1.BÖLÜM
DR. ERİCKSON’UN YAŞAM ÖYKÜSÜ
Dr.Erickson
'un en sıra dışı özelliklerini söyleyerek iyi bir başlangıç
yapabiliriz.
1. Bulunduğu her türlü ortamdaki kişilere
konuşmalarıyla hipnoz uygulayabilirdi.
2. Toplu halde
gözler açık vaziyette hipnoz yapabilir ve telkin
verebilirdi.
3. Yukarıdaki
özelliklerinden dolayı bir çok insan Erickson tarafından
hipnoza alındığını yıllar sonra tesadüfen öğrendi.
Erickson çocuk
felci geçirmiş, uzun yıllar boyunca yataktan kalkamamıştı.
Ancak bu olumsuz durumu en iyi şekilde kendi yararına
kullanmayı bildi. Hastalığı süresince sadece gözlerini
hareket ettirebildi. Bu durumda yaşamdan zevk almanın
yollarını düşünmeye başladı. Yapılabildiği ona zevk veren
tek şey, yeni şeyler keşfetmek için insanları gözlemlemekti.
Kız kardeşlerini gözlemlemeye başladı. Kız kardeşinden
öğrendiği ilk şey birinin, "Evet" dediğinde, bunun hayır
demek anlamına gelebildiğiydi...Aynı şekilde kardeşleri
"Hayır" dediklerinde bunun anlamı “Evet” olabiliyordu.
Erickson bu şekilde yıllarca insanları gözlemleyerek
gözlemin gücünü keşfetti. Sözsüz iletişim ve beden dili
konusunda keşifler yapmaya başladı. Öğrenme süreçlerinde
bilinçaltının gücünü keşfetti. Yokuş inerken yer çekiminin
aşağı doğru uyguladığı kuvvet gibi insanların öğrenmesi
sırasında da bilinçaltının da etken bir kuvvet olduğunu
savundu.
En küçük kardeşini emekleme aşamasından yürümeyi
öğrenme aşamasına kadar gözlemledi. Yürümeyi öğrenmek için
çocuk bilinçli hiçbir caba sarf etmiyordu. Yürümeyi
öğrendikten sonra da yürümeye özen göstermek için bilinçli
bir çaba göstermiyordu. Yürümeyi nasıl öğrendiğimizi
hatırlıyor muyuz? Hayır değil mi? Ama yürüyoruz? Buna göre
her şey başlangıçta bilinç düzeyinde öğrenilebilse de
sonradan öğrenilen her şey " farkında olmadan bilinçaltına
inmektedir .
Erickson, kız kardeşinin yürümeyi öğrenme
hikayesini çok ayrıntılı şekilde terapinin başında bazı
hastalarına anlatırdı. Bir bebeğin yürümeyi öğrenmesini
hastasına anlatarak danışanına aşağıdaki indirekt telkinleri
vermiş olurdu.
1. Öğrenmenin aslında ne
kadar basit olduğu.
2. Danışanın bilinçaltı
problemlerinin ve başarısızlıklarının başlangıç zamanlarına,
zihinsel küçük bir seyahat yapalım.
3. Öğrenme bazen zor olsa da,
azmedilirse her şeyi öğrenilebilir.
4. İnsanların farkında
olmadıkları güçleri vardır.
AYAKLAR HAREKET EDİN
Erickson, ilk felci 17 yaşında geçirdi.Yatağa düştüğünde
doktorların annesine sabaha çıkamayacağı sözünü duyduğunda
içi öfkeyle dolmuş, annesinden dışarının manzarasını
engelleyen pencerenin önündeki büyük dolabı yana çekmesini
istemişti.. sabahı göremeyecekse, günbatımını mutlaka
görmeliydi. Böylece hem annesine yaşama arzusunu ilan edip
ümit vermiş, hem de bu kısa vadeli hedefe odaklanarak
kendini bekleyen ölüm tehdidine karşı korkusunu bastırmıştı.
Gün batımının ancak yarısını seyredebilen Erickson, üç
günlük bir koma halinden tamamen felçli olarak çıktı. Bu
halde geçirdiği uzun zaman boyunca, insanların kelimeleri
nasıl kullandığını, jest ve mimiklerin iletişimdeki rolünü
gözlemleriyle anlayacaktır. Ona en çok acı veren şey yalnız
kalmaktır. Dışarıyı göremeden sandalyesinde yalnız oturduğu
bir gün, aralık pencereden gelen oyun sesleri, aklını çeldi.
