Ericksonian Hipnoz ve Psikoterapi

Yazar:Uzm.Psk.Tuncay ÖZER

1.BÖLÜM

DR. ERİCKSON’UN YAŞAM ÖYKÜSÜ

Dr.Erickson 'un en sıra dışı özelliklerini söyleyerek iyi bir başlangıç yapabiliriz.

1. Bulunduğu her türlü ortamdaki kişilere konuşmalarıyla hipnoz uygulayabilirdi.

2. Toplu halde gözler açık vaziyette hipnoz yapabilir ve telkin verebilirdi.

3. Yukarıdaki özelliklerinden dolayı bir çok insan Erickson tarafından hipnoza alındığını yıllar sonra tesadüfen öğrendi.

Erickson çocuk felci geçirmiş, uzun yıllar boyunca yataktan kalkamamıştı. Ancak bu olumsuz durumu en iyi şekilde kendi yararına kullanmayı bildi. Hastalığı süresince sadece gözlerini hareket ettirebildi. Bu durumda yaşamdan zevk almanın yollarını düşünmeye başladı. Yapılabildiği ona zevk veren tek şey, yeni şeyler keşfetmek için insanları gözlemlemekti. Kız kardeşlerini gözlemlemeye başladı. Kız kardeşinden öğrendiği ilk şey birinin, "Evet" dediğinde, bunun hayır demek anlamına gelebildiğiydi...Aynı şekilde kardeşleri "Hayır" dediklerinde bunun anlamı “Evet” olabiliyordu. Erickson bu şekilde yıllarca insanları gözlemleyerek gözlemin gücünü keşfetti. Sözsüz iletişim ve beden dili konusunda keşifler yapmaya başladı. Öğrenme süreçlerinde bilinçaltının gücünü keşfetti. Yokuş inerken yer çekiminin aşağı doğru uyguladığı kuvvet gibi insanların öğrenmesi sırasında da bilinçaltının da etken bir kuvvet olduğunu savundu.
En küçük kardeşini emekleme aşamasından yürümeyi öğrenme aşamasına kadar gözlemledi. Yürümeyi öğrenmek için çocuk bilinçli hiçbir caba sarf etmiyordu. Yürümeyi öğrendikten sonra da yürümeye özen göstermek için bilinçli bir çaba göstermiyordu. Yürümeyi nasıl öğrendiğimizi hatırlıyor muyuz? Hayır değil mi? Ama yürüyoruz? Buna göre her şey başlangıçta bilinç düzeyinde öğrenilebilse de sonradan öğrenilen her şey " farkında olmadan bilinçaltına inmektedir .
Erickson, kız kardeşinin yürümeyi öğrenme hikayesini çok ayrıntılı şekilde terapinin başında bazı hastalarına anlatırdı. Bir bebeğin yürümeyi öğrenmesini hastasına anlatarak danışanına aşağıdaki indirekt telkinleri vermiş olurdu.

1. Öğrenmenin aslında ne kadar basit olduğu.

2. Danışanın bilinçaltı problemlerinin ve başarısızlıklarının başlangıç zamanlarına, zihinsel küçük bir seyahat yapalım.

3. Öğrenme bazen zor olsa da, azmedilirse her şeyi öğrenilebilir.

4. İnsanların farkında olmadıkları güçleri vardır.

AYAKLAR HAREKET EDİN

Erickson, ilk felci 17 yaşında geçirdi.Yatağa düştüğünde doktorların annesine sabaha çıkamayacağı sözünü duyduğunda içi öfkeyle dolmuş, annesinden dışarının manzarasını engelleyen pencerenin önündeki büyük dolabı yana çekmesini istemişti.. sabahı göremeyecekse, günbatımını mutlaka görmeliydi. Böylece hem annesine yaşama arzusunu ilan edip ümit vermiş, hem de bu kısa vadeli hedefe odaklanarak kendini bekleyen ölüm tehdidine karşı korkusunu bastırmıştı. Gün batımının ancak yarısını seyredebilen Erickson, üç günlük bir koma halinden tamamen felçli olarak çıktı. Bu halde geçirdiği uzun zaman boyunca, insanların kelimeleri nasıl kullandığını, jest ve mimiklerin iletişimdeki rolünü gözlemleriyle anlayacaktır. Ona en çok acı veren şey yalnız kalmaktır. Dışarıyı göremeden sandalyesinde yalnız oturduğu bir gün, aralık pencereden gelen oyun sesleri, aklını çeldi. Büyük bir istekle pencereden bakmayı, diğerlerinin arasına katılmayı istedi. Tam o anda sandalyesinin hafifçe kıpırdadığını fark etti. Büyük bir heyecanla kendisine emirler yağdırmaya başladı: "Ayaklar hareket edin! Sandalyeyi sallayın!" Ancak bir şey değişmedi. Neden sonra yorulup bundan vazgeçti. Sonraki denemesinde yine gündüz düşlerine kapıldığı anda, sandalyeyi hareket ettirebildi. Erickson'un "indirekt telkin" yöntemini keşfi böyle oldu. Öneriyi bilinç değil, bilinçaltı deşifre etmekte, böylece uyarılan hayal gücü vücuda, bilincin verebileceğinden daha güçlü bir şekilde telkin vermekteydi. Bu olayı takip eden iki yıl süresince Erickson, kendine yürümeyi öğretti ve bunu o günlerde emekleyen kız kardeşini izleyerek yaptı. Erickson çocuk felci hastalığına “ insan davranışı konusundaki en iyi öğretmenim” derdi ( Zeig, 1980 a).

SÖZLÜKLERİ EZBERLİYORDU

O diğer çocuklardan farklı bir çocuk olarak biliniyordu. Derslerinde çok başarılıydı. İçinde doymak bilmez bir okuma isteği vardı. Ama okuyacak kitap bulamadığı için sözlükleri tekrar tekrar okuyordu. Böylece kendini de eğlendiriyordu. Çocukken sözlükleri ezberlemesinden dolayı “bay sözlük” olarak anıldı.”16 yaşlarında bir dergide gençliğin sorunları hakkında yazdığı bir makalesi yayınlandı.

KANO GEZİSİ

Kısmen iyileştiğinde tamamen iyileşmesini sağlamak amacıyla bir seyahate çıkmayı planlamıştı. Wisconsin ırmağı boyunca kano ile gezmeyi ve kamp yapmayı düşünüyordu. Ancak beraber yola çıkmayı düşündüğü arkadaşı son anda geziden vazgeçti. Erickson seyahati yalnız yapacağını ailesine söylemeden, cebinde sadece 5 dolarla, yola koyuldu. Kanoya kadar yardım alarak yürüdü. Bu gezinin amacı kaslarını güçlendirmek ve hastalığını yenmekti. Bu geziyi yalnız bile olsa başaracağından emindi.
Altı hafta sonra eve cebinde beş dolarla ve kasları güçlenmiş olarak dönmüştü. Bu seyahat sonunda yürümeyi yeniden öğrenmişti. Yürümeyi öğrenmesi gerekiyordu çünkü üniversiteye gitmek istiyordu. Bu gezi sayesinde kaslarını güçlendirmişti. Kano gezisi sırasında karşılaştığı balıkçılara hikayeler anlatmış, ödül olarak da onlardan akşam yemeği kazanmıştı. Sonrasında ne zaman acıksa balıkçıların yanına gitmiş, onlara hikayeler anlatarak altı hafta boyunca karnını böyle doyurmuştu. O anda hikayelerin insanları çok etkilediğini keşfetti. Sonraki yıllarda insanları etkileme de ve terapide hikaye öğesini sıkça kullandı.

Erickson’un hipnoza olan ilgisi psikoloji bölümünde öğrenci iken Clark L. Hull‘un bir hipnoz demonstrasyonu sırasında başladı. Erickson Hull‘dan oldukça etkilenmişti. Hemen o yaz tatilinde birkaç yüz kişiyi hipnoz uygulayarak bu tekniği kullanmaya başladı.

İNEK AHIRA GİRMEYİNCE

Erickson'un çocukluğu bir çiftlik evinde geçmişti. Bir gün babasının, inekleri ahıra sokmak için büyük bir uğraş verdiğini gördü. Babası, boynuna bağlı ipten çekerek tüm gücü ile hayvanı ahıra çekmeye çalışıyor ama başarılı olmuyordu. Ailenin diğer fertleri babalarına yardım için ipe asılıyor yine bir yararı olmuyordu. Küçük Erickson fark ettirmeden hayvanın arkasına geçerek kuyruğundan tuttu ve onu ahırdan uzaklaştırmak için var gücüyle çekti. İnek panik içinde Erickson'u da arkasından sürükleyerek ahıra girdi (CP,p. 412).

ERİCKSON NASIL KİTAP SATARDI ?

Erickson daha genç bir öğrenciyken kitap satarak harçlığını çıkarmaya çalışırdı. Lynn Hoffman'ın naklettiğine göre kitaplarını hipnoz yöntemini kullanarak satmaktadır. Bir gün yaşlı bir domuz çiftliği sahibine kitap satmaya çalıştığında "Ben kitap okumam, sadece domuzlarımı beslemekle meşgulüm, git işine be evlat!"gibi bir tepki görür. Hemen hiç düşünmeden yerden aldığı taşın üzerine domuzların kıçlarının resimlerini çizmeye başlar. Nasıl olduysa adam fikrini değiştirip kitaplardan satın alır ve o akşam çiftlikte kalmasını bile rica eder. Bununla da kalmaz sohbet esnasında Erickson'a çok güzel domuz resimleri çizdiğini söylemeyi ihmal etmez.


BUZLARIN ÜZERİNDE YÜRÜMEK

Erickson bir gün işe giderken yolda bir ayağını kaybetmiş bir gazi ile karşılaşır. Adam buz tutmuş yolda, düşmeden yürüyüp yürüyemeyeceğini düşünerek adımlarını tereddütle atmaktadır. Adama biraz beklerse buzların üzerinde düşmeden nasıl rahatlıkla yürünebileceğini göstereceğini söyleyerek buzlu yoldan yürüyerek yolun karşısına geçer. Şaşıran adam bunu nasıl yaptığını sorar.”Gözlerinizi kapatırsanız size de buzların üzerinde yürümesini öğretebilirim" der. Gözlerini kapattıktan sonra etrafında daire çizerek dönmesini, biraz ileri-geri sağa ve sola yürümesini ister. Adamın kafasının karıştığını fark edince de dosdoğru yürümesini ister. Adam gözlerini açtığında buzlu, kaygan yolun arkasında kaldığını görür. Adamın “Buraya nasıl geçtim?” sorusuna Erickson,”Gördüğünüz gibi normal yolda yürüyormuş gibi karşıya geçtiniz. Çünkü buz üzerinde yürümeye hazırlandığınızda, kaslarınız düşmeye doğru sizi hazırlar. Bu bir " zihinsel settir." Bu zihinsel setten dolayı insanlar düşerler. Oysa insanlar ayaklarını kaygan olmayan normal bir yere basar gibi düşünerek yürürlerse düşmezler" der.

TUZU BANA UZATIR MISINIZ ?

Erickson yemek yerken, tuz gerektiğinde bunu kimseye söylemeden de onların bile farkına varamayacağı şekilde tuzu birilerinin elinden almayı başarırdı. Sofrada bulunanlardan biri ne olduğunu anlamadan ve bunu niye yaptığını anlamadan birden bire kendini Erickson’a tuzu uzatırken bulurdu. O, büyük bir ustalıkla konuşmalarının içine "tuzu bana uzatır mısın" telkinini gizlice yerleştirirdi. Bu gizli telkini, tuzu uzatan kişinin bilinçaltı algılamaktadır.

DANIŞANLARI İLE İLİŞKİLERİ

Erickson hastaları ile evinde ilgilenirdi. Danışanları için hazırladığı bekleme salonu, aynı zamanda evin oturma odasıydı. Gelen hastalar terapistin aile yaşantısını da gözlemlerdi. Sekiz çocuğu hastalarla yeterince ilgileniyordu. Yani evde sekiz tane asistanı vardı. Psikoterapi konusundaki dünya çapındaki ününe rağmen mütevazı bir seans odası bulunmaktaydı. Ev ortamının psikoterapi için daha uygun ve sıcak olduğunu düşünüyordu. O’na Göre ofisler ev ortamına göre insanlara daha soğuk gelmekte daha ticari bir görüntü vermekteydi.
Yaşamının son dönemlerinde 1 saatlik seans ücreti 40 dolardı. Öğrencilerine seans ücretini seansın sonunda almalarını önerirdi. Ona göre bilimsel bilgi satılamaz paylaşılırdı.

Terapi için ödeyecek parası olmayan hastaları da kabul eder, onlara rahatlıkla yapabilecekleri örneğin bahçenin bakımını yapmak gibi işler verirdi. Hasta bahçe işlerine yardımcı olurken sekiz çocuğunu da yardıma gönderirdi. Böylece hem hastasına hem de çocuklarına bir terapi ortamı sağlar, ayrıca fiziksel özründen dolayı yapmakta zorlanabileceği işleri de halledilmiş olurdu.
Erickson her zaman danışanları ile samimi idi. Onlarla sık sık akşam yemeğine giderdi. Kendisi gidemediği durumlarda kızı Betty danışanlara eşlik ederdi. Danışanları ile markete gider, onlarla yaz aylarında bahçede çimlerin üzerinde uyurdu. Arizona'daki evinin arkasındaki Squaw tepesine danışanları ile tırmanırdı.
Onun bu davranışı her zaman aklımdadır ve gerektiğinde ben de seanslarımda bu yaklaşımı kullanırım. Bir gün 18 yaşlarında ve terapi için verecek parası olmayan genç bir kız gelmişti. Seanstan sonra. Bana borçlu kalmak istemediğini söylediğinde genç kızın el işleriyle uğraştığını hatırladım ve ondan eşim için oya yapmasını istedim. Böylece bana borçlu kalacağını düşünmeyecek minnet duygusu altında ezilmeyecekti. Eşim de oyayı çok sever ama yapmasını bilmez. Biri oya hediye etse çok sevinir. Böylece hem eşimi hem de genç kızı memnun etmiş oldum.

PARDON SAATİNİZ KAÇ?

Erickson ile ilgili her zaman anlatılan ve herkesin bildiği bir olay vardır. Yolda giderken kazayla çarptığı kişiye aniden "Pardon saatiniz kaç?" diye sorar. Adam saati söylemeye vakit bulamadan başka bir soru daha sorar: "Bu gün günlerden ne?" sonra adama "Oturup bir şeyler içelim mi?" der. Adam oturduktan biraz sonra irkilerek kalkar ve "Yahu benim burada ne işim var? demeye başlar. Adam hipnotize olmuş çarpma olayını da çoktan unutmuştur.
1950’li yılların öncesinde Erickson hipnozun "özel bir durum" olduğunu söylemektedir. Hipnoz hali günlük yaşantımızda sürekli kendiliğinden biz farkında olmadan bile meydana geldiği için yukarıdaki örnekte olduğu gibi "doğal ve özel bir durum" idi. Ancak klinikte kullanılmaya elverişli hipnoz, ayaküstü daha nadir meydana gelmektedir. Bu tür hipnoz bir dakika sürebileceği gibi saatlerce de sürebilmektedir.

PEMBE KRAVAT

Bir psikolog Erickson’un evine davet edilmiştir. Psikolog hediye olarak Erickson’a pembe bir kravat hediye eder. Erickson pembeyi çok severdi. Erickson kravat bağlama konusunda yaklaşık yarım saat konuşur. Psikolog çok sonradan anlar ki aslında Erickson kravat bağlama hakkında değil aile bağları ve sosyal ilişkiler hakkında konuşma yapmaktadır.

ERİCKSON'UN BELİRGİN ÖZELLİKLERİ

Erickson'un en önemli takipçileri ve bir anlamda dava arkadaşları Psikolog Jeffrey Zeig, Psikolog Ernest Rossi, Robert Pearson ve Kay Thompson’dır. Erickson’un ve Ernest Rossi’nin birlikte kaleme aldıkları kitapların ve daha bir çok kitabın Amerika’da şu anda yok sattığını hatırlatmak gerekir. Tartışmasız Ericksonian yaklaşım dünyada hipnoterapi ve psikoterapinin son parlayın yıldızıdır. Dr.Erickson Amerika’da "great" (fevkalade) hipnoterapist olarak anılan tek isim olmuştur.
Erickson yaygın olarak dünyanın en önde gelen hipnoz uygulayıcısı teorisyeni ve öğretmeni olarak bilinir. Modern medikal hipnozun babası olarak anılan tek isimdir. Amerikalılar onu "Bay hipnoz" (Mr.Hypnosis) olarak tanıdı (Secter, 1982). Hipnozun saygı duyulan klinik bir araç haline gelmesinde en önemli katkılarda bulunmuştur.Yalnızca Phonix’teki ofisinde 30.000 civarında hasta ile çalıştığı tahmin edilmektedir. Kendisi hakkında sadece Amerika’da 100 den fazla kitap yazılmıştır. Dünya çapında adını taşıyan 50 adet enstitü bulunmaktadır.
Aynı anda hem psikoloji okurken hem de tıp fakültesini bitirdi. Bu sayede hem American Psychological Association (Bizdeki Psikologlar Derneği’nin karşılığı) hem de American Psychiatric Association (Amerikan Psikiyatri Derneği) üyesi olabildi. Yani hem psikiyatrist hem psikolog olan nadir bulunan özellikleri sahip bir bilim adamıydı.
Günümüzde Ericksonian hipnoz konusunda dünyada her ay en az bir kitap yayınlanmaktadır. Erickson 150 Makale ve 6 kitap yayınlamıştır. Türkiye'de ise konu hakkında ki en geniş ve ilk Türkçe kaynak şu anda okuduğunuz sayfalardır. İşte size dünya ve Türkiye'nin karşılaştırması.
Ondan önce hipnotistler hipnozun "Hipnotistin otoritesini kabul eden pasif durumdaki danışanın telkin alma kabiliyetini arttırarak ona telkinler yağdırmak “olduğunu düşünüyorlardı. Onun metodu ise içsel kaynakları (inner resources) öne çıkararak terapide kullanmaktı (Hammond, 1984). Erickson psikoterapi ve hipnozun bu içsel kaynakların yeniden organize edilerek daha iyi kullanılması gerektiğini savunmuştur (Zeig, 1985 s.6). Erickson, hipnozu danışanın problemini çözmede danışanla işbirliğini sağlamak amacı ile kullanmıştır.
Erickson Jay Haley'in (1973) Sıradışı Terapi isimli kitabının basılmasından sonra kısa dönem stratejik psikoterapinin babası olarak anılmıştır (Zeig, 1985 s.5). Öğrencisi ve yakın arkadaşı olan Haley (1980) terapinin çözüm değil, problem olduğunu savunmaktadır. Problem danışanların terapide olmasıdır. Çözüm danışanların bir an önce terapiden yararlanmalarını sağlamaktır. Erickson, meslektaşının bu görüşünü benimsemektedir.
O, hipnoz, öğretme, psikoterapi arasındaki sınırları bulanıklaştırmıştır. Çünkü o öğretirken aynı zamanda hipnoz yapmaktadır. Erickson'un konferanslarının bant kayıtlarını inceleyen Zeig, onun konuşmalarının hipnoz yapıcı özelliğini (zamana yayılmış hipnotik indüksiyon içerdiğini) fark etmiştir. Bu durumu Zeig Erickson’a söylediğinde o, "İzleyicileri motive ediyordum" cevabını vermiştir (Zeig, 1985 s.6).
1980 yılındaki uluslararası Ericksonian hipnoz ve psikoterapi kongresine 2000’in üzerinde psikoterapist katılmıştır. Psikoterapi tarihinde bu sayı bir rekordur. Erickson’un paradox, metaforlardan yararlanma ve semptomu önerme gibi tekniklerini psikoterapistler artık yaygın olarak kullanmaktadır. Semptom değiştirme tekniğini de ilk defa Milton Erickson kullanmıştır.
Erickson kendisini bir hareket veya kültün lideri olarak tanıtmamıştır. Psikoterapi ekolü kurmak gibi bir niyeti olmadığı gibi aksine psikoterapistlere özgün olmayı telkin ederdi (Zeig,1985). Erickson’un en küçük kızı olan Dr.Kristina Erickson babasının yaklaşımını “That which works ( İşe yarayan ne varsa)” olarak tanımlamıştır. Erickson işe yarayan her şeyi denerdi.
Şurası tüm dünyada tartışmasız bir gerçeklik olarak kabul edilmektedir ki, Erickson nadir bulunabilecek en yenilikçi hipnoz ustasıdır. Hipnoterapi ile ilgili bir çok fenomen keşfetmiştir.

YAŞAMININ SON DÖNEMLERİ

Erickson yaşamının son döneminde sesinin tonunu ayarlayamaz hale gelmişti. Hayatını sinema filmi yapma tekliflerini sağlık sorunları nedeniyle kabul etmedi. Erickson yaşamının son günlerini çizgi filmler izleyerek ve komik kitaplar okuyarak geçirdi. Hastalıkları iyice ilerlemişti ve yataktan kalkamıyordu. Erickson “Beklediğimden çok daha fazla yaşadım zaten” diyerek öldü. Özellikle yaşamının son dönemlerinde sabah kalktığında “Ben hala yaşıyor muyum yahu? Diye yataktan kalkardı. Gerçekten de o bedende o yaşa kadar yaşayacak insan bulmak zordur.
O’na gelen hastalar kendi problemlerinin o’nunkinden daha büyük olmadığını anlarlardı. O’nun mücadele ettiği hastalıkların listesini öğrenen hastaları umutla dolardı ve otomatik olarak üretici bir hayata yönlenirlerdi. Çünkü hastalar Erickson’un evine gittiklerinden Erickson’un yaşamdan maksimum zevki alarak yaşadığını kendi gözleri ile görürlerdi.
İlerlemiş yaşına rağmen hayatının son 6 yılında kendisini ziyaret eden terapist guruplarıyla hemen hemen her gün 4-5 seans yaptı. Onlara beden dilini okuma, alışkanlıkların yönünü değiştirme, telkin ve bilinçaltı zihinlerindeki güçleri meydana çıkarmak için insanlara yardım etme metotlarını öğretti.
Erickson ‘un bir çok hastalığı olmasına rağmen her zaman “ölmek en son yapacağım iş olacak” derdi. Erickson 1980’ de 79 yaşında son işini de yaptı. Ölümünden sonra cenaze töreni yapılmamasını, cesedinin yakılarak küllerinin Squaw Tepesi’ne savrulmasını istedi.

Hipnoterapinin ve psikoterapinin pratiğini ve teoriğini Milton H.Erickson' dan daha fazla etkileyebilen bir kişi bulmak gerçekten zordur. Bir psikiyatrist ve aynı zamanda psikolog olan Profesör Erickson, dünyanın en önde gelen hipnoz uygulayıcısı, teorisyeni ve öğretmeni olarak bilinir. Modern medikal hipnozun babası olarak anılan tek isimdir. Amerikalılar onu "bay hipnoz" olarak tanıdı. Hipnozun saygı duyulan klinik bir araç haline gelmesinde çok önemli katkılarda bulunmuştur. Yalnızca Phonix’teki ofisinde 30.000 civarında hasta ile çalıştığı tahmin edilmektedir. Kendisi hakkında sadece Amerika’da 100 den fazla kitap yazılmıştır. Günümüzde Ericksonian hipnoz ve psikoterapi konusunda dünyada her ay en az bir kitap yayınlanmaktadır. Erickson 6 kitap ve 150 makale yayınlamıştır. Dünya çapında adını taşıyan 50 adet enstitü, yüzlerce dernek ve vakıf bulunmaktadır. Amerikan Klinik Hipnoz Birliği'nin (ASCH) kurucu başkanlığını yapmıştır. 1980 yılındaki Uluslararası Ericksonian Hipnoz ve Psikoterapi Kongresi’ne 2000’in üzerinde psikoterapist katılmıştır. Psikoterapi tarihinde bu sayı bir rekordur.
O hipnoz, öğretme ve psikoterapi arasındaki sınırları bulanıklaştırmıştır. Çünkü o öğretirken aynı zamanda hipnoz yapmaktadır. Erickson'un konferanslarının bant kayıtlarını inceleyen Zeig, onun konuşmalarının hipnoz yapıcı özelliğini (zamana yayılmış hipnotik indüksiyon içerdiğini) fark etmiştir. Bu durumu Zeig Erickson’a söylediğinde o, "İzleyicileri motive ediyordum" cevabını vermiştir (Zeig, 1985 s.6).
Erickson çok zor hastalarla çalışırken çok başarılı sonuçlar alarak haklı bir ün sahibi olmuştur. Günümüzde tüm dünyanın sahiplendiği ve saygı duyduğu ender bulunur bir bilim insanıdır.

2.BÖLÜM

İNDİREKT YAKLAŞIM

Lisede bir öğretmenimiz yaramazlık nedeniyle dışarı atmak istediği öğrencilere şöyle davranırdı: İlk önce öğrencinin yüzüne güler ve öğretmen kibar bir şekilde
-“Ayağa kalkabilir misiniz?” derdi. Öğrenci ayağa kalktığında öğretmen:
”Bu gün çok neşelisiniz, kapıya doğru yürüyebilir misiniz ?” derdi. Öğrenci kapının yanına geldiğinde öğretmen: “Lütfen kapıyı açıp dışarıdan örtebilir misiniz?” derdi. Az sonra sınıftakiler kahkaha ile gülerken dışarı atılan bu öğrenci öğretmenin bu kibar konuşmaları ile dışarı atıldığını çok sonradan öğrenirdi. İşte Ericksonian yaklaşım bizim öğretmenimizin bu yaklaşımına çok benzemektedir. Benim lise öğretmenim ve Milton Erickson indirekt yolla amaçlarına ulaşmaktadır.

İndirekt telkinler danışanın öğrenilmiş çaresizliklerini (işe yaramamış problemi çözme girişimi bir öğrenilmiş çaresizliktir) bypass eder.

Direkt telkin hipnozda ne gelişirse gelişsin, telkinden kaynaklandığı savı üzerine kurulmuştur. Direkt yaklaşım terapistin bir gücü olduğunu ve danışanda değişimi meydana getirenin bu güç olduğunu varsayar. Bu klasik yaklaşım terapideki sonuçların içsel bir yeniden sentezlemeden dolayı danışanın kendisi tarafından elde edildiği düşüncesini hiçe sayar. Direkt telkinler danışanın davranışlarında değişime yol açabilirler ve semptomatik bir şifa sağlayabilirler. Ancak bu “şifa” sadece telkine bir yanıttır.
Direkt telkin gerçek bir şifa için gerekli olan fikirlerin yeniden sentezlenmesini, yeniden organize olmasını ve yaşam deneyimlerini anlamayı sağlamaz (Erickson & Rossi, 1979 s.9). Direkt telkin danışanın hipnoterapiden gerçekten yararlanması için gerekli olan fikirsel değişiklikleri sağlamaz. Direkt telkinlerin hedefi semptomlardır. Oysa indirekt telkinlerin hedefi içsel deneyim ve fikirleri değiştirmektir (Erickson & Rossi, 1979 s.16).

Biri bize pencereyi kapatır mısınız dediğinde bu işi yapacak fiziksel kapasitemiz varsa ve bu telkini kabul ediyorsak camı kapatırız. Eğer bilinçli zihin benzer bir kapasiteye sahip olsaydı ve bu şekilde verilen her direkt telkini yerine getirseydik, psikoterapi çok önemsiz bir iş olurdu. O zaman terapistler tıpkı “camı kapatır mısınız?” der gibi ”fobinizden artık vazgeçer misiniz” derdi ve kimsenin fobisi olmazdı. Veya depresyondaki insana “artık mutlu olmalısınız” derdik ve tüm mesele çözülürdü. Ama böyle bir şeyin meydana gelmediği kesin.

Psikolojik problemin varlığını devam ettirmesinin nedeni bilinçli zihnin psikolojik deneyimi (davranış değişimine neden olan) nasıl başlatacağını bilmemesidir (Erickson, Rossi, 1979). Oysa insanda psikolojik sorunlarını aşmaya yetecek bir çok kapasite mevcuttur. Bu kapasiteler bilinçaltı süreçlerin yardımı ile daha kolay harekete geçirilebilir.

Örneğin bazen bir isim dilim ucunda deriz. Ama bir türlü hatırlamak kolay olmaz. Biraz hatırlama girişiminden sonra vazgeçip hatırlama girişimini bırakabiliriz. Genellikle beş dakika sonra isim aklımıza geliverir. Burada sizce ne olmuştur? Açıkça belli ki bilinçli düzeyde bir araştırma başlatılmıştır. Bu araştırma ancak bilinçaltı süreçlerin yardımıyla tamamlanabilmiştir. Ve aradan beş dakika geçtikten sonra bilinçaltı zihin ulaştığı bilgiyi bilince gönderdiği için hatırlamışızdır.

