METAFORLARLA PSİKOTERAPİ
Gizli
telkinler vermekte bilinen en iyi hipnoterapist olan
Erickson bazen telkinleri çoğunlukla çeşitli hikaye ve
mecazların içine gizlice yerleştirirdi. Böylece hastanın
tüm hastalık direnci kırılmış olurdu. Çünkü gizli telkine
karşı danışanın bilinçli direnci daha az olmaktadır. Bu
hikayeler çoğunlukla şaşırtıcı ve hastanın tüm dikkatini
toplayıcı özellikler taşır, arketipik örnekler içerirdi.
Onun hikayeleri Amerikan halkının ruhuna hitap ederdi. Belki
de bundan dolayı kendisi "halk kahramanı" olarak anılmıştır.
Şimdi kendi kendinize“yahu bir hikaye dinlemek
(hipnozda bile olsa) insanın yıllardır bilinçli çabalarıyla
değiştiremediği özelliklerini değiştirmesini nasıl sağlar!”
diyorsunuzdur. Aslında hikayelerle terapinin, etkisini sizi
etkileyen güzel bir filmin hayat görüşünüzü değiştirmesine
örnek gösterebiliriz. Sevdiğiniz bir filmi defalarca
izleyerek adeta hipnotik bir konsantrasyona ulaştığınız
zamanlar hiç olmadı mı? Bu filmde ki kahramanlarla kendinizi
hiç özdeşleştirmediniz mi? Filmi seyrettikten yıllar sonra
bile yeri ve zamanı geldiğinde çok eskiden şöyle bir film
seyretmiştim diye arkadaşlarınıza anlatmadınız mı? Ne
dersiniz belki bu film sizin bir çok tutum ve davranışınızı
değiştirmiştir de sizin haberiniz yoktur. İşte modern
hipnoz bir anlamda budur. Hipnoterapi bu bağlamda size uygun
filmi yaratmanızı ve hayatınızı değiştirmeyi sağlama işini
de üstlenebilir.
Erickson’un hikayeler anlatarak balıkçılardan
ödül olarak akşam yemeği kazanmasını hatırlayalım.
Hikayelerin insan davranışları üzerindeki önemli etkisini
Erickson genç bir öğrenciyken fark etmişti.
Erickson anlattığı hikayede hastasının
hikayedeki kahramanlardan kiminle özdeşim kurduğuna çok
dikkat ederdi. Danışanının hikayeye verdiği tepkilerden
onların içsel durumları hakkında bilgiler edinirdi. Yani
hikayelerini yeri geldiğinde projektif bir test olarak
kullanırdı. Örneğin bir hikayedeki "aile" rehberi, sevgi
kaynağını, desteği veya irrasyonel (akıl dışı) rehberliği,
zorlayıcı irrasyonel kuvveti temsil edebilirdi. Bir “çocuk”
tecrübesizliği, öğrenme isteğini; fakat nasıl yapılacağını
bilmemeyi, kendiliğindenliği, cahilliği, davranışlarımızın
sınırlandırılmış repertuarlarını temsil edebilirdi. Hikayeyi
dinleyen kişi eğer çocukla özdeşim kurmuşsa muhtemelen
hikayede çocuğun büyüme ve özgür olma yolundaki engelleri
aştığını öğrenince sevinecektir ve bu sevinme yüz ifadesine
(facial expression) mutlaka yansıyacaktır.
Bandler ve Grinder'e göre Ericksonian iletişimi
mikroskobik düzeyde açıklamaya çalışmışlar, hikaye içindeki
telkinlerin Erickson tarafından duraklama, oturma pozisyonu
veya ses tonunun değiştirilmesi şeklindeki etkilerle de
verildiğini bildirmişlerdir. Bana da bu yöntem son derece
mantıklı geldi çünkü bilincin algılayamadığı mimikleri
bilinçaltının rahatça algılayabilmesi doğaldır ve bilinen
bir gerçekliktir.
Erickson psikoterapi sırasında, hikayede geçen
“ayağa kalkmak, yolunu bulmak, doğru gibi bazı kelime ve
kavramları bilinçli olarak kullanırdı. Psikoterapi sırasında
bu kelimeleri algılayan danışanın bilinçaltına gizli
telkinler gönderilmiş olurdu. Ayağa kalkmak, depresyondaki
çökkünlükten kurtulmanın sembolü ve gizli telkini
olabilirdi. Jeffry Zeig Erickson ile ilgili bir
seminerinde anekdotları kullanmanın değerini şöyle
açıklamıştır:
1. Anekdotlar tehdit etmez:
Bilinçaltı fikirlere, kelimelere, telkinlere ve
cümlelere direnç gösterebilir ama hikayelere direnç
göstermesini bilmez. Bir atasözüne yanlış fikirleri de
savunsa genellikle kimse karşı çıkmaz ya da çıkmayı akıl
etmez. Böyle bir alışkanlığımız yoktur.
2. Anekdotlar telkinleri hoş
hale getirir:
Acı bir ilacı daha tatlı olan başka bir şeyle
veya şekerlemenin içine koyarak daha kolay yutabiliriz.
Bunun gibi bazı telkinlerde anekdotların içine
yerleştirilebilir.
3. İnsan anekdotlardan sonuç
çıkarma eğilimindedir:
Anekdotlardan telkini kişi kendisi çıkarmış
olur. Böylece telkinin sırf telkin olmasından dolayı
karşılaşılabilecek direnç daha baştan kırılmıştır.