Büyük bir istekle pencereden bakmayı, diğerlerinin arasına
katılmayı istedi. Tam o anda sandalyesinin hafifçe
kıpırdadığını fark etti. Büyük bir heyecanla kendisine
emirler yağdırmaya başladı: "Ayaklar hareket edin!
Sandalyeyi sallayın!" Ancak bir şey değişmedi. Neden sonra
yorulup bundan vazgeçti. Sonraki denemesinde yine gündüz
düşlerine kapıldığı anda, sandalyeyi hareket ettirebildi.
Erickson'un "indirekt telkin" yöntemini keşfi böyle oldu.
Öneriyi bilinç değil, bilinçaltı deşifre etmekte, böylece
uyarılan hayal gücü vücuda, bilincin verebileceğinden daha
güçlü bir şekilde telkin vermekteydi. Bu olayı takip eden
iki yıl süresince Erickson, kendine yürümeyi öğretti ve bunu
o günlerde emekleyen kız kardeşini izleyerek yaptı. Erickson
çocuk felci hastalığına “ insan davranışı konusundaki en iyi
öğretmenim” derdi ( Zeig, 1980 a).
SÖZLÜKLERİ EZBERLİYORDU
O diğer çocuklardan farklı bir çocuk olarak biliniyordu.
Derslerinde çok başarılıydı. İçinde doymak bilmez bir okuma
isteği vardı. Ama okuyacak kitap bulamadığı için sözlükleri
tekrar tekrar okuyordu. Böylece kendini de eğlendiriyordu.
Çocukken sözlükleri ezberlemesinden dolayı “bay sözlük”
olarak anıldı.”16 yaşlarında bir dergide gençliğin sorunları
hakkında yazdığı bir makalesi yayınlandı.
KANO
GEZİSİ
Kısmen
iyileştiğinde tamamen iyileşmesini sağlamak amacıyla bir
seyahate çıkmayı planlamıştı. Wisconsin ırmağı boyunca kano
ile gezmeyi ve kamp yapmayı düşünüyordu. Ancak beraber yola
çıkmayı düşündüğü arkadaşı son anda geziden vazgeçti.
Erickson seyahati yalnız yapacağını ailesine söylemeden,
cebinde sadece 5 dolarla, yola koyuldu. Kanoya kadar yardım
alarak yürüdü. Bu gezinin amacı kaslarını güçlendirmek ve
hastalığını yenmekti. Bu geziyi yalnız bile olsa
başaracağından emindi.
Altı hafta sonra eve cebinde beş dolarla ve
kasları güçlenmiş olarak dönmüştü. Bu seyahat sonunda
yürümeyi yeniden öğrenmişti. Yürümeyi öğrenmesi gerekiyordu
çünkü üniversiteye gitmek istiyordu. Bu gezi sayesinde
kaslarını güçlendirmişti. Kano gezisi sırasında karşılaştığı
balıkçılara hikayeler anlatmış, ödül olarak da onlardan
akşam yemeği kazanmıştı. Sonrasında ne zaman acıksa
balıkçıların yanına gitmiş, onlara hikayeler anlatarak altı
hafta boyunca karnını böyle doyurmuştu. O anda hikayelerin
insanları çok etkilediğini keşfetti. Sonraki yıllarda
insanları etkileme de ve terapide hikaye öğesini sıkça
kullandı.
Erickson’un
hipnoza olan ilgisi psikoloji bölümünde öğrenci iken Clark
L. Hull‘un bir hipnoz demonstrasyonu sırasında başladı.
Erickson Hull‘dan oldukça etkilenmişti. Hemen o yaz
tatilinde birkaç yüz kişiyi hipnoz uygulayarak bu tekniği
kullanmaya başladı.
İNEK
AHIRA GİRMEYİNCE
Erickson'un
çocukluğu bir çiftlik evinde geçmişti. Bir gün babasının,
inekleri ahıra sokmak için büyük bir uğraş verdiğini gördü.
Babası, boynuna bağlı ipten çekerek tüm gücü ile hayvanı
ahıra çekmeye çalışıyor ama başarılı olmuyordu. Ailenin
diğer fertleri babalarına yardım için ipe asılıyor yine bir
yararı olmuyordu. Küçük Erickson fark ettirmeden hayvanın
arkasına geçerek kuyruğundan tuttu ve onu ahırdan
uzaklaştırmak için var gücüyle çekti. İnek panik içinde
Erickson'u da arkasından sürükleyerek ahıra girdi (CP,p.
