hale geldiği için depresyondan kurtulamıyordu. Ben hipnoterapi ile çalışmaz haldeki bilinçaltını yeniden aktif hale getirmiştim. Bundan dolayı danışan artık bir çok rüya görmeye başlamıştı. Artık her şey normale dönmüştü. İki seans sonucunda depresyonun D.si dahi kalmamıştı. Yeniden müzik bile dinlemeye başladığını söyledi.

Birinci ve ikinci seans toplam 16 saat sürmüştü. Her iki seansta bende yorgunluktan eser yoktu. Genellikle hipnoterapiden sonra eve gelip oturuncaya kadar herhangi bir yorgunluk hissetmem. Eve gelince beni görseniz sanırsınız ki üzerimden kamyon geçmiş. Çünkü her hipnoterapi seansım sırasında bende tüm dikkatimi danışanıma verdiğimden bende bir hipnoz hali yaşarım. Bundan dolayı seansım sırasında benim bilinçaltım bir çok çözüm yolları üretir." E-öyle ya bilinçaltının halinden bilinçaltı anlar::)) Danışanıma ne zaman ne söyleyeceğim çoğu zaman içime doğar. Yani hipnoterapinin terapi kısmını benim bilinçaltım üstlenebilir." Bu söylediklerimin pozitif bilime garip geldiğini biliyorum. Psikoloğun işi genellikle garipliklerle uğraşmaktır. Ve elde edilen yegane sonuçta doğada aslında hiçbir şeyin garip ve bilinçdışı olmadığı sonucudur.

3.seansa başlamadan önce artık danışanın ağlamalarının ve ağlama isteğinin yok olduğunu öğrendim. Hastaneye gelirken dolmuşun aynasında gülen bir bayan görmüş. Acaba bu bayan niye gülüyor derken birde bakmış ki gülen aslında kendisi. Gülmeyi unutmuş birini hipnoterapi yeniden yaşama döndürüyordu. D.hanım şöyle devam etti:" En son tartıldığımdan bu yana 5 kilo vermişim. Hipnoterapiden sonra günde 1 öğün yemek yiyorum. Daha önce etrafımda meydana gelen hiç bir olumsuzluğa hiç bir tepki vermezdim artık gereken yerde gereken tepkileri vermeye başladım. Örneğin bu gün bir genç kaldırımda kasıtlı olarak geldi ve bana omuz attı. Hipnoterapiden önce hiç bir ses çıkarmazdım. Oysa şimdi her insanın doğal olarak vereceği  tepkiyi bende verdim. Yani artık sokaklarda yaşayan bir ölü gibi dolaşmıyorum. Artık eskisi gibi aşırı alıngan değilim"  Danışan bu sözleri söylerken aklımdan sokakta gezen bir ölü ve bu derece depresyonda olan biri böyle kasıtlı omuz atma terbiyesizliğine tepki veremez diye düşündüm. D.hanım birinci seansın aksine her konuda espri yapıyordu. Açıkcası üçüncü seansa gerek olup olmadığı konusunda tereddütte kaldım bir an. Artık espri yapmaktan hipnoterapiye başlamakta geç kalmıştık. Danışanın yaptığı en güzel espri şuydu: " Tuncay bey galiba ben biraz fazla iyileştim; depresyonumun birazını geri versenizde gülmesem." Espriler hipnoza girmeyi geciktirdiğinden o hipnoza girerken ben uzakta durursam gülmeyeceğini söyledi. Ve ben camdan Bakırköy Meydanını seyrederken ve kahvemi yudumlarken o kendi kendine hipnoza girdi.

Bu seansta yine rüya gördürdüm. Rüyasında kendisini çok uzun bir yolda gördü. Adeta sonu olmayan bir yol. Etrafta apartmanlar vardı sıra sıra dizilmiş. Ancak apartmanların kapı ve pencereleri yoktu. Bu sefer danışanın bilinçaltının bana söylediği şey şuydu: " Çölden sokağa geldim. Yani depresyon durumundan çıktım ( çöl )normal yaşama (sokağa) döndüm. Bu mesajı aldığım anda sokağı ayrıntılı şekilde tasvir etmesini istedim. D.Hanım sokakta çiçekler buldu ve onları çok sevdi. Bu sokakta apartmanların kapı ve pencerelerinin olmamasını ben yalnızlığı severim olarak anlamlandırdım. Nitekim kendiside yalnız yaşıyordu. Daha sonraki rüyasında kavak ağaçlarının altında kendini uzanmışken ve dinlenirken buldu. Mutluydu, uzakta bir köy vardı bilmediği bir köy. Bu rüyasının anlamı da aynıydı. Artık çölde (depresyonda) değilim.Son rüyasında ise kendini uçsuz bucaksız bir pembeliğin içinde gördü. Etraf muazzam pembe idi. Pembe mutluluğun ve sevginin sembolüdür. Son rüyasını ben sonsuz mutluluk istiyorum veya hissettiğim mutluluk sonsuzluk gibi olarak yorumladım.