İndirekt telkin yaklaşımı buna benzer araştırmaları bilinçdışı düzeyde başlatan ve kolaylaştıran bir yaklaşımdır. Bilinçli zihin direkt telkinleri yerine getiremediğinde, indirekt telkinlerle çözüme ulaşmak ve bilinçdışı araştırmayı başlatmak için töropatik bir gayrete girebiliriz. Bizim bakış açımıza göre telkin edilmiş davranışlar danışan tarafından sentezlenmiş subjektif cevaplardır. Bu subjektif cevaplar danışanın eşsiz yaşam deneyimleri ve öğrenmelerini (repertuarını) kullanırlar.

Telkinin esas önemi terapistin ne söylediğinde değil, danışanın ne yaptığındadır. İndirekt telkin danışana ne yapacağını söylemez. Bunun yerine indirekt telkin danışanın yanıt sistemlerinin (response system) özerk olarak neler yapabileceğini (bilinçli çaba olmadan) açıklar.

İndirekt telkinler bilinçaltı araştırmaları ve süreçleri bilinçli zihnin isteminden bağımsız olarak başlatırlar (Erickson & Rossi, 1979 S. 18-19). Bilinçaltı araştırmalar konusu 3.bölümde detaylı olarak açıklanacaktır. Kanıma göre Milton H.Erickson’u indirekt olmaya yönelten şey psikolojik sorunların doğasıydı.
Erickson’un yaklaşımını tek bir prensiple özetlemek gerekseydi bu prensip dolaylı yönlendirme (indirection) tekniği olurdu. Erickson’a göre iletişimin etkili olabilmesi için mantıklı, somut, direkt olması gerekmez. Aksine büyük değişmeleri meydana getiren iletişim paradoksal, metaforik ve indirekt olabilir ancak mantıklı olması şart değildir. Erickson’un indirekt iletişimi kullanma şekli efsaneleşmiştir ve bu teknik aynı zamanda her insana samimi ve tanıdık gelir. Bu teknikler hakkında en iyi kaynak Haley’in (1973) kitabıdır (Zeig & Lankton, 1985).
Bir insan açıkça sizin tutum ve davranışlarınızı kontrol etmeye kalktığında bunu kolaylıkla kabul edebilir misiniz? Hem de hiçbir direnç göstermeden.
Danışanlar Ericksonian psikoterapide değişime iştirak etmezler, onlar değişimin hedefidirler. Erickson’un yaklaşımın kökeni hipnoz olmakla birlikte Erickson etkili değişimi ve iletişimi sağlayabilmek için her türlü aracı vasıta yapmasını bilmiştir (Zeig & Lankton, 1985).
İnderekt yaklaşımı bir hikaye ile daha iyi açıklayabilirim:
Bir gün hırsızlık yaparken yakalanan genç birini namuslu, bilge adamın önüne getirirler. Fakat halk, hırsızı gençliğinden dolayı yasaların gerekli gördüğü ağır cezayla cezalandırmak istemez. Halk, bilge adamdan, gence yaptığının kötü sonuçlarını göstererek bu davranışından vazgeçirmesini beklemektedir. Onların bu beklentisinin aksine bilge adam hırsızlık hakkında vaaz vermek yerine gençle konuşarak onun güvenini kazanır. Bilge adamın genç adamdan tek isteği daima doğru sözlü olacağına söz vermesidir. Genç adam çalmak fikrinden vazgeçip bunu yapacağına söz vererek rahatlamış bir şekilde evine döner. Fakat gece boyunca çalmakla ilgili düşünceler ayı gölgeleyen bulutlar gibi aklına gelir. Yeni bir hırsızlık için evin kapısından gizlice girerken bir düşünceyle sarsılır "Eğer yolda birisi beni durdurur ve ne yaptığımı sorarsa ne cevap vereceğim? Yarın ne söyleyeceğim? Doğru sözlü olmak için verdiğim sözü tutarsam her şeyi itiraf etmem gerekir. Bunun sonucu olarak hak ettiğim cezadan kurtulamam." Genç adam doğru sözlü olmaya çalıştıkça kötü alışkanlığını yavaş yavaş terk etmeye başlamıştır. Doğru sözlülüğü onun dürüst ve adil olmasını sağlamıştır (Nossrat, 1998).
Bu kitabın Milton, Erickson'un vakaları bölümünde akşam yemeği isimli çalışması dolaylı yönlendirme tekniğine verilebilecek iyi bir örnektir. Telkin hipnozdan ve psikoterapiden soyutlanamaz ama telkin ne hipnoz demektir ne de psikoterapi. İndirekt telkin (indirect suggestion) kavramı Erickson’un çalışmalarından sonra hipnoz terminolojide önemli bir yer almıştır. Bernheim’e kadar hipnoz telkinle aynı anlamda kullanılmıştır. O zamana kadar direkt telkinler emir verme şeklinde yapılmaktaydı. Omniponent (her şeye gücü yeten) hipnoterapiste bu imkanı veren yapının transferans veya psikolojik regresyon olduğu düşünülmüştür.
Erickson’a göre telkin: var olan bilinçaltı olasılıkları, potansiyelleri ortaya çıkarmak ve değiştirmek için bir araçtır. Erickson danışanında daha önceden olmayan bir fikrin ortaya çıkarılamayacağını varsayarak telkinin bir itaat değil, iyileşmek için bir “anımsatma” olması gerektiğini savunmuştur. Şöyle bir düşünürsek iyileşmek istemeyen hastayı hangi vasıta, hangi telkin iyileştirebilir? Danışanda olumlu telkini ve şifayı isteyip istemediğimizi bilincin düzeyinde göremeyiz. Bu tür düşüncelerin adresi bilinçaltıdır.
Bu bakımdan Rossi, hipnozun sadece hastanın kendine verdiği telkinleri kuvvetlendirme süreci olduğunu savunmuştur (Erickson M.H.,& Rossi E.L.,& Rossi,S.I.1976). Bundan dolayı telkin körü körüne kabullenme ya da itaat değil, hipnoterapist tarafından etki edilen içsel düşüncelere danışanın kendi tepkisini vermesidir. En derin hipnozda bile telkinin kabul edileceği garantisinin olmadığını hepimiz biliyoruz. Ancak şurası kesindir ki danışanın zihinsel süreçleri hipnoterapistle etkileşim içindedir. Asıl telkin işte bu etkileşimdir. Bu etkileşim bazen danışandan ve hipnoterapistten bağımsız olarak da gerçekleşebilir.
Erickson’un yaklaşımı, direkt telkinler verme yerine olumlu düşünceleri bilinçaltına “anımsatma “yoluyla temellendirilmiştir. Böyle bir telkin anlayışının aslında klasik hipnozdaki telkin ile pek bir bağlantısı olmadığından bunu başka bir terimle adlandırmak gerekir (Zeig & Lankton,1988,S.7-8 ). İndirekt telkinlerin başlıca özelliklerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

İNDİREKT TELKİNLERİN ÖZELLİKLERİ

¤ İndirekt telkinler sağlığı ve şifayı hastaya çağrıştırıcıdırlar (evocative). İndirect telkinler hastanın sahip olmadığı düşüncelere ona empoze etmezler. Aksine hastada iyileşmek için zaten var olan potansiyelleri harekete geçirirler.

¤ İndirekt telkinler görünmezler (invisible) ve algılanmazlar. Hasta ilacın (telkinin) ne olduğunu bilmediği zaman ona direnemez. Direkt telkinlerin “telkin” olduğunu danışan algılayabilir.

Bir danışanım bana ne zaman telkin vereceksiniz diye sormuştu ve elinde kendisine vermemi istediği bir telkin listesiyle geldi. Durumunun iyiye gitmesinin nedeninin hipnoz olduğunu, kendisine telkin de verirsem daha hızlı yararlanacağını söylemişti. Oysa o zamana kadar birçok telkin almış ve telkinleri zaten uygulamıştı. Sorunları da büyük oranda çözümlenmişti. Ancak danışanın telkinden anladığı “iyileşeceksin, yapacaksın, edeceksin” şeklinde ki sözlerim idi.”

¤ İndirekt telkinler hoşgörülüdür (permissive). Direkt telkinler otoriterdir. Halk arsında körü körüne itaat klasik hipnozla eşleştirilmiştir.

¤ Telkin danışanın zihinsel süreçlerini, onun genel kullanımından farklı olarak kullanmaktır (Erickson & Rossi, 1979).

¤ İndirekt telkinleri hasta direkt telkinlerin aksine farkında olmadan yerine getirir.

¤ Danışan direkt telkinleri yerine getirirken bir zorunluluk (obligation) hissederken indirekt telkinlerde böyle bir zorunluluk hissetmez. Telkinleri içinden gelerek yerine getirir.

¤ İndirekt telkinlerin etkisi zamana yayılabilir. Oysa direkt telkin seanstan hemen sonra ya yerine getirilir ya da getirilmez:

Bulumia nevroza hastalığı olan bir danışanıma hipnozda iken zevkle yemek yiyeceğini ve yediklerini dışarı çıkarmayacağını telkin ettim. İki dakika sonra karnının acıktığını söyledi. Direkt telkinler genellikle işte böyle anında yerine getirilir veya getirilmez. Oysa indirekt telkin verdiğim aynı rahatsızlığa sahip başka bir danışanım seanstan 3 gün sonra yolda yürürken bir lokanta gördüğünü, yemekleri görür görmez acıktığını hissettiğini ve lokantaya girerek yemek yemesine rağmen yemekleri dışarı çıkarmadığını söyledi. İndirekt telkinlerin etkisi üç gün sonra ortaya çıkarak davranış değişikliği meydana getiriyordu. Her iki danışana da telkinleri verirken herhangi bir zaman söylememiştim. İkinci danışanım verdiğim indirekt telkinleri 3 gün boyunca iç dünyasında değerlendirdi. 3 gün sonra yemenin ve yedikten sonra da dışarı çıkarmamanın uygun olacağına karar verdi ve gerekeni yaptı.

İNDİREKT TELKİNLERDEN ÖRNEKLER

Şimdi klasik hipnoz ve Ericksonian hipnozun telkin anlayışı arasındaki farkı örneklerle anlamaya çalışalım.

Klasik Hipnoz:Gözlerin kapanıyor; ben 5’ten geriye sayarken uyu.

Ericksonian Hipnoz:Belki şimdi, belki sonra gözleriniz kapanabilir ve kendinizi çok gevşemiş ve rahatlamış olarak bulabilirsiniz.

Erickson bel ağrılarından (psikolojik nedenli) şikayetçi olan Archie’ye şöyle söyler: “Archie uzun yıllar mutlu yaşadın. Why not happy feelings back? (neden bu mutlu duyguları geri getirmiyorsun?)” Back İngilizce’de aynı zamanda sırt ve arka anlamına gelmektedir. Erickson “Happy feeling back” derken bu cümlenin iki anlamı olduğuna dikkat edelim. Bu cümlenin gizli anlamı indirekt telkini oluşturmaktadır. Gizli anlam şudur: “Happy feeling back” yani: “acı değil mutluluk hisseden sırtınız.”

Erickson birinin oturmadığını görürse "İnsanların daha rahat edebileceği duruşlar vardır." şeklinde indirekt telkin verirdi. Veya "sandalyeler rahatlık içindir ve bir fonksiyonu vardır." derdi. Aşağıda Erickson'un bazı indirekt telkinlerinden örnekler bulacaksınız.

Ericksonian Telkin:Siz mi konuşmayı tercih edersiniz yoksa konuşmaya ben mi başlayayım?
Saklı olan anlam: Fazla sesiz kaldınız.

Ericksonian Telkin:Hipnoza hemen veya derece derece girebilirsiniz.
Saklı olan anlam :Eninde sonunda hipnoza gireceksiniz.

Ericksonian Telkin:Her insan hipnoza farklı şekilde gider.
Saklı olan anlam:Siz de hipnoza gideceksiniz. Nasıl olduğunun bir önemi yok.

Ericksonian Telkin:Burada öğrendiğiniz şeyleri ne zaman kullanacağınıza karar verdiniz mi?
Saklı olan anlam: Verdiğim telkinleri benimsediniz ve kullanacaksınız.

Ericksonian Telkin:Bilinçaltı zihin çözümü bulmak için çalışmaya başladığında bilinçli zihnin bundan haberi bile olmaz.
Saklı olan anlam:Çözümü bilinçaltı zihnininiz üretecek.

Ericksonian Telkin:Probleminizin anlamını bilip bilmediğinizi bilmiyorum.
Saklı olan anlam:Probleminin anlamını bilinçaltın bal gibi biliyor.

Ericksonian Telkin: Eğer ayak ayak üstüne atarsanız ve ellerinizi rahatça dizlerinizin üzerine koyarsanız hipnoza girmeye hazırsınız demektir.
Saklı olan anlam: Danışan bu sözleri duymadan önce zaten ayak ayak üstüne atmış vaziyetteydi ve elerlide dizlerinin üzerindeydi. Burada Erickson’un ima ederek telkin ettiği şey “hipnoza başlıyoruzdur.”

Ericksonian Telkin: Ne zaman olduğunu şimdilik bilemiyorum fakat çok yakın bir zamanda bilinçaltının halihazırda yapmış olduğu öğrenmeleri fark edersiniz çünkü gevşeme ve rahatlama sürecine rahat bir şekilde devam etmeden ve içsel zihnindeki diğer sizin hoşunuza gidecek yararlı bir şeyi öğrenmesini sağlamadan önce öğrendiğinin farkında olmanız önemli değildir.

Saklı olan anlamlar: Bilinçaltının yapmış olduğu öğrenmeleri fark edersiniz. Öğrendiğinizin farkında olmanız önemli değildir.

Ericksonian Telkin:Bilinçaltı zihniniz bu olayı açıklarken gözleriniz bir süre kapandığını hissedebilir (Erickson,M. & Rossi, E. 1979-1980 s.83).

Saklı olan anlam: Bilinçaltı zihniniz bu olayı az sonra açıklayacak.

Ericksonian Telkin:Bir süre sessiz olmanızı istiyorum. Bu süre içinde bakalım bilinçaltınız bu konu hakkında bize ne tür bilgiler getirecek (Erickson,M. & Rossi, E. 1979-1980 s.83).

Saklı olan anlam: Bilinçaltı zihniniz şimdi bize bazı önemli bilgiler getirecek.

İNDİREKT OLMANIN NEDENLERİ

1. Danışan terapinin bir çok noktasında zaten indirekt bir iletişime geçmek ister. Aslında indirekt telkinler danışanlara terapistin verdiği bir yanıttır.

2. İndirekt telkinler danışanların öğrenilmiş sınırlılıklarını bypass ederek, kullanılmamış potansiyelleri açık hale getirir (Rossi, 1980 s.97).

3. Direkt telkinlerin etkisi sınırlıdır.

4. Direkt telkinler şifa ve gelişim için çok gerekli olan fikirlerin yeniden organizasyonlarını tetiklemedikleri gibi, yeni çağrışımlara da yol açmazlar. Hipnoterapide etkili sonuçlara sadece danışanın aktivitesi sonucunda ulaşılır. Terapist sadece danışanı hareket için stimule eder (harekete geçirir) ve genellikle danışanlar bu aktivasyonun ne olduğunu bilmezler (Erickson, 1948).

5. Direkt telkinlerin kendisi ve direk telkin vermekte kullandığımız kelimeler danışanı gereksiz bir gerginlik içine sokabilir.

Örnek:

Ders çalışma ve öğrenme ile ilgili sorunları olan bir gence hipnoz uygulamıştım. Danışanım her ne zaman “ders, öğrenme, okul” gibi kelimeleri duysa gözbebekleri büyüyor mimikleri değişiyordu. Bu kelimeleri direkt bir şekilde kullandığımda danışanımın beyninde bu kelimelerle ilgili ne kadar olumsuz çağrışım varsa hepsini gündeme getiriyordu. Bu kelimeleri kullanmadan da telkin verebilirdim. Danışanım Bilgisayar Mühendisliği öğrencisiydi. Bende şöyle telkin verdim: Bundan sonra konuları daha iyi capture (yakalama) yapacaksın. Gördüğün her türlü yeni bilgiyi “save (kaydet)” yapacaksın. Ve bilgiler sana gerektiğinde “search (ara)” mekanizmanı kullanarak bilgilere rahatlıkla ulaşacaksın. Danışanım benim kullandığım indirekt telkinleri duyunca gülümsedi ve gevşemesi arttı. Bir kaç gün sonra çalışmak için odasına giderken balık yakalamaya gider gibi rahat olduğunu söyledi.

6. Hani bir söz vardır “en büyük komutan emretmeden yöneten komutandır” diye. İşte Ericksonian yaklaşım bu felsefeyi benimsemiştir. Erickson danışanından bazı çocukluk anılarını hatırlamasını istediğinde ofisindeki bazı eşyalarla çocuk gibi oynamaya başlardı. Burada danışanına verdiği gizli telkin: “ Hadi şimdi çocukluğa dönelim.”

7. İndirekt yaklaşımla verilen telkinler problemi çözmede danışanın yaratıcılığını harekete geçirir. Tabi indirekt yaklaşımı benimsemiş bir terapistin de kendi yaratıcılığını kullanması gerekir.

PORTAKAL (Telkinlerde hastanıza acı ilaç gibi gelebilir)

Bir hasta ilaçlarını almak üzere eczaneye gitmişti. Ancak alacağı ilacın kastor yağı (3) içerdiğini görünce sıkıntıya düştü. Çünkü bu madde hastanın midesini bulandırmaktaydı. Eczacı “Ben ilacınızı hazırlarken bir portakal suyu içer misiniz ? dedi. Hasta portakal suyunu içtikten biraz sonra ezacıdan ilacını istedi. Eczacı “İlacınızı portakal suyunun içinde verdim ya zaten “dedi.
Portakal örneğinde olduğu gibi bazı telkinler danışanlara ne kadar yumuşatılarak verilirse verilsin yine zor gelebilir. Bu bakımdan direkt telkinlerden mümkün olduğu kadar uzak durarak indirekt bir yaklaşımla telkinleri yumuşatmaya çalışmak yerinde olur.
Direkt telkinler ancak danışanın amaçları çok belirgin olduğunda indirekt telkinlerden daha yararlı olabilir. İndirekt telkinlerin kullanılması danışanların önyargılarını, öğrenilmiş sınırlılıklarını, olumsuz setlerini (beklenen olumsuz inançlar) bypass eder (Lanakton, 1983.S 159). İndirekt telkinler danışanların telkinlerini sorgulamasını bypass eder, bu yüzden de direkt telkinlere göre daha başarılı olurlar (Erickson & Rossi, CP, p.455).
Bazılarında indirekt telkinlerin manipulatif (manipulative) olduğu korkusu vardır ki bunlar indirekt telkinlerin birilerine bilinçli zihnin haberi olmadan bir şeyler "yaptırıldığını" düşündürmektedir. Bu yanlış anlaşılmanın merkezinde "yaptırmak" kelimesi bulunmaktadır. İndirekt telkinler sadece danışana sunulan önerilerdir ki bu öneriler, danışanlar tarafından kişiselleştirilebilen anlamlar yaratmaktır. Bu sayede danışanın aslında terapistin talimatlarına bağlılığı azalmakta indirekt telkinleri istediği gibi yorumlayabilmektedir. Bu açıdan indirekt telkinler direkt telkinlere göre daha az manipulatiftir. Çünkü danışana kendi istediği gibi anlama seçeneği verilmektedir (Lankton, 1983 S.160). Oysa klasik hipnozda danışanların telkini seçme veya istediği gibi yorumlama özgürlükleri olmamaktadır. Yani klasik hipnozda "Ya bu deveyi güdersin ya bu hipnoterapiden gidersin" anlayışı hakimdir.
Erickson'un en yakın arkadaşlarından olan Dr.Ernest Rossi "Hypnotic Realities and Hypnotherapy" adlı eserinde Erickson'un hipnotik indüksiyon ve indirekt telkin verme metotlarını beş basamakta incelemiştir.

¤ Dikkatin bir şeye toplanması (fiksasyon).

¤ Danışanın inanç sistemlerini ve alışkanlıklarını kesintiye uğratmak.

¤ Bilinçaltı araştırma.

¤ Bilinçaltı süreçlendirme.

¤ Hipnotik cevap

Bu basamaklardan her biri hipnotisti bir sonraki aşamaya götürüyordu. Ayrıca bu kitapta Erickson'un sağ beyinle iletişime geçtiği konusu tartışılmaktadır. Sağ beynin arkaik dil, duygular, yer, şekil ve imajdan sorumlu olduğunu hatırlatmak gerekir.

AÇIK UÇLU TELKİNLER:



Terapistler hangi telkinin danışan için en iyi olacağını her zaman bilemeyebilirler. Bu durumla karşılaşıldığında Ericksonian yaklaşımda açık uçlu telkinler (open ended suggestion) kullanılır. Açık uçlu telkinler danışan için en uygun sonuçları ortaya çıkarırlar. Danışanlar hipnozda olduklarından, açık uçlu telkinler bilinçaltının en uygun seçeneğe yönlenmesini sağlar.



Örnek:



”Şu anda mücadele ettiğiniz problemler hakkında aklınıza daha fazla his, anı ve düşünce gelebilir. Fakat henüz hangisinin problemi çözmede etkili olacağını bilmiyorsunuz? (Erickson & Rossi, 1979 s.26)”



KAÇINILMAZ VEYA DEVAM EDEN DAVRANIŞA BAĞLI TELKİNLER



Ericksonian Yaklaşımda telkinler, kaçınılmaz veya halihazırda devam eden davranışlara (danışana yabancı olmayan) bağlanarak danışanlar için telkinin yerine getirilmesi kolaylaştırılır.



Örnek: “Orada oturmaya devam ettikçe kendinizi daha rahatlamış ve gevşemiş olarak bulursunuz.” (Erickson & Rossi, 1979 s.). Bu teknikte rahatlama telkine oturmaya bağlanarak telkinin yerine getirilmesi kolaylaştırılmaktadır.



DİĞER İNDİREKT HİPNOZ TEKNİKLERİ (5)





RATİFİKASYON (ONAYLAMA)

Ratifikasyon Erickson tarafından indüksiyonun erken aşamasında uygulanırdı. Örneğin: Alfabenin harflerini bir yere yazarak danışanın dikkatini çeker. (Çünkü hasta Erickson’un niye alfabeyi yazdığını düşünmektedir). Sonra Erickson ” Beni seyrederken göz kırpmanız, nabız atışınız, hareketleriniz ve tüm refleksleriniz azaldı” telkinini verir. Burada danışana verilen gizli telkin hipnoza başlıyoruzdur. Ratifikasyon meydana gelen değişikliklerin hastaya geri bildirimini kapsar.

İNKORPERASYON (İŞBİRLİĞİNİN KAPSAMINI GENİŞLETMEK)

Çevrede, hastanın davranışlarında ve hareketlerinde meydana gelen değişikliklerin indüksiyonu kuvvetlendirmek için kullanımını kapsar. Çevrede ve hastanın davranışlarında meydana gelen her türlü değişiklik hipnoterapinin amacı doğrultusunda kullanılmasına denilir.

Örneğin seans odasındaki telefon çaldığı zaman “Şimdi aklınıza zil çalmışçasına önemli bir fikir gelebilir” diyebilirsiniz. Başka bir örnek : Danışanın el veya parmakları kendiliğinden hareket ettiği zaman “Şimdi bilinçaltınız önemli ve güzel bir fikre işaret edebilir” diyebilirsiniz.. Seans odasında olan her şey olumlu olarak kullanılabilir..
Seans odama hipnoz esnasında musluktan “floşşşşş, blop blob, tıssss,furrrrrrrr” diye sesler gelmişti. Hemen danışanıma şöyle dedim.
“ Musluğum size bazı şifreli mesajlar gönderdi. Bu seslerin bir anlamı vardır. Bu anlamları çözebildiniz mi ? dedim. Danışanım şöyle cevap verdi: Musluğunuz sanırım artık iyileşmem gerektiğini söyledi. “

POZİTİF ATRİBÜSYON (OLUMLU ATIFLARDA BULUNMA

Bu süreç ratifikasyona benzemekle birlikte ondan daha açık bir süreçtir. Örneğin danışan başını, hipnoterapiste doğru çevirdiğinde hipnoterapist şöyle diyebilir: “Başınızı bana çevirdiniz çünkü bilinçaltınız ne söyleyeceğimle oldukça fazla ilgilendi ve dikkat ve konsantrasyonunuz arttı.”
Ataköy’de eski çalıştığım yerin yakınlarındaki bir otelden (Crowne Plaza) bir hipnoz seansı sırasında havai fişekler atılıyordu. Oldukça fazla gürültü vardı. Gürültüyü danışanımın yararına nasıl kullanacağımı düşündükten sonra danışanıma şöyle dedim: Bak hipnoterapinin güzel sonuçlarını daha şimdiden havai fişekle kutlamaya başladın. Danışanım güldü ve hipnozdaki gevşemesi arttı.
Yine başka bir seans sırasında yola yakın olan seans odamın penceresinin önündeki çöpleri almaya gelen çöp kamyonunun çıkardığı gürültüyü duyduğumda danışanıma şöyle dedim: “Bak hazır çöp kamyonu gelmişken problemlerini çöpe at ve bir an önce onlardan kurtul”

YENİDEN TANIMLAMA (REDEFİNİNG)

Psikoterapistin problem veya şartlar hakkında yeni tanımlamalarda bulunmasına yardımcı olarak danışanın tutumlarında değişikliğe yol açmasıdır. Örneğin psikoterapist danışanına “ Fobilere sahip olmanız oldukça iyi bir şey çünkü kocanız problemleri ile başa çıkmak zorunda ancak bu güce sahip değil.” Bu sözden sonra probleme yeni bir değer atfedilmiştir (redifining). Redifiye etmek probleme yeni anlamlar kazandırmanın yanında, sembolik olarak kullanışlı bir duyum yaratır. Redifiye etmek, yeniden çerçevelemeden (reframing) daha etkilidir.

SEEDİNG (DÜŞÜNCELERİN TOHUMLARINI ÖNCEDEN EKMEK)

Sizce az önce düşündüğünüz şeyler az önce kullandığınız kelimeler şu anda nasıl düşüneceğiniz konusunda etkili olabilir mi? Araştırmalar göstermektedir ki bir olayla karşılaştığımızda yaptığımız yorumlar daha önce üzerinde düşündüğümüz konularla, olaylarla ve olgularla ilintilidir. Bu etkinin boyutunu aşağıdaki deneysel araştırma daha iyi gözler önüne serebilir: Psikolog Nisbett ve Wilson (1977) başlangıçta iki grubun deneklerine ezberlemeleri için kelime çiftleri verirler. Bunlar at-araba, sinema-oyuncu gibi kelime çiftleridir. Gruplardan birinde okyanus-ay kelime çifti bulunmaktadır. Diğer grupta ise bu kelime çifti bulunmamaktadır. Deneklere kelime çiftlerini ezberlettikten sonra şu soru yöneltilir :” Aklınıza gelen ilk çamaşır yıkama deterjanı nedir?” Daha önce okyanus-ay kelime çiftini ezberleyenler deterjan markası olarak Tide (gelgit) ismini verirler. Yani az önce düşündükleri okyanus-ay kelime çifti deneklere “Tide” ismini hatırlatmıştır. Okyanus-ay kelime çiftini ezberlemeyen grup ise başka deterjan isimleri vermişlerdir.
Erickson yukarıdaki deneyde bahsedilen insan beyninin “çağrışım” özelliğinden yararlanır. Çünkü daha önce üzerinde kafa yorduğumuz kelimeler sonradan hiç farkına varmadığımız bir anda dilimizin ucuna gelebilir. Örneğin Erickson çiçekçilik yapan bir hastasına bitkiler hakkında konuşurken gelişim, değişim, rahatlık, güzellik, renk gibi kelimeleri bol bol kullanırdı ki gelişim ve değişim için hastanın beyni önceden hazır olsun ve değişimi meydana getirecek düşünce tohumları (kelimeler ve kavramlar) hastanın zihnine daha kolay atılsın.
Seeding Erickson’un en önemli ve etkili telkin tekniklerindendir. Seeding edebiyattaki “foreshadowing” (önceden sezdirme) kavramına benzer. Yazar bir fikri açıklamadan önce bu fikri ima eder. Üstü kapalı olarak anlatır. Burada olduğu gibi insanlar seeding mekanizmasını günlük yaşamda da farkında olmadan kullanırlar. Duygulanan ve içinden ağlama isteği geçen birisi daha hiç gözyaşı gelmeden önce elleri ile gözlerine dokunabilir, gözlerini işaret edebilir. Seeding bize bir sonraki hareketin ne ya da nerede olacağı hakkında gizli bilgi verir (Zeig & Lankton 1985).

SONUÇLAR

1. İndirekt yaklaşım bir kimsede değişimi meydana getirmenin en direkt yoludur (Zeig, 1985 S.56)

2. Hipnoz hemen hemen her insana manipülasyonu çağrıştırır. Bir Ericksonian
paradox. Manipülatörlerin en ustası en fazla özgürlük verendir. (Erickson,M. &
Rossi, E. 1979-1980 s.13)


3.Bölüm

 

DİREKT VE İNDİREKT YAKLAŞIMI KARŞILAŞTIRIN



FİLOZOF DİYOJEN



Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayışı ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: "Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin bir şekilde şu karşılığı verir:
- Ben çekilirim!!