412).
ERİCKSON NASIL KİTAP SATARDI ?
Erickson
daha genç bir öğrenciyken kitap satarak harçlığını
çıkarmaya çalışırdı. Lynn Hoffman'ın naklettiğine göre
kitaplarını hipnoz yöntemini kullanarak satmaktadır. Bir gün
yaşlı bir domuz çiftliği sahibine kitap satmaya çalıştığında
"Ben kitap okumam, sadece domuzlarımı beslemekle meşgulüm,
git işine be evlat!"gibi bir tepki görür. Hemen hiç
düşünmeden yerden aldığı taşın üzerine domuzların kıçlarının
resimlerini çizmeye başlar. Nasıl olduysa adam fikrini
değiştirip kitaplardan satın alır ve o akşam çiftlikte
kalmasını bile rica eder. Bununla da kalmaz sohbet esnasında
Erickson'a çok güzel domuz resimleri çizdiğini söylemeyi
ihmal etmez.
BUZLARIN ÜZERİNDE YÜRÜMEK
Erickson bir gün
işe giderken yolda bir ayağını kaybetmiş bir gazi ile
karşılaşır. Adam buz tutmuş yolda, düşmeden yürüyüp
yürüyemeyeceğini düşünerek adımlarını tereddütle
atmaktadır. Adama biraz beklerse buzların üzerinde düşmeden
nasıl rahatlıkla yürünebileceğini göstereceğini söyleyerek
buzlu yoldan yürüyerek yolun karşısına geçer. Şaşıran adam
bunu nasıl yaptığını sorar.”Gözlerinizi kapatırsanız size de
buzların üzerinde yürümesini öğretebilirim" der. Gözlerini
kapattıktan sonra etrafında daire çizerek dönmesini, biraz
ileri-geri sağa ve sola yürümesini ister. Adamın kafasının
karıştığını fark edince de dosdoğru yürümesini ister. Adam
gözlerini açtığında buzlu, kaygan yolun arkasında kaldığını
görür. Adamın “Buraya nasıl geçtim?” sorusuna Erickson,”Gördüğünüz
gibi normal yolda yürüyormuş gibi karşıya geçtiniz. Çünkü
buz üzerinde yürümeye hazırlandığınızda, kaslarınız düşmeye
doğru sizi hazırlar. Bu bir " zihinsel settir." Bu zihinsel
setten dolayı insanlar düşerler. Oysa insanlar ayaklarını
kaygan olmayan normal bir yere basar gibi düşünerek
yürürlerse düşmezler" der.
TUZU
BANA UZATIR MISINIZ ?
Erickson yemek
yerken, tuz gerektiğinde bunu kimseye söylemeden de onların
bile farkına varamayacağı şekilde tuzu birilerinin elinden
almayı başarırdı. Sofrada bulunanlardan biri ne olduğunu
anlamadan ve bunu niye yaptığını anlamadan birden bire
kendini Erickson’a tuzu uzatırken bulurdu. O, büyük bir
ustalıkla konuşmalarının içine "tuzu bana uzatır mısın"
telkinini gizlice yerleştirirdi. Bu gizli telkini, tuzu
uzatan kişinin bilinçaltı algılamaktadır.
DANIŞANLARI İLE İLİŞKİLERİ
Erickson
hastaları ile evinde ilgilenirdi. Danışanları için
hazırladığı bekleme salonu, aynı zamanda evin oturma
odasıydı. Gelen hastalar terapistin aile yaşantısını da
gözlemlerdi. Sekiz çocuğu hastalarla yeterince
ilgileniyordu. Yani evde sekiz tane asistanı vardı.
Psikoterapi konusundaki dünya çapındaki ününe rağmen
mütevazı bir seans odası bulunmaktaydı. Ev ortamının
psikoterapi için daha uygun ve sıcak olduğunu düşünüyordu.
O’na Göre ofisler ev ortamına göre insanlara daha soğuk
gelmekte daha ticari bir görüntü vermekteydi.
Yaşamının son dönemlerinde 1 saatlik seans
ücreti 40 dolardı. Öğrencilerine seans ücretini seansın
sonunda almalarını önerirdi. Ona göre bilimsel bilgi
satılamaz paylaşılırdı.
