ERİCKSONİAN HİPNOZUNUN TEMEL
ÖZELLİKLER
Erickson 1941’li yıllarda bile hipnoz konusunda zamanın
anlayışından çok daha farklı bir anlayışa sahip olduğunun
işaretlerini veriyordu. Bunu onun sözlerinden rahatlıkla
çıkarabiliriz:
“Psikologlar hipnozun kişiyi garip, pasif ve
hakim olunabilen bir yaratık haline getirdiği şeklindeki
yanlış inancı bırakmaktadırlar. Aksine psikologlar hipnozun
kişinin doğasında olan ve özünde bulunan olumlu davranış ve
tepkileri ortaya çıkarmada kullanılabileceğini ve
kullanılması gerektiğini anlamaya başlamışlardır.”
Dr.Milton H.Erickson yeni hipnoz anlayışıyla
devrim yaratmıştır. Çünkü klasik hipnoz anlayışına göre
hipnozun en önemli iki unsuru;
1.Gözü sabitleme (eye
fixation)
2.Kaslarda letarji (gevşeme) idi.
O bu
görüşleri kabul etmeyerek hipnozun terapist ve danışan
arasında özel bir iletişim sayesinde meydana geldiği
görüşünü savundu. Bu temel düşünceden yola çıkarak bir çok
yeni indüksiyon tekniği (hipnoza giriş tekniği) geliştirdi.
İnsanları odanın içinde dolaşırken veya insanları kendi
haberleri olmadan bile hipnotize edebiliyordu. Ona göre
hipnoz, fikirlerin iletişimi ve bir insanın diğerini
anlamasıydı.
Ona göre " Psikoterapi kişilerin eşsiz olduğu
ilkesine dayanarak her birey için ayrıca formüle
edilmelidir. Bundan dolayı indüksiyon tekniği de psikoterapi
gibi kişiye özel olmalıdır." Nasıl insan formüle edilemez
ise psikoterapi de hipnoterapi de indüksiyon da formüle
edilemez.
O indüksiyon ve psikoterapi tekniğini her
hastasında hastanın semptomlarına göre belirlerdi. Ona göre
her insanda karşılaşacağı problemlerin üstesinden gelmesine
yetecek bir içsel güç ve kaynak vardır. Terapistin görevi,
kişinin bu kaynaklara erişmesini ve kullanmasını sağlamak
olmalıdır.
Erickson, klasik hipnozu sadece 50 hastasında
kullandığını belirtmek gerekir. (Beahrs, 1971).
ERİCKSONİAN YAKLAŞIMINDA HİPNOZ
TANIMLARI
Erickson yapılan
tüm hipnoz tanımlarının objektif olamayacağı düşüncesiyle
hipnozu ayrı ve özel bir durum olarak değerlendirirdi.
Erickson içinde bulunduğu duruma ve ortama göre hipnozun bir
çok tanımını yapmıştır. Bir hipnoz seansında bulunan
hipnoterapist, danışan ve gözlemci doğal olarak hipnozu
farklı farklı tanımlarlar. Her birey kendi açısından olaya
bakar. Gözlemci açısından hipnoz etkili bir iletişim
olabilir. Danışan odaklanmış bir farkında olma hali olarak
hipnozu tanımlayabilir (Zeig & Lankton 1985, S 356).
Erickson’un yaklaşımı geleneksel anlamdaki hipnozu
indükte etmekteki (hipnozu başlatmakta) güçlüklerin Erickson
tarafından by-pass edilmesinden ortaya çıkmıştır
diyebiliriz. Erickson hipnozu: “İçsel konsantrasyonun
arttığı; dikkatin hatıralara, değerlere, düşüncelere, ve
inançlara odaklandığı değiştirilmiş bir durum” olarak
değerlendirir. Bu durumda hipnozu; çevredeki dünyanın
gerçeklerinden uzaklaşılmasına bağlı olarak ortaya çıkan,
bilinçaltı fenomenlerin ön planda meydana geldiği, “kişinin
"kendisine girişi” olarak değerlendirebiliriz (Zeig &
Lankton 1988,S 6-7).