Diyojen “Sensin salak” diyerek yanıt verseydi direkt yaklaşımı kullanırdı. “Ben çekilirim” diyerek indirekt yaklaşımı kullanmıştır.



AKIL VERGİSİ



İşte indirekt yaklaşıma başka bir örnek daha:
Dostlarından biri, Fransız kralı 15. Lui' ye:
- Majesteleri, akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü?
Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve seve öder. Kral, alaylı alaylı gülerek:
- Hakikatten enteresan bir fikir, cevabını vermiş. Bu buluşunuza karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.



BÜYÜK KULAKLAR



İşte sevdiğim bir indirekt yaklaşım örneği daha:

Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile' ye hasımlarından biri:
- Efendim, kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi? Galile:
- Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama, seninkiler de bir eşşeğe göre fazla küçük sayılmaz mı?



EL KALDIRMA İNDÜKSİYONU



Milton Erickson’un çok bilinen ve bir çok kaynakta yer alan el kaldırma indüksiyonu (Hipnozu başlatma tekniği) aşağıdadır:

Sandalyenizin arkasına yaslanabilir ve dizlerinizin üzerine koyduğunuz ellerinize dikkatinizi vererek gevşeyebilirsiniz (Hipnoterapist pozisyonu gösterir. Her iki el bacakların üzerine konulmalıdır ve eller birbirine değmemelidir.) Şimdi parmak uçlarınızdaki gevşemeyi hissederseniz bu durum size daha önce yaşadığınız benzer duyguları çağrıştırabilir.)

Bu noktada ilave edilebilecek opsiyonel telkinler: Şimdi elleriniz dizlerinizin üzerinde dinlenirken 3-4 derin nefes alabilirsiniz. Bunu yaptıkça ne olduğuna dikkat ediniz. (Danışan derin nefesler aldıkça terapist konuşmasına ara verir. Nefes aldığınız sırada ellerinizin kendiliğinden hafifçe yükseldiğini ve tüy gibi hafiflediğini fark ediniz. Ellerinizi izlemeye devam ettiğinizde (Bu cümle nefes almayla eş zamanlı söylenir) hangi elinizin daha fazla hafifleyeceğini merak edebilirsiniz. Elinizdeki ilginç algılamaya dikkat ederken ellerinizden biri hafifleyecek. (Nefes almayla eş zamanlı olarak söylenir).

Elbisenizin kumaşının dokusunu parmaklarınızla hissetmeye devam ettiğinizde sanki elinizin daha da hafiflediğini hissedeceksiniz. Gerçekten hangi elinizin daha önce hafiflemeye başlayacağını bilmiyorum. (Hipnoterapiste açıklama: Sorduğunuz soru eğer eliniz hareket ederse sorusu değildir. Sorduğunuz soru hangi parmak hareket edecek sorusudur).

Belki baş parmağınız belki işaret parmağınız belki de diğer parmaklar hareket etmeye başladıkça bileğiniz yukarıya kalkmaya başlayacaktır. Bileğiniz kalktığı sırada dirseğiniz de bükülebilir. Dirseğiniz bükülürken bileğiniz yükseliyor………….ve daha da yükseliyor. (Bu cümle nefes alış ile eş zamanlı olarak söylenir. Ve eliniz yükselirken göz kapaklarınız elinizin yükselişiyle bağlantılı olarak düşmeye başlar. Ve eliniz gittikçe yükselirken muhtemelen dirseğiniz yükselecek bu yüzden eliniz yüzünüze yaklaşır. Eliniz yüzünüze yakınlaştığında siz derin bir nefes alıp gözlerinizi kapatıp transa geçinceye kadar elinizin hareketi yavaşlıyor.

Eliniz yavaşça yüzünüze doğru hareket edebilir ancak eliniz yüzünüze dokunana kadar transa girmeyeceksiniz.



4.BÖLÜM

ERİCKSON YAKLAŞIMDA BİLİNÇALTI ve BİLİNÇALTI ARAŞTIRMA

“Problemi yaratan da çözen de bilinçaltıdır.”

Milton H.Erickson

“Bir çok davranışımız bilinçaltımız tarafından belirlenir.”

Milton H.Erickson

"Hipnozu öğrenmek ve kullanmak istiyorsanız, kendi bilinçaltınıza tam olarak güvenmelisiniz."

Milton H.Erickson

"Bir çok bilgi vardır ki, hiç bilmeden (farkına varmadan bilinçaltı tarafından) öğrenilmiştir." (Lankton, 1983, s.149)

Milton H. Erickson

"Bilinçaltınız, çok geniş, öğrenmeleri ve kaynakları içerir."

Milton H. Erickson

"Bildiğinizi, düşündüğünüzden daha fazla biliyorsunuzdur. Bilinçaltınız bilincinizi korur ve uygun bir zaman ve yerde, bilincinizin artık zaten bildiği ama bildiğinizi bilmediğiniz bilgiyi size öğretir."

Erickson’un kişisel sohbetlerinden 1970)

“Ericksonian yaklaşım terapiyi hipnotik telkinlerle yürütmektense, danışanın bilinçaltı potansiyellerini bilincin sınırlandırmalarından kurtarmayı amaçlar”

Hypnotic Realities, Erickson & Rossi & Rossi, 1976



BİLİNÇALTININ İÇSEL ARAŞTIRMASI



Sternbergin 1975 yılındaki araştırması bilinçli düzeyde bir sorunun yanıtı alındıktan sonra bile bilinçdışı olarak soruya yanıtın kapsamlı olarak tüm hafıza sisteminde araştırılmaya devam edildiğini göstermiştir. Bu bilinçdışı araştırma ve zihinsel süreçlerin otonom düzeyde aktivasyonu endirekt yaklaşımımızın esasıdır (Erickson & Rossi, 1979 s.27).

Wilson ve Zajonc’ın (1980) frekans-cazibe etkisi adlı deneylerinin sonuçlarına göre gördüğümüz, somut varlıklara görmediğimiz varlıklara nispeten (geometrik şekiller-nesneler) daha fazla duygusal yakınlık gösterme (sevme-tercih etme) eğilimindeyizdir. Bu araştırmada deneklere taçhistoskop cihazı ile çeşitli geometrik şekiller gösterilmiştir. Resimler çok hızlı değiştiğinden bilinçli çaba ile hangi geometrik şekillerin geçtiğinin anlaşılması mümkün değildir. Ancak bilinç algılayamasa da bilinçaltı elbette hangi geometrik şeklin ekrandan kaç defa geçtiğini algılayabilmektedir. Her deneğe gösterilen geometrik şekillerin frekansı farklılık göstermektedir. (Örneğin bazı deneklere üçgen çok daha fazla gösterilirken bazılarına dikdörtgen daha fazla gösterilmiştir.)
Deneyin diğer aşamasında deneklere sevdikleri geometrik şekillerin hangi şekiller olduğu sorulur. Deney esnasında üçgen şekli daha fazla gören denekler bu soruya çoğunlukla üçgen cevabını verirken, dikdörtgen şeklini görenlerse ağırlıklı olarak “dikdörtgen “ yanıtını vermişlerdir.
Bir halk deyimi vardır “Sabah akşamdan daha akıllıdır” diye. Bir problemle uyuduktan sonra sabahleyin çözümü daha kolay buluruz. Açıkça belikli bilinçli zihin uyurken bilinçaltı zihin problemi çözmüştür (Erickson & Rossi, 1979 s.27-28).
Uyku esnasında insanların sorularına yanıtlar bulabildiği ve yaşamla ilgili alternatiflerin sentezlenebildiğine dair bilimsel kanıtlar mevcuttur.
Erickson’a göre en önemli öğrenmeler bilinçaltı düzeyde gerçekleşir. O bilinçli yaşantıları daha az güvenilir ve daha sınırlı olarak değerlendirirdi. Bilinçaltı araştırmayı indirekt telkinler başlatır. Danışanlar bu araştırmanın kendilerine ulaştırdığı cevaplar karşısında genellikle şaşırırlar (Erickson & Rossi, 1976s.7).
Terapist problemi çözmek için danışanın bilinçdışının yaratıcılığına güvenmelidir. Böylece töropatik hipnoz (Erickson kendi yaklaşımını töropatik hipnoz olarak adlandırmaktadır) serbest psikolojik araştırma periyodu olarak değerlendirilebilir. Bu araştırmada terapist ve danışan işbirliği yapar ve hipnotik cevap danışanı töropatik değişime ulaştırır (Erickson & Rossi, 1979 s.10).
Erickson hipnoz seansında “Muhtemelen bunun nedenini sonra söyleyebilirsiniz” şeklindeki sözlerle içsel araştırmayı teşvik ederdi (Erickson & Rossi, 1979 s.16).
Erickson bilinçli zihni, daha zayıf, daha az zeki, daha az güvenilir, ve daha kolay aldatılabilir olarak değerlendirmiştir. Bir çocuk yürümeyi öğrenirken bilinçdışı zihin nefes almayı düzenlemeyi ve kas koordinasyonunu öğreniyordur. Bu esnada yürümeyi öğrenen çocuğun bilinçli zihni hangi oyuncağın raftan alınacağını veya büyüklerin ne diyeceğini düşünüyordur.
Bilinçaltı zihnin önemine sadece Erickson değinmemiştir. Örneğin Alfred Adler "İnsan anladığından daha fazlasını biliyordur" yorumunu yapar (Lankton, 1938, S.258). Daha fazla bilgi her zaman, iç dünyamızda ve bilinçaltımızda mevcuttur.
Erickson, danışanın bilinçaltıyla doğrudan iletişime geçmeyi amaç edinirdi. Bunun için danışanının hipnoz esnasındaki kendiliğinden meydana gelen bazı vücutsal değişiklikleri ve hareketleri bir aracı olarak kullanırdı. Hatta bu araçları kullanarak hipnozu derinleştirirdi.
Hipnoz, bazı algısal ve zihinsel değişikliklerin meydana geldiği, bilinçaltı süreçlere ulaşılabilirliğin sağlandığı, bilinçlilikle karakterize edilen özel bir durumdur. Erickson hipnozdaki telkine yatkınlığın artmasından (suggestibility) çok, hipnoz esnasında hastanın bilinçaltı ile girdiği karşılıklı iletişim ve etkileşim sonucunda tedavisini uygulardı.
Her düşünce mutlaka ve mutlaka bilinçaltından geçer. Ama her bilinçaltı içerik bilinçten geçmez. Sadece bilinç alanında kalıp bilinçaltıyla ilişkiler kuramayan bir düşünce; cılız, duygusuz ve sıradan bir düşüncedir. Çünkü bilinçaltı; bilincin üstesinden gelemediği görevleri, başarıyla gerçekleştirebilen gizli potansiyellerimizdir. Maalesef bilinçaltının üzerimizdeki güçlü etkisinin yeterince bilincinde değiliz.
Erickson’un bir çok tekniği bilinçaltı ile ilgili düşünceleri üzerine temellendirilmiştir: Bu düşüncelerin başlıcaları aşağıdaki gibidir:

1. İnsanların bilinçaltı aktiftir.

2. Bilinçaltı, düşünceleri ve davranışları bilinçten bağımsız olarak yönlendirebilir.

3. Psikoterapide danışanın bilinçaltı ile iletişim kurabilmek, bilinci ile iletişim kurabilmekten daha önemlidir.

4. Bilinçaltı insanı daha iyi temsil eder.

5. Bilgiyi insan hiç farkında olmadan (bilincin hiçbir çabası olmadan) da öğrenir. Erickson‘un bu düşüncelerinin doğruluğu çok sonradan deneylerle ispatlanmıştır. Bilinçaltının bilinçten gizli öğrenmesi (subliminal learning) fenomeni günümüzde, bilimsel bir gerçekliktir.
Erickson hipnoz ve psikoterapide insanlara kendi problemlerinin nedenlerini araştırma ve kendi çözümlerini üretme şansı verirdi. Çünkü bilinçaltı kendi ürettiği çözümlere ve telkinlere direnç gösteremez. Bu teknikte hipnoz esnasında problemlerin kaynağı hakkında." Problemlerin hakkında aslında bildiğin ama belki de bildiğini bilmediğin fikirler, sebepler, çözümler düşünebilirsin” telkini verilirdi. Danışan bu içsel araştırmasını hipnozdayken daha rahat yapar. Çünkü düşünceleri sözcüklere dökmek için herhangi bir çaba gerekmemektedir.
Hipnoterapi uygulayıcısı danışanını içsel araştırmaya yeterince teşvik ettiğinde bazı soruların cevabı hemen alınamasa da zamanla cevapları bilinçaltı mutlaka verecektir.
Bu durum bilinçaltından cevaplar (responses) alınırken zamanın olduğundan kısa ya da uzun algılanması şeklinde bir tür zaman çarpıtması "Time Distortion" meydana geldiğini göstermektedir. Elbette içsel araştırmanın hemen yapılması beklenemez."Şimdi soruyorum şimdi cevap vereceksin " telkiniyle içsel araştırmaya sevk etmek olmaz. Danışana zaman vermek gerekir.
Gün içinde aklımızdan geçen bin bir türlü garip düşüncenin kaynağı birkaç gün önce kendi kendimize sorduğumuz sorular olabilir. Soruları algılayan ve içsel araştırmayı tamamlayan bilinçaltı bir şekilde sonuçları yüzeye (bilince) ulaştırmaktadır. Bilinçaltı tepkisiz olmadığına göre ona soru sormasını bilirseniz ve onunla iletişime geçebilirseniz ondan istediğiniz sonuçları er geç alırsınız. O mutlaka bir işaret gönderecektir. Bu bakımdan bilinçaltınız size en fazla 1-2 hafta uzakta duruyordur. Egzersizlerle bu mesafeyi kısaltmak mümkündür.
Yeterince içsel araştırmaya yönlendirilen danışan terapistine "Probleminin çözümü hakkında bir rüya gördüm" diyerek gelebilir. Çünkü Erickson’un dediği gibi "Psikoterapi sadece bilinçaltının öğrenmesini sağlayan ve bu öğrenmeleri çeşitlendiren bir motivasyondur." Bundan dolayı psikoterapide yapılamayanları hastanın bilinçaltı yapabilir. Aslında her rüya sonuçta içsel sorunlarımıza çözüm arayışıdır.
Az veya çok, bilerek veya bilmeyerek her psikoterapi danışanı içsel araştırmaya yöneltir. Erickson psikoterapide içsel araştırma hızlandırılmıştır.

SONUÇLAR

Ericksonian yaklaşımda hipnoz öğretme ve psikoterapi arasında fazla bir fark yoktur. Çünkü hepsi bilinçaltı üzerinden gerçekleşir.

5.Bölüm

METAFORLARLA PSİKOTERAPİ

Gizli telkinler vermekte bilinen en iyi hipnoterapist olan Erickson bazen telkinleri çoğunlukla çeşitli hikaye ve mecazların içine gizlice yerleştirirdi. Böylece hastanın tüm hastalık direnci kırılmış olurdu. Çünkü gizli telkine karşı danışanın bilinçli direnci daha az olmaktadır. Bu hikayeler çoğunlukla şaşırtıcı ve hastanın tüm dikkatini toplayıcı özellikler taşır, arketipik örnekler içerirdi. Onun hikayeleri Amerikan halkının ruhuna hitap ederdi. Belki de bundan dolayı kendisi "halk kahramanı" olarak anılmıştır.
Şimdi kendi kendinize“yahu bir hikaye dinlemek (hipnozda bile olsa) insanın yıllardır bilinçli çabalarıyla değiştiremediği özelliklerini değiştirmesini nasıl sağlar!” diyorsunuzdur. Aslında hikayelerle terapinin, etkisini sizi etkileyen güzel bir filmin hayat görüşünüzü değiştirmesine örnek gösterebiliriz. Sevdiğiniz bir filmi defalarca izleyerek adeta hipnotik bir konsantrasyona ulaştığınız zamanlar hiç olmadı mı? Bu filmde ki kahramanlarla kendinizi hiç özdeşleştirmediniz mi? Filmi seyrettikten yıllar sonra bile yeri ve zamanı geldiğinde çok eskiden şöyle bir film seyretmiştim diye arkadaşlarınıza anlatmadınız mı? Ne dersiniz belki bu film sizin bir çok tutum ve davranışınızı değiştirmiştir de sizin haberiniz yoktur. İşte modern hipnoz bir anlamda budur. Hipnoterapi bu bağlamda size uygun filmi yaratmanızı ve hayatınızı değiştirmeyi sağlama işini de üstlenebilir.
Erickson’un hikayeler anlatarak balıkçılardan ödül olarak akşam yemeği kazanmasını hatırlayalım. Hikayelerin insan davranışları üzerindeki önemli etkisini Erickson genç bir öğrenciyken fark etmişti.
Erickson anlattığı hikayede hastasının hikayedeki kahramanlardan kiminle özdeşim kurduğuna çok dikkat ederdi. Danışanının hikayeye verdiği tepkilerden onların içsel durumları hakkında bilgiler edinirdi. Yani hikayelerini yeri geldiğinde projektif bir test olarak kullanırdı. Örneğin bir hikayedeki "aile" rehberi, sevgi kaynağını, desteği veya irrasyonel (akıl dışı) rehberliği, zorlayıcı irrasyonel kuvveti temsil edebilirdi. Bir “çocuk” tecrübesizliği, öğrenme isteğini; fakat nasıl yapılacağını bilmemeyi, kendiliğindenliği, cahilliği, davranışlarımızın sınırlandırılmış repertuarlarını temsil edebilirdi. Hikayeyi dinleyen kişi eğer çocukla özdeşim kurmuşsa muhtemelen hikayede çocuğun büyüme ve özgür olma yolundaki engelleri aştığını öğrenince sevinecektir ve bu sevinme yüz ifadesine (facial expression) mutlaka yansıyacaktır.
Bandler ve Grinder'e göre Ericksonian iletişimi mikroskobik düzeyde açıklamaya çalışmışlar, hikaye içindeki telkinlerin Erickson tarafından duraklama, oturma pozisyonu veya ses tonunun değiştirilmesi şeklindeki etkilerle de verildiğini bildirmişlerdir. Bana da bu yöntem son derece mantıklı geldi çünkü bilincin algılayamadığı mimikleri bilinçaltının rahatça algılayabilmesi doğaldır ve bilinen bir gerçekliktir.
Erickson psikoterapi sırasında, hikayede geçen “ayağa kalkmak, yolunu bulmak, doğru gibi bazı kelime ve kavramları bilinçli olarak kullanırdı. Psikoterapi sırasında bu kelimeleri algılayan danışanın bilinçaltına gizli telkinler gönderilmiş olurdu. Ayağa kalkmak, depresyondaki çökkünlükten kurtulmanın sembolü ve gizli telkini olabilirdi. Jeffry Zeig Erickson ile ilgili bir seminerinde anekdotları kullanmanın değerini şöyle açıklamıştır:

1. Anekdotlar tehdit etmez:
Bilinçaltı fikirlere, kelimelere, telkinlere ve cümlelere direnç gösterebilir ama hikayelere direnç göstermesini bilmez. Bir atasözüne yanlış fikirleri de savunsa genellikle kimse karşı çıkmaz ya da çıkmayı akıl etmez. Böyle bir alışkanlığımız yoktur.

2. Anekdotlar telkinleri hoş hale getirir:

Acı bir ilacı daha tatlı olan başka bir şeyle veya şekerlemenin içine koyarak daha kolay yutabiliriz. Bunun gibi bazı telkinlerde anekdotların içine yerleştirilebilir.

3. İnsan anekdotlardan sonuç çıkarma eğilimindedir:

Anekdotlardan telkini kişi kendisi çıkarmış olur. Böylece telkinin sırf telkin olmasından dolayı karşılaşılabilecek direnç daha baştan kırılmıştır.

4. Anekdotlar değişime karşı insandaki doğal direnci bypass eder.

5. Anekdotlar ilişkileri kontrol etmede kullanılabilir.

6. Anekdotlar danışanı daha esnek hale getirebilir.

7. Anekdotlar danışanda şaşkınlık (konfüzyon) yaratarak telkine daha açık ve hazır hale gelmesine yardımcı olur.

8. Anekdotlar fikirlerin ve telkinlerin hatırlanabilirliliğini arttırır.

Ayrıca, Erickson’ın mecaz anlamlı telkinleri ve anekdotları danışanın aklına kendi tecrübelerini getirirdi. Hep söyleriz ya başkasından akıl almak zordur diye. En değerli şey bizim için kendi aklımızdır. En çok kaybetmekten korktuğumuz şeydir aklımız. Onun hikayeleri, anekdotları ve mecaz anlamları telkin için kullanmasının en önemli nedeni de budur. Danışan kendisini iyileştirecek aklı, düşünceyi ve iç görüyü kendi üretebilir. Ancak psikoterapist bu aklı, düşünceleri ve içgörüyü oluşturacak materyalleri danışana verirse, hem dirençle karşılaşmaz hem de danışan zorlanmamış olur. Her ne kadar “Akıl akıldan üstündür” şeklinde başkasından akıl almayı tavsiye eden bir atasözümüz olsa da insan olarak hep “üstün akıl” olma eğiliminde olduğumuz bir gerçektir. Mümkünse akıl veren olmak isteriz alan değil.
Örneğin ev ve eşya taşırken eşyanın nasıl taşınacağı konusunda herkesin ayrı bir fikri vardır ve genellikle her kafadan bir ses çıkar. Genellikle işin başkalarının önerileriyle değil, kendi önerilerimiz doğrultusunda halledilmesi isteği içimizde gizlidir.
Metaforlar sayesinde danışanlar aynı kavramlar hakkında değişik yorumlara rahatlıkla ulaşabilir, metaforların asıl anlamının gizli olması nedeni ile kendi bilgi ve anlayışlarını rahatlıkla yeniden inşa edebilirler. Böylece psikoterapi sürecinde danışanlara aktif bir görev verilmiş olur. Psikoterapistin direktiflerine bağımlı hale gelmezler.
İnsanlar, her hikayeden, her mecazlı sözden, her anekdottan yani her metafordan kendilerine özgü anlamları çıkarırken kendi psikolojik yapılarını da ortaya koymuş olurlar.
Erickson ,”Bir insanın kendi kardeşi hakkında düşünmesini istiyorsanız en iyi yol, kendi kardeşiniz hakkında bir anınızı ona anlatmaktır “der.(Zeig 1985 b). Erickson seanslarında sıklıkla kendi anılarından bahsederek gizlice danışanın algılarına etkide bulunurdu.
Benzer şekilde benzetmeler ve mecazlar bir fikrin hatırlanabilme ihtimalini yükseltir. Sürekli ailesinden aldığı olumsuz telkin ve fikirlerden istemeye istemeye etkilenen bir bayan danışanıma :”Artık kuş yuvadan uçtu “demiştim ve hipnoz esnasında bu kuşu hayal etmesini istediğimde bu kuşun bir güvercin olduğunu söylemişti. Elde ettiğim olumlu sonuç şaşırtıcıydı. Artık hiç bir şekilde ailesine kulak asmadığını ne zaman olumsuz sözlerle karşılaşsa güvercini yuvadan uçarken gördüğünü söylüyordu. Kuş metaforunu burada kullanmam iyi bir sonuç vermişti.
Erickson klasik hipnozcuların aksine sadece hipnozdaki danışanın vücut hareketlerine, nefes alışına, nabzına değil her türlü mimiğine ve tepkiye (responsa) dikkat ederdi. Bir hikayeyi dinlerken danışan herhangi bir sıkılma belirtisi göstermişse, danışanın bilinçaltı için önemli noktaya gelindiğini hissederek başka bir hikayeye geçer ya da aynı hikayede detaylara inip danışanın tepkilerini gözlemlerdi. Yani Erickson’un hikayeleri (tales-stories) sadece terapötik değil aynı zamanda diagnotistikti.
Erickson Hipnoterapi adlı eserinde hastanın dikkatini toplamak için kullandığı teknikleri açıklamaktadır. Bunlar sürpriz, şok, şüphe, şaşkınlık (kafa karışıklığı) saklı anlamları kullanmanın bir çok çeşidi, soru sorma, sözcük oyunu, mizah, hikaye ve anekdot teknikleridir. Her hikayenin bir yapısı ve gizli planı olmakta ve genellikle bir sürprizle bitmektedir. Bazı hikayeleri yavaş bir ritim ile tekrar tekrar okuyarak bir hipnoz hali yaratır. Bu tür hikayeler genellikle subliminal hipnotik etkilere de sahiptir.

Bir terapist olarak metaforları ne amaçlarla kullanabilirsiniz? Hangi metaforları kullanabilirsiniz? Bu konuların detayına Psikoterapide Metaforlar isimli kitabımda inmeye çalıştım. Bu kitapta bir çok hikaye metafor ve söz bulabilirsiniz. Bu kitabı hazırlarken nevrotik insanların ihtiyaç duyduğu metaforlara öncelik vermeye çalıştım.

6.Bölüm

ERİCKSONİAN HİPNOZUNUN TEMEL ÖZELLİKLER

Erickson 1941’li yıllarda bile hipnoz konusunda zamanın anlayışından çok daha farklı bir anlayışa sahip olduğunun işaretlerini veriyordu. Bunu onun sözlerinden rahatlıkla çıkarabiliriz:
“Psikologlar hipnozun kişiyi garip, pasif ve hakim olunabilen bir yaratık haline getirdiği şeklindeki yanlış inancı bırakmaktadırlar. Aksine psikologlar hipnozun kişinin doğasında olan ve özünde bulunan olumlu davranış ve tepkileri ortaya çıkarmada kullanılabileceğini ve kullanılması gerektiğini anlamaya başlamışlardır.”
Dr.Milton H.Erickson yeni hipnoz anlayışıyla devrim yaratmıştır. Çünkü klasik hipnoz anlayışına göre hipnozun en önemli iki unsuru;

1.Gözü sabitleme (eye fixation)
2.Kaslarda letarji (gevşeme) idi.

O bu görüşleri kabul etmeyerek hipnozun terapist ve danışan arasında özel bir iletişim sayesinde meydana geldiği görüşünü savundu. Bu temel düşünceden yola çıkarak bir çok yeni indüksiyon tekniği (hipnoza giriş tekniği) geliştirdi. İnsanları odanın içinde dolaşırken veya insanları kendi haberleri olmadan bile hipnotize edebiliyordu. Ona göre hipnoz, fikirlerin iletişimi ve bir insanın diğerini anlamasıydı.
Ona göre " Psikoterapi kişilerin eşsiz olduğu ilkesine dayanarak her birey için ayrıca formüle edilmelidir. Bundan dolayı indüksiyon tekniği de psikoterapi gibi kişiye özel olmalıdır." Nasıl insan formüle edilemez ise psikoterapi de hipnoterapi de indüksiyon da formüle edilemez.
O indüksiyon ve psikoterapi tekniğini her hastasında hastanın semptomlarına göre belirlerdi. Ona göre her insanda karşılaşacağı problemlerin üstesinden gelmesine yetecek bir içsel güç ve kaynak vardır. Terapistin görevi, kişinin bu kaynaklara erişmesini ve kullanmasını sağlamak olmalıdır.
Erickson, klasik hipnozu sadece 50 hastasında kullandığını belirtmek gerekir. (Beahrs, 1971).

ERİCKSONİAN YAKLAŞIMINDA HİPNOZ TANIMLARI

Erickson yapılan tüm hipnoz tanımlarının objektif olamayacağı düşüncesiyle hipnozu ayrı ve özel bir durum olarak değerlendirirdi. Erickson içinde bulunduğu duruma ve ortama göre hipnozun bir çok tanımını yapmıştır. Bir hipnoz seansında bulunan hipnoterapist, danışan ve gözlemci doğal olarak hipnozu farklı farklı tanımlarlar. Her birey kendi açısından olaya bakar. Gözlemci açısından hipnoz etkili bir iletişim olabilir. Danışan odaklanmış bir farkında olma hali olarak hipnozu tanımlayabilir (Zeig & Lankton 1985, S 356).
Erickson’un yaklaşımı geleneksel anlamdaki hipnozu indükte etmekteki (hipnozu başlatmakta) güçlüklerin Erickson tarafından by-pass edilmesinden ortaya çıkmıştır diyebiliriz. Erickson hipnozu: “İçsel konsantrasyonun arttığı; dikkatin hatıralara, değerlere, düşüncelere, ve inançlara odaklandığı değiştirilmiş bir durum” olarak değerlendirir. Bu durumda hipnozu; çevredeki dünyanın gerçeklerinden uzaklaşılmasına bağlı olarak ortaya çıkan, bilinçaltı fenomenlerin ön planda meydana geldiği, “kişinin "kendisine girişi” olarak değerlendirebiliriz (Zeig & Lankton 1988,S 6-7).

Erickson’un hipnozu en kısa şekliyle tanımlaması şöyleydi:Hipnoz bilinçaltının öğrenmesidir (Zeig & Lankton 1985 S.9). Erickson hipnozu danışanın içsel öğrenme süreçlerini uyaran fikirlerin sunulması olarak kavramlaştırmıştır.