Terapi için ödeyecek parası olmayan hastaları da kabul eder,
onlara rahatlıkla yapabilecekleri örneğin bahçenin bakımını
yapmak gibi işler verirdi. Hasta bahçe işlerine yardımcı
olurken sekiz çocuğunu da yardıma gönderirdi. Böylece hem
hastasına hem de çocuklarına bir terapi ortamı sağlar,
ayrıca fiziksel özründen dolayı yapmakta zorlanabileceği
işleri de halledilmiş olurdu.
Erickson her zaman danışanları ile samimi idi.
Onlarla sık sık akşam yemeğine giderdi. Kendisi gidemediği
durumlarda kızı Betty danışanlara eşlik ederdi. Danışanları
ile markete gider, onlarla yaz aylarında bahçede çimlerin
üzerinde uyurdu. Arizona'daki evinin arkasındaki Squaw
tepesine danışanları ile tırmanırdı.
Onun bu davranışı her zaman aklımdadır ve
gerektiğinde ben de seanslarımda bu yaklaşımı kullanırım.
Bir gün 18 yaşlarında ve terapi için verecek parası olmayan
genç bir kız gelmişti. Seanstan sonra. Bana borçlu kalmak
istemediğini söylediğinde genç kızın el işleriyle
uğraştığını hatırladım ve ondan eşim için oya yapmasını
istedim. Böylece bana borçlu kalacağını düşünmeyecek minnet
duygusu altında ezilmeyecekti. Eşim de oyayı çok sever ama
yapmasını bilmez. Biri oya hediye etse çok sevinir. Böylece
hem eşimi hem de genç kızı memnun etmiş oldum.
PARDON
SAATİNİZ KAÇ?
Erickson ile
ilgili her zaman anlatılan ve herkesin bildiği bir olay
vardır. Yolda giderken kazayla çarptığı kişiye aniden
"Pardon saatiniz kaç?" diye sorar. Adam saati söylemeye
vakit bulamadan başka bir soru daha sorar: "Bu gün günlerden
ne?" sonra adama "Oturup bir şeyler içelim mi?" der. Adam
oturduktan biraz sonra irkilerek kalkar ve "Yahu benim
burada ne işim var? demeye başlar. Adam hipnotize olmuş
çarpma olayını da çoktan unutmuştur.
1950’li yılların öncesinde Erickson hipnozun
"özel bir durum" olduğunu söylemektedir. Hipnoz hali günlük
yaşantımızda sürekli kendiliğinden biz farkında olmadan bile
meydana geldiği için yukarıdaki örnekte olduğu gibi "doğal
ve özel bir durum" idi. Ancak klinikte kullanılmaya
elverişli hipnoz, ayaküstü daha nadir meydana gelmektedir.
Bu tür hipnoz bir dakika sürebileceği gibi saatlerce de
sürebilmektedir.
PEMBE KRAVAT
Bir psikolog Erickson’un evine davet edilmiştir. Psikolog
hediye olarak Erickson’a pembe bir kravat hediye eder.
Erickson pembeyi çok severdi. Erickson kravat bağlama
konusunda yaklaşık yarım saat konuşur. Psikolog çok sonradan
anlar ki aslında Erickson kravat bağlama hakkında değil aile
bağları ve sosyal ilişkiler hakkında konuşma yapmaktadır.
ERİCKSON'UN BELİRGİN ÖZELLİKLERİ
Erickson'un
en önemli takipçileri ve bir anlamda dava arkadaşları
Psikolog Jeffrey Zeig, Psikolog Ernest Rossi, Robert Pearson
ve Kay Thompson’dır. Erickson’un ve Ernest Rossi’nin
birlikte kaleme aldıkları kitapların ve daha bir çok kitabın
Amerika’da şu anda yok sattığını hatırlatmak gerekir.
Tartışmasız Ericksonian yaklaşım dünyada hipnoterapi ve
psikoterapinin son parlayın yıldızıdır. Dr.Erickson
Amerika’da "great" (fevkalade) hipnoterapist olarak anılan
tek isim olmuştur.
Erickson yaygın olarak dünyanın en önde gelen
hipnoz uygulayıcısı teorisyeni ve öğretmeni olarak bilinir.
Modern medikal hipnozun babası olarak anılan tek isimdir.