Erickson’un
hipnozu en kısa şekliyle tanımlaması şöyleydi:Hipnoz
bilinçaltının öğrenmesidir (Zeig & Lankton 1985 S.9).
Erickson hipnozu danışanın içsel öğrenme süreçlerini uyaran
fikirlerin sunulması olarak kavramlaştırmıştır.
ERİCKSONİN YAKLAŞIMIN TEMELLERİ
Ericksonian
yaklaşımı oluşturan ve bu yaklaşımın temelinde bulunan
fikirleri S.G. Gilligan şu şekilde özetlemektedir:
1- Her insan eşsizdir.
Erickson’a göre terapistler her danışana bir teori
bulmaktansa, danışanı kendi teorilerine uydurmaya
eğilimindedirler. Ona göre teoriler danışanın kendisi
değildir (Lankton,1983 s.45).
2- Hipnoz fikirlerin
iletişimi şeklinde meydana gelen bir süreçtir.
3- Her insan problemlerini
çözebilecek kaynaklara sahiptir.
4- Hipnoz bu kaynakları
ortaya çıkarır.
5- Hipnoz her insanda
gözlemlenebilecek, aşk kadar, kızgınlık kadar doğal bir
fenomendir. Nasıl ki bir insan kızdığı zaman mutlaka bir
yere vurması gerekir diyemiyorsak, hipnozdaki kişi içinde
mutlaka şöyle hisseder veya mutlaka böyle yapar şeklinde
kesin bir şey diyemiyoruz. Bir insan kızdığında
saldırganlaşıp bir yerlere vurmuyor diye bu insanda
"kızgınlık belirtileri" yoktur diyemiyorsak, aynı şekilde
kişide hipnoz yeteneği var ya da yok diyemeyiz.
6- Transformasyon (değişim)
yanlışı düzeltmeden ziyade yönü değiştirme şeklindedir.
7- Kişinin eşsizliği bir çok
düzeyde ele alınabilir.
8- Bilinçaltı yararlı ve
üretici olarak otonom bir şekilde kullanılabilir.
Ona göre hipnoz
öğrenmenin ve değişimin meydana gelme ihtimalinin en yüksek
olduğu noktadır ve hipnoz için indüksiyon şart değildir.
Hipnoz herkes tarafından mutlaka yaşanmış olan doğal bir
durumdur. Bunun en iyi örneği gündüz rüyası olgusudur. O’na
göre hipnoz haline kayıtsız şartsız her insan yaşayabilir.
Ancak çoğumuz bunun farkında değilizdir. Zaten Erickson’un
danışanları çoğunlukla hipnoz halinde olduklarının farkında
bile değillerdi. Erickson farkında olmaları gerektiğini de
zaten düşünmüyordu. Klasik hipnoz anlayışında ise
danışanlarımızı hipnozda olduklarına inandırmak için oldukça
vakit kaybederiz. Çünkü danışanlar genellikle hipnoz halinde
hiçbir şeyi hatırlamayacaklarına şartlandırılmışlardır. Bunu
da olumsuz bir hipnoz olarak görmek lazım.
HİPNOZUN DERİNLİĞİ
Erickson’a göre hipnozun derinliğinin istenilen
amaçları gerçekleştirmede pek bir önemi yoktur. Çünkü en
hafif hipnoz bile bilinçaltına az çok ulaşmaya yeterli olur.
Hatta bunun için çoğunlukla hipnoza bile gerek kalmaz.
Bilinçaltının içeriğine bilinçliyken de ulaşılabilir.
Hipnoterapist ve danışanı, zihinlerini bilinçaltı düzeyinde
kullandığı her an hipnozdadır. Zihnin bilinçaltı düzeyini
kullanılması bilinçli düzeyin kullanılamaması anlamına
gelmez. Erickson’a göre insan bilinçliyken de bilinçaltından
yararlanır. Örneğin bir söz söylerken dilimizin ucunda pek
fazla kelime yoktur. Dilimizin ucunda bilinçlilik boyutunda
bir kelime bulunuyorsa o kelimenin arkasında bilinçaltı
boyutunda binlerce kelime bulunmaktadır.