ERİCKSONİN YAKLAŞIMIN TEMELLERİ

Ericksonian yaklaşımı oluşturan ve bu yaklaşımın temelinde bulunan fikirleri S.G. Gilligan şu şekilde özetlemektedir:

1- Her insan eşsizdir. Erickson’a göre terapistler her danışana bir teori bulmaktansa, danışanı kendi teorilerine uydurmaya eğilimindedirler. Ona göre teoriler danışanın kendisi değildir (Lankton,1983 s.45).

2- Hipnoz fikirlerin iletişimi şeklinde meydana gelen bir süreçtir.

3- Her insan problemlerini çözebilecek kaynaklara sahiptir.

4- Hipnoz bu kaynakları ortaya çıkarır.

5- Hipnoz her insanda gözlemlenebilecek, aşk kadar, kızgınlık kadar doğal bir fenomendir. Nasıl ki bir insan kızdığı zaman mutlaka bir yere vurması gerekir diyemiyorsak, hipnozdaki kişi içinde mutlaka şöyle hisseder veya mutlaka böyle yapar şeklinde kesin bir şey diyemiyoruz. Bir insan kızdığında saldırganlaşıp bir yerlere vurmuyor diye bu insanda "kızgınlık belirtileri" yoktur diyemiyorsak, aynı şekilde kişide hipnoz yeteneği var ya da yok diyemeyiz.

6- Transformasyon (değişim) yanlışı düzeltmeden ziyade yönü değiştirme şeklindedir.

7- Kişinin eşsizliği bir çok düzeyde ele alınabilir.

8- Bilinçaltı yararlı ve üretici olarak otonom bir şekilde kullanılabilir.

Ona göre hipnoz öğrenmenin ve değişimin meydana gelme ihtimalinin en yüksek olduğu noktadır ve hipnoz için indüksiyon şart değildir. Hipnoz herkes tarafından mutlaka yaşanmış olan doğal bir durumdur. Bunun en iyi örneği gündüz rüyası olgusudur. O’na göre hipnoz haline kayıtsız şartsız her insan yaşayabilir. Ancak çoğumuz bunun farkında değilizdir. Zaten Erickson’un danışanları çoğunlukla hipnoz halinde olduklarının farkında bile değillerdi. Erickson farkında olmaları gerektiğini de zaten düşünmüyordu. Klasik hipnoz anlayışında ise danışanlarımızı hipnozda olduklarına inandırmak için oldukça vakit kaybederiz. Çünkü danışanlar genellikle hipnoz halinde hiçbir şeyi hatırlamayacaklarına şartlandırılmışlardır. Bunu da olumsuz bir hipnoz olarak görmek lazım.

HİPNOZUN DERİNLİĞİ
Erickson’a göre hipnozun derinliğinin istenilen amaçları gerçekleştirmede pek bir önemi yoktur. Çünkü en hafif hipnoz bile bilinçaltına az çok ulaşmaya yeterli olur. Hatta bunun için çoğunlukla hipnoza bile gerek kalmaz. Bilinçaltının içeriğine bilinçliyken de ulaşılabilir. Hipnoterapist ve danışanı, zihinlerini bilinçaltı düzeyinde kullandığı her an hipnozdadır. Zihnin bilinçaltı düzeyini kullanılması bilinçli düzeyin kullanılamaması anlamına gelmez. Erickson’a göre insan bilinçliyken de bilinçaltından yararlanır. Örneğin bir söz söylerken dilimizin ucunda pek fazla kelime yoktur. Dilimizin ucunda bilinçlilik boyutunda bir kelime bulunuyorsa o kelimenin arkasında bilinçaltı boyutunda binlerce kelime bulunmaktadır.
Bir çok hipnoterapist hipnozun laterji, katalepsi ve somnambul safhalarından (derinlik düzeyleri) meydana geldiğini varsaymaktadır. Geleneksel yaklaşıma göre laterji hafif bir hipnozdur. Katelepsi orta bir hipnoz düzeyidir. Somnambul aşama ise en derin safhadır. Gerçekte bu durum sadece bir varsayımdır. Çünkü bilimsel bakış açısı hipnozun derinliğini danışanda meydana gelen somut değişikliklere göre ölçme eğilimindedir. Oysa bir insanın hipnozu söz konusu olunca hemen hemen her şey subjektifleşir. Geleneksel bilimsel anlayış vücutta meydana gelen değişikliklere göre (örneğin katalepsi hali) hipnozun derinliğini ölçme eğilimindedir. Benim düşünceme göre hipnozda meydana gelen tüm somut ve vücutsal değişiklikler tek bir kavrama işaret eder. Bu kavram soyut bir kavram olan “uyum” kavramıdır. Somut ve vücutsal değişiklikler danışan ve hipnotist arasındaki uyumun sonucu olarak meydana gelir. Yani asıl olan uyumdur. Ancak hipnotist ile danışan arasındaki “uyum” kolay kolay ölçülebilecek bir kavram değildir. Uyum daha çok hissedilir. Üstelik uyum sadece hipnoz seansında görülmez. Öyle danışanlar vardır ki hipnoterapiye geldiği günün sabahında kalkar kalkmaz hipnozdadır denilebilir. Çünkü uyum süreci başlamıştır. Ama öyle dirençli danışanlar da vardır ki hipnoterapiye geleceği gün kendini güçsüz halsiz ve hasta gibi hisseder. Çünkü hipnoz için gerekli olan zihinsel uyumu yakalayamamıştır. Muhtemelen uyum sürecini bozan bir çok gereksiz, mantıksız ve yanlış inançları vardır. Böyle insanlarda da ne yaparsanız yapın kolay kolay hipnoza alamazsınız çünkü uyum süreci topallamaktadır. Oysa ilk örnekte danışan seansa koşa koşa gelmektedir. Çünkü o insanın zihni hipnotistle, hipnoterapiyle ve sağlıklı olmakla ilgili uyumu gerçekleştirmiştir.
Tüm bu nedenlerden dolayı danışanın hipnozdaki derinliğini ölçmek bir vatandaşın ne kadar koyu Beşiktaşlı olduğunu ölçmeye çalışmaya benzer. Burada koyu Beşiktaşlı olmanın ölçütü nedir diye bir soru karşımıza çıkar. Maçlara gitmek koyu Beşiktaşlı olmanın ölçütü olabilir mi? Veya maçta daha fazla bağıran daha koyu Beşiktaşlıdır diyebilir miyiz? Veya gece rüyasında Beşiktaş’ın maçlarını gören mi fanatik Beşiktaşlıdır? Tüm bu sorular hipnozun derinliği içinde sorulabilir. Derin hipnozda olmanın ne olduğuna kim karar verecek?
Ancak fanatik Beşiktaşlı olmak konusunda Beşiktaş takımı ile zihinsel uyumu en fazla yakalayan insan en koyu Beşiktaşlıdır kavramı yanlış olmaz. Ancak zihinsel uyum da dışarıdan kolay kolay gözlemlenebilen bir şey olmadığı için bunu ölçmek öyle kolay bir şey değil.
Yukarıdaki mantığını hipnoza uygularsak “Hipnozun derinliğinin ölçütü danışan ile hipnotist arasındaki uyumun derinliğidir.” diyebiliriz. Neden bu şekilde düşünüyorum konusuna gelince. Bazı danışanlar vardır hipnozda kolunuz ağırlaşacak diye telkin verirsiniz ama hiçbir şey değişmez. Ama aynı danışana şimdi bazı rüyalar göreceksiniz dersiniz müthiş güzel rüyalar gördüğünü söyleyebilir. Bunu nedeni şudur: Bazı insanlar kinestetiktir ve bazı insanlarda görseldir. Kinestetik olanlar hipnozu vücutlarında daha iyi yaşarlar. Görsel olanlar ise hipnozu imajinatif olarak daha iyi yaşayabilirler. Bundan dolayı hipnozda bir şey imajine edemeyen insana hipnoza girmedi diyemeyiz belki de o insan bir şey görmüyor ama ağrıyı bloke edebilir. Çünkü kinestetikler hipnozun etkisini vücutlarında yaşarlar.
Yukarıdaki nedenlerden dolayı hipnoz öncesinde bir insan görsel midir yoksa kinestetik midir veya işitsel midir bunun farkına varmamız gerekir. Görsel olduğunu anladığımız danışanın hipnoz indüksiyonu esnasında bol bol imajları kullanarak hipnozu başarabiliriz. Ama kinestetik biri karşımızda ise “Şimdi vücudunuz ne kadar ağır ve rahat.” Sanki koltuk ile vücudunuz arasındaki ayrım kalkıyor ve koltukla bütünleşiyorsunuz.” Gibisinden dokunma duyusu ile ilgili telkinler vermek gerekir. İşitsel olan bir insanın hipnoz indüksiyonunda ise ”Şu anda duyduğunuz müziğin sesi, sizde eşsiz güzel duyguların uyanmasına neden oluyor” şeklinde işitsel telkinler verilebilir. Birkaç derin nefes almakla hipnoza girebilen bir çok danışan gördüm. Onlar için hipnoz bu kadar basittir çünkü onlar hipnotist ile zihinsel uyumu ve bağı yakalamışlardır. Aslında en etkili sonuçları alanlar da uyumu en iyi yakalayanlardır.

 

HİPNOTİZABİLİTE (HİPNOZA GİRME YETENEĞİ)

Erickson'a göre normal insanların yüzde yüzü hipnotize edilebilir. Zihinsel özürlü birisi de hipnotize edilebilir ancak çok güçtür. Nevrozların bir çok çeşidi hipnotize edilebilir ancak bazıları güçtür (CP III, p.29). Sonuçta sosyalize olabilen her insanın hipnotize olabileceğini söylemek yanlış olmaz (Lankton, 1983 s.131).

ERİCKSONİAN YAKLAŞIMDA İNDÜKSİYON

Erickson bir insanın dikkatini paradoks ve metaforlarla toplardı. Dikkatin toplanması demek bilinçlilikte bir değişim demektir. (Bu değişimde bilinçlilik sınırlarında meydana gelmektedir). Bu değişim hafif trans belirtileri içermektedir. Erickson düşünceyi disosiye (dissociate-ayırmak) etmede oldukça hızlıydı (Lankton,1983, s.131).
Erickson yaklaşımda, hipnoterapist, olumlu kaynak deneyimlerinin danışanla ortaklaşa yaratıcısıdır. İndüksiyon değişimin önemli bir ritüelidir. İndüksiyon aynı zamanda değişimin ta kendisidir. İndüksiyon geleneksel hipnoterapinin aksine Ericksonian yaklaşımda aynı zamanda terapinin de kendisidir. İndüksiyon teröpatiktir. Bundan dolayı Ericksonian yaklaşım özel indüksiyon yöntemleri öğretmez. Belki sadece örnek gösterir. Ericksonian yaklaşımda indüksiyonun terapiden ayrı düşünülme zorunluluğu yoktur. Aynı zamanda indüksiyon terapiye giden bir basamakta değildir. İndüksiyon deneyimlerde ve tepkilerde esnekliği teşvik ederek danışana yeni seçimler teklif eder.

İLK ÖNCE HİPNOZLA BAŞLAMAK

Erickson öğrencilerine ilk önce hipnozu indükte etmelerini önerirdi. Geleneksel hipnozcular hipnozdan önce bir ön görüşme yapma ve anamnez bilgilerini alma alışkanlığı içindedirler. Yeni başlayanlar için daha seansın başında hipnozu gerçekleştirmek kolay olmayabilir. Ancak tecrübeliler için kullanışlı bir yöntemdir.
Erickson verdiği konferanslara bile tansiyonu yükselterek ve sonrasında hipnozu indükte ederek başlar.
Erickson’un psikoterapiden önce hipnoza başlamasının bazı nedenleri şöyledir.

1. Yoğunlaşılan konu değiştirilir.
2. İndüksiyon sadece psikoterapi için değil aynı zamanda tanıma içinde kullanılabilir. Bu bakımdan danışanın indüksiyona verdiği cevaplarda danışanı tanıma için önemli veriler oluşturulur.



HİPNOZ İNDÜKSİYONUNDA SORULAR



Erickson’a göre terapist bilincin yanıtlayamayacağı bir soru sorduğunda danışanın bilinçdışı araştırma süreci başlıyordu. Bu tür sorular bilinçaltı süreçleri aktive ederek hipnoz davranışının esası olan otonom tepkileri aktive eder. Aşağıda bir seri soru ile hipnozun başlatılmasını izleyeceksiniz.



Gözü Sabitleme Tekniği:



1-) Gözlerinizi rahatça sabitleyeceğiniz bir yer bulabilir misiniz?

2-) Bir süre için oraya sabit bakmaya devam ederseniz göz kapaklarınız kırpışmaya devam eder mi?

3-) Göz kapaklarınız beraber mi kırpışacak yoksa ayrı ayrı mı?

4-) Yavaşça mı hızlı hızlı mı?

5-) Göz kapaklarınız birden bire mi kapanacaklar yoksa titreye titreye mi?

6-) Siz rahatladıkça göz kapaklarınızda kapanmaya devam edecek mi?

7-) Bu iyi sanki farklı bir uykuya dalar gibi rahatlığınız arttıkça gözleriniz kapalı kalmaya devam edecek mi?

8- Bu rahatlık daha devam edebilir mi ve bu yüzden gözlerinizi açmayı deneyebilir misiniz?

9-) Veya gözlerinizi açmayı dener ve açamadığınızı görmeyi mi tercih edersiniz? (Erickson & Rossi, 1979 s.29)



ŞAŞKINLIK YARATMAK

Erickson’un hipnozu elde etmede veya telkin vermede kullandığı başka bir teknikte şaşkınlık yaratma tekniğidir. Erickson kelimelerle oynayarak, danışanlara algılayamayacakları ve işleyemeyecekleri kadar bilgi vererek ve danışanın sorularına alakası olmayan cevaplar vererek bir şaşkınlık hali meydana getirirdi. Bunun bir çok amacı vardır. Başlıcaları aşağıdaki gibidir:

¤ Rakibi şaşırtmak her zaman sporcunun işini kolaylaştırır. Psikoterapide sonuçta bir mücadeledir.

¤ Bir konferans esnasında konuşmacı sürpriz ve şoklarla dinleyenlerin dikkatini tam olarak toplayabilir. Şaşkınlık durumu danışanın tüm dikkatini toplamasına yardım eder.

¤ Her şok ve sürpriz durumu danışanı bir içsel araştırma sürecine yöneltir. Danışanın bilinçaltı yanıtı bulamadığında terapistin soru sayesinde açılan boşluğu telkin ve yanıtla doldurma şansı olur.

¤ Şoklar ve sürprizler otonom tepkilerin başlatılmasına neden olur. (Erickson & Rossi 1979 s.36). Bir şok veya sürprizle karşılaştığımızda acele ile bir şeyler yaparken adeta bilincin kontrolü devreden çıkarak en doğal tepkilerimizi otonom sistemlerimiz sayesinde veririz.

¤ Bu türde bir şaşkınlık, geçmişin o ana taşınmasının önüne set çeker.

¤ Az önce düşünülen ve konuşulan konu unutulur.

¤ Danışanda meydana getirilen şaşkınlık duygusu beraberinde uygunsuzluk beceriksizlik duygularını da getirerek danışanın dirençlerini kırar.

¤ Şaşırmış insan beyni önüne ilk konulan teklifi kabul etme eğilimindedir.

Erickson çocukları şaşırtmak için aşağıdakine benzer sorular sorardı:

- Bugün havanın rengi ne?

- Evli misiniz?

- Filler ne kadar yükseğe zıplayabilirler?

Sokakta ağlayan boyacı bir çocuk görmüştüm. Bu soruları sorduktan beş saniye sonra çocuğun ağlaması kesilmiş, sinsi sinsi bana bakıyordu. Herkesin muhtemelen yapacağı gibi bu çocuğa ağlama deseydim hiç bir yararım olmayacaktı. En azından bir süre o çocuğun gözyaşlarını dindirebilmiştim.
Erickson'un çocuklarından biri oynarken yere düşer ve bir yeri kanamaya başlar. Erickson çocuğuna şöyle söyler, " Hadi kanının ne kadar kırmızı olduğuna bakalım. OOOO senin kanının oldukça parlak kırmızı bir rengi var. Demek ki sen çok sağlıklı bir çocuksun." Erickson'un bu konuşması çocuğa o anki acısını unutturmuştur. Ayrıca bu sözler çocuğa düşmeden dolayı önemli bir zarar görmeyeceği telkinini gizlice vermektedir.
Erickson şaşırtma yöntemine başka bir örnek verir. Ağlayan bir çocuk gördüğünde "Hadi görelim bakalım hangi gözünden daha fazla yaş gelecek." Tüm merakı gözlerine yöneleceğinden az sonra çocuk ağlamayı keser.
Yine yaralı bir çocuk gördüğünde Erickson " Çok merak ediyorum acı 40 saniyede mi yoksa bir dakikada mı yoksa hemen şimdi mi bitecek?" der. Erickson'un bu sözlerinin içinde” acı şimdi duracak” şeklinde gizli bir telkin vardır.
Erickson bütün bilgilerimizle anlayamadığımız durumlarda da hipnoz durumuna geçildiğini söyler. Örnek olarak kolonya içmeyi alışkanlık haline getirmiş ve bu alışkanlıktan kurtulmak için savaş veren birini düşünün. Uzun süre kolonya içmediği için mutluyken, bir gün " Yine kolonya içtim." diyerek büyük bir çöküntüyle karşınıza çıkar. Bu durumda evet çok sevindim, kutlamalıyız bunu. Artık kurtuldunuz."cevabı, karşısında kişi donup kalır. Erickson’a göre bu şaşkınlık, şok durumu hipnozdur. Bu kişi telkine açıktır artık (Çoşkunur 1997,s.22).



İDEAMOTOR ve İDEASENSORY CEVAPLAR



Erickson'un Amerikan Klinik Hipnoz Dergisi'nde yayımlanan "Naturalist Hipnoz Teknikleri" adlı tebliği hipnozda bir dönüm noktasını teşkil eder. Dr Ernest Rossi ile birlikte yazdıkları hipnoz deneyleri ve hipnotik realiteler adlı iki kitap modern klinik hipnoterapi ve ideamotor teorisinin temelini oluşturur. Erickson, gelişmiş bir ideamotor sinyal verme tekniği geliştirerek hipnozdaki bir kimseye bilinçaltı zihni tarafından yönlendirilmek suretiyle "evet" ya da "hayır" şeklinde cevaplar vermesini sağlamaktadır.

İdeamotor yanıtlar danışanların alışılmış şekilde sözel olarak yanıt vermeleri değil yanıt verirken vücutlarını kullanmalarıdır. Örneğin terapist ideamotor bir yanıt almak istediğinde şöyle sorabilir: “Eğer yaşadığınız sorunların bu üzücü olayla bağı çok fazla ise sol elinizin işaret parmağı havaya kalkacaktır.” Erickson’a göre “ideamotor cevaplar bilinçaltının gerçek sesidir.” Sadece farklı bir yanıt sisteminden tepki alınmaktadır (Erickson & Rossi, 1979). İdeamotor ve ideasensory cevaplar danışanın iradi tepkilerini aşarak (çünkü) doğal cevapların ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

Ben bu şekilde bilincin dışında cevaplar danışandan alınabiliyorsa aynı zamanda bilincin kontrolünde olmayan çözümler de danışandan alınabilir diye düşünüyorum. Danışanımın bilinçaltının ürettiği çözüme şöyle bir örnek verebilirim. Ölümden abartılı derecede korkan bir danışanım hipnozdaydı. Sorunlarının nedenini bilinçaltının bildiğini ve az sonra bazı sembolleri kullanarak ifade edeceğini danışanıma söyledim. Hipnoz esnasında bir yol gördüğünü söyledi. Yol ölümün ve ayrılığın sembolüdür. Danışanıma bilinaçaltın bu sorunun çözümünü de biliyordur ve şimdi sana çözümü bazı semboller yardımı ile gösterecek dedim. Danışanım bir çam ağacı gördüğünü söyledi. Çam ağacı dört mevsim sapasağlamdır. Kış mevsiminde diğer ağaçlar gibi ölmez. Bana göre danışanın bilinçaltı şöyle söylüyordu. Sen şimdi bir çam ağacı gibi sapasağlamsın.



HİPNOZUN DİLİ

"Psikoterapi hastaya göre ve probleme göre yönlendirilmelidir. Şunu unutmayınız ki hepimizin ayrı bir dili vardır. Hastanızı dinlerken onu sanki yabancı bir dil konuşuyormuş gibi dinleyiniz. Onu kendi konuştuğumuz dilin terimleri ve kavramları ile anlayamazsınız."

Milton H.Erickson

Psikoterapinin aksine hipnozda kullanılan dil kolayca anlaşılır olmayabilir. Çünkü hipnoz son mesajdır. Mesajın açık mı gizli mi verildiğinin pek bir önemi yoktur. Erickson daha çok bilinçaltının dilini kullanırdı. O kelimelerdeki ve mimiklerdeki gizli anlamları fark eder yorumlar ve aynı gizlilikle danışanına geri gönderirdi.
Erickson sesinin tonunu, konuşma tarzını, hangi kelimeleri kullanacağını ve aksanını karşısındaki insana göre değiştirirdi. Erickson bir gruba konuşma yaptığı zaman belirsiz terimler kullanarak konuşur ; ancak gruptaki herkes Erickson’un sadece kendisine hitap ettiğini düşünür. Çünkü Erickson’un belirsiz terimlerini gruptaki her insan, kendi bakış açısı ve ihtiyaçları doğrultusunda yorumlar;Erickson "Başka insanların dilini, kendi dilimize çevirerek anladığımızı" söylerdi.
Erickson iletişimin bir çok elementi ve düzeyi olduğunu söylerdi. Ona göre iletişimin başlıca elementlerini davranış, duygu ve düşünce oluşturur. Ona göre bir çok terapistin yaptığı hata ise iletişimin yalnızca bir elementi üzerinde saplanıp kalmaktır.

HİPNOZUN DİLİ OTORİTER OLAMAZ

1. Oraya sessizce otur ve gözlerini kapat.

2. Gevşemen üzerine konsantre ol ve sesimi dinle.

3. Kıpırdama.

Klasik hipnoz anlayışını benimsemiş bir hipnotiste gittiğinizde yukarıdaki gibi otoriter emirler almanız doğaldır. Oysa Ericksonian yaklaşımı bilen veya benimsemiş hipnotist bu isteklerini muhtemelen şöyle ifade edecektir.

1. Oraya oturup gözlerinizi kapatabilir misiniz?

2. Gevşemeniz üzerine konsantre olmak mı istersiniz yoksa benim sesimi dikkatlice dinlemek mi?

3. Hareket etmek istediğinizde son derece yavaş hareket edebilirsiniz.

Otoriter cümleler kullanmanın riski, danışanda direnç, şüphe ve transferans yaratmasıdır. Transferans ile uğraşmak da başka bir sorun tabi. Psikoterapi için transferans oluşması zorunlu değildir.
Örneğin kataleptik halde bulunan bir danışana Erickson "Ayağa kalkamadığınız için çok şaşırabilirsiniz, isterseniz şimdi deneyiniz" der. Burada her hipnotistin amacı danışanın ayağa kalkıp kalkamayacağını anlamaktır ki katalepsi hali test edilmiş olsun. Otoriter bir şekilde "Şimdi ayağa kalkamayacaksın" demek dirençlere davetiye çıkarmak olur (Lankton, 1983, s.136-137).

REVERSİBLE AMNEZİNİN(1) HİPNOTERAPİDE KULLANILMASI

1930 ‘lu yılların başında Dr.Erickson klinik bir araç olarak hipnozun gücünü ispatlayarak bu alanda çalışma yapan profesyonelleri heyecanlandırdı. Bu dönemde hipnozun psikoterapide kullanımı ile ilgili çalışmalar yaparken, aynı zamanda kendine özgü yaklaşımının temellerini oluşturacak buluşlar yapmaktaydı. Hipnozun psikoterapide kullanımı konusunda dikkatleri üzerine çekmişti. Reversible amnezinin hipnoterapide kullanılması yaptığı ilk buluşlardan birine örnek gösterilebilir.
Sosyal fobisi olan bir doktor hayatı boyunca sözlü sınavlardan kaçmıştır. Ancak akademik kariyeri için önünde onu bekleyen önemli bir mülakat vardır. Bir uçak yolculuğu esnasında birdenbire irkilerek Erickson’un yaptığı hipnozu hatırlar. Hipnozdan sonra Dr.Erickson’un ofisinden çıkarak sınava girer ve başarılı bir şekilde sınavını geçer. Tüm bu olan biteni bir oldu-bitti şeklinde eve dönüş yolunda uçakta hatırlamaktadır. Erickson bir şekilde ona sınava gireceğini, sınavı başarıyla geçeceğini ve tüm olup biteni sonradan hatırlayacağını telkin etmiştir. Olaydan sonra kafasında bir şimşek çakmışçasına olanları hatırlaması bunu doğrulamaktadır. Dr.Erickson reversible amnezi’nin imajinatif tekniğinin klinik uygulamalarda da kullanılabileceğini bu sosyal fobi sorununun çözümüyle ispatlamaktadır.

SONUÇLAR

1. Erickson hipnoterapi ile psikoterapi arasındaki gittikçe zayıflamakta olan bağları kuvvetlendirmiştir.

2. Ericksonian hipnoz, insanın bilinçaltı vasıtası ile tedavi edilmesidir. Bilinçaltına ulaşmak için insanın bilinçlilik halinden uzaklaştırılması gerekmez.

3. Hipnoz kişileri veya yaşadığımız deneyimleri değiştirmez. Hipnoz danışanın kendisi hakkında daha fazla öğrenmesini ve kendini daha uygun ifade etmesini sağlar. (Erickson,M. & Rossi, E. 1979-1980)

4. Erickson, yaklaşımını anlama üzerine değil de, etki üzerine kurmuştur. Erickson’a göre töropatik iletişimin indirekt, metaforik, mantıksız olabilmesi mümkündür ancak somut olması şart değildir.

5. Bir çok psikoterapist iyi bir dinleyici olarak yetiştirilir. Erickson kendini iletişimci olarak eğitmiştir (Zeig, 1985 S.33). Waltzlawick’e göre (1985) iletişim sadece bilgi sağlamaz aynı zamanda dinleyicilere “Bir şeyler yap” mesajını verir.
 

7.Bölüm

HİPNOZ ESNASINDA NELER GÖZLENİR

Erickson’a göre transın en önemli işareti danışanda duygusal, algısal, duyusal, ve bilişsel değişiklikleri meydana getirebilmektir. Kendiliğinden de meydana gelen hipnotik fenomenler (Amnezi, anestezi vücut imajında meydana gelen değişiklikler, katalepsi, regresyon, time distortion, vb.) hipnozun derinliğinin bir ölçütü olamaz (Erickson & Rossi, 1979 s.11-12).


Eickson hastasının dikkatini içe, içsel araştırmalar yapmaya yönlendirirdi. Hafif bir hipnoz sırasında hastada abartılı bir yüz ifadesi ile birlikte, çok dikkatli bir bakış, göz kırpmama ve hareketsizlik, nabız atışında azalma ve reflekslerde değişme gibi durumlar gözlemlenirdi.
Hipnoz esnasında değiştirilmiş bir farkındalık ve yoğunluk halinden dolayı zihinden geçen düşünceleri daha canlı olur. Ancak bir deneyim olarak hipnoz kişiden kişiye farklılıklar gösterir.
Geleneksel hipnoterapistler danışana “Şimdi hipnozdasınız ya da şimdi hipnoza gidiyoruz mesajını” direkt verirken, Erickson direkt olarak hipnoza giriş işareti vermezdi. Örneğin danışanın hipnoza girişinden sonra sesini ve konuşmasını yavaşlatarak, başını aşağıya indirerek veya hastadan uzaklaşarak, sesinin yönünü ve tonunu değiştirerek hipnoza giriş mesajını indirekt olarak verirdi. (Zeig & Lankton 1985). Danışana bir şekilde hipnozda olduğunun mesajını vermek hipnoza daha derin girilmesini sağlar. Kimse nereye gittiği belli olmayan bir yolda daha fazla ilerlemek istemez. Bundan dolayı danışanın hipnozda olduğunu hissetmesi bu açıdan önemlidir.



BEŞ HİPNOTİK CEVAP(4)

Çok düzeyli bir iletişimin sonunda beş subjektif tecrübe ortaya çıkar. Hipnoz bu beş subjektif tecrübenin bir kombinasyonu yaşanıldığında danışan tarafından bildirilir ve hipnoz danışan tarafından algılanır. Doğal olarak meydana gelen bu hipnoz belirtilerini terapist hipnoza atfederek hipnozu derinleştirebilir. Aslında bu belirtiler terapistin elde etmek istediği amaçlardır. Hipnozun tanımlanması için beş belirtinin de görülmesi gerekmez ve her danışanda farklı oranlarda görülebilir. Genel olarak bu beş deneyim ne kadar artarsa hipnoz o kadar derinleşir.