Amerikalılar onu "Bay hipnoz" (Mr.Hypnosis) olarak
tanıdı (Secter, 1982). Hipnozun saygı duyulan klinik bir
araç haline gelmesinde en önemli katkılarda
bulunmuştur.Yalnızca Phonix’teki ofisinde 30.000 civarında
hasta ile çalıştığı tahmin edilmektedir. Kendisi hakkında
sadece Amerika’da 100 den fazla kitap yazılmıştır. Dünya
çapında adını taşıyan 50 adet enstitü bulunmaktadır.
Aynı anda hem psikoloji okurken hem de tıp
fakültesini bitirdi. Bu sayede hem American Psychological
Association (Bizdeki Psikologlar Derneği’nin karşılığı) hem
de American Psychiatric Association (Amerikan Psikiyatri
Derneği) üyesi olabildi. Yani hem psikiyatrist hem psikolog
olan nadir bulunan özellikleri sahip bir bilim adamıydı.
Günümüzde Ericksonian hipnoz konusunda
dünyada her ay en az bir kitap yayınlanmaktadır. Erickson
150 Makale ve 6 kitap yayınlamıştır. Türkiye'de ise konu
hakkında ki en geniş ve ilk Türkçe kaynak şu anda okuduğunuz
sayfalardır. İşte size dünya ve Türkiye'nin karşılaştırması.
Ondan önce hipnotistler hipnozun "Hipnotistin
otoritesini kabul eden pasif durumdaki danışanın telkin alma
kabiliyetini arttırarak ona telkinler yağdırmak “olduğunu
düşünüyorlardı. Onun metodu ise içsel kaynakları (inner
resources) öne çıkararak terapide kullanmaktı (Hammond,
1984). Erickson psikoterapi ve hipnozun bu içsel kaynakların
yeniden organize edilerek daha iyi kullanılması gerektiğini
savunmuştur (Zeig, 1985 s.6). Erickson, hipnozu danışanın
problemini çözmede danışanla işbirliğini sağlamak amacı ile
kullanmıştır.
Erickson
Jay Haley'in (1973) Sıradışı Terapi isimli kitabının
basılmasından sonra kısa dönem stratejik psikoterapinin
babası olarak anılmıştır (Zeig, 1985 s.5). Öğrencisi ve
yakın arkadaşı olan Haley (1980) terapinin çözüm değil,
problem olduğunu savunmaktadır. Problem danışanların
terapide olmasıdır. Çözüm danışanların bir an önce terapiden
yararlanmalarını sağlamaktır. Erickson, meslektaşının bu
görüşünü benimsemektedir.
O, hipnoz, öğretme, psikoterapi arasındaki
sınırları bulanıklaştırmıştır. Çünkü o öğretirken aynı
zamanda hipnoz yapmaktadır. Erickson'un konferanslarının
bant kayıtlarını inceleyen Zeig, onun konuşmalarının hipnoz
yapıcı özelliğini (zamana yayılmış hipnotik indüksiyon
içerdiğini) fark etmiştir. Bu durumu Zeig Erickson’a
söylediğinde o, "İzleyicileri motive ediyordum" cevabını
vermiştir (Zeig, 1985 s.6).
1980 yılındaki uluslararası Ericksonian hipnoz
ve psikoterapi kongresine 2000’in üzerinde psikoterapist
katılmıştır. Psikoterapi tarihinde bu sayı bir rekordur.
Erickson’un paradox, metaforlardan yararlanma ve semptomu
önerme gibi tekniklerini psikoterapistler artık yaygın
olarak kullanmaktadır. Semptom değiştirme tekniğini de ilk
defa Milton Erickson kullanmıştır.
Erickson kendisini bir hareket veya kültün
lideri olarak tanıtmamıştır. Psikoterapi ekolü kurmak gibi
bir niyeti olmadığı gibi aksine psikoterapistlere özgün
olmayı telkin ederdi (Zeig,1985). Erickson’un en küçük kızı
olan Dr.Kristina Erickson babasının yaklaşımını “That which
works ( İşe yarayan ne varsa)” olarak tanımlamıştır.
Erickson işe yarayan her şeyi denerdi.
Şurası tüm dünyada tartışmasız bir gerçeklik
olarak kabul edilmektedir ki, Erickson nadir bulunabilecek
en yenilikçi hipnoz ustasıdır. Hipnoterapi ile ilgili bir
çok fenomen keşfetmiştir.