4. Anekdotlar değişime karşı
insandaki doğal direnci bypass eder.
5. Anekdotlar ilişkileri
kontrol etmede kullanılabilir.
6. Anekdotlar danışanı daha
esnek hale getirebilir.
7. Anekdotlar danışanda
şaşkınlık (konfüzyon) yaratarak telkine daha açık ve hazır
hale gelmesine yardımcı olur.
8.
Anekdotlar fikirlerin ve telkinlerin hatırlanabilirliliğini
arttırır.
Ayrıca, Erickson’ın mecaz anlamlı telkinleri ve
anekdotları danışanın aklına kendi tecrübelerini getirirdi.
Hep söyleriz ya başkasından akıl almak zordur diye. En
değerli şey bizim için kendi aklımızdır. En çok kaybetmekten
korktuğumuz şeydir aklımız. Onun hikayeleri, anekdotları ve
mecaz anlamları telkin için kullanmasının en önemli nedeni
de budur. Danışan kendisini iyileştirecek aklı, düşünceyi ve
iç görüyü kendi üretebilir. Ancak psikoterapist bu aklı,
düşünceleri ve içgörüyü oluşturacak materyalleri danışana
verirse, hem dirençle karşılaşmaz hem de danışan zorlanmamış
olur. Her ne kadar “Akıl akıldan üstündür” şeklinde
başkasından akıl almayı tavsiye eden bir atasözümüz olsa da
insan olarak hep “üstün akıl” olma eğiliminde olduğumuz bir
gerçektir. Mümkünse akıl veren olmak isteriz alan değil.
Örneğin ev ve eşya taşırken eşyanın nasıl
taşınacağı konusunda herkesin ayrı bir fikri vardır ve
genellikle her kafadan bir ses çıkar. Genellikle işin
başkalarının önerileriyle değil, kendi önerilerimiz
doğrultusunda halledilmesi isteği içimizde gizlidir.
Metaforlar sayesinde danışanlar aynı kavramlar
hakkında değişik yorumlara rahatlıkla ulaşabilir,
metaforların asıl anlamının gizli olması nedeni ile kendi
bilgi ve anlayışlarını rahatlıkla yeniden inşa edebilirler.
Böylece psikoterapi sürecinde danışanlara aktif bir görev
verilmiş olur. Psikoterapistin direktiflerine bağımlı hale
gelmezler.
İnsanlar, her hikayeden, her mecazlı sözden, her
anekdottan yani her metafordan kendilerine özgü anlamları
çıkarırken kendi psikolojik yapılarını da ortaya koymuş
olurlar.
Erickson ,”Bir insanın kendi kardeşi hakkında
düşünmesini istiyorsanız en iyi yol, kendi kardeşiniz
hakkında bir anınızı ona anlatmaktır “der.(Zeig 1985 b).
Erickson seanslarında sıklıkla kendi anılarından bahsederek
gizlice danışanın algılarına etkide bulunurdu.
Benzer şekilde benzetmeler ve mecazlar bir
fikrin hatırlanabilme ihtimalini yükseltir. Sürekli
ailesinden aldığı olumsuz telkin ve fikirlerden istemeye
istemeye etkilenen bir bayan danışanıma :”Artık kuş yuvadan
uçtu “demiştim ve hipnoz esnasında bu kuşu hayal etmesini
istediğimde bu kuşun bir güvercin olduğunu söylemişti. Elde
ettiğim olumlu sonuç şaşırtıcıydı. Artık hiç bir şekilde
ailesine kulak asmadığını ne zaman olumsuz sözlerle
karşılaşsa güvercini yuvadan uçarken gördüğünü söylüyordu.
Kuş metaforunu burada kullanmam iyi bir sonuç vermişti.
Erickson klasik hipnozcuların aksine sadece
hipnozdaki danışanın vücut hareketlerine, nefes alışına,
nabzına değil her türlü mimiğine ve tepkiye (responsa)
dikkat ederdi. Bir hikayeyi dinlerken danışan herhangi bir
sıkılma belirtisi göstermişse, danışanın bilinçaltı için
önemli noktaya gelindiğini hissederek başka bir hikayeye
geçer ya da aynı hikayede detaylara inip danışanın
tepkilerini gözlemlerdi. Yani Erickson’un hikayeleri (tales-stories)
sadece terapötik değil aynı zamanda diagnotistikti.
Erickson Hipnoterapi adlı eserinde hastanın
dikkatini toplamak için kullandığı teknikleri
açıklamaktadır. Bunlar sürpriz, şok, şüphe, şaşkınlık (kafa
karışıklığı) saklı anlamları kullanmanın bir çok çeşidi,
soru sorma, sözcük oyunu, mizah, hikaye ve anekdot
teknikleridir. Her hikayenin bir yapısı ve gizli planı
olmakta ve genellikle bir sürprizle bitmektedir. Bazı
hikayeleri yavaş bir ritim ile tekrar tekrar okuyarak bir
hipnoz hali yaratır. Bu tür hikayeler genellikle subliminal
hipnotik etkilere de sahiptir.
Bir terapist olarak metaforları ne amaçlarla
kullanabilirsiniz? Hangi metaforları kullanabilirsiniz? Bu
konuların detayına Psikoterapide Metaforlar isimli kitabımda
inmeye çalıştım. Bu kitapta bir çok hikaye metafor ve söz
bulabilirsiniz. Bu kitabı hazırlarken nevrotik insanların
ihtiyaç duyduğu metaforlara öncelik vermeye çalıştım.