Bir çok hipnoterapist hipnozun laterji, katalepsi
ve somnambul safhalarından (derinlik düzeyleri) meydana
geldiğini varsaymaktadır. Geleneksel yaklaşıma göre laterji
hafif bir hipnozdur. Katelepsi orta bir hipnoz düzeyidir.
Somnambul aşama ise en derin safhadır. Gerçekte bu durum
sadece bir varsayımdır. Çünkü bilimsel bakış açısı hipnozun
derinliğini danışanda meydana gelen somut değişikliklere
göre ölçme eğilimindedir. Oysa bir insanın hipnozu söz
konusu olunca hemen hemen her şey subjektifleşir. Geleneksel
bilimsel anlayış vücutta meydana gelen değişikliklere göre
(örneğin katalepsi hali) hipnozun derinliğini ölçme
eğilimindedir. Benim düşünceme göre hipnozda meydana gelen
tüm somut ve vücutsal değişiklikler tek bir kavrama işaret
eder. Bu kavram soyut bir kavram olan “uyum” kavramıdır.
Somut ve vücutsal değişiklikler danışan ve hipnotist
arasındaki uyumun sonucu olarak meydana gelir. Yani asıl
olan uyumdur. Ancak hipnotist ile danışan arasındaki “uyum”
kolay kolay ölçülebilecek bir kavram değildir. Uyum daha çok
hissedilir. Üstelik uyum sadece hipnoz seansında görülmez.
Öyle danışanlar vardır ki hipnoterapiye geldiği günün
sabahında kalkar kalkmaz hipnozdadır denilebilir. Çünkü uyum
süreci başlamıştır. Ama öyle dirençli danışanlar da vardır
ki hipnoterapiye geleceği gün kendini güçsüz halsiz ve hasta
gibi hisseder. Çünkü hipnoz için gerekli olan zihinsel uyumu
yakalayamamıştır. Muhtemelen uyum sürecini bozan bir çok
gereksiz, mantıksız ve yanlış inançları vardır. Böyle
insanlarda da ne yaparsanız yapın kolay kolay hipnoza
alamassınız çünkü uyum süreci topallamaktadır. Oysa ilk
örnekte danışan seansa koşa koşa gelmektedir. Çünkü o
insanın zihni hipnotistle, hipnoterapiyle ve sağlıklı
olmakla ilgili uyumu gerçekleştirmiştir.
Tüm bu nedenlerden dolayı danışanın hipnozdaki
derinliğini ölçmek bir vatandaşın ne kadar koyu Beşiktaşlı
olduğunu ölçmeye çalışmaya benzer. Burada koyu Beşiktaşlı
olmanın ölçütü nedir diye bir soru karşımıza çıkar. Maçlara
gitmek koyu Beşiktaşlı olmanın ölçütü olabilir mi? Veya
maçta daha fazla bağıran daha koyu Beşiktaşlıdır diyebilir
miyiz? Veya gece rüyasında Beşiktaş’ın maçlarını gören mi
fanatik Beşiktaşlıdır? Tüm bu sorular hipnozun derinliği
içinde sorulabilir. Derin hipnozda olmanın ne olduğuna kim
karar verecek?
Ancak fanatik Beşiktaşlı olmak konusunda
Beşiktaş takımı ile zihinsel uyumu en fazla yakalayan insan
en koyu Beşiktaşlıdır kavramı yanlış olmaz. Ancak zihinsel
uyum da dışarıdan kolay kolay gözlemlenebilen bir şey
olmadığı için bunu ölçmek öyle kolay bir şey değil.