1. Modified Awarenes (Değiştirilmiş Farkındalık)

İndüksiyonun sonucu olarak danışanlar sıklıkla dikkat etme ve konsantrasyon süreçlerinde değiştirilmiş bir farkındalıktan bahsederler. Aslında farkındalıkta değişiklik bir çok şekilde meydana gelebilir. Farkındalık bir şeye odaklanabildiği gibi dağılabilir de. Farkındalık içe yönelmiş, dışa yönelmiş veya bölünmüş olabilir. Her şekilde danışan tarafından bu durum hipnoz olarak rapor edilir. Bu yüzden danışanlar sık sık “Sizi dinliyordum ama bir parçam başka bir yerlerdeydi” şeklindeki farkındalığın bölünmesini de hipnoz olarak algılarlar. Burada önemli olan nokta farkındalığın çok yönlü olarak değiştirilmiş olmasıdır. Ericksonian hipnozda aslında dikkatin içe yöneltilmesi gibi zorunlu bir kural yoktur.

2. Altered İntensity (Değiştirilmiş Yoğunluk)

Başarılı şekilde hipnoz uygulanmış kişilerin ikinci olarak belirttikleri farklılık değiştirilmiş yoğunluktur. Bu yoğunlaşma etkisinden dolayı bazı hatıralar hipnozda çok canlı yaşanılabilir.

3. Avolitional Experiences (İradi Olmayan Deneyimler)

İradi olmayan deneyimler fiziksel ve zihinsel olabilir. Fiziksel olan deneyimlere örnek vermem gerekirse: Bir danışanım vücudunu iki kat halinde algılamış, bir diğeri kollarının uzadığını hissetmiş, bir başkası ise düz uzandığı halde yan yattığını söylemişti. Yine hipnoz esnasında bir danışanımın çok özlediği babasını birden bire karşısında gördüğünü söylemesi de zihinsel iradi olmayan deneyimlere örnek olarak gösterilebilir.
Zihinsel ve fiziksel, iradi olmayan deneyimler telkine bağlı olmadan kendiliğinden de ortaya çıkabilir. Oto hipnoz esnasında oluşmaları da mümkündür. Bu tür deneyimleri ben mutlaka anlamlandırmaya çalışırım. Hiç bir şeyin durduk yerde ortaya çıkmayacağını düşünüyorum. Bu tür deneyimler tesadüfe bağlı değildir. Örneğin ellerinin uzadığını hisseden danışan bazı şeyleri kontrol etmek istediğini vurguluyor olabilir. Hipnoz esnasında bu tür deneyimler danışanları şaşırtır. Korkulacak bir şey olmadığını bu tür deneyimlerin hipnozun belirtileri olduğu vurgulanarak hipnoz derinleştirilebilir.

4. Avolitional Responsivenes (İradi Olmayan Tepkiler)

Bu konunun yukarıdaki iradi olmayan deneyimlerle benzerlikleri vardır. Hipnoz esnasında danışanın terapiste verdiği irade dışı tepkiler farklılıklar gösterebilir. Danışan sorulan sorulara vereceği cevapların süresi çok uzayabilir, cevap verdiğinin de farkında olmayabilir, sorulara çok kısık sesle cevap verebilir.

5. Durumu Hipnoz Olarak Tanımlamak

Danışan yukarıda anlatılan deneyimleri yaşarken bunun hipnozdan kaynaklandığını tahmin edemeyebilir. Korkulacak bir şey olmadığını bu tür deneyimlerin hipnozun belirtileri olduğunu vurgulayıp hipnoz derinleştirebilir.
Tüm bu hipnoz belirtilerinin oluşmasının ya da hipnoterapist tarafından telkinle oluşturulmasının nedeni nedir? Bu beş belirtiyi, yani hipnozun oluşturulma nedenini klasik hipnozcular telkinler verebilmek amacına bağlarlar. Ancak modern hipnoz anlayışına göre “neden” danışan ile uyum ve işbirliğini geliştirmek, danışanın gizli yeteneklerini tedavide kullanarak onu etkilemek ve olumlu davranışların ortaya çıkmasını sağlamaktır.

BEN HİPNOZDA MIYIM Kİ ?

Bazı danışanlarımla seanslar bittikten sonra yaptığım telefon görüşmelerinde şu soruyu sık sık duyarım: Ben gerçekten hipnozda mıydım ? Oysa hipnoterapi bitmiştir danışan problemlerinden çoktan kurtulmuştur. Hipnoz konusunda bunca yanlış bilgi ve inanış varken danışanın hipnoza girdiğini anlamasını beklemek oldukça zordur.
Amerikanın önde gelen hipnoterapistlerinden Psikolog Roberta Temes’e bir danışanı gönderdiği mektubunda:

Sevgili Doktor,

Yanlış anlamayın ama benim hipnoz olduğumdan emin misiniz ? Bu arada size iyi haberim var. Geçenlerde yoğun bir şekilde sigarayı bırakma düşüncesi gelmeye başladı. Bu düşüncelerin ardından artık sigara içmiyorum.
Roberta’nın bu danışanı hipnoterapiye zaten sigarayı bırakmak için gelmişti. Roberta hipnoz esnasında kendine yoğun düşünceler oluşturacak şekilde bir hafta sonra sigarayı bırakacağı telkinlerini danışanına vermişti.

Bir danışanım;
- Hipnozda olduğumu anlayabileceğim deliller var mı,varsa nedir ?" demişti. Aramızdaki diyalog şöyle devam etti:

Ben: Bana bahsettiğiniz konulardan daha önce gittiğiniz terapistler dahil kimseye söz edebilmiş miydiniz ? Seansta kazandığınız içgörünün bir benzerini daha önce kazanmış mıydınız?

Danışan: Hayır.

Ben: Hipnoza girmeden önce her şey hakkında sayısız soru soruyordunuz. Hipnoz esnasında hiç soru sordunuz mu ?

Danışan: Hayır.

Ben: Daha önce hiç böyle bir deneyim yaşamış mıydınız ? Hiç bu kadar gevşemiş miydiniz?

Danışan: Hayır.

Ben: Hipnoza girdiğiniz konusunda bundan daha güzel deliller olabilir mi ?
Danışan: Hayır.

Hipnoz hızlı etkili ve hoş bir teknik olmasına rağmen mitleri ve yanlış inançları bol bir konudur. Hipnozu zaman zaman hipnozu uygulayan hekim ve psikolog arkadaşlara uygularım. Yıllardır uygulayan insanlar bile hipnoza girip girmedikleri konusunda tereddüt yaşayabilirler.

8.Bölüm

HİPNOZ ESNASINDA NELER GÖZLENİR

Erickson’a göre transın en önemli işareti danışanda duygusal, algısal, duyusal, ve bilişsel değişiklikleri meydana getirebilmektir. Kendiliğinden de meydana gelen hipnotik fenomenler (Amnezi, anestezi vücut imajında meydana gelen değişiklikler, katalepsi, regresyon, time distortion, vb.) hipnozun derinliğinin bir ölçütü olamaz (Erickson & Rossi, 1979 s.11-12).

Eickson hastasının dikkatini içe, içsel araştırmalar yapmaya yönlendirirdi. Hafif bir hipnoz sırasında hastada abartılı bir yüz ifadesi ile birlikte, çok dikkatli bir bakış, göz kırpmama ve hareketsizlik, nabız atışında azalma ve reflekslerde değişme gibi durumlar gözlemlenirdi.
Hipnoz esnasında değiştirilmiş bir farkındalık ve yoğunluk halinden dolayı zihinden geçen düşünceleri daha canlı olur. Ancak bir deneyim olarak hipnoz kişiden kişiye farklılıklar gösterir.
Geleneksel hipnoterapistler danışana “Şimdi hipnozdasınız ya da şimdi hipnoza gidiyoruz mesajını” direkt verirken, Erickson direkt olarak hipnoza giriş işareti vermezdi. Örneğin danışanın hipnoza girişinden sonra sesini ve konuşmasını yavaşlatarak, başını aşağıya indirerek veya hastadan uzaklaşarak, sesinin yönünü ve tonunu değiştirerek hipnoza giriş mesajını indirekt olarak verirdi. (Zeig & Lankton 1985). Danışana bir şekilde hipnozda olduğunun mesajını vermek hipnoza daha derin girilmesini sağlar. Kimse nereye gittiği belli olmayan bir yolda daha fazla ilerlemek istemez. Bundan dolayı danışanın hipnozda olduğunu hissetmesi bu açıdan önemlidir.



BEŞ HİPNOTİK CEVAP(4)

Çok düzeyli bir iletişimin sonunda beş subjektif tecrübe ortaya çıkar. Hipnoz bu beş subjektif tecrübenin bir kombinasyonu yaşanıldığında danışan tarafından bildirilir ve hipnoz danışan tarafından algılanır. Doğal olarak meydana gelen bu hipnoz belirtilerini terapist hipnoza atfederek hipnozu derinleştirebilir. Aslında bu belirtiler terapistin elde etmek istediği amaçlardır. Hipnozun tanımlanması için beş belirtinin de görülmesi gerekmez ve her danışanda farklı oranlarda görülebilir. Genel olarak bu beş deneyim ne kadar artarsa hipnoz o kadar derinleşir.

1. Modified Awarenes (Değiştirilmiş Farkındalık)

İndüksiyonun sonucu olarak danışanlar sıklıkla dikkat etme ve konsantrasyon süreçlerinde değiştirilmiş bir farkındalıktan bahsederler. Aslında farkındalıkta değişiklik bir çok şekilde meydana gelebilir. Farkındalık bir şeye odaklanabildiği gibi dağılabilir de. Farkındalık içe yönelmiş, dışa yönelmiş veya bölünmüş olabilir. Her şekilde danışan tarafından bu durum hipnoz olarak rapor edilir. Bu yüzden danışanlar sık sık “Sizi dinliyordum ama bir parçam başka bir yerlerdeydi” şeklindeki farkındalığın bölünmesini de hipnoz olarak algılarlar. Burada önemli olan nokta farkındalığın çok yönlü olarak değiştirilmiş olmasıdır. Ericksonian hipnozda aslında dikkatin içe yöneltilmesi gibi zorunlu bir kural yoktur.

2. Altered İntensity (Değiştirilmiş Yoğunluk)

Başarılı şekilde hipnoz uygulanmış kişilerin ikinci olarak belirttikleri farklılık değiştirilmiş yoğunluktur. Bu yoğunlaşma etkisinden dolayı bazı hatıralar hipnozda çok canlı yaşanılabilir.

3. Avolitional Experiences (İradi Olmayan Deneyimler)

İradi olmayan deneyimler fiziksel ve zihinsel olabilir. Fiziksel olan deneyimlere örnek vermem gerekirse: Bir danışanım vücudunu iki kat halinde algılamış, bir diğeri kollarının uzadığını hissetmiş, bir başkası ise düz uzandığı halde yan yattığını söylemişti. Yine hipnoz esnasında bir danışanımın çok özlediği babasını birden bire karşısında gördüğünü söylemesi de zihinsel iradi olmayan deneyimlere örnek olarak gösterilebilir.
Zihinsel ve fiziksel, iradi olmayan deneyimler telkine bağlı olmadan kendiliğinden de ortaya çıkabilir. Oto hipnoz esnasında oluşmaları da mümkündür. Bu tür deneyimleri ben mutlaka anlamlandırmaya çalışırım. Hiç bir şeyin durduk yerde ortaya çıkmayacağını düşünüyorum. Bu tür deneyimler tesadüfe bağlı değildir. Örneğin ellerinin uzadığını hisseden danışan bazı şeyleri kontrol etmek istediğini vurguluyor olabilir. Hipnoz esnasında bu tür deneyimler danışanları şaşırtır. Korkulacak bir şey olmadığını bu tür deneyimlerin hipnozun belirtileri olduğu vurgulanarak hipnoz derinleştirilebilir.

4. Avolitional Responsivenes (İradi Olmayan Tepkiler)

Bu konunun yukarıdaki iradi olmayan deneyimlerle benzerlikleri vardır. Hipnoz esnasında danışanın terapiste verdiği irade dışı tepkiler farklılıklar gösterebilir. Danışan sorulan sorulara vereceği cevapların süresi çok uzayabilir, cevap verdiğinin de farkında olmayabilir, sorulara çok kısık sesle cevap verebilir.

5. Durumu Hipnoz Olarak Tanımlamak

Danışan yukarıda anlatılan deneyimleri yaşarken bunun hipnozdan kaynaklandığını tahmin edemeyebilir. Korkulacak bir şey olmadığını bu tür deneyimlerin hipnozun belirtileri olduğunu vurgulayıp hipnoz derinleştirebilir.
Tüm bu hipnoz belirtilerinin oluşmasının ya da hipnoterapist tarafından telkinle oluşturulmasının nedeni nedir? Bu beş belirtiyi, yani hipnozun oluşturulma nedenini klasik hipnozcular telkinler verebilmek amacına bağlarlar. Ancak modern hipnoz anlayışına göre “neden” danışan ile uyum ve işbirliğini geliştirmek, danışanın gizli yeteneklerini tedavide kullanarak onu etkilemek ve olumlu davranışların ortaya çıkmasını sağlamaktır.

BEN HİPNOZDA MIYIM Kİ ?

Bazı danışanlarımla seanslar bittikten sonra yaptığım telefon görüşmelerinde şu soruyu sık sık duyarım: Ben gerçekten hipnozda mıydım ? Oysa hipnoterapi bitmiştir danışan problemlerinden çoktan kurtulmuştur. Hipnoz konusunda bunca yanlış bilgi ve inanış varken danışanın hipnoza girdiğini anlamasını beklemek oldukça zordur.
Amerikanın önde gelen hipnoterapistlerinden Psikolog Roberta Temes’e bir danışanı gönderdiği mektubunda:

Sevgili Doktor,

Yanlış anlamayın ama benim hipnoz olduğumdan emin misiniz ? Bu arada size iyi haberim var. Geçenlerde yoğun bir şekilde sigarayı bırakma düşüncesi gelmeye başladı. Bu düşüncelerin ardından artık sigara içmiyorum.
Roberta’nın bu danışanı hipnoterapiye zaten sigarayı bırakmak için gelmişti. Roberta hipnoz esnasında kendine yoğun düşünceler oluşturacak şekilde bir hafta sonra sigarayı bırakacağı telkinlerini danışanına vermişti.

Bir danışanım;
- Hipnozda olduğumu anlayabileceğim deliller var mı,varsa nedir ?" demişti. Aramızdaki diyalog şöyle devam etti:

Ben: Bana bahsettiğiniz konulardan daha önce gittiğiniz terapistler dahil kimseye söz edebilmiş miydiniz ? Seansta kazandığınız içgörünün bir benzerini daha önce kazanmış mıydınız?

Danışan: Hayır.

Ben: Hipnoza girmeden önce her şey hakkında sayısız soru soruyordunuz. Hipnoz esnasında hiç soru sordunuz mu ?

Danışan: Hayır.

Ben: Daha önce hiç böyle bir deneyim yaşamış mıydınız ? Hiç bu kadar gevşemiş miydiniz?

Danışan: Hayır.

Ben: Hipnoza girdiğiniz konusunda bundan daha güzel deliller olabilir mi ?
Danışan: Hayır.

Hipnoz hızlı etkili ve hoş bir teknik olmasına rağmen mitleri ve yanlış inançları bol bir konudur. Hipnozu zaman zaman hipnozu uygulayan hekim ve psikolog arkadaşlara uygularım. Yıllardır uygulayan insanlar bile hipnoza girip girmedikleri konusunda tereddüt yaşayabilirler.
 

9.Bölüm

ERİCKSONİAN YAKLAŞIMDA GÖZLEMİN ÖNEMİ

“Konuşmalarımızın çoğunu dilimizle değil bedenimizle yaparız.”
Milton H. Erickson


Ronald Havens (1985) Erickson’un çalışmalarında göze çarpan önemli özelliğin “gözlem ve pragmatizm” olduğunu söyler. Havens ayrıca Erickson’un yaklaşımını başka ekollerle bağdaştırmaya çalışmanın çok yanlış olacağını vurgulamaktadır.
Erickson, danışanları iyi gözlemleyerek hipnoterapi konusunda birçok gerçeğe dikkatimizi çekmiştir. Ancak o üstün gözlem gücünü teorilere ulaşmak için kullanmamıştır. Teorilerle uğraşmanın umutsuz bir uğraşı olduğunu vurgulayarak asıl dikkatimizi vermemiz gereken noktanın, danışanlardan elde ettiğimiz sonuçlar olduğunu vurgular. Bu özelliği herhangi bir psikoterapistte görmek oldukça güçtür.


GÖZLEMİN GÜCÜNÜ GÖSTEREN BİR VAKA

Sol elini sürekli ağzında tutarak ağzını gizleyen bir kadın Erickson’a gelir. Sokakta bile bu şekilde yürümekte, lokantada eli ağzında yemek yemektedir. Adeta eli ağzına yapışmış durumdadır. 10 yaşındayken bir trafik kazasında ön camdan dışarı fırlamış. Bu 10 yaşındaki bir kız için korkunç bir tecrübe. Ağzı cam parçaları tarafından kesilmiş ve çok kan kaybetmiştir. Ağzının hep kesik olduğu düşüncesiyle büyümüş, kimsenin ağzına bakmasını istemediğinden, sürekli ağzını kapalı tutmuştu.
Erickson kadına cilt bakımı ile ilgili bir kitap verir. Kitapta yüzdeki güzel kıvrımlar ve noktalar adlı bölüm dikkatini çeker. Erickson danışanın yüzünde olduğunu sandığı yara izine dikkat çekeceğini düşünmüştür. İnsanın yüzünde böyle güzel küçük nokta ve kıvrımların olması fikri ona oldukça çekici gelmiştir. Erickson danışanından kendi yüzündeki yara izini yani güzel bölgeyi çizmesini ister. Sonra da danışanından bir erkek arkadaşı ile çıkmasını ister. Ancak buluşmaya iki elinde çanta ile giderse, partnerinden iyi geceler öpücüğü alacağını, hem de öpücüğün tam yara izinin, o güzel kıvrımın üzerine geleceğini anlatır. İyi geceler öpücüğüne izin verdiğinde erkeğin her zaman saklamaya çalıştığı yerinden, yaralı tarafından öptüğünü fark eder. Çıktığı altı erkeğin hepsinin de yüzünün yaralı tarafını öptüğünü hayretle görür ve artık yüzünü eliyle saklamaktan vazgeçer.
Erickson’un açıklamasına göre kadının farkında olmadığı şey; meraka kapıldığı anlarda kafasını istem dış olarak hep sol tarafa çevirmesidir. Erkek şimdi beni yara yerimden öpecek mi diye her merak ettiğinde bilinçdışı olarak kafasını sola çevirir ve böylece adam sağ taraftan öpmek zorunda kalır. Yara izi de oradadır.
Erickson “Ne zaman danışımın bu durumunu bir toplulukta anlatsam kadınların yüz kaslarını hareket ettirdiklerini, yüz ifadelerini değiştirdiklerini görüyordum.“ diyor. Buna subliminal etki diyoruz.
Erickson'un bu vakada yaptığı en önemli şey: danışanının yüzünü saklamak şeklinde kullandığı savunma mekanizmasından kurtarmak ve devamında bilinçdışı otomatik bir davranışın yardımıyla beraber olduğu erkeklerin küçük ve önemsiz bir yara izini öpülecek nokta haline getirmekti. Erickson bunu bayanın kendi kendine keşfedeceğini tahmin ediyordu (Rosen, 1982).
Ben bu vakayı okuduktan sonra evde küçük bir mola verip biraz televizyon izledim. TV kanallarımızdan atv de H.G isminde ünlü bir manken bir programa konuk olmuştu. Yaklaşık yarım saat H.G’nin mimiklerini çok dikkatli şekilde takip ettim. H’nin aklına ne zaman alternatif bir düşünce gelse kafasını baktığı yönün aksi istikamete çok hızlı bir şekilde çeviriyordu. Sonra tekrar aynı istikamete bakıyordu. Soru sorarken kaşlarını yukarı kalkıyordu. Şüphe içindeyken kaşlarını yine yukarı kaldırıyordu. Gözlerinin aldığı şekli ile konuşmanın duygusal içeriği arasında da bağlar olduğunu gördüm.
İnsanların mimikleri ile konuşmanın duygusal içeriği arasında bağlar olması fikri kimseyi şaşırtmayacaktır. Ama bu bağlar Erickson yönteminde büyük önem taşımaktadır. Geleneksel hipnozcular genellikle işe gözlerini uzun süre kırpmadan bakma egzersizleri yapmakla başlarlar. Oysa Ericksonian hipnoza başlamak için işe insanların mimiklerini aylarca gözlemlemek gerekir. Bazen mimikler terapistlere danışanları hipnozda iken elde edecekleri bilgiden kat kat daha fazlasını verebilir.
TV spikerleri “Şimdi kısa bir reklam arası veriyoruz.” derken onları dikkatlice hiç gözlediniz mi? Bu cümleyi her söylediklerinde mimikleri aynıdır. Kabul eder misiniz gibisinden kafalarını yukarıdan aşağıya hareket ettirirler. Çünkü hissedilenler aynıdır.
Gözlem gücümü geliştirmek için ben de evde kedilerimi gözlemlemeye başladım. İşe en küçük kedimiz Lara ile başladım. Lara daha önceleri sık sık çalışma masama gelir kitap okuyorsam kitabın üzerine, bilgisayarda çalışıyorsam klavyenin üzerine otururdu. Kafamı çevirirsem omuzlarıma çıkardı. Miyavlamalarına dikkat ettim. Bir miyavlaması oldukça uzun sürüyordu. Yaklaşık 5 saniye. Sonra mutfağa gidip mamasını verdim. Yedikten sonra masama çıkıp önümde kuyruğu havada başı yerde kısa kısa yaklaşık 0.5 saniye miyavlamaya başladı. Kısa miyavlamaların anlamı: “Doydum bir sorunum kalmadı teşekkür ederim” demek olmalıydı. Peki ama başını neden yere yaklaştırıp önümde kıçını havaya kaldırarak duruyordu ki? Biraz düşündüğümde bunun anlamının da “ Bak başımı sana uzatıyorum beni sevmene izin veriyorum” demek olduğunu anladım. Öyle ya bir canlı başını yukarı kaldırıp etrafa bakınıyorsa bir şeye ihtiyacı var demektir. Bunun tersini yapıyorsa artık bir şeye ihtiyacı olmadığından emin ve rahattır. Daha sonraki günlerde Lara’nın ihtiyaçlarının aciliyetine göre miyavladığını anladım. Yani ihtiyaçları ne kadar acil ise miyavlamaları arasındaki süre de o kadar kısalıyordu. Artık Erickson sayesinde kedilerimle konuşmayı da öğrendim dermişim.
Eyvah ! kedim Lara yine geldi ve klavyeye basıyorrrrrrrr yedfffdfggdfslkmğlkkkkkkkkklaaamdfkgafdkgmuuuıpdaflöbvslkrrrrrrrrrrrrrr.
Aylarca insanları Erickson gibi gözlemledikten sonra şöyle dedim kendi kendime:”Teşekkürler Erickson yine senden bir çok şey öğrendim. Meğer ben de insanlara bakan körlerdenmişim. İnsan mimikleri tahmin ettiğimizden çok fazla anlam yüklü.”

NELER GÖZLEMLENMELİDİR ?

Erickson danışanın her türlü doğal ve otomatik hareketlerini gözlemlerdi. Başlıcaları aşağıdaki gibidir.

1. Danışanın baş ve el hareketleri,

2. Göz kırpmasının hızlı mı yavaş mı yoksa sık mı olduğu,

3. Ayakların hareketi, ellerin pozisyonu ve hareket yönü (örn:eller birbiri üzerinde durduğunda danışan savunma pozisyonunu almıştır),

4. Dudak ıslatmaları, yutkunmaları, kaşların hareketi, ağzın etrafındaki gerilme ve gerilim.

5. Ofise nasıl gelirler. (Bazıları etrafına bakınır, bazılarının ise etraflarındaki hiçbir şey umurunda değildir.)

6. Danışanın oturuşuna. Otururken vücudunun duruşuna .Örneğin başı ya da vücudu bir yana yatma eğiliminde olup olmaması v.b.

7. Giysileri için seçtikleri kumaşın cinsi. Ayakkabıları.

8. Nefes alma hızları.

9. Gözbebeğinin büyüyüp küçülme hareketleri ve her iki göz bebeğinin eşit şekilde hareket edip etmediği.

10. Bedenin ajitasyonuna.

Diyebilirsiniz ki tüm bunları gözlemlemenin bir terapiste ne yararı
olabilir ? Erickson bu soruya şu cevabı verir: “ Anormalin ne olduğunu anlayabilmek (gözlemleyebilmek) için önce normalin ne olduğunu bilmemiz gerekir. Bundan dolayı o her zaman herkesi gözlemlerdi.
Lankton, Erickson’a göre tüm davranışlarımızın ideamotor (hipnozda insanların sorulara vücut hareketleri değişiklikleri veya işaretleri ile yanıt vermesi) davranışlar olduğunu söylüyor (Lankton, 1983 s.125). Bu doğrultuda beden dilinin tüm şekilleri ideamotor işaret sistemi olarak anlaşılabilir (Erickson & Rossi, 1981, s.19).
Erickson konuşmalardaki duraklamaları düşüncenin içe yönelmesi ve derinlemesine düşünme olarak değerlendirirdi. İçsel konsantrasyon varsa beden dilimiz hipnozdaki beden dilinin özelliklerini kazanmaya başlar (Erickson & Rossi, 1979 s.16).
Erickson danışanın beden dilini okuduğunu danışana gerektiği kadar hissettirerek töropatik bir hipnoz oluştururdu. Terapisti tarafından anlaşıldığını (beden dilinin okunduğunu) hisseden danışan gevşer ve rahatlardı. Bu durumda danışanların ideamotor olarak verdikleri yanıtların sayısı artardı.
Erickson danışanın beden dilini okuduğunu danışana gerektiği kadar hissettirerek töropatik bir trans oluştururdu. Terapisti tarafından anlaşıldığını (beden dilinin okunduğunu) hisseden danışan gevşer ve rahatlardı. Bu durumda ideamotor olarak verdikleri tepkilerin sayısı artardı.

ZİHİN OKUMA (MİND READİNG)

Erickson'un en önemli ve kullanışlı tekniklerinden biri de zihin okuma (mind reading) olarak adlandırılabilir. Teknik danışanın dikkatli bir şekilde gözlenmesi ve davranışlarının bir aynada yansıyormuş gibi taklit edilmesiyle başlar. Bu tür bir ilişki samimi bir ilişkiye (Rapport) zemin hazırlamaktadır. Rapport tüm psikoterapilerde zorunludur. Hipnoterapide rapport diğer terapilere nazaran çok daha kısa sürede olumlu sonuçlar vermektedir. Psikoterapi bağlamında rapportun önemine ilk defa Anton Mesmer değinmiştir. Tüm psikoterapilerde bu tekniğin merkezi bir öneme sahip olduğu bilinmektedir. Kimse olumlu ilişkiler kuramadığı, iyi şeyler hissetmediği bir terapistle yola devam etmek istemez.. Güçlü bir teröpatik ilişki danışana anlaşıldığını ve güvende olduğunu hissettirir. Ancak bu güvenle danışan içsel yaşamının kapılarını terapistine açabilir.
Romans, rapport fikrini ne kadar çarpıcı cümlelerle ifade ediyor;"Danışan o anda zevk alıyorsa, terapistte zevk almalıdır, seans esnasında iki beden olmasına karşılık bir zihin bulunmalıdır."
Bu konuda başka bir çarpıcı ifade de Scheeflen ‘dir:"Danışanınız ve siz sigara içiyorsanız sigaranızın dumanını onunla aynı anda üfleyebilirsiniz. Onunla aynı yüz ifadesini göstermelisiniz. Bazen aynı kelimeleri ve mimikleri kullanmalısınız."(1973,p146)
Ancak danışanı taklit etmeyi çok abartırsanız bu tehlikeli olabilir. Bu teknik danışanın kızgınlık duygularını ortaya çıkarmayacak şekilde dozunda kullanıldığında yararlı olur.

Erickson iyi bir rapport sağlamak amacıyla:

1. Danışanın kullandığı önemli kelimelerin aynısını kullanırdı.

2. Danışanın yüz ifadesini takınır ve onun oturduğu gibi otururdu. Sesini ve nefes alışlarını danışanınkine benzetirdi.

3. Metaforları kullanırdı.

Tüm bunlardan sonra bilinçli ve bilinçaltı rapport sağlanmış olur. Erickson'un kendi terapisinin etkili sonuçlar vermesini, rapportun çok çabuk sağlamasına böylelikle danışanın tüm dikkatini toplayabilmesine bağladığını bildirmiştir (Lankton, 1983).

BAYKUŞ GİBİ ÖTMEYECEĞİM

Erickson bir algı ustasıdır. Bir grup öğrencisi onun üstün algılama ve çevreyi gözlemleme gücünü test etmek ister. Bu amaçla öğrencileri ofisindeki çok kalabalık bir raftaki küçük bir baykuş heykelini hafifçe farklı yöne çevirirler. Kendisinin bu küçük değişikliği fark edip edemeyeceğini merak ederler. Acaba Erickson nasıl tepki verecektir? Erickson gün boyunca heykelcikteki değişiklik hakkında hiçbir şey söylemez. Günün sonunda herkes ofisten ayrılırken “Zamanı gelmişken, konuşmamı istediğiniz diğer konu var ya, işte o konuda baykuş gibi ötmeyeceğim” der.