YAŞAMININ SON DÖNEMLERİ
Erickson
yaşamının son döneminde sesinin tonunu ayarlayamaz hale
gelmişti. Hayatını sinema filmi yapma tekliflerini sağlık
sorunları nedeniyle kabul etmedi.
Erickson yaşamının son
günlerini çizgi filmler izleyerek ve komik kitaplar okuyarak
geçirdi. Hastalıkları iyice ilerlemişti ve yataktan
kalkamıyordu. Erickson “Beklediğimden çok daha fazla yaşadım
zaten” diyerek öldü. Özellikle yaşamının son dönemlerinde
sabah kalktığında “Ben hala yaşıyor muyum yahu? Diye
yataktan kalkardı. Gerçekten de o bedende o yaşa kadar
yaşayacak insan bulmak zordur.
O’na gelen hastalar kendi problemlerinin
o’nunkinden daha büyük olmadığını anlarlardı. O’nun mücadele
ettiği hastalıkların listesini öğrenen hastaları umutla
dolardı ve otomatik olarak üretici bir hayata yönlenirlerdi.
Çünkü hastalar Erickson’un evine gittiklerinden Erickson’un
yaşamdan maksimum zevki alarak yaşadığını kendi gözleri ile
görürlerdi.
İlerlemiş yaşına rağmen hayatının son 6 yılında
kendisini ziyaret eden terapist guruplarıyla hemen hemen her
gün 4-5 seans yaptı. Onlara beden dilini okuma,
alışkanlıkların yönünü değiştirme, telkin ve bilinçaltı
zihinlerindeki güçleri meydana çıkarmak için insanlara
yardım etme metotlarını öğretti.
Erickson ‘un bir çok hastalığı olmasına rağmen
her zaman “ölmek en son yapacağım iş olacak” derdi. Erickson
1980’ de 79 yaşında son işini de yaptı. Ölümünden
sonra cenaze töreni yapılmamasını, cesedinin yakılarak
küllerinin Squaw Tepesi’ne savrulmasını istedi.
Hipnoterapinin ve
psikoterapinin pratiğini ve teoriğini Milton H.Erickson' dan
daha fazla etkileyebilen bir kişi bulmak gerçekten zordur. Bir
psikiyatrist ve aynı zamanda psikolog olan Profesör
Erickson, dünyanın en önde gelen
hipnoz uygulayıcısı, teorisyeni ve öğretmeni olarak bilinir.
Modern medikal hipnozun babası olarak anılan tek isimdir.
Amerikalılar onu "bay hipnoz" olarak tanıdı. Hipnozun saygı
duyulan klinik bir araç haline gelmesinde çok önemli
katkılarda bulunmuştur. Yalnızca Phonix’teki ofisinde 30.000
civarında hasta ile çalıştığı tahmin edilmektedir. Kendisi
hakkında sadece Amerika’da 100 den fazla kitap yazılmıştır.
Günümüzde Ericksonian hipnoz ve psikoterapi konusunda
dünyada her ay en az bir kitap yayınlanmaktadır. Erickson 6
kitap ve 150 makale yayınlamıştır. Dünya çapında adını
taşıyan 50 adet enstitü, yüzlerce dernek ve vakıf
bulunmaktadır. Amerikan Klinik Hipnoz Birliği'nin (ASCH)
kurucu başkanlığını yapmıştır. 1980 yılındaki Uluslararası
Ericksonian Hipnoz ve Psikoterapi Kongresi’ne 2000’in
üzerinde psikoterapist katılmıştır. Psikoterapi tarihinde bu
sayı bir rekordur.
O hipnoz, öğretme ve psikoterapi arasındaki
sınırları bulanıklaştırmıştır. Çünkü o öğretirken aynı
zamanda hipnoz yapmaktadır. Erickson'un konferanslarının
bant kayıtlarını inceleyen Zeig, onun konuşmalarının hipnoz
yapıcı özelliğini (zamana yayılmış hipnotik indüksiyon
içerdiğini) fark etmiştir. Bu durumu Zeig Erickson’a
söylediğinde o, "İzleyicileri motive ediyordum" cevabını
vermiştir (Zeig, 1985 s.6).
Erickson çok zor hastalarla çalışırken çok
başarılı sonuçlar alarak haklı bir ün sahibi olmuştur.
Günümüzde tüm dünyanın sahiplendiği ve saygı duyduğu ender
bulunur bir bilim insanıdır.