Yukarıdaki mantığını hipnoza uygularsak
“Hipnozun derinliğinin ölçütü danışan ile hipnotist
arasındaki uyumun derinliğidir.” diyebiliriz. Neden bu
şekilde düşünüyorum konusuna gelince. Bazı danışanlar vardır
hipnozda kolunuz ağırlaşacak diye telkin verirsiniz ama
hiçbir şey değişmez. Ama aynı danışana şimdi bazı rüyalar
göreceksiniz dersiniz müthiş güzel rüyalar gördüğünü
söyleyebilir. Bunu nedeni şudur: Bazı insanlar kinestetiktir
ve bazı insanlarda görseldir. Kinestetik olanlar hipnozu
vücutlarında daha iyi yaşarlar. Görsel olanlar ise hipnozu
imajinatif olarak daha iyi yaşayabilirler. Bundan dolayı
hipnozda bir şey imajine edemeyen insana hipnoza girmedi
diyemeyiz belki de o insan bir şey görmüyor ama ağrıyı bloke
edebilir. Çünkü kinestetikler hipnozun etkisini vücutlarında
yaşarlar.
Yukarıdaki nedenlerden dolayı hipnoz öncesinde
bir insan görsel midir yoksa kinestetik midir veya işitsel
midir bunun farkına varmamız gerekir. Görsel olduğunu
anladığımız danışanın hipnoz indüksiyonu esnasında bol bol
imajları kullanarak hipnozu başarabiliriz. Ama kinestetik
biri karşımızda ise “Şimdi vücudunuz ne kadar ağır ve
rahat.” Sanki koltuk ile vücudunuz arasındaki ayrım kalkıyor
ve koltukla bütünleşiyorsunuz.” Gibisinden dokunma duyusu
ile ilgili telkinler vermek gerekir. İşitsel olan bir
insanın hipnoz indüksiyonunda ise ”Şu anda duyduğunuz
müziğin sesi, sizde eşsiz güzel duyguların uyanmasına neden
oluyor” şeklinde işitsel telkinler verilebilir. Birkaç derin
nefes almakla hipnoza girebilen bir çok danışan gördüm.
Onlar için hipnoz bu kadar basittir çünkü onlar hipnotist
ile zihinsel uyumu ve bağı yakalamışlardır. Aslında en
etkili sonuçları alanlar da uyumu en iyi yakalayanlardır.
HİPNOTİZABİLİTE (HİPNOZA GİRME
YETENEĞİ)
Erickson'a
göre normal insanların yüzde yüzü hipnotize edilebilir.
Zihinsel özürlü birisi de hipnotize edilebilir ancak çok
güçtür. Nevrozların bir çok çeşidi hipnotize edilebilir
ancak bazıları güçtür (CP III, p.29). Sonuçta sosyalize
olabilen her insanın hipnotize olabileceğini söylemek yanlış
olmaz (Lankton, 1983 s.131).
ERİCKSONİAN YAKLAŞIMDA İNDÜKSİYON
Erickson bir insanın dikkatini paradoks ve metaforlarla
toplardı. Dikkatin toplanması demek bilinçlilikte bir
değişim demektir. (Bu değişimde bilinçlilik sınırlarında
meydana gelmektedir). Bu değişim hafif trans belirtileri
içermektedir. Erickson düşünceyi disosiye (dissociate-ayırmak)
etmede oldukça hızlıydı (Lankton,1983, s.131).
Erickson yaklaşımda, hipnoterapist, olumlu
kaynak deneyimlerinin danışanla ortaklaşa yaratıcısıdır.
İndüksiyon değişimin önemli bir ritüelidir. İndüksiyon aynı
zamanda değişimin ta kendisidir. İndüksiyon geleneksel
hipnoterapinin aksine Ericksonian yaklaşımda aynı zamanda
terapinin de kendisidir. İndüksiyon teröpatiktir. Bundan
dolayı Ericksonian yaklaşım özel indüksiyon yöntemleri
öğretmez. Belki sadece örnek gösterir. Ericksonian
yaklaşımda indüksiyonun terapiden ayrı düşünülme zorunluluğu
yoktur. Aynı zamanda indüksiyon terapiye giden bir basamakta
değildir. İndüksiyon deneyimlerde ve tepkilerde esnekliği
teşvik ederek danışana yeni seçimler teklif eder.