PSİKOLOG ARTHUR

Psikoloji öğrencisi olan Arthur, Erickson’u çok sevmekte ona hayranlık duymaktadır. Onun teşvikleri ile Arthur Tıp Fakültesine girer. Fakültede yine çok sevdiği bir profesör, Arthur’a sınavdan korkup korkmadığını sorar. "Sınavdan neden korkayım hocam, çıkacak on sorunun hepsini biliyorum" Hoca, çıkacak soruların ne olduğunu sorduğunda Arthur soruların hepsini bilir. Genç bunun üzerine dekanın odasında bulmuş kendini. Oysa yıl boyunca hocasının mimiklerini çok iyi gözlemlemiş, hoca için hangi konunun önemli olduğunu anlamıştır. Arthur’un soruları bilmesi bilinçli ve zekice yapılmış bir gözlemdir sadece. Defterine sınavda çıkma ihtimali olan soruları özel bir işaretle de işaretlemiştir. Arthur’un defterini sınıfa getirten dekan incelemeleri sonucu gencin söylediklerinin doğru olduğunu, yani soruları çalmadığını sadece hocasıyla iyi empati kurarak, çok iyi gözlemlediği için sınavda çıkabilecek soruları tahmin ettiğini anlamıştır.
Burada yeri gelmişken bir anımı nakletmeliyim: Üniversitede en zor derslerimizden bir tanesi Prof.Dr Yılmaz Özakpınar’ın hafıza dersi idi. O kadar zor ki hayatımda hiçbir sınavdan yüz üzerinden yedi aldığımı hatırlamam. Notu duyunca içimde oluşan o koskocaman bir boşluk hissi anlatılmazdı. Ne kadar çalışırsan çalış bu dersi geçmek için bir türlü yeterli olamayabiliyordu. Sınav kağıdına sayfalarca yazı yazan en çalışkan öğrenciler bile hayal kırıklığına uğrardı. Hocanın sözlerini aynen ezberle, sınavda cevap olarak yaz, yine geçer not almak imkansız gibi bir şeydi. Bölümümüzde bu dersten kaldığı için okulu üç dört yıl uzatanlarla sık sık karşılaşıyorduk. Derse çalışırken bilinçaltım gizliden gizliye faaliyet halindeydi. Hoca bizden acaba ne istiyor ? diye düşünürken gözlerim hocanın fotokopi olarak verdiği notların üzerinde takılı kalmıştı. Tesadüf o ki tam o esnada koyu siyah harflerle yazılmış bir paragrafı okuyuverdim. Bilinçaltım hemen orada bir patlama yaptı. Evet dedim kendi kendime. Kendimi hamamda suyun kaldırma kuvvetini keşfeden zat-ı muhterem gibi hissediyordum . Elimde hocanın geçen yıllarda sorduğu sorular vardı. İnceleyince hocanın sınavda soru olarak koyu siyahla yazdığı yerlerden sorduğunu anlayıverdim.
Her sorunun cevabı dolaylı yoldan da olsa bu paragraflarla ilgiliydi. Ben de final sınavında cevaplarımı paragraflardan yola çıkarak veriyordum. Nihayetinde final sınavından yanlış hatırlamıyorsam 70 gibi bir not almıştım. Bu hoca için için bu not inanılmazdı ve daha önce aldığım notun tam on katıydı. Diğer öğrenciler hocanın yarattığı korku dolayısı ile hocanın kitabını ezberleseler de dersi geçemiyorlardı.

GÜNEY AVRUPALININ EL YAZISI

Bir kadın Erickson’a gelir. Erickson kişisel bazı bilgilerini (telefon adres vs.vs.) yazması için danışanına bir kağıt verir. Erickson araya girerek “Avrupa göçmenisiniz değil mi?” der. Kadın “evet” der ve yazmaya devam eder. Yazmayı Avrupa’da öğrenmiş olanların yazısı ile Amerika’da öğrenmiş kişilerin metinlerinde ne gibi bir farklılık olduğunu Erickson bilmektedir. Erickson daha sonra “Muhtemelen Güney Avrupalısınız, İtalya veya Yunanistan olabilir” der. Erickson bilmiştir. Sonra Erickson “ Çocukken kiloluydunuz değil mi?” der. Oysa şu anda bu insan oldukça zayıftır. Danışan çok şaşırmış bir vaziyette nasıl bildiğini sorar. Erickson “Kalemi kilolu insanlar nasıl tutuyorsa öyle tutuyorsunuz” der.

FREUD NE DİYOR?

Bakınız Sigmund Frued gözlemin gücünü nasıl açıklıyor:

" Kendimi hipnozun zorlayıcı gücüne başvurmaksızın, sadece ne söylediklerini ve ne yaptıklarını gözlemleyerek insanların kendi içlerinde sakladıklarını gün ışığına çıkarmayla görevlendirdiğimde, bu görevin çok zor olduğunu düşündüm. Görmek için gözlere işitmek için kulaklara sahip olan kimse, hiç bir faninin bir sır saklayamayacağı konusunda kendi kendini ikna edebilir. Eğer dudakları sessizse, parmak uçlarıyla sohbet eder; her bir gözenekten kendini ele verecek şeyler çıkar. Ve bu nedenle ruhun en çok saklanmış gizli yerlerini bilinçli hale getirme görevinin başarılması mümkündür” (Freud,1901/1905a,ss.77-78).

SONUÇLAR

1- Bilinçaltımız benzemek ister. Esneme bu yüzden bulaşıcıdır. Tanışmak istediğin birinin yanına oturur ve aynı şekilde nefes alırsanız sizinle tanışacaktır.

2- Oturan bir kişiye ayakta durarak konuşmalar yaparsanız büyük olasılıkla rahatsız olacaktır ve oturmanız için ısrar edecektir. Uyum iletişimin kalitesini arttırır. İletişimde Ericksonian uyum bir taklit değildir, ritmi yakalamaktır. Tıpkı dans etmek gibi. Dansçılar birbirini kopyalamazlar bütünlerler. Beden dilinde uyumu sağlamak karşınızdaki kişinin size kapılarını açmasını sağlayabilir.

3- Albert Mehriban 1981 yılında yaptığı çalışmada, beden dili ve ses tonunun kişilerin güvenilirliği üzerindeki etkisini araştırmıştır. Bunun ardından yapılan araştırmalar da, kelimeler ile beden dili çeliştiğinde, bilinçli dikkatimizi kelimeler üzerinde yoğunlaştırsak bile, sözsüz mesajı hemen her zaman en önemli unsur olarak algıladığımızı göstermiştir. Bazen neden bir kimseye güvenemediğimizi anlayamayız, oysa bunun nedeni karşımızdaki kişinin beden dilinin bilinçdışımızda bıraktığı intibadır (O’Connor & Mc Dermot, 1996).

4- Eğer beden dilindeki uyumun gücü hakkında kuşkunuz varsa, şu deneyi yapınız. Öncelikle konuştuğunuz kişinin beden diline uyun. Aynı beden duruşunu alın. El ve kol hareketlerinizin sıklığını ve hızını karşınızdaki kişiye uydurun. İletişiminizin nasıl ahenkli olduğunu fark edeceksiniz. Daha sonra uyumu bozun. Beden dilinizi tümüyle farklı hale getirin. İletişiminiz kopma noktasına gelecektir.

10.Bölüm

ERİCKSONİAN PSİKOTERAPİ

Erickson hipnozdan aldığı teknikleri indüksiyon ritüeline gerek olmadan başarılı bir şekilde psikoterapiye uygulamaktaydı. Yani “hipnoz yapmadığında” bile hipnoz yapan bir insandı (Zeig, 1985 S.5). Bu bakımdan Ericksonian Hipnoz ve Ericksonian psikoterapi arasında fark yoktur bile denilebilir. Zaten onun yaklaşımı töröpatik hipnoz olarak isimlendirilir.

DANIŞAN DEĞİŞİME ZORLANMAZ

Ericksonian Psikoterapinin en belirgin özelliklerinden birisi danışanın değişime zorlanmamasıdır. Bu özelliği bakınız Erickson nasıl vurguluyor.

"Psikoterapide ilk anlamanız gereken şey; danışanın düşüncelerini değiştirmeye zorlamamanız gerektiğidir. Danışanınızın düşüncelerini değiştirmeye zorlamaktansa o düşünce ile birlikte yol alınız (o düşünceye eşlik ediniz) ve danışanınızın düşüncelerini kendi isteğiyle değiştirmesine olanak sağlayan durum ve fırsatlar yaratınız." (Erickson & Zeig, CP, p.335)

PSİKOTERAPİDE TECRÜBE Mİ ÖNEMLİDİR YENİLİKÇİLİK Mİ?

"Her hasta için yeni bir teori geliştiririm."

Dr. Milton. H. Erickson

Kısa dönem terapileri uygulamada bazı araştırmalar (Frank,1973, S.167) göstermiştir ki henüz üniversite sıralarındaki öğrenciler, psikiyatristlerle aynı oranda başarılı sonuçlar elde edebilmektedirler. Çünkü psikiyatristlerin elindeki "tecrübe" öğrencilerin elindeki yenilikçiliğe ve dinamizme galip gelememektedir. Prof.Dr.Sidney Rosen Ericksonian terapide öğrencilerde bol miktarda bulunan merakın, gayretin, şevkin, yenilikçiliğin her zaman olumlu sonuçlar getirdiğini vurgular ( Zeig & Lankton 1985 S. 8).

TERAPİST AKTİF OLMALIDIR

Erickson eğer siz yapmazsanız ben yaparım diyecek kadar terapide aktiftir. Terapist sadece konuşan ya da telkin veren kimse değil gerektiğinde organize eden, yaparak gösteren bir rehberdir. Erickson terapiyi rahatlıkla seans odasının dışına çıkarabilirdi. İnsanlara kaba davranmakla ilgili sorunu olan bir hastası ile akşam yemeğine çıkarak hastasının garsonlara davranışları üzerine psikoterapi yapabilirdi.
Ericksonian psikoterapi esnek ve stratejiktir. Erickson "Psikoterapide tüm yaptığınız ilk önce hastanızın dünyasını örneklemek, sonra hastanın dünyasına örnek olmaktır." demektedir.

ÇOK BOYUTLU (MULTİ LEVEL) İLETİŞİM GEREKTİRİR

Ericksonian psikoterapi, hastayla multilevel (çok taraflı, çok yanlı) iletişim gerektirir. Tüm psikoterapistler bilir ki hasta bir çok şekilde ve çok boyutlu olarak terapisti ile iletişime geçebilir. Erickson bunun bilincine varmamızı sağladı. Bir bayan danışanım duygularını resim çizerek ifade etmeyi seviyor, eve kapanıyor ve dışarı çıkmıyordu. Her seanstan önce bana karanlık canavarlarla dolu, cehennem tasvirli resimler getirirdi. Çünkü evin dışındaki dünyayı adeta bir cehennem olarak görüyordu. Ben de getirdiği cehennem manzaralı resmin hemen kenarına iki yumurta, iki kedi bir tava, çatal-bıçak, yatak-yorgan, çöp kovası gibi nesnelerin resmini çizdim. Danışanıma verdiğim gizli telkin şuydu:"Evden dışarı çıkmazsan hayatın bu ev eşyaları gibi basit ve anlamsız bir hale gelir”
Erickson’a göre psikoterapi "İyi fikirlerin, kötü fikirlerle yer değiştirmesidir." (Erickson’un sohbetlerinden alınmıştır ,1978).
Erickson psikoterapi, patolojiye odaklanmayan bir öğrenme yaklaşımıdır. Erickson nevroz ve psikoz gibi yaşam sorunlarını "Defolu bir öğrenmenin ürünü" olarak görürdü. Ericksonian yaklaşımda hipnoz terapistin danışanıyla en iyi kontağı kurabilmesi ve onu anlayabilmesi için bir vasıtadır (Zeig & Lankton, 1985).

İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZ KAYNAKLAR İÇİMİZDE MEVCUTTUR

Erickson’a göre psikoterapi ortamında danışanın ihtiyaç duyabileceği her türlü kaynak bilgi, danışanın özgeçmişinde ve içinde mevcuttur.

DANIŞANIN RUH HALİ DEĞİŞTİRİLMELİDİR

Tüm psikoterapilere şöyle bir göz attığımızda değiştirilmiş bilinç hallerinde değişimin meydana gelme ihtimalinin yüksek olduğunu görürüz. Psikoterapistlerinde tatile çıkmayı önermelerinin önemli bir nedeni, tatilde danışanın her zamanki alıştığı bilinç halinden çıkarak daha farklı bir bilinç haline girmesine yardımcı olmaktır.
Rossi hipnotik indüksiyonun basamaklarını açıklarken ikinci basamakta danışanın alışılmış zihinsel olumsuz kurulumlarını (Erickson’un ifadesi ile mental setlerini) kesintiye uğratmak gerektiğini belirtmektedir (Erickson & Rossi, 1979). Erickson’a göre danışanın algı ve davranışlarında meydana getirilecek her yumuşama yararlıdır.

PSİKOTERAPİ SAMİMİYET VE YAKINLIK (RAPPORT) İÇERMELİDİR

Erickson’a göre teröpatik ilişki samimi ve yakın olmalıdır. Terapist ile danışan arasındaki kalın duvarlar yıkılmalıdır ki danışan telkine açık olsun ve terapistinin telkinlerini kendi doğal düşünceleriymiş gibi kabul etsin.

SELF KONCEPT’İN (BENLİK SAYGISI) DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKİR

Tüm başarılı psikoterapiler gizli veya açık şekilde danışanın kendilik kavramı hakkındaki imajlarını değiştirirler. Danışanın içsel senaryoları ve içsel diyalogları trans durumunda değiştirilmeye çok yatkındır.

DENEYİM DAHA ÖNEMLİDİR

"Psikoterapi kitaplardan öğrenilmez. Psikoterapi tecrübe ile öğrenilir."
(Erickson’un kişisel sohbetlerinden)

From ve Reichman’in dediği gibi "Hastanın tecrübeye ihtiyacı vardır, açıklamaya değil. "Danışan doğal olarak kendisi hakkındaki bir çok şeyi terapistinden daha iyi bilebilir. Yüksek konsantrasyonun bulunduğu hipnoz halinde danışana elbette olumlu deneyimler yaşattırmak daha kolaydır. Erickson bu bakımdan fantezileri ve geçmiş deneyimleri gündeme getirir.

TERCİHLERİ ÖĞRETİNİZ

Erickson’a göre insanlar hasta ve sorunlu iken bile kendileri için en iyi tercihi yapmışlardır. Semptomlar danışanların kendi tercihleridir. Bu tercihler bilinçli ya da bilinçdışı yapılabilir. Terapist, danışanın seçeneklerini arttırmanın yollarını aramalıdır.
Erickson’a cinsel sorunları ve kusma şikayeti olan bir bayan gelir. Bayanın annesi ölmüştür. Anne kızına "Erkekler ne isterse, senden zevk almak için istiyorlardır. Onların isteklerini yerine getirmemelisin. Onların isteklerini ancak kötü kirli kızlar yerine getirir." demiştir. İşte bu anne kızına kötü cinsel telkinlerde bulunmuş, olumsuz bir hipnozla kızın hastalanmasına neden olmuştur. Kızını cinsel sorunlara sahip olacağı bir yola sokmuştur. Bu kötü telkin erkeklerle yakınlaştığı anda kusmak şeklinde ortaya çıkar. Kız aldığı bilgileri doğrultusunda doğru davranmaktadır. Erickson'a göre insanlar her durumda kendileri için en doğru olanı tercih ederler. Tercihleri değiştirmek istiyorsak bakış açısını değiştirmeliyiz. Buradan da anlaşılacağı gibi henüz kognitif (bilişsel) terapilerin ortaya çıkmadığı dönemde Erickson bilişsel terapi uygulayabilmekteydi.

TEORİLER DEĞİL AMAÇLAR ÖNEMLİDİR

Psikoloji “niçin” sorusu ile ilgilenmeye adanmakla birlikte “nasıl” sorusu neredeyse tamamı ile gözden kaçırılmıştır (Zeig, 1985). Bekli de bundan dolayı Avrupa geleneğine uygun psikoterapi yaklaşımları teorileri yüceltmiştir. Erickson psikoterapiyi teoriler yerine sonuçlara yönlendiren en önemli isim olmuştur.
Psikoterapi normalden sapmaların nasıl meydana geldiğini anlamaya çalışırken anlamanın tek başına değişime yol açacağını gizliden gizliye varsaymıştır.

PSiKOTERAPİYİ ZARAFET HALİNE GETİRMEK

Ericksonian yaklaşımda beklide en önemli fark telkinlerin gizli de verilebilmesidir. Telkinin ne oranda gizli olacağını belirleyen şey hastanın telkine direncidir (Zeig 1980). Telkinleri bazı anekdotların, cümlelerin, kelimelerin içine saklamak bazı hastalar için telkinin kabul edilirliliğini arttırmaktadır. Ayrıca telkinleri bu şekilde gizli vermek psikoterapinin zarafetini arttırarak psikoterapiyi hasta ve terapist için daha ilginç ve eğlenceli hale getirmektedir.
Bir danışanıma neden daha önce psikoterapiye gitmediniz diye sormuştum. Danışanım şöyle yanıt verdi: “Sorunlarımı deşerek kanatmak istemedim” İşte psikoterapi denilince akla gelen çağrışımlar.
Oysa Ericksonian psikoterapiden sonra bu konuşmalar. "Yahu bir psikoterapiste gittim çok enteresan bir adam ! Oldukça hoş sohbeti var !"şeklinde değişir. Ruhsal gerginlikler ve sorunlar içindeki hastayı bir de sıkıcı psikoterapi ortamıyla bunaltmaya gerek yoktur.
Erickson mizahın psikoterapide her şekilde kullanılmasını teşvik ederdi. Mizahın iyileştirici gücünün keşfi yaklaşık yirmi yıl öncesine dayanıyor. Mizah, danışan ve terapiste kavramları perspektife oturtmakta yardımcı olur. Psikoterapi ortamında yapılan mizah, danışana “Çok kısa olan yaşamımızda bazı amaçları gerçekleştirirken yaşamımızdan zevk almalıyız” telkinini verir. Yaşamda bir çok şeyi ölüm kalım meselesi haline getirmiş danışanlara risk almayı ve değişime cesaretli olmayı öğretebilir.
Ben Erickson’u biraz da Amerikalı psikoterapistlerin Nasrettin Hocası olarak değerlendiriyorum. Erickson terapi esnasında şok ve sürpriz şeklinde ortaya çıkan esprilerin danışanının katı zihinsel setlerini kırdığını düşünürdü.
Her psikolojik sorunun doğasında üzüntü mevcuttur. Danışanı sorunun doğasından ne kadar uzaklaştırabilirsek, tedavinin süresini o kadar kısaltmış oluruz.

ERİCKSONİAN PSİKOTERAPİ KISA DÖNEM STRATEJİK PSİKOTERAPİDİR

Kısa dönem stratejik psikoterapinin kurucusu Erickson’dur. R.Sherman ve Anderson (1978) ilk defa psikoterapiye başlayan danışanlardan bir gruba psikoterapinin dört seansta sonlanacağını söylerken diğer gruba hiç bir bilgi vermemiştir. Psikoterapinin dört seansta biteceği söylenilen grup gerçekten psikoterapiden daha fazla yararlanmış, terapiler daha erken sonlandırılmıştır.

TERAPİSTİN AMAÇLARI NE OLMALIDIR ?

1. Hipnoterapistin amacı danışanın uyum (compliance) gücünü arttırarak geliştirilen işbirliği sayesinde teröpatik amaçlara ulaşmaktır. Başka bir deyişle danışanın potansiyellerini uyandırarak iyileşmesine yardımcı olmaktır. Geleneksel hipnoz ise bir anlamda hastayı verilen her emre itaat etmeye davet eder. Geleneksel hipnozculardan Kroger’e göre (1963) hastaya öneri sunmak bile telkin sayılamaz çünkü böyle bir öneri kibar kalır. Geleneksel anlamdaki hipnotik telkin otoriterdir.

2. Danışanların yaşamları için hakimiyet duygusunu geliştirmelerini sağlamak.

3. İyimserlik duygusunu geliştirmek.

4. Benlik saygısını (self esteem) arttırmak.

5. Rahatlık duygusunu danışanın tüm yaşamına yaymak.



ERİCKSONİAN YAKLAŞIM NEDEN ETKİLİDİR?

Ericksonian terapinin tanınmış isimlerinden ve Erickson’un öğrencilerinden olan Prof.Dr. Sidney Rosen Erickson terapisinin etkili olduğu konusunda şu önemli açıklamayı yapmaktadır:

1. Ericksonian terapi yeniden çerçevelemenin önemini vurgular.

2. Patoloji üzerine odaklanmaktansa sağlık ve şifa üzerine odaklanır.

3. Hastalığın başlangıcına odaklanmaktansa terapinin amaçlarına
odaklanır ( Zeig & Lankton 1985 )



11.Bölüm

HİPNOTİK TELKİNLERİN ÖZELLİKLERİ
Field ve Kline (1974), Amerikan Klinik Hipnoz Dergisindeki bir makalelerinde semptomun altında yatan nedenleri önemsemeden ve semptomun hasta için önemini anlamadan hipnotik telkinle semptomu yok etmenin tehlikeleri konusunda uyarıda bulunurlar. Örnek olarak 27 yaşında aşırı kilolarından hipnotik telkinle kurtulmak için müracaat eden bir erkek hasta, aşırı yeme sorunundan bir seansla kurtulabileceğine inanarak tedaviye gelmiştir. Bu inancın nedeni iki yıl önce hipnozla tek seansta bruxism (diş sıkma) tedavisiyle bundan kurtulmasıdır. Hastanın kilo sorunları da iki yıl önce başlamıştır. Field ve Kline bu hastanın bruxizm ve kilo sorunlarının altında depresyon ve ajitasyon bulunduğunu söylemektedirler. Aynı şekilde Kline (1978) el paralizisi için direkt hipnotik telkinler alan bir adamın da hipnozdan sonra karısını boğduğu bir vakayı bildirmişlerdir.
30 yaşında bayan akrabama hipnoz uygulamıştım. akınım olduğu için hiç analize girmeden tek bir telkin vererek seansı bitirdim. Verdiğim “Mutlu olacaksın” telkiniydi. Kendisi hipnozdan sonra çok daha mutluydu. Ama nasıl ? Hipnozdan sonra alış veriş yapma isteği artmıştı. Artık sevgili yakınım, alış veriş yaparak “mutlu oluyordu” Öyle ya hipnotik telkin olarak “mutlu ol” dedim ama nasıl mutlu olunur açıklamadım ki. Akrabam kendi kişilik yapısına uygun olarak mutlu olma yollarını bulmuştu. Bir sonraki seansta” nasıl mutlu olunabilir” konusuna açıklık getirdik. Zaten kendisi mutlu olan birine "daha mutlu olacaksın" demek bile sakıncalı olabiliyordu. O günden sonra her seansımı bitirmeden önce şu konuşmayı mutlaka danışanlarıma yapar oldum. Bu telkine ben tedbir telkini diyorum.
Burada kendi kendinize yaptığınız programlar ve aldığınız her türlü telkin asla size zarar veremez. Eğer dilimiz sürçmüşte yanlış bir program yapmış isek bu program ve telkinler uygulanmayacaktır. Yani sizin sağlığınız mutluluğunuz huzurunuz ve başarınız için zararlı olabilecek programların iptal edilmesi için kendi kendinize program yapmalısınız. Şu anda yapıyor musunuz?
Bu telkin sayesinde hipnoterapinin yanlışlıkla danışana bir zarar vermesinin önüne geçmiş oluyoruz. Sosyal fobisi olan bir danışanım ile çalışıyordum. 3 Seans boyunca sosyal fobi artık yoktu. Yalnız hipnoterapinin bir türlü etkili olamadığı bir problem vardı: Bu problem dalgınlık, dikkat ve konsantrasyon güçlüğü idi. Oysa bu konularda da danışanım telkinler almıştı. Sonradan öğrendim ki eğer hipnotik telkinler danışanım tarafından yerine getirilseydi ona büyük zararlar verebilirdim. Çünkü danışanımın eşinin bana bildirdiğine göre danışanım bir iş bağımlısı idi. İş bağımlısı birsinin konsantrasyonunu hipnotik telkinlerle arttırırsanız ona zarar vermiş olursunuz. Çünkü iş bağımlısı biri aşırı çalışarak kendine zarar vermektedir. Bende tatile gitmesini danışanıma önerdim. Tatil dönüşü dalgınlıktan eser kalmamıştı. Eğer yukarıda bahsettiğim tedbir telkinini danışanıma vermeseydim onun çalışırken dikkatini arttırarak ona zarar verebilirdim. Tedbir telkini hipnoterapist ve danışanın sigortasıdır.
Direkt yaklaşımla semptom yok etmenin dışında kullanılabilecek yaklaşımlar da vardır. Örneğin çocuklara, semptomun tedavisinde, terapistin elinde sihir olduğu için siğillerin yok olacağı şeklinde telkin vermektir. Çocuklar için fanteziler önemlidir. Tedavide çocukların sihir yapma fantezilerinden yararlanabiliriz. Şu da var ki fantastik dünyalarından yararlanarak yapılabilecek telkinler yetişkinlerde işe yaramayabilir . Onlara daha gerçekçi açıklamalar yapmak gerekir. Örneğin siğillere kan akışı engelleneceği için siğiller kuruyacak şeklinde telkin verilebilir. Kısaca her yaş döneminin kendine özgü telkinleri bulunmakta, bu ayrıntı gözetilerek kullanıldığında daha olumlu sonuçlar alınabilir.
Barber (1978 ) semptom yok etmede pozitif düşünceleri vurgulamanın negatif düşünceleri vurgulamaktan daha etkili olacağını söylemektedir.
Psikoterapinin esası : algısal, duygusal, entelektüel ve davranışsal değişmelerin danışanda terapistle iletişimi sonucunda meydana gelmesidir. Sacerdote (1972) bu bakımdan hipnoterapide “değişimden” önce “gelişim” amaçlanmalıdır fikrini savunur. Bu bakımdan her hipnotik telkin için söylenebilecek tek zorunluluk danışanı geliştirmesi zorunluluğudur.

Psikanaliz dahil tüm psikoterapiler telkinden yararlanır. Telkinlerin gücü derin pozitif “transferans” ve “rapport” (terapist ile danışan arasındaki olumlu, uyumlu, anlayışlı ilişki) ile arttırılabilir. Psikanalitik hastalar bir tür transa, içsel araştırma (inner searching) sürecinin ve serbest çağrışımın bir sonucu olarak girebilirler. Aslında psikanaliz, hipnoterapinin yavaş işleyen bir türüdür denilebilir. Bazı durumlarda terapinin yavaş ilerlemesi elbette yararlıdır (Zeig & Lankton, 1985 ).
Kişisel görüşüme göre aslında her düşünce bir telkindir. Gün içinde kendi kendimize yaptığımız yüzlerce düşünsel telkinlerimizin gerçekleşme ihtimali çoğunlukla, düşünebilme ve hayal edebilme gücümüz ile orantılıdır.



OTO TELKİN

İnançlarımız ve yaşam senaryolarımız kısa ve uzun vadeli oto telkinler olarak değerlendirilebilir. Erickson’un naklettiği bir olay oto telkinin gücü konusunda oldukça kayda değerdir (Rossi, Ryan, & Sharp, 1983).Colorado Psychopatik Hospital‘da bir hasta “ Ben önümüzdeki cumartesi sabahı saat 10.00 da öleceğim” diye duyuru yapar. Duyurudan sonra hasta iyi yemekler yer,uykusunu iyice alır. Sağlık durumu kontrol edilmiş, hiçbir sorun ile karşılaşılmamıştır. Cumartesi sabahı saat 10.00’ dan önce tüm hastane personeli hastanın başında toplanır ve hastanın ölümünü seyretmek için beklemeye başlar. Hasta daha önce söylediği saatte ölür. Sonrasında yapılan otopside hastanın ölümüne neden olacak hiçbir belirti bulunamamıştır. Erickson’un bu olay hakkında; “Düşüncelerin, duyguların, hislerin, tutumların ve inançların insan vücudu üzerine olan güçlü etkisini gösteren bir olay” yorumunu yapar. Hipnoz sırasında tedavi için kullandığımız mekanizma bu hastayı öldüren mekanizma ile aynıdır.

