ÖRNEKLERLE HİPNOTERAPİ

Aşağıdaki hipnoterapi örnekleri psikolojide Hipnoterapi'nin nerede nasıl kullanılması gerektiğini açıklamak için verilmiştir. Eğer bir hipnoterapist bu örnekleri vermez ise söylediği şeyler çok ütopik şeylermiş gibi algılanabilir veya diğer sayfalarda okuduğunuz bilgiler havada kalır. Her hipnotistin sorunlara yaklaşımı farklı olabilir. Bu örnekler hipnoterapi anlayışımı ortaya koymak amacıyla verilmiştir. Bu bölümde okuyacağınız bilgiler hiç bir zaman seanslarda olup biten her şeyi kapsamaz ve kapsayamaz. Genellikle her örnek seanslarda konuşulanların bir özetidir.

Bu bilgilerin sitede yer alabilmesi için ilgili şahısların izni alınmaktadır. Aşağıda okuyacağınız yazılardan bir kısmı bana mail ile ulaşmıştır. Bildiğiniz gibi maillerde insanlarımız yazım kurallarına pek dikkat etmezler. Ben yazıların özünü bozmayı istemediğimden olduğu gibi sizlere aktarmayı tercih ediyorum. Bundan dolayı kusura bakmazsınız umarım.

Örnek 

Danışan 34 yaşında ithalat ve ihracat işleri ile uğraşan bir iş adamı ve ekonomist. Kendisinde asla İngilizce öğrenememek gibi çok ilginç bir sorun var. İngilizce’yi öğrenmek için bilinen her yolu denedikçe bildiklerini de unutmaya başlamış. Danışan yüzlerce sefer yurt dışına çıkmasına rağmen sadece birkaç kelime İngilizce biliyor. Örneğin hotelde “wine” kelimesinin şarap olduğunu biliyor ama cümle olarak “bana şarap getirir misiniz” diyemiyor. 

Danışan İngilizce öğrenememe sorununu şöyle tanımlıyordu: "Akşam öğreniyorum sabah kalktığımda aklımda sanki sadece İngilizce'yi silen bir silgi varmış gibi her şey siliniyor."

Danışan İngilizce öğrenmek için resmi dili İngilizce olan bir ülkede 3 yıl kadar kalmış. Ancak Türkiye'ye geri döndüğünde öğrendiklerini bir kaç ay içinde tekrar unutmuş.

Danışan iş nedeni ile sık sık Çin’e gitmekte ve orta derecede Çince yi sonradan öğrenebilmiştir. Danışan “Belki de Çince’yi İngilizce öğrenmemek için öğrenmişimdir” diyor. 

Çince gibi çok zor bir dili öğrenebilen biri nasıl olurda tek bir cümle kuracak kadar bile İngilizce öğrenemez?  Bu bana oldukça zevkli bir bulmaca gibi geldi. Önce bu garip durumun nedeni hipnoanaliz ile açığa çıkarılmalı idi. Biz de öyle yaptık.

Devamı>>>Burada

ÖRNEK  

İşte size bilinçdışı zihnin psikolojik sorunlardaki rolünü önemini ve insan bedeni üzerindeki gücünü gösteren bir örnek.

Danışan 35 yaşında bir inşaat  mühendisi  ve bir yönetici.Çok çalışkan bir yapısı var. Çalıştığı yerlerde sevilen biri. Tüm zorluklara rağmen iyi yerlere gelebilmiş birisi. Ancak ne tam terfi alacağı zaman mide bağırsak sistemi bozuluyor. O günlerde mide ve bağırsaklarından başka bir şey düşünemez oluyor. Bundan