İLK ÖNCE HİPNOZLA
BAŞLAMAK
Erickson öğrencilerine ilk
önce hipnozu indükte etmelerini önerirdi. Geleneksel
hipnozcular hipnozdan önce bir ön görüşme yapma ve anamnez
bilgilerini alma alışkanlığı içindedirler. Yeni başlayanlar
için daha seansın başında hipnozu gerçekleştirmek kolay
olmayabilir. Ancak tecrübeliler için kullanışlı bir
yöntemdir.
Erickson verdiği konferanslara bile tansiyonu
yükselterek ve sonrasında hipnozu indükte ederek başlar.
Erickson’un psikoterapiden önce hipnoza
başlamasının bazı nedenleri şöyledir.
1. Yoğunlaşılan konu değiştirilir.
2. İndüksiyon sadece psikoterapi için değil aynı zamanda
tanıma içinde kullanılabilir. Bu bakımdan danışanın
indüksiyona verdiği cevaplarda danışanı tanıma için önemli
veriler oluşturulur.
HİPNOZ
İNDÜKSİYONUNDA SORULAR
Erickson’a göre terapist
bilincin yanıtlayamayacağı bir soru sorduğunda danışanın
bilinçdışı araştırma süreci başlıyordu. Bu tür sorular
bilinçaltı süreçleri aktive ederek hipnoz davranışının esası
olan otonom tepkileri aktive eder. Aşağıda bir seri soru ile
hipnozun başlatılmasını izleyeceksiniz.
Gözü
Sabitleme Tekniği:
1-)
Gözlerinizi rahatça sabitleyeceğiniz bir yer bulabilir
misiniz?
2-) Bir
süre için oraya sabit bakmaya devam ederseniz göz
kapaklarınız kırpışmaya devam eder mi?
3-) Göz
kapaklarınız beraber mi kırpışacak yoksa ayrı ayrı mı?
4-) Yavaşça
mı hızlı hızlı mı?
5-) Göz
kapaklarınız birden bire mi kapanacaklar yoksa titreye
titreye mi?
6-) Siz
rahatladıkça göz kapaklarınızda kapanmaya devam edecek mi?
7-) Bu iyi
sanki farklı bir uykuya dalar gibi rahatlığınız arttıkça
gözleriniz kapalı kalmaya devam edecek mi?
8- Bu
rahatlık daha devam edebilir mi ve bu yüzden gözlerinizi
açmayı deneyebilir misiniz?
9-) Veya
gözlerinizi açmayı dener ve açamadığınızı görmeyi mi tercih
edersiniz? (Erickson & Rossi, 1979 s.29)
ŞAŞKINLIK YARATMAK
Erickson’un
hipnozu elde etmede veya telkin vermede kullandığı başka bir
teknikte şaşkınlık yaratma tekniğidir. Erickson kelimelerle
oynayarak, danışanlara algılayamayacakları ve
işleyemeyecekleri kadar bilgi vererek ve danışanın
sorularına alakası olmayan cevaplar vererek bir şaşkınlık
hali meydana getirirdi. Bunun bir çok amacı vardır.
Başlıcaları:
¤
Rakibi şaşırtmak her zaman sporcunun işini
kolaylaştırır. Psikoterapide sonuçta bir mücadeledir.
¤
Bir konferans esnasında konuşmacı sürpriz ve
şoklarla dinleyenlerin dikkatini tam olarak toplayabilir.
Şaşkınlık durumu danışanın tüm dikkatini toplamasına yardım
eder.
¤
Her şok ve sürpriz durumu danışanı bir içsel
araştırma sürecine yöneltir. Danışanın bilinçaltı yanıtı
bulamadığında terapistin soru sayesinde açılan boşluğu
telkin ve yanıtla doldurma şansı olur.
¤
Şoklar ve sürprizler otonom tepkilerin
başlatılmasına neden olur. (Erickson & Rossi 1979 s.36). Bir
şok veya sürprizle karşılaştığımızda acele ile bir şeyler
yaparken adeta bilincin kontrolü devreden çıkarak en doğal
tepkilerimizi otonom sistemlerimiz sayesinde veririz.
¤
Bu türde bir şaşkınlık, geçmişin o ana
taşınmasının önüne set çeker.
¤ Az önce düşünülen ve konuşulan konu unutulur.
¤ Danışanda meydana getirilen şaşkınlık duygusu
beraberinde uygunsuzluk beceriksizlik duygularını da
getirerek danışanın dirençlerini kırar.
¤ Şaşırmış insan beyni önüne ilk konulan teklifi
kabul etme eğilimindedir.
Erickson çocukları şaşırtmak
için aşağıdakine benzer sorular sorardı:
-
Bugün havanın rengi ne?
- Evli misiniz?
- Filler ne kadar yükseğe
zıplayabilirler?
Sokakta ağlayan boyacı bir çocuk görmüştüm. Bu soruları
sorduktan beş saniye sonra çocuğun ağlaması kesilmiş, sinsi
sinsi bana bakıyordu. Herkesin muhtemelen yapacağı gibi bu
çocuğa ağlama deseydim hiç bir yararım olmayacaktı. En
azından bir süre o çocuğun gözyaşlarını dindirebilmiştim.
Erickson'un çocuklarından biri oynarken yere
düşer ve bir yeri kanamaya başlar. Erickson çocuğuna şöyle
söyler, " Hadi kanının ne kadar kırmızı olduğuna bakalım.
OOOO senin kanının oldukça parlak kırmızı bir rengi var.
Demek ki sen çok sağlıklı bir çocuksun." Erickson'un bu
konuşması çocuğa o anki acısını unutturmuştur. Ayrıca bu
sözler çocuğa düşmeden dolayı önemli bir zarar görmeyeceği
telkinini gizlice vermektedir.
Erickson şaşırtma yöntemine başka bir örnek
verir. Ağlayan bir çocuk gördüğünde "Hadi görelim bakalım
hangi gözünden daha fazla yaş gelecek." Tüm merakı gözlerine
yöneleceğinden az sonra çocuk ağlamayı keser.
Yine yaralı bir çocuk gördüğünde Erickson " Çok
merak ediyorum acı 40 saniyede mi yoksa bir dakikada mı
yoksa hemen şimdi mi bitecek?" der. Erickson'un bu
sözlerinin içinde” acı şimdi duracak” şeklinde gizli bir
telkin vardır.
Erickson bütün bilgilerimizle anlayamadığımız
durumlarda da hipnoz durumuna geçildiğini söyler. Örnek
olarak kolonya içmeyi alışkanlık haline getirmiş ve bu
alışkanlıktan kurtulmak için savaş veren birini düşünün.
Uzun süre kolonya içmediği için mutluyken, bir gün " Yine
kolonya içtim." diyerek büyük bir çöküntüyle karşınıza
çıkar. Bu durumda evet çok sevindim, kutlamalıyız bunu.
Artık kurtuldunuz."cevabı, karşısında kişi donup kalır.
Erickson’a göre bu şaşkınlık, şok durumu hipnozdur. Bu kişi
telkine açıktır artık (Çoşkunur 1997,s.22).
İDEAMOTOR ve İDEASENSORY CEVAPLAR
Erickson'un
Amerikan Klinik Hipnoz Dergisi'nde yayımlanan "Naturalist
Hipnoz Teknikleri" adlı tebliği hipnozda bir dönüm
noktasını teşkil eder. Dr Ernest Rossi ile birlikte
yazdıkları hipnoz deneyleri ve hipnotik realiteler adlı iki
kitap modern klinik hipnoterapi ve ideamotor teorisinin
temelini oluşturur. Erickson, gelişmiş bir ideamotor sinyal
verme tekniği geliştirerek hipnozdaki bir kimseye bilinçaltı
zihni tarafından yönlendirilmek suretiyle "evet" ya da
"hayır" şeklinde cevaplar vermesini sağlamaktadır.
İdeamotor yanıtlar danışanların
alışılmış şekilde sözel olarak yanıt vermeleri değil yanıt
verirken vücutlarını kullanmalarıdır. Örneğin terapist
ideamotor bir yanıt almak istediğinde şöyle sorabilir: “Eğer
yaşadığınız sorunların bu üzücü olayla bağı çok fazla ise
sol elinizin işaret parmağı havaya kalkacaktır.” Erickson’a
göre “ideamotor cevaplar bilinçaltının gerçek sesidir.”
Sadece farklı bir yanıt sisteminden tepki alınmaktadır (Erickson
& Rossi, 1979). İdeamotor ve ideasensory cevaplar danışanın
iradi tepkilerini aşarak (çünkü) doğal cevapların ortaya
çıkmasını sağlamaktadır.
Ben bu şekilde bilincin dışında
cevaplar danışandan alınabiliyorsa aynı zamanda bilincin
kontrolünde olmayan çözümler de danışandan alınabilir diye
düşünüyorum. Danışanımın bilinçaltının ürettiği çözüme şöyle
bir örnek verebilirim. Ölümden abartılı derecede korkan bir
danışanım hipnozdaydı. Sorunlarının nedenini bilinçaltının
bildiğini ve az sonra bazı sembolleri kullanarak ifade
edeceğini danışanıma söyledim. Hipnoz esnasında bir yol
gördüğünü söyledi. Yol ölümün ve ayrılığın sembolüdür.
Danışanıma bilinaçaltın bu sorunun çözümünü de biliyordur ve
şimdi sana çözümü bazı semboller yardımı ile gösterecek
dedim. Danışanım bir çam ağacı gördüğünü söyledi. Çam ağacı
dört mevsim sapasağlamdır. Kış mevsiminde diğer ağaçlar gibi
ölmez. Bana göre danışanın bilinçaltı şöyle söylüyordu. Sen
şimdi bir çam ağacı gibi sapasağlamsın.
HİPNOZUN DİLİ
"Psikoterapi
hastaya göre ve probleme göre yönlendirilmelidir. Şunu
unutmayınız ki hepimizin ayrı bir dili vardır. Hastanızı
dinlerken onu sanki yabancı bir dil konuşuyormuş gibi
dinleyiniz. Onu kendi konuştuğumuz dilin terimleri ve
kavramları ile anlayamazsınız."
Milton H.Erickson
Psikoterapinin
aksine hipnozda kullanılan dil kolayca anlaşılır
olmayabilir. Çünkü hipnoz son mesajdır. Mesajın açık mı
gizli mi verildiğinin pek bir önemi yoktur. Erickson daha
çok bilinçaltının dilini kullanırdı. O kelimelerdeki ve
mimiklerdeki gizli anlamları fark eder yorumlar ve aynı
gizlilikle danışanına geri gönderirdi.
Erickson sesinin tonunu, konuşma tarzını, hangi
kelimeleri kullanacağını ve aksanını karşısındaki insana
göre değiştirirdi. Erickson bir gruba konuşma yaptığı zaman
belirsiz terimler kullanarak konuşur ; ancak gruptaki herkes
Erickson’un sadece kendisine hitap ettiğini düşünür. Çünkü
Erickson’un belirsiz terimlerini gruptaki her insan, kendi
bakış açısı ve ihtiyaçları doğrultusunda yorumlar;Erickson
"Başka insanların dilini, kendi dilimize çevirerek
anladığımızı" söylerdi.
Erickson iletişimin bir çok elementi ve düzeyi
olduğunu söylerdi. Ona göre iletişimin başlıca elementlerini
davranış, duygu ve düşünce oluşturur. Ona göre bir çok
terapistin yaptığı hata ise iletişimin yalnızca bir elementi
üzerinde saplanıp kalmaktır.
HİPNOZUN DİLİ
OTORİTER OLAMAZ
1. Oraya sessizce otur ve
gözlerini kapat.
2. Gevşemen üzerine
konsantre ol ve sesimi dinle.
3. Kıpırdama.
Klasik hipnoz
anlayışını benimsemiş bir hipnotiste gittiğinizde yukarıdaki
gibi otoriter emirler almanız doğaldır. Oysa Ericksonian
yaklaşımı bilen veya benimsemiş hipnotist bu isteklerini
muhtemelen şöyle ifade edecektir.
1. Oraya oturup gözlerinizi
kapatabilir misiniz?
2. Gevşemeniz üzerine
konsantre olmak mı istersiniz yoksa benim sesimi dikkatlice
dinlemek mi?
3. Hareket etmek
istediğinizde son derece yavaş hareket edebilirsiniz.
Otoriter cümleler
kullanmanın riski, danışanda direnç, şüphe ve transferans
yaratmasıdır. Transferans ile uğraşmak da başka bir sorun
tabi. Psikoterapi için transferans oluşması zorunlu
değildir.
Örneğin kataleptik halde bulunan bir danışana
Erickson "Ayağa kalkamadığınız için çok şaşırabilirsiniz,
isterseniz şimdi deneyiniz" der. Burada her hipnotistin
amacı danışanın ayağa kalkıp kalkamayacağını anlamaktır ki
katalepsi hali test edilmiş olsun. Otoriter bir şekilde
"Şimdi ayağa kalkamayacaksın" demek dirençlere davetiye
çıkarmak olur (Lankton, 1983, s.136-137).
REVERSİBLE AMNEZİNİN(1)
HİPNOTERAPİDE KULLANILMASI
1930 ‘lu
yılların başında Dr.Erickson klinik bir araç olarak hipnozun
gücünü ispatlayarak bu alanda çalışma yapan profesyonelleri
heyecanlandırdı. Bu dönemde hipnozun psikoterapide kullanımı
ile ilgili çalışmalar yaparken, aynı zamanda kendine özgü
yaklaşımının temellerini oluşturacak buluşlar yapmaktaydı.
Hipnozun psikoterapide kullanımı konusunda dikkatleri
üzerine çekmişti. Reversible amnezinin hipnoterapide
kullanılması yaptığı ilk buluşlardan birine örnek
gösterilebilir.
Sosyal fobisi olan bir doktor hayatı boyunca
sözlü sınavlardan kaçmıştır. Ancak akademik kariyeri için
önünde onu bekleyen önemli bir mülakat vardır. Bir uçak
yolculuğu esnasında birdenbire irkilerek Erickson’un
yaptığı hipnozu hatırlar. Hipnozdan sonra Dr.Erickson’un
ofisinden çıkarak sınava girer ve başarılı bir şekilde
sınavını geçer. Tüm bu olan biteni bir oldu-bitti şeklinde
eve dönüş yolunda uçakta hatırlamaktadır. Erickson bir
şekilde ona sınava gireceğini, sınavı başarıyla geçeceğini
ve tüm olup biteni sonradan hatırlayacağını telkin etmiştir.
Olaydan sonra kafasında bir şimşek çakmışçasına olanları
hatırlaması bunu doğrulamaktadır. Dr.Erickson Reversible
amnezi’nin imajinatif tekniğinin klinik uygulamalarda da
kullanılabileceğini bu sosyal fobi sorununun çözümüyle
ispatlamaktadır.
SONUÇLAR
1. Erickson hipnoterapi ile
psikoterapi arasındaki gittikçe zayıflamakta olan bağları
kuvvetlendirmiştir.
2. Ericksonian hipnoz,
insanın bilinçaltı vasıtası ile tedavi edilmesidir.
Bilinçaltına ulaşmak için insanın bilinçlilik halinden
uzaklaştırılması gerekmez.
3.
Hipnoz kişileri veya yaşadığımız deneyimleri değiştirmez.
Hipnoz danışanın kendisi hakkında daha fazla öğrenmesini ve
kendini daha uygun ifade etmesini sağlar.
(Erickson,M. &
Rossi, E. 1979-1980)
4. Erickson,
yaklaşımını anlama üzerine değil de, etki üzerine kurmuştur.
Erickson’a göre töropatik iletişimin indirekt, metaforik,
mantıksız olabilmesi mümkündür ancak somut olması şart
değildir.
5. Bir çok
psikoterapist iyi bir dinleyici olarak yetiştirilir.
Erickson kendini iletişimci olarak eğitmiştir (Zeig, 1985
S.33). Waltzlawick’e göre (1985) iletişim sadece bilgi
sağlamaz aynı zamanda dinleyicilere “Bir şeyler yap”
mesajını verir.