 

12.Bölüm

ERİCKSON’UN ÇALIŞMALARINDAN ÖRNEKLER VE ÖZETLER

SON ATIŞ

21 yaşında genç bir kız Erickson'a gelerek yardım ister. Bir eş bir ev ve çocuk sahibi olmak istediğini ancak şu ana kadar hiç erkek arkadaşı olmadığı için evde kalmaya mahkum olduğunu söyler. Genç kız ardından “Sanırım yaşamayı hak etmeyecek kadar aşağılık bir insanım. Hiç bir arkadaşım yok, ailem öldü, yapayalnız yaşıyorum. İntihar etmeden önce bir terapiste gitme ihtiyacı duydum. Üç ay daha bekleyeceğim ve hayatımda hiçbir şey değişmez ise bu sonum olacak."der.
Genç kız bir inşaat firmasında sekreter olarak çalışmaktadır ve hiçbir sosyal yaşantısı yoktur. O güne kadar hiç bir erkekle çıkmamıştır. Bir gün şantiyede genç bir erkek onunla ilgilenir ve ona bir öneride bulunur. Kız genç erkeği çekici bulmasına rağmen önerisine hayır der ve bir daha asla onunla konuşmaz.
Kız aslında çekicidir ancak itici olmak için elinden geleni yapmaktadır. Saçları dağınık ve dengesiz kesilmiş, kıyafetleri oldukça özensiz ve uyumsuzdur. Eteği yırtık, ayakkabıları aşınmış ve boyasızdır. Oysa genç kız en önemli fiziksel dezavantajının ön dişlerindeki gedik olduğunu düşünmektedir. Ancak Erickson kızın dişlerindeki gediğin fark edilemeyecek kadar küçük olduğunu görür. İntiharı düşünen, aynı zamanda amaçlarına ulaşmayı sağlayacak her türlü değişmeyi kabul etmeyen bu genç kıza " Nasıl olsa öleceksin son atışını yapmalısın.”der. Kız bankadaki bütün parasını çekip üstüne başına harcayarak hayata karşı son atışını yapacaktır. Kızdan bol bol alış veriş yapmasını ister. Kız Erickson’un önerilerini bir bir yerine getir. Erickson bu öneriyi kıza kendini geliştirmek şeklinde değil de "son atışı yapma" şeklinde sunduğu için (reframing) genç kız öneriyi çok çabuk kabullenmiştir.
Ardından kıza bir görev daha verir: Erickson kızdan eve gidince banyoda ağzını su ile doldurmasını ve suyu dişlerindeki gedikten mümkün olduğunca uzağa fışkırtmak için egzersiz yapmasını ister. Kız güzelce giyinip bakımlı bir vaziyette doktorun ofisine geldiğinde dişleri ile uzağa su fışkırtma konusunda ustalaşmıştır.
Erickson kızdan pazartesi günü işe gittiğinde, reddettiği delikanlıyı çeşmenin başında gördüğünde, ona dişlerinin arasından su fışkırtıp kaçmasını ister. Kız Erickson'un önerdiği bu şakayı nasıl olsa öleceğim düşüncesiyle yapmayı kabul eder. Pazartesi günü delikanlı çeşmeye doğru yaklaştığında kız ağzını su ile doldurur ve delikanlıya ağzındaki suyu fışkırttığı gibi kaçmaya çalışırken delikanlı birden kızı yakalayarak öper. Ertesi gün delikanlı çeşmenin başına su tabancasıyla gelmiştir. Birbirlerini ıslatma oyunuyla daha da yakınlaşırlar ve olan olur bir sonraki gün çıkmaya başlarlar.
Olayı Erickson’a anlatan genç kızın artık kendisi hakkındaki olumsuz düşünceleri yavaş yavaş değişmeye başlamıştır. Dişlerinin arasındaki küçük boşluğu artık bir beceri unsuru olarak görmekte, önceden kötü giyindiğini ve bakımsız olduğunu kabul etmektedir. Kendindeki olumlu değişimlerin meyvesini almıştır. Aradan bir kaç ay geçtikten sonra doktora kızın düğün davetiyesi gelir. Hatta bir yıl sonra da çocuğunun resmini Erickson’a gönderir.
Erickson genç kızın erkek düşmanlığını fark etmiş bunu yok etmek için erkeklerin üzerine tükürmek(su fışkırtmak) şeklinde herkese garip gelebilecek bir tedavi yolu izlemiştir (Haley, 1973 s.71).





ÜLSER

Bir kadın ülser rahatsızlığıyla Erickson'a gelir. Hastalık kadını işte, evde ve sosyal yaşamında zor duruma düşürmektedir. Kadının en önemli sorunu, kocasının akrabalarının haftada 3-4 defa eve ziyarete gelmeleridir. Üstelik bu akrabalar habersiz gelmekte ve dahası düşüncesizlik ederek uzun süre evde oturup kalmaktadırlar. Erickson kadına " Akrabalarınızı gerçekten sevmiyorsunuz. Onlar ne zaman evinize gelse mideniz ağrıyor. Ancak bu mide ağrısını gelin birlikte kullanışlı hale getirelim; akrabalarınız kapıya geldiğinde eğer siz kusarsanız nasıl olsa sizden paspası temizlemenizi bekleyemezler" şeklinde garip bir öneride bulunur.
Kadın bu öneriye uyar ve akrabalarının her gelişinde paspasa kusuverir. Kimi midesini yatıştırmak amacıyla onu bahçeye çıkarırken bir diğeri de buzdolabından getirdiği sütü kadına içirmeye çalışır. Tabi paspası temizleme işi akrabalara kalmıştır. Kusma nedeninin midesindeki ülser olduğunu söyleyerek misafirlerden özür dilemeyi de ihmal etmez. Fakat bir süre sonra tekrar kusmaya başlar.
Artık akrabalar gelmeden önce telefon açarak "İyi misin?" diye sormaya başlamışlardır. Kadın "Hayır. Bu gün iyi değilim" diyerek 1-2 hafta durumu kurtarır. En sonunda telefon açan akrabalarından birine "Bu gün iyiyim gelebilirsiniz" diyerek davet eder. Ancak akrabalar geldiklerinde yine aynı manzarayla karşılaşırlar. Tabii paspası temizlemek zorunda kalırlar.
Zamanla kadının hayatını zehir eden hastalıktan eser kalmaz. Aynı zamanda istenmeyen, davetsiz misafirleri geri çevirecek bir bahanesi de vardır artık. Akrabalar bir kaç ay hiç uğramazlar. Sonra bir gün akrabalarını davet eder. Misafirler bir süre sonra çok oturmadan "artık biz kalksak iyi olur" diyerek gitmek isterler. Kadın artık ne zaman akrabalarını göndermek istese yüzünü buruşturarak karnını tutması yeterli olur. Herkes oturduğu yerden fırladığı gibi soluğu kapının dışında alır (Haley, 1973).

UZUN AYAKLAR

Erickson'a gelen bir anne kızının ayaklarının çok uzun olduğuna inandığını bu düşüncesi yüzünden kızının utancından üç aydır sokağa çıkmadığını, okula ve kiliseye gitmeyi istemediğini söyler. Kız herkesin ayaklarına bakmasından korkmaktadır. Bu yüzden terapiye gitmek de istememektedir.
Erickson kadına "Yarın ben evinize geleceğim. Kızınıza sizi muayene etmeye geleceğimi söyleyeceksiniz. Siz de gribe yakalanmış gibi davranacaksınız Sizi muayene eder gibi yaparken kızınızla da ilgileneceğim" sözünü verir.
Eve geldiğinde anneyi muayene etmeye koyulan Erickson genç kızdan bir havlu ister. Havluyu getirdiğinde bir yere ayrılmamasını yakınında kalması gerektiğini çünkü her an bir şey gerekebileceğini söyleyerek kızın ayaklarını yakından görme fırsatı bulur. Erickson kızın ayaklarının hiç de uzun olmadıklarının farkına varır. Kaza süsü vererek ayaklarına basınca kız acıyla feryat eder. Sonra Erickson genç kıza " Eğer ayaklarını bir adamın görebileceği kadar uzun olsaydı, ayaklarını görebilirdim ve basmazdım." der.
Aynı gün genç kız annesiyle bir oyunu izlemek için tiyatroya gitmek istemektedir. Sonra okula ve kiliseye de gitmeye başlar. Üç ay süren yalnızlık artık sona ermiştir. Erickson daha sonra anneyle görüşmesinde kızının düzelmesiyle ayağına basması arasında bir bağ kuramadığını, kızına hiç de kibar davranmadığını düşündüğünü öğrenir (Rosen, 1982).

MARANGOZ İSA

Erickson’un çalıştığı bir hastanede İsa olduğunu sanan şizofren bir erkek hasta bütün uğraşılara rağmen uğraşı terapisine götürülememektedir. Hastalara uğraşı tedavilerinde çeşitli el işleri yaptırılmaktadır. Tüm hastane personelinin hastayı uğraşı terapisine götürme çabaları sonuçsuz kalmıştır. Erickson hastanın yanına gelerek “ Efendim siz marangozdunuz değil mi” (İsa bir marangozdu). Hasta “evet” cevabını verir. “ Lütfen gelir misiniz? Marangozhanede size ihtiyacımız var.” Bunu duyan hasta hiç direnmeden marangozhanenin yolunu tutar (Rosen, 1982).

OBSESİS KOMPULSİF BOZUKLUK

Mr. Simith elli yaşında bir restoran işletmecisidir. Ancak adamın problemi, nişanlandıkları ilk gününden beri karısının restoranın işleyişi hakkında günde yüzlerce soru sormasıdır. Sonunda Erickson' a kocasıyla gelen kadın her gün restoranın gidişatı hakkında soru sormadan yapamadığını, bu davranışının kocasını her gün küplere bindirmesine rağmen evliliklerinin uzun yıllar boyunca zar zor devem edebildiğini anlatır. Kadın her gün iki saatini restoranda geçirmekte ve her şeyi kontrol etmektedir. Aslında bu rahatsız edici davranışının amacının kocasına baskın çıkmak olmadığını bu davranışından vazgeçmek için her şeyi yapmaya hazır olduğunu belirtir. Bu problem konusunda kendisine kimsenin yardım edemediğini ve içinden bir kuvvetin restorandaki her şeyi kontrol etmeye kendisini zorladığını söyler. Erickson kadına: Her gün restorana her şeyi kontrol etmeye devam edebileceğini söyler. Ancak sorularını bir listesini çıkarmasını soruları sadece restoranda kocasına değil evde kendi kendine de sormasını ister. Örneğin restoranda stokların durumunu kocasına sorar gibi yanıtlayacaktır.
Kadın istenilenleri yapınca, artık kocasına soru sormaktan vazgeçmiştir. Kadın bir gün Erickson ile karşılaştığında kocasının restoranına sadece arkadaşları ile ara sıra yemek yemek için gittiğini söyler (Haley, 1973).

MİGREN

Bir defasında Philadelphia'dan migren baş ağrıları olan bir hasta, doktoruyla beraber Erickson'un Phoenix'deki kliniğine getirilmiştir. Hasta bir iş adamıdır. Kısa bir görüşme sonunda adamın son derece muhalefetçi ve rekabetçi bir mizaçta olduğunu fark eder. Adam her an rekabet edebileceği bir fırsatı beklemektedir. Hafif bir hipnoz yapan Erickson hastaya: "Sizi her geçen gün ölüme götüren migren baş ağrılarını dokuz yıldır çekiyorsunuz. Baş ağrılarınız için güvendiğiniz bir doktor tarafından üç yıldır tedavi ediliyorsunuz ve hiç bir gelişme gösteremediniz." şeklinde adamın itirazda bulunamayacağı, münakaşaya giremeyeceği bir gerçeğini ifade eder. O bu basit gerçeği sadece algıladığı şekilde ifade etmekle yetinmiştir. Konuşmasının devamında da "Şimdi doktorunuz ilgilenmem için sizi bana getirdi ve ben sizinle çalışmayacağım. Ama bu işi başaracağım. Ellerinizi dizlerinize koyun ve önce sol elinizin mi, yoksa sağ elinizin mi yüzünüze yükseleceğine bakın."der. Burada Erickson hastanın direncini bertaraf etmek için ona yardım etmeyeceğini söylemekte, adamın mizacındaki rekabetçi, özelliği kullanarak iki eli arasında bir yarış ortamı yaratmaya çalışmaktadır. Bu özel seansta, bir elin yükselmesi yarım saati bulur. Hastanın eli yüzüne dokunurken, migren ağrılarını kendi kendine iyileştirmesine yardımcı olacak telkinler vermektedir. "Gerginlik kaslardadır... ve onlar yarışırken sen bu gerginliği ellerinde tutuyorsun. Şimdi baş ağrıların olsun istiyorsan, neden bu boynundaki omuzlarındaki kasların rekabetinden kurtulmuş bir baş ağrısı olmasın ? "Daha sonra, hangisinin daha çabuk gevşeyebileceğini görmek için eller arasında bir yarışma düzenler. Böylece hasta savunmaları engellenmiş, trans halindeyken, baş ağrılarını durdurmamak ama kaslarındaki gerginliği gevşetmeyi öğrenmek için basit bir telkin almaktadır.. Onun görünüşteki bu basit metodolojisi aslında hipnotik telkin yoluyla şifanın güçlü bir örneğidir. Bu tek seans hastanın kendi kendisini iyileştirmesiyle sonuçlanan yeni bir inanç sistemi yaratmıştır.

ISLAK RÜYALAR

Cinsel isteksizlik yüzünden eşinden boşanan bir bayan Erickson’a gelir. Kocası “bu tepkisiz kadınla daha fazla yaşamak istemiyorum” demektedir. Kadın boşandıktan sonra bir erkeğin metresi olarak yaşamaya devam eder. Yalnız adamla da normal bir cinsel ilişkiye giremez. Seksin kendisi için mekanik bir şey olduğunu hiçbir zevk almadığını düşünmektedir.
Erickson hipnoz halindeyken danışanına erkek cinselliği ile ilgili olarak bir penisin yumuşaklıktan sertliğe doğru gidişini ve alınan hazzı anlatır. Gece rüyada erkeklerin nasıl orgazm olduklarını ayrıca atalarından yarısının kadın olduğu için, her erkeğin bunu yapabildiğini, aslında kadının da yapabileceğini anlatır. Bundan sonra hem de her istediğinde ıslak rüyalar görebilecektir artık. Bu sözleri duyar duymaz yüz ifadesi birden değişen kadın, az önce hayatının ilk orgazmını yaşadığını söyleyerek Erickson’a teşekkür eder.
Erickson danışanından birkaç mektup alır. Metresi olarak yaşadığı erkekten ayrılmış, şimdi genç bir erkekle beraber yaşamaktadır. Her defasında iki veya üç orgazm yaşayabilmektedir. Artık hastanın cinsel hayatı normale dönmüş, sekste mutluluğu yakalamıştır.
Burada uyguladığı teknikle Erickson, bilinçaltında kendini seks ve mastürbasyon sırasında cinsel bir obje olarak kullanıldığını düşünen danışanına erkek cinselliğini anlatmış, erkeğin cinsel anlamda yapabildiğini kadının da yapabileceği indirekt telkinini vermiştir (Rosen, 1982).

SALATA

Erickson Michigan'da psikotik bir hastayla çalışıyordu. Bu hastanın konuştuğu tek kelime "Salata" kelimesidir. Erickson uzun süre bu hastayı izleyerek onu mükemmel bir şekilde taklit etmeyi öğrenir. Erickson sesini de aynı hastasının sesi gibi çıkarmayı başarmıştır. Bir kaç hafta boyunca Erickson hasta ile salata kelimesini onun gibi taklit ederek iletişime geçer. En sonunda hasta "Mantıklı ol doktor" der.

Erickson şöyle yanıtlar:"Tabi memnun olurum. Soyadınız nedir?

Hasta:"O'Donovan" der. (Haley, 1973)

AKŞAM YEMEĞİ

Seksüel problemler yüzünden evlilikleri sallantıda olan bir çifti gözlemleyen Erickson çiftin yemek alışkanlıklarının cinsel yaşamları ile paralellik gösterdiğini keşfetmiştir. Yemeklerde ve sekste erkek hep önce başlayıp hızlı bitirmekte, kadın ise aheste aheste yemeğin tadını çıkarmaya çalışmaktadır. Çiftin seks terapisi için Erickson çorbadan çereze kadar sürecek bir akşam yemeği ayarlar. Tabii eşler böyle bir akşam yemeğinin bir seks terapisi olduğundan haberdar değillerdir. Ancak ikisi de bu güzel akşam yemeğinden sonra seksüel yaşantılarının düzeldiğini hayretle görmüşlerdir.

VİCİOUS PLEASURE

Hipnotik realiteler adlı eserinde Erikson Saldırgan Zevk (Vicious Pleasure) isimli bir vakasını aktarır. Otuz yaşlarında bir kadın Erickson’un ofisine gelerek "Beni görmek isteyeceğinizi hiç sanmıyorum. Beni görmek istemeyeceğinizi düşündüm çünkü: Babam beni altı yaşımdan 17 yaşıma kadar cinsel bir obje olarak kullandı. Hem de düzenli olarak ve haftada bir iki kez. Bunu her yaptığında kendimi kirlenmiş, aşağılık, utanmış, korkmuş ve saldırıya uğramış olarak hissederdim. Yaşım 17 olduğunda liseyi bitirmenin kendime olan saygımı geri getireceğini umdum ama olmadı. Edebiyat fakültesi diploması, yüksek lisans aynı şekilde işe yaramadı. Daha sonra da saygıyı asla hak etmediğimi ve etmeyeceğime inandım. Doktora eğitimime devam ederken bir adam bana sürekli sevişme teklif ediyordu. Eğitimimden vazgeçip fahişeliğe başladım. Sonra bazı adamlar bu işi bırakıp kendileriyle birlikte yaşamamı istediler. Bir bayanın korunmaya ihtiyacı olduğunu düşünerek bu tekliflerden bir tanesini kabul ettim. Seks her zaman dehşet bir tecrübe olmuştur benim için. Bir penis her zaman sert ve tehdit edici gelmiştir bana. Bu adam benden sıkılmaya başlayınca bende başkasıyla yaşamaya başladım ve benzer şeyler tekrar tekrar yaşandı. Şimdi size geldim çünkü kendimi bir pislik olarak görüyorum. Ereksiyonda olan bir penis gördüğümde içimden imdat diye bağırmak geçiyor, kendimi zayıf ve aciz görüyorum. Bir adam cinsel ilişkiyi bitirdiğinde kendimi çok mutlu hissediyorum çünkü benim için işkence bitmiş oluyor. Ancak hala yaşamak ve geçinmek zorundayım ve kimse için hiç bir değerim olduğuna inanmıyorum.” sözlerine karşılık Erickson : "Bu çok üzücü bir hikaye ancak en üzücü olan yanı sizin "APTAL."olmanız. Çünkü bana erekte olan bir penisten korktuğunuzu söylüyorsunuz! İşte en aptal olan düşünce bu. Biliyorsunuz ki bir vajinanız var. Bir vajina en büyük penisi bile sarkmış, yardımsız, zavallı bir objeye çevirebilir. Sizin vajinanız da penisi bu hale getirmekten katı bir zevk alabilir” sözü karşısında danışanın yüz ifadesindeki değişim inanılmazdır. Sonra bu danışan cinsel sorunlarını çözerek üniversitede doktora eğitimine devam eder (Rosen, 1982).

PİPO

Erickson’un yakın çevresinden şu anda Amerikan Ericksonian Hipnoz Derneğinin başkanı olan Psikolog Jeffrey Zeig pipo kullanmaktadır. Erickson Zeig’in piposundan rahatsız olmakla birlikte hiçbir zaman bunu doğrudan Zeig’e söylememiştir. Erickson ve Zeig bir gün arabada beraber giderlerken Zeig’e “ Jeffrey, biliyor musun bir arkadaşım pipoyu bıraktı” der. Zeig şaşır ve “niye ki” ? der. “ Bu arkadaşım zaten pipoya başlarken de başlayıp başlamamak konusunda oldukça kararsızdı. Pipo içerken sağ eliyle mi tutması gerekir yoksa sol eliyle mi diye karar vermekte zorlanmıştı. Bu konuya karar verdikten sonra dumanı aşağı mı yoksa yukarı mı üflemesi gerektiğini uzun uzun düşündü. Buna karar verdikten sonra bu sefer pipoyu yan mı yoksa dik mi koyması gerektiğini uzun uzun düşündü.” Yaklaşık 1 saat süren buna benzer konuşmaların ardından Zeig bir daha asla pipo içmez (Zeig, 1985 S.65)

APARTMAN VE CADDE FOBİSİ

Apartman ve cadde fobisi olan bir genç görüşme esnasında ne kadar çabaladıysa da Erickson’a apartman ve caddelerden bahsetmekten kaçınır. Bunu fark eden doktor edindiği ipuçlarıyla önce gencin kendi fiziksel görünüşü konusundaki yanlış düşüncelerini değiştirmeyi başarır. Delikanlının asıl kaçmak istediği şey apartman ve caddeler değildir. Asıl korku kaynağı, annesine benzeyen kadınlardır . Genç kusurlu olarak değerlendirdiği vücudunu kadınların görmesinden korkmaktadır. Kendi fiziksel görünüşü konusundaki yanlış inançlarından uzaklaştıkça fobi ortadan kalkmıştır (Haley, 1973).

SEDEF

Bir bayan sedef hastalığının ağırlaşması üzerine Erickson’a müracaat eder. Bayan yaz günü uzun kollu giysiler giymektedir. Erickson bayanın kollarına bakar ve ;
- Sedef hastalığınız sizin düşündüğünüz kadar ağır değil hatta sizin düşündüğünüzün üçte biri anca olur” der. Bayan Erickson’un bu sözlerine oldukça kızmıştır ve;
-Ben size yardım almaya geliyorum çünkü siz doktorsunuz. Oysa benim vücudumda görebildiğim sedef hastalığının izlerini siz göremiyorsunuz indirime gidiyorsunuz der. Bunun üzerine Erickson;
-Evet doğru;indirime gidiyorum. Çünkü bir çok duygunuz olursa daha az sedef hastalığınız olur. Bir çok duygu kollarınızda, vücudunuzda oluşabilir. Bayan;
-Bir daha görüşmek istemiyorum sizinle” der ve ofisten çıkar gider. Aradan iki hafta geçtikten sonra bayan telefon açar özür diler ve randevu ister. Bayan Erickson’un muayenehanesine gelir gelmez kollarını gösterir ve şöyle der;
-Artık sedef hastalığım yok. Ama iki haftadır size olan kızgınlığım yüzünden neredeyse çıldıracaktım.
Erickson bu vakada danışanın kızgınlık duygularını kendi üzerine yönlendirmektedir. Bunun doğal sonucu olarak sedef hastalığı yok olma düzeyine yaklaşmaktadır.

ENUREZİ (ALT ISLATMA)

"Yatağını ıslatma" şikayeti ile getirilen 12 yaşındaki oğlan çocuğu ile Erickson'un diyaloğu kayda değerdir. Çocukla yaptığı kısa sohbet boyunca Erickson "Yatak ıslatma" problemine hiç mi hiç değinmez. Yerine havadan sudan konuşmaya başlar. Laf arasında çocuğun beyzbol kardeşinin ise futbol oynadığını öğrenen Erickson, beyzbol'da kas kontrolünün futbola nazaran ne kadar kolay olduğu konusunu konuşmaya başlar. Çocuğun ilgi dolu bakışları altında doktor, tam zamanında eldiveni açıp topu yakalamak için hangi kasların hangi sırada çalıştığını en ince detayına kadar anlatır. Bununla da kalmaz, topu öbür ele alıp geri fırlatmak için de kasların nasıl kontrol edildiğini anlatır. Koordinasyon çok önemlidir; zira topun elden rasgele değil, tam zamanında çıkarılması gerekir yoksa top hedefe doğru gitmez. Bu buluşmadan kısa bir süre sonra çocuk hipnoz altına alınmamış da olsa iyileşir ve yatağı ıslatması durur. Erickson'un beyzboldaki kas kontrolünden bahsederken tuvalet alışkanlığı ile ilgili olarak çocuğa telkin vermekteydi.

TEK BİR EREKSİYONUM OLMADI

Bir adam Erickson’a gelir ve ilk defa cinsel ilişkiyi bir randevu evinde denediğini ama çok iğrendiğini söyler. Bundan sonra geçen 20 yıl içinde yüzlerce fahişe ile beraber olarak onlara bir çok para ödediğini ancak bir sefer bile erekte olamadığını anlatır. Adam sonra,”Şimdi uygun bir kız buldum ve evlenmek istiyorum. Fakat hala erekte olamıyorum” der.
Erickson “Önce evlenmek istediğiniz bayanla özel bir görüşme yapmak istiyorum. Sonrasında her ikinizle bir görüşme yapacağım “ der. Erickson gelin adayı bayana “Her gece onunla yatağa gidiniz ancak çok soğuk bir bayan olmalısınız. Vücudunuzun herhangi bir yerine bile dokunmasına 3 ay kadar (balayı süresince) müsaade etmeyiniz.” der.
Erickson hemen ardından kızla yaptığı konuşmayı adama anlatır ve tatil sonrası gelişmeleri görüşürüz der.
Adam üç ay sonra gelir ve ilk defasında eşine kaba kuvvet kullanarak sahip olduğunu erekte olabildiğini sevinçle anlatır.
Adamın ilk tecrübesi sırasında ereksiyonda başarısızlık meydana gelmişti. Sonrasında adam her defasında parayla ilişkiye geçmek isteyerek (aynı şeyleri yaparak) başarısızlığını takviye etmişti. Erickson burada “Seks rahatlıkla ulaşılabilecek bir şeydir” şeklindeki düşünceyi “Seks yasaktır” şeklinde yeniden çerçevelediğinde istenilen yönde değişim meydana gelmiştir.

PARMAK EMME

15 yaşında bir kız Erickson’a getirilir. Kız gün boyunca parmağını ağzından çıkarmamaktadır. Kızın okulundaki herkes bu durumdan rahatsızdır. Kız Erickson’un ofisine getirildiğinde sesli sesli ve keyifle parmağını emmektedir. Erickson danışanına “Ben ailenle görüştüm, artık parmak emdiğin için sana hiçbir şey söylemeyecekler. Gönül rahatlığıyla akşam yemekten sonra babanın yanına oturarak parmaklarını keyifle emerken babanı rahatsız edebilirsin. Sonrada sıra annene gelir. Okula gittiğinde arkadaşlarının yanında da parmaklarını emmelisin ki tüm dikkatler senin üzerinde olsun ve aynı zamanda arkadaşlarını da rahatsız edebilesin. Biliyorsun ki farklılıklar rahatsızlık yaratır” der .
Bir aydan daha az bir süre sonra kız artık parmak emme dışında başka davranışlara yönelir. Çünkü Erickson parmak emme davranışını kıza verdiği telkinlerle bir zorunluluk haline getirmiştir (Symptom Prescription). Kızın yapmak zorunda olduğu şeyleri yapmama eğiliminde olduğunu Erickson fark etmişti. Duygularını ifade etmek için artık başka yollar bulmuştu. Artık bu davranış Erickson’un bu sözlerinden sonra kontrol edilemeyen kötü alışkanlık olma özelliğini yitirmişti. Erickson parmak emme davranışını yeniden çerçevelediği gibi semptomu önerme yöntemini de bu vakada kullanmıştır. Bu şekildeki semptomu önerme yöntemi Alfred Adler’ in şu sözü ile ilintilidir. ”Terapi bir insanın çorbasına tükürmeye benzer. Yemeye devam edebilirler ama, zevk alamazlar.” Erickson zaten danışanın yapmakta olduğu davranışı (parmak emme) önermekle bir anlamda danışanın çorbasına yabancı bir madde koymuştur. Bundan dolayı aynı davranışı sürdürme ihtimali çok zayıftır (Rosen, 1982).