4.üncü ve son seansında söyledikleri şöyledir:"Artık tırnak yemiyorum. Unutkanlığım çok azaldı. Eskiden sorunlarım anlatmakla bitmezdi şimdi "Ay ben anlatacak sorun bulamaz oldum." dedi. Önceden kendimde bakkala gidecek güç bulamazdım şimdi oturduğum annemin evinden taşınacağım. Ahşap bir ev tuttum. Evin oldukça bakıma ihtiyacı var. Hipnoterapiden önce bırakın ev tutup tadilatını yapmayı kendi evimdeki çöpleri atmazdım. Artık yolda neredeyse dans ederek yürüyeceğim. O kadar kendimi enerji dolu hissediyorum. Depresyondayken hiç müzik dinleyemezdim artık  severek dinliyorum. Hipnozdan sonra 7 kilo verdim. Meğer mutlu olmak için bir sebep gerekmiyormuş ve aslında benimde bir sorunum yokmuş. Her şeyi sorun haline getiren benmişim." dedi.

4.üncü seansa gelmesinin nedeni kendine olan güvenini artırmaktı. Güvensizliğinin nedenin ailesinin kendisine olan iğrenç ve kötü sözleri olduğunu düşünüyordu.

Seans sırasında hipnotik rüyasında  Sakıp Sabancı gibi bir iş adamının ölmüş kızını olarak görmüş. Ve kendisi bu evi kiralıyormuş. Evin kitaplıklarında depresyonla ilgili, kilo problemleri ile ilgili bir sürü kitap olduğunu görmüş. Bu rüyasının anlamını şöyle yorumladım. Artık depresyondaki D.hanım yani kendisi ölmüş. Şimdi öyle bir yeni D.hanım var ki eski D.hanımdan eser kalmadı. Rüyasında kendini Sabancının kızı olarak görüyordu.  

Hipnoz esnasında kendisini Sabancının ölmüş kızı olarak gördüğü rüyasına gitmesini istedim. Depresyon ve kilo problemleri ile ilgili kitapların yanında bir kitap görüyorsun kitabın adı şu: " D.Hanımın  güvensizliğinin nedeni olan ve annesinden işittiği kötü sözler." Şimdi bu kitaptaki sözleri son kez oku ve sen nasıl istiyorsan öyle yok et dedim. D.Hanım kitabın çok kalın olduğunu söylerken gözleri yaşardı. Ne türlü sözler görüyorsun o kitapta dedim. Bazı örnekler verdi.

1.Allahın cezası ve belası.
2.Sen geri zekalısın hiç bir şeyi beceremessin.
3.Sen bize maddi olarak yük oluyorsun. Onun için sana bu evde hizmetçilik yaptıracağım.

Gibi sözler annesinin sözleri idi. Böyle bir insanın anne ve öğretmen olması sizce mümkün müdür ? Maalesef bu insan benimde 1.5 yıl öğretmenliğimi yapmıştı. Hatta okuma yazmayı bana öğreten insandı. Bu ne biçim eğitim sistemidir bu ne biçim sağlık sistemidir anlamak çok güç. İnsandan ve çocuktan nefret eden bir insanı eğitim sistemimiz öğretmen yapıyor.

Sonra o kitabı yaktı ve küllerini yok etti. Hipnoz sona ermeden gördüğü rüyasında kendini yine daha önce gördüğü yolda gördü. Hani sonu yokmuş gibi görünen yol. Bu rüyasında aslında o yolun sonunun olduğunu gördü. Bu sefer yola yağmur yağıyordu. Kendisi motorsiklete binmişti. Yağmurun etkisi ile yolun sağında ve solunda çiçekler açmıştı ve gürleşmişti. Bu yol sonra bir sahil yoluna çıkıyordu. Yolun sol tarafı denizdi. Sağ tarafına hiç bakmıyordu. Yolun sol tarafı yani deniz gördüğü tarafı kendini sembolize ediyordu. Çünkü kendi adıda deniz anlamına geliyordu. Sağ tarafı ise 34 yıl yaşadığı acı hayatı sembolize ediyordu. Ve artık o tarafa başını çevirip bakmıyordu. Sonra kendisini denizde yüzüyor olarak gördü. Denizin bittiği yerde çok dar bir kumsal vardı. Kumsaldan hemen sonra çok dik bir dağ vardı. Bu dağa çıkıp tepesine mavi bir bayrak dikmişti. Dağ yine eski yaşantısını temsil ediyordu. Dağın tepesine mavi bayrak dikmesi de eski yaşantısına karşı kazandığı zaferi temsil ediyordu. Dağın öbür tarafında bir yerleşim yeri vardı. Ve Dağın tepesinde mutlu bir şekilde uzanmış yatıyordu. Gayet huzurluydu. Sonra tekrar denize döndü ve  yüzüyordu. Denizde bir yolcu gemisi vardı ve zaman zaman gidip geliyordu. Bu son rüyalarında yolcu gemisi, yerleşim yeri ve köy sembollerinin anlamı danışanın çöl rüyası hatırlandığında daha iyi anlaşılabilir. Çölde bir kaktüsten başka hiç bir şey yoktu. Kaktüs annesinin sembolüydü. Çöl rüyasından sonra gördüğü tüm rüyalar yaşamında meydana gelen değişiklikleri anlatıyordu. Bir çölden çıktığımız hipnoterapi yolculuğu masmavi bir denizde sonlandırmıştık.

Bu seansın teknik yönden farkı danışanın  sadece bilinçaltının daha önce ürettiği bir manzaraya konsantrasyonla hipnoz halinin elde edilmesiydi (post hipnotik telkin olmadan). İnsan zaten kendi içinde bulunan duygu düşünceler üzerinde daha kolay konsantre olabilir. Neydi bu zihinsel manzara? 3.seansta kendini uçsuz bucaksız bir pembeliğin içinde görmdüğü manzara. Bu manzara gevşemeyi sağladığından hipnozu da sağlayabilmişti. Seanslar sırasında danışanın sesini duymakta zorlandığımdan bende bu son seansa hazırlıklı gelmiştim ve işitme cihazı takıyordum. Meğer kendisi seans sırasında bağırarak konuştuğunu sanıyormuş. Başka bir konuda işitme cihazı takmadan önce sürekli kendisini duyamadığımı söylüyordum. Ben bir ara duyamadım deyince o'da türkçeye tercüme edeyim mi diye espri bile yaptı.

4.üncü seanstan bir hafta sonra D.hanım ve onun bir arkadaşı internetteki online hipnoz sohbetlerimize katıldılar.D.Hanımın arkadaşına D.Hanımda ne gibi değişiklikler gözlediğini sordum. Bundan 4 hafta öncesine kadar D.hanımla kendisinin depresyon konusunda iyi bir ikili olduklarını söyledi. Öyle ki koro halinde ooooffffffffffffff offfffffffffffffffff ooooooooooffffffffffffffffff diye sohbet ederlermiş ve iletişim kurarlarmış. Şimdi D.Hanım kurtuldu ben solo yapmak zorunda kaldım dedi.

Burada seansları bitirdik. Bu araştırmam hipnozla meydana getirilen ruh hali değişikliklerinin sağlığa kavuşmada ne kadar etkili olduğunu test etmeyi amaçlıyordu. Sonuçlar gayet sevindirici oldu.

Aradan yaklaşık 1,5 yıl geçtikten sonra danışanım beni aradı ve bir rüyasında zil takıp oynadığını söyledi. Hipnoz danışanımın sadece günlük yaşantısına değil rüyalarına bile mutluluk getirmişti. Özünde danışanım o kadar neşeli ve mutlu bir insandı ki belki de depresyona en son onun girmesi gerekirdi. Depresif duygularının uzaklaşması ile bulduğu enerji sayesinde işini büyülttmüş. Daha önce depresyon iş hayatını olumsuz etkilediği için maddi sıkıntıları vardı. Ama artık hem maddi hem manevi huzuru bulmuştu. Ağır bir depresyondan zil takıp oynamaya uzanan bir vaka çalışmam da böylece sonuçlanmış oldu.

Şimdi aklıma bir Tuncayca fikir geldi söylemeden yapamayacağım. Keşke diyorum ilkokul yıllarında bu öğretmenimden (danışanımın annesi) hatıra kalan başımdaki kabuklu yaralardan birazını numune olarak saklasaydım. Önümüz 24 kasım öğretmenler günü. Kendisine biraz eski kabuklu yaralarımdan hediye eder sonrada - iyi ki tayinin çıkmış öğretmenim ! yoksa sayende sınıfın en tembeli olarak kalacaktım. Sen gittikten sonra sınıfın en çalışkan öğrencisi oldum derdim. Buda kendi kendime yaptığım bir hipnoz sanırım :)

4.Seanstan yaklaşık 2 yıl sonra danışanım ziyaretime geldi. Artık yaşamında bir çok şey değişmişti. Her zaman espriler yapıyordu. Hatta o kadar neşeliydi ki pop star yarışması için hazırlanıyordu:)) Hipnoterapinin kalıcı etkisini ve bir insana kazandırdığım mutluluğu görmek beni de mutlu etti.

Bu danışanımda kullandığım yöntemi aslında Jung da Aktif İmgelem (imajinasyon) yöntemi adı altında kullanmakta idi. Bu yöntemde bilinçaltındaki içerikler bilince alınır, bunun için genel olarak kişinin ruhunda vuran simgelerden yararlanılır. Terapi sürecinde bilinçaltındaki içerikler yalnız algılanmakla kalmayıp, bir takım değiştirmelere konu yapılır ve kişi bunlarla bütünleşir.

>>> ANA SAYFA

 

©Copyright 2001, 2004 Psk.Tuncay Özer. Tüm hakları saklıdır. Kaynak göstermek ve  link  koymak  şartı ile sadece internet ortamında kullanmak için izin almadan alıntı yapabilirsiniz. Diğer türlü alıntılar için kanun gereği  izin alınması gerekmektedir.

 

 

Psikolog Tuncay ÖZER  BAKIRKÖY / İST.