BAŞ AĞRISI

Bir adam Erickson'un ofisine gelir ve "Korkunç şiddetli bir baş ağrım var. Bu baş ağrısına yedi yaşımdan beri sahibim. Bu baş ağrısına sahip olmama rağmen tahsilimi tamamladım ve kendi işimi kurabildim. İşimi iyi yapıyorum ama gün boyunca bu baş ağrısına sahibim. Yüzlerce doktora gittim, yüzlerce röntgen çektirdim ve binlerce dolar ödedim. Ve tüm doktorlar baş ağrısının sadece başımın içinde olduğunu söylediler. Başımın içinde olduğunu bende biliyorum ancak o doktorlar bu sözlerle benim çılgın olduğumu ima etmeye çalışıyorlardı. En sonunda size gelmeye karar verdim çünkü bir aile danışmanısınız ve bir aile bir çok probleme sahip olabilir. Bu bakımdan en azından bana hakaret etmeyeceğiniz umudunu taşıyorum. Aynı zamanda sizin madde bağımlılığı konusunda çalıştığınızı biliyorum. Ben aynı zamanda madde bağımlısıyım.
Erickson adamın sonra anlattıkları şeyleri yine adamın kendisine şöyle özetler." Yedi yaşından beri bu baş ağrısına her gün sahipsiniz. Yatağınıza bu baş ağrısı ile gidiyorsunuz ve sabah aynı baş ağrısı ile uyanıyorsunuz. Evlendiğiniz gün bu baş ağrınız vardı. Çocuklarınız doğduğu gün aynı baş ağrısı sizinleydi. Her çocuğunuz yürümeyi öğrendiğinde bu baş ağrınız vardı. Ve siz dürüst bir iş adamı olduğunuzu söylüyorsunuz? Gerçekten etik ve dürüst bir iş adamı olduğunuzu düşünüyor musunuz?" Adam çok şaşırır. Erickson dürüstlüğün sadece para ile ilgili olmadığını söyler. Erickson adama "Eğer her şeyde dürüst olsaydınız yetişkin bir insan olarak yedi yaşındaki bir çocuğun baş ağrısına sımsıkı sarılmazdınız."
Adam için Erickson'un bu sözlerini kabul etmekte, kabul etmemekte çok zordu. Dürüst olmak adamın yaşamında en önemli şeydi. Erickson da terapide bu en önemli şeyi kullanıyordu aslında. Elbette insanları çok kızdıracak sözleri söylemek Erickson'un özelliği değildi.
Adam kızgınlıkla ofisi terk eder. Adam akşam yemeğinde baş ağrısı olmadığına şaşırır. Yatağa gidince baş ağrısının tekrar başlayacağını bekler ancak yatakta da baş ağrısı gelmez. Sabah kalktığında da baş ağrısı yoktur.
Adam Erickson'un ofisine utana sıkıla gelir ve "Korkarım siz haklıydınız" der. Bir küçük çocuğun baş ağrısına sımsıkı sarılmıştım. Sizin sözlerinizden sonra baş ağrım olmadığına ve madde bağımlısı olmadığıma karar verdim.
Erickson adama "peki bu konuyu artık aştık. Bana ailenizin mutlu olmadığını söylemiştiniz. Bana ailenizden bahseder misiniz?" der.
Adam "En büyük oğlan ele avuca sığacak biri değil. Onun küçüğü kızımın aşırı kilo sorunu var. Üçüncü çocuğum 14 yaşında bir erkek ve hala ilköğretim birinci sınıfta. Oğluma okumayı öğretmek için binlerce dolar ödedik" der. Erickson adamdan karısını ve çocuklarını odaya göndermesini söyler.
Erickson adamın karısına "Kendinizden utanıyorsunuz" der. Kadın afallar ve kendini savunmaya başlar. Çocuklardan annenin savunmasına yardım etmeye çalışırlar. Kız Erickson'un bazı sözlerine kızar ve ofisi terk eder. Erickson 14 yaşında olan ve okuma yazmayı bilmeyen erkek çocuğuna döner ve "Eve gittiğinde bir gazeteden yüz adet kelimeyi defterine aktarmasını ister. Yalnız her kelime gazetenin farklı yerlerinden alınmış olmalıdır ve birbirine yakın kelimelerden oluşmamalıdır. " der.
Erickson anneye döner ve "Az önce şirin tatlı güzel bir kız iken dır dır yaparak kocasının başının etini yiyen, her zaman tartışan ve çığlık atan bir kadın haline nasıl geldiğinizi düşünüyordunuz" der. Bende bu düşüncelerinizden dolayı kendinizden utandığınızı tahmin etmiştim. Dört saatlik bir tartışmadan sonra kadın Erickson'un ofisini terk eder. Kadın arabasına binip gaza hızla bastığında lastiklerden siyah dumanlar çıkar. Aradan biraz zaman geçtikten sonra Erickson'a kadından telefon gelir. Kadın nefes nefese konuşmaktadır. Kadın "garajdan telefona gelene kadar koştuğu için nefes nefese kaldım. Yolun yarısına geldiğimde arabamda anladım ki benim hakkımda söylediğiniz her şey doğruydu. Sizden ne zaman randevu alabilirim?" der.
Erickson kadından kocasını ve okuma yazma bilmeyen çocuğunu da getirmesini ister ve ertesi gün için randevu verir.
Aile gelir. Erickson "Bakalım çocuk defterine gazeteden bakarak hangi kelimeleri yazmış" der. Erickson defteri inceledikten sonra "Hımmm çocuğun büyük harfleri ve küçük harfleri hatırlaması garip değil mi? Hatta cümlenin sonunda nokta olması gerektiğini de biliyor. Benim gördüğüm kadar ile çocuğunuz okuma yazma biliyor ancak bunu sizden saklıyor. Bu çocuk ileride liseye girmeyi başarır.

Not:Erickson'un bu vakasının orjinali oldukça uzun olduğu için özetlenmiştir.

KAKTÜS

Erickson alkolik danışanlarını kendisine ait olan botanik bahçesine gönderirmiş. Bu bahçe bazen Erickson’un yaptığı işten daha iyisini yaparmış. Yine bir gün bir alkolik kendisine gelmiş ve sülalesinde herkesin alkolik olduğunu, eşinin sülalesinin ve bizzat eşinin de alkolik olduğunu söylemiş.”Sizin için çok zor bir hasta olmalıyım ? Ne dersiniz ?” demiş. Erickson ne iş yaptığını sormuş. Adam “Ayık olduğum zamanlar bir gazetede çalışırım ancak gazetecilikte alkol almadan da çalışmak pek mümkün değildir” demiş.
Erickson “Pekala şimdi botanik bahçeme gidip özel bir çeşit kaktüse bakmanızı istiyorum. O kaktüsler su ve yağmur olmadan 3 yıl yaşayabilirler.” demiş.
Aradan yıllar geçtikten sonra bir delikanlı Erickson’u görmek istemiş. Erickson neden görmek istediğini sormuş ve genç “Yıllar önce botanik bahçenize gönderdiğiniz alkolik gazetecinin oğluyum ve sizi görmek istedim. Çünkü hem annem hem babam artık alkol kullanmıyorlar.” demiş. Erickson babasının şimdi neler yaptığını sormuş. Genç:”Sizinle görüştükten sonra gazeteciliği bırakıp bir dergide çalışmaya başladı” demiş. (Danışan gazetecilik mesleğinde alkolü bırakmanın imkansız olduğunu düşünüyordu. Erickson bir şekilde gizlice iş değiştirmesi telkininde bulundu.)



ENUREZİ (ALT ISLATMA)

Sekiz yaşındaki erkek çocuğu Erickson'un ofisine ailesi tarafından sürüklene sürüklene getirilmiştir. Çocuğun problemi yatağını ıslatmasıydı. Ailesi son çare olarak çocuğu kaçık (crazy) doktora götürebileceklerini düşünmüştü.
Çocuğun kızgınlığı açıkça belli oluyordu. Erickson çocuğa ailesinin yanında şöyle der: "Sen delisin ve deli gibi davranmaya devam edeceksin. Sanıyorsun ki yapabileceğin hiç bir şey yok, ama yapabileceğin bir şeyler var. Benim gibi deli bir doktoru (Erickson) görmek hoşuna gitmiyor ancak şu anda buradasın, bir şeyler yapabilirsin ancak ne yapabileceğini bilmiyorsun. Pekala neler yapabileceğini görebilmen için önce şöyle aileni bir dışarı atalım. “Ailesi bu sözleri duyunca dışarı çıkar."
Sonra Erickson şöyle devam eder:"Aileni dışarı attık ancak sen hala delisin, tabi ki bende deliyim, çünkü ailen seni bana yatak ıslatma sorununu çözmem için getiriyor. Ailen sana emrettikleri gibi bana emredemez !"
Erickson mimiklerini daha karmaşıklaştırarak ve dikkati daha fazla üzerine çekecek şekilde ve yavaş bir tonla çocuğa "Dışarıdaki şu küçük köpek yavrularına bak. Ben en çok kahverengi olanı seviyorum, ancak senin siyah ve beyaz olanı seveceğini sanıyorum çünkü, patisi beyaz, eğer çok dikkatli olursan benim köpeğimi de sevebilirsin, küçük köpek yavrularını severim. Ya sen sevmez misin?" der.
Çocuk bunca sürprizin etkisi ile hipnoza girer. Çocuk yavaşça yerinden kalkar ve köpekleri sevmeye gider. Patisi beyaz olanı daha fazla sever. Çocuk Erickson'a baktığında Erickson " Artık deli olmadığın için ben memnunum, sen ve ben ailene burada konuştuklarımız hakkında bir şey söylemeyeceğimizi sanmıyorum. Zaten ailenin seni buraya getirmesine gerek yoktu çünkü okullar açıldığında yatak ıslatman zaten bitecekti. Bir şey kesin ki ailenle bir ay kuru kalktığında sana bir köpek alınması üzerine bahse girebilirsin. Karşıdaki benekli olan gibi bir köpek alabilirsin, onlara bir kelime söylemesen de. Şimdi gözlerini kapat, derin bir nefes al, ve çok acıkmış olarak tekrar gözlerini aç.."
Çocuk kendisine söylenenleri yapar. Erickson çocuğu ailesine teslim eder. Çocuk ailesiyle köpek üzerine bahse girmiştir ve ailesine "Artık şimdiden hazırlamaya başlasınız (köpeği) iyi edersiniz. Siyah beyaz olsa daha iyi olur ha" der. Bir ayın sonunda artık yatağını ıslatmadığı için babası köpeği getirir. Çocuk 18 ay sonra dahi hala hiç altını ıslatmamıştır (Rosen, 1982)

İKİ İSA

Psikotik hastalarda Erickson “ Hastanın dilinin konuşulması hatta hastaya terapistin katılması” gerektiğini vurgular.
Erickson’un çalıştığı hastanede iki tane kendini İsa zanneden ve bunu her zaman söyleyen hasta varmış. Erickson her gün bu iki hastayı karşı karşıya oturtur ve birbirlerine “Ben gerçek İsa’yım” diye tekrarlamalarını istermiş. Yaklaşık bir ay sonra John adındaki hasta “Ben gerçek İsa’yım, ama o çılgın Alberto İsa’nın kendisi olduğunu söylüyor yahu “ demiş. Erickson “ John biliyorsun ki sende Alberto’nun söylediğinin aynısını söylüyorsun. Alberto da senin söylediğinin aynısını söylüyor. Bu durumda sanırım ikinizden birisi gerçekten saçmalıyor çünkü, gerçek İsa sadece bir tane. “ der.
Jhon bir hafta sonra Erickson’a gelir ve ” Ben o aptal Alberto’nun söylediği saçmalıkların aynısını söylüyorum. Demek ki bende aptalım veya saçmalıyorum, ve artık saçmalamak istemiyorum” der. Sonrasında Erickson Jhon’a hastanenin kütüphanesinde bazı görevler verir. Altı ay sonra Jhon taburcu olmuştur.

ÇOCUĞU OLMAYAN ÇİFT

Öğretim üyesi olan bir karı koca Erickson’a gelirler. Sorunları uzun zamandır evli olmalarına rağmen çocuklarının olmayışıdır. Konuşmalar sırasında kullandıkları dil Erickson’un dikkatini çeker. Üreme organlarından, evlilik görevlerinden, üremek gereğinden söz etmektedirler. Cinsellikle ilgili kullandıkları dil bilimin soğuk dilidir. Cinsellik toplumun, doğanın yüklediği bir sorumluluktur sanki. Erickson sorunun bir hafta sonra çözümlenebileceğini söyler. Ama kullanacağı metodun çok rahatsız edici olabileceğini söyler ve ailenin onayını ister. Bu bilgin çift hemen razı olur. Ama Erickson metodun çok rahatsız edici olduğunu ve bir hafta süreyle düşünmelerini istediğini söyler. Yapacağı şok etkiye hazır olmalıydılar. Bir hafta sonra Erickson birden, “Karını neden zevk için si….miyorsun ?” der adama…Birkaç ay sonra eşi hamile kalmıştır (Çoşkuner 1997,S.40) .

DENTAL FOBİDE ANESTEZİ

Hipnoza oldukça yatkın bir kişinin dental fobisi vardı. Bu kişi daha önce hipnozla ilgili bazı bilimsel araştırmalarda gönüllü olmuştu. Hipnoza oldukça yatkın olduğunu bu araştırmalardan biliyordu. Dental fobi de hipnoterapiyi kullanmak istedi. Diş hekiminin odasında derin bir hipnoza girdi ve elde yoğun bir anestezi sağlandı. Ancak anestezi ve analjezi tüm çabalara rağmen bir türlü ağız bölgesine transfer edilemiyordu. (Hipnozda elde meydana getirilen hissizlik ve anestezi ağız bölgesine transfer edilmeye çalışılır. Bu teknik anesteziyi doğrudan ağız bölgesinde oluşturmaktan daha kolaydır.) Sonra diş hekimi durumu bir mektupla Erickson’a bildirir. Erickson mektubu yanıtlar.
Diş hekimi ikinci sefer hipnoza başlar. Ancak Erickson’un önerileri doğrultusunda bu sefer şu şekilde telkinler veriler: “Sol eliniz tüm uyaranlara karşı aşırı hassaslaşacak. Sol eliniz müthiş derecede ağrılı hale gelecek.” Bu telkinden sonra hastanın ağız bölgesinde kendiliğinden herhangi bir telkin vermeye gerek kalmadan anestezi ve analjezi elde edilmiştir. (Erickson,M. & Rossi, E. 1979-1980 s.77)

ENUREZİ (ALT ISLATMA)

12 yaşında bir çocuk olan Jhony yatak ıslatma sorunu yüzünden Erickson'un ofisine getirilir. Anne çocuğu için bir tedavi gerektiğini düşünüyordu ancak baba çocuğun bir tedaviye ihtiyacı olmadığını düşünüyordu. Baba anneyi "Veletleri çok şımartan bir anne" olarak suçluyordu ve kendisi ailede herkese sert ve soğuk davranıyordu. Baba altını ıslatan çocuğuna "Benim babam her çocuğun altını ıslatmasının normal olduğunu, 16 yaşına doğru alt ıslatmanın doğal olarak kaybolacağını söylerdi. Ben de altımı ıslattım ve 16-17 yaşlarında bıraktım" diyordu.
Tabi anneyi ıslak yataklar bıktırıp usandırmıştır ve anne bir şeyler yapılması gerektiğini düşünmektedir.
Baba Erickson'un ofisine geldiğinde Erickson sanki 60 adım uzaktaymış gibi bağırarak konuşmaktadır. Baba Erickson’a " Doktor bey çocukların 16 yaşına kadar yatak ıslatmalarının normal olduğunu bilmiyormuşsunuz öyle mi? Benim babam da ben de 16 yaşına kadar yatağımızı ıslattık."
Adam tokalaşarak Erickson'un odasından ayrılır. Anne Erickson'un odasına gelince "Kocam size çocukların 16 yaşına kadar yataklarını ıslatmalarının normal olduğunu izah ettiğini söyledi bu doğru mu?" diye sorar.
Erickson " Evet bu doğru. Ancak şu anda kocanızın söylediği her şeyi unutmuş durumdayım. Çünkü onun ne düşündüğünün hiç bir önemi yok. Jhony siz ve benim ne düşündüğümüz daha önemli. Şimdi Jhony ve siz de babanın söylediklerini unutacaksınızdır." der.
Erickson çocuğun yatak ıslatma sorunundan dolayı annesine karşı düşmanca duyguları olduğunu fark eder. Erickson'un çocukta fark ettiği başka bir şey çocuğun el yazısının çok kötü olmasıydı.
Erickson çocuğa "Senin için bir terapim var. Ama bu terapi hoşuna gitmeyecek. Ancak bu annenin daha fazla hoşuna gitmeyecek."
Jhony bu durumda ne yapabilirdi ? Eğer bu tedavi annesinin daha çok hoşuna gitmeyecekse Jhony'nin buna hayır diyemeyeceğini Erickson tahmin etmişti.
Tedavi şu şekilde olacaktı: Anne her sabah saat 4 veya 5' te uyanacaktı Yatak kuru olursa annesi çocuğu uyandırmayacaktı. Ancak yatak ıslanmışsa Jhony annesi tarafından uyandırılacaktı. Uyanmadan sonra Jhony el yazısını düzeltmek amacıyla herhangi bir ders kitabından 2 saat boyunca defterine yazı geçirecekti. Bu esnada annesi de çocuğu seyrederek el yazısının gelişmesini takip etmeliydi.
Çocuğa erken kalkmak oldukça zor gelmişti. Ancak annesi ondan daha önce kalkmak zorundaydı!
Jhony’nin yatak ıslatması azaltmaya başlar. Artık haftada iki sefer altını ıslatmaya başlamıştır. Sonra on günde bir altını ıslatmaya başlar. En sonunda ayda bir yatak ıslanır olmaya başlayınca annede artık erken kalkmayı bırakır.
Çocuğun okuldaki başarısı artmaya başlar ve çocuk altını ıslatmayı tamamen bırakır.
Sonrasında anne ve çocuk Erickson'u ziyarete gelirler. Anne çocuğun el yazısındaki gelişmeden onur duymaktadır. Çocukta kendisiyle gurur duymaktadır. Annesi ve çocuk birlikte bir işi başardıkları için aralarındaki buzlar artık erimiştir.
Bu arada baba ne yapıyordu? Baba çocuğun artık yatağını ıslatmadığını duyunca çocuğuna " Sen altını ıslatmayı benden önce bıraktın. Sanırım sen benden daha zekisin" der.
Baba Erickson'un ofisine gelir ve şöyle der:
-Bak doktor ! oğlum yatağını ıslatmayı bıraktı. Ben sana söylememiş miydim bu sorun kendi kendine geçer diye? Çocuğum babasından miras kalan süper zekası ile bu sorununu kendi kendine çözdü işte.
Baba çocuğun yatak ıslatma sorunu ile geceleri el yazısını düzeltme çabası arasındaki bağları görememiştir.

YATAĞIN ALTINDAKİ KAPLAN

Terminal dönemde (ölümü yakın) bulunan bir kanser hastası, Erickson’un ofisine ambulans ile getirilir. Getirilen bayan yoğun acılar içindedir ve ilaçlar artık acısını dindirememektedir. Gelen bayan hipnozun faydalı olacağı konusunda şüpheliydi ve bu şüphesini Erickson’un ofisine girerken belirtti. Erickson şöyle yanıt verdi. “Madam, sanırım sizi ikna edebilirim. Şimdi benim arkamda ağzını açmış size doğru kükreyen bir kaplan görseniz ne kadar acı hissedersiniz?” Bayan bu beklenmedik soru karşısında şok oldu ve şöyle yanıt verdi: “Hiiiiç. Aslında şu anda gerçekten hiçbir ağrı hissetmiyorum.” Kükreyen aç bir kaplan fikri bayana kanser ağrısını unutturmuştu. Erickson sonra şöyle dedi: “Bu acıkmış kükreyen aslanı yanınızda bir yerlerde bulundursanız kanser ağrılarını hiç hissetmezsiniz.” Hastanedeki doktor ve hemşireler acısını hafifletmek için iğne yapmaya geldiklerinde bayan gülümseyerek “Hayır teşekkür ederim, ihtiyacım yok. Yatağımın altında çok acıkmış bir kaplan var” diyordu. Hastane personeli hastanın yoğun acılardan dolayı hallüsünasyonlar görmeye başladığını ve gerçekle bağını koparmaya başladığını düşündüler. Bayan yaşamının son anlarını ağrı kesici ilaçlar olmadan rahat bir şekilde geçirdi (Erickson,M. & Rossi, E. 1979-1980 s.138).

DÜŞMANLAR HER YERDEN GELEBİLİRLER

Aşağıdaki vakayı Erickson’un kendi açıklamaları ile dinleyelim.

Sanıyorum ki psikoterapide ilk ve gerçek deneyimim 1930 yılında gerçekleşti. Massachusette’teki Worcester Devlet Hastanesi’ndeki bir hasta kendisinin odasına kapatılmasını istedi. Odasında saatlerce pencere demirlerinin arasına sinirli ve korkulu bir vaziyette ip sarıyordu. Pencereyi iple kapatmaya çalışıyordu. Düşmanları her an gelebilir ve onu öldürebilirdi ! Bu yüzden kapılar ve pencereler mümkün olduğu kadar kapalı olmalıydı. Demir parmaklıklar zayıf olabileceği için ip ile güçlendirilmeliydi. Odasına gittim ve pencerenin parmaklıklarını iple sararak kuvvetlendirmesine yardım ettim. Beton zeminde çatlaklar olduğunu gördüm ve çatlakları kapatırsa düşmanlardan daha iyi korunabileceğini söyledim. Aynı şekilde kapıda ve duvarlarda da çatlakları ona gösterdim ve birlikte kapattık. Kademeli olarak ona hastaneyi ve hastane personelini düşmanlarına karşı bir savunma sistemi olarak kullanabileceğini gösterdim. (düşmanlarının hastaneden servisteki odaya kadar ulaşmalarının zor olduğunu gösterdim). Hastanenin de düşmanlarına karşı adeta iyi bir kale olabileceğini gördü. Sonunda beyhude çabasına (düşmanlardan korunma) son verdi ve hastanedeki dükkanlardan birinde çalışmaya başladı.

ÖZETLER

¤ Enüretik bir çocuğa Erickson gece yatmadan önce yatağına diz çökerek kasten yatağına işemesini ve sonra o yatakta ıslak ıslak uyumasını tavsiye etmiştir ve sorun yok olmuştur.

¤ Gece uyumakta zorluk çeken insanlara Erickson kendileri için yapılması çok güç gelen işleri yapmalarını tavsiye edermiş. Örneğin buzdolabının içini temizlemek ve yerleri cilalamak ve silmek gibi.

¤ Sabah erken kalkamayan danışanlarına, gece yatmadan önce aşırı miktarda sıvı almalarını tavsiye edermiş ki sabahleyin tuvalete gitmek için mecburen kalksınlar.

¤ Hiperaktif, yerinde duramayan bir çocuk Erickson’a getirilir. Çocuk durmadan koşmaktadır odanın içinde. Erickson çocuk kapıya koşmaya başlayınca “kapıya koş.” Çiçeğe doğru koşuyorsa “Çiçeğe doğru koş.” der. Bu böyle sürer bir zaman. Sonunda “Otur.” deyince oturur çocuk.

¤ Erickson enüretik bir çocuğa bir soru sorar:

-Şimdi tuvaletini yaparken yabancı bir adam kapıdan kafasını içeri soksa ne yapardın ?
-Donar kalırdım.
-Gayet doğru. Donup kaldığın için çişine yapmayı adamı görür görmez bırakırdın. Gece altını ıslatmayı bırakman için bir adamın seni izlemesine gerek olmadığına göre sen kendi kendine de alt ıslatmayı bırakabilirsin iki hafta içinde bırakabilirsin. Erickson’un bu telkininden sonra çocuk iki hafta sonra kuru kalkmaya başlar ve sonrasında sorununu tamamen aşar.

¤ Bir danışanı Erickson’a sigarayı, alkolü ve aşırı yemeyi bırakıp spor yapmak istediğini, koşmak yürüyüş yapmak istediğini söylemiş. Erickson danışanın sigara alkol yemek gibi ihtiyaçlarını nereden karşıladığını sorar. Danışanı “ Köşedeki bakkal ve restorandan” der. Erickson bu danışana sigara alkol ve yemek gibi şeyleri alması için birkaç kilometre uzaklıkta ulaşılması çok zor bir yerde bir bakkal bulmasını telkin eder.

¤ Erickson’un erkek çocuklarından bir tanesi bir kıza çıkma teklif eder ama red edilir. Genç Erickson "tamam gel bu konuyu bildiğim çok güzel bir cafe var orada konuşalım" der.

¤ Erickson’a bir gün fantom (olmayan bir organda hissedilen ağrı) baş parmağı ağrısı olan bir hasta gelir. Erickson konu ile ilgili bir hikaye anlattıktan sonra hastaya fantom duyguların yararlı olabileceğini örneğin fantom zevkleri de tatması gerektiğini söyler. Hasta gerçekten de fantom acıları fantom zevke dönüştürmeyi başarır.

¤ Evli çiftler kavga ettiğinde Erickson kavgayı durdurmalarını değil kavgaya farklı koşullarda devam etmelerini telkin ederdi. Örneğin kavgalar hep aynı mekanda gerçekleşiyorsa, mekanı değiştirmelerini önerirdi. Böylece eşler tartışmanın doğasını değiştirdikleri için kavgaya devam etmek zor olurdu. Erickson'un önerisi ile kavga etmek kavganın doğasını değiştireceğinden eşler artık kavga etmezdi (Haley,1973,s.177).

¤ Bir anne olarak çok güzel bir kahvaltı hazırladınız ancak çocuğunuz inatçılık yaparak hiç bir nedeni olmadığı halde yemeyi kabul etmiyor. Bu durumlarda Erickson annelere "Oh be bugün yemek yapmak için hiç yorulmadım" diyerek kahvaltıyı öğlen ve akşam yemeğinde de çocuğun önüne koymalarını tavsiye ederdi. Bu sefer inatçı çocuklar anneleri yemek yapsın da yorulsun diye yemeğin tamamını bitirirlerdi (Haley, 1973).
 

Dipnotlar:

1) Buradaki amnezi klinik anlamdaki amneziden farklı
anlamdadır. Burada ki amnesia unutma ile aynı anlamda değildir.

(2) Time Distortion : Hipnoz esnasında zamanın gerçekte olduğundan daha
fazla yada daha az algılanması.

(3) Castor oil:Bir çeşit bitkiden elde farmakolojide kullanılan bir yağ.

(4) Bu başlık altındaki bilgiler Zeig’in (1985) An Ericksonian henomenological Approach to Therapeutic Hypnotic İnduction and Symptom Utilization adlı makalesinden bir özettir.

(5) Bu başlık altındaki konular Zeig’in (1985) An Ericksonian henomenological Approach to Therapeutic Hypnotic İnduction and Symptom Utilization adlı makalesinden bir özettir.

Kaynakça

Barber, T.X;Wilson, S.C; (1978).The barber Suggestibility Scala and the Creative Imagination Scale:Experimental and Clinical applications.Amerikan .Of Clinical Hypnosis 21 (2-3):84-108

Çoşkuner Erol:Hipnoz Tarihi,İlgili deneyler,Ne olduğu ve Hipnoz
sırasında nelerin etkili olduğu…,Davranış Bilimleri
Enstitüsü, 1997

Erickson M.H., & Rossi E.L 1979 Hipnoterapi:An Exploratory
Casebook. New York:İrwington.

Erickson M.H.,& Rossi E.L.,& Rossi,S.I.(1976) Hypnotic
Realities:The induction of clinical hypnosis and forms of
indirect suggestion.New York:Irwington.

Erickson M.H.,& Rossi E.L.,& Rossi,S.I. 1981.Experiencing Hypnosis. New York.

Eysenck,H,J The biological Basis of Personality.Springfield IL.
Charles Thomas 1967

Field, P.B., and Kline, M.V. (1974).Previous psychothrapy
among hypnotherapy applicants.American J.of Clinical
Hypnosis 17 (2):125-130

Frank,J (1973).Persuasion and Healing.Baltimore:Johns
Hopkins U.Press.

Haley ,Jay :Uncommun Therapy The Psychiatric Techniques
of Milton H.Erickson,W.W Norton Company, New
York,1973

Havens,R. A (1985a) Erickson vs.the establishment:Which won ? ın J.Zeig (Ed) Ericksonian Psychotherapy Volume
1:Structures (pp. %52-61).New York:Brunner/Mazel

Hebb,D,O.(1982) Understanding Psychological Man:A state of the science report. Psychology Today,16,52,23

Lankton, Stephan R. The Answer Within,1983,Brunner & Mazel, New York

Mott, Jr. , (1982) The role of hypnosis in psychothrapy.
American J.of Clinical Hypnosis: 24(4):241-248

Nisbett,R.E., & Wilson, T.D. (1977) Telling more than we can
know:Verbal reports on mental processes.Psychological Review, 84, 231-259

Kline, M.V. (1978) Seminar on hypnotic treatment of pain at
Adelphi University, December.

Kroger William S. (1963) Clinical and experimental Hypnosis İn
Medicine, Dentistry an psychology,Lippincott ,Philadelphia

Oral & Adanur (1991) Tıbbi Hipnoz Derneği Bülteni S.1, S.10

Rosen Sidney (Editor) "My Voice Will Go With You: The
Teaching Tales of Milton H. Erickson, M.D." New york,
Paperback; (1982):84-85

Rossi E.L.,Ryan,M.O & Sharp, F.A (E.ds.) (1983) Healing in
hypnosis.New york:İrwington

Temes Roberta,(2000) The Complete İdiot's Guide to Hypnosis. Alpha Books, İndianapolis

Udolf Roy, (1985) Handbook of Hypnosis for Professional,
New York, Aronsan

Wolberg (1991) Tıbbi Hipnoz Derneği Bülteni S.3,S.23

Zajonc,R. B (1980) Feeling And Thinking:Preferences need
no inferences. American Psychologist,35, 151-175.

Zeig ,J.K (Ed.) 1980 A Teaching seminar with Milton
H.Erickson ,M.D (p.25)New york:Brunner/Mazel

Zeig & Lankton, (Ed.) Resarch,comparisons and medical
applications of Ericksonian techniques,1988, Brunner/
Mazel, New York.

Zeig & Lankton, (Ed.) Devoloping Ericksonian Therapy, 1985,
Celestial Arts,CA,7

Zeig ,J.K (1985b) Experiencing Erickson. New York:Brunner/Mazel

 
 


Copyright  2001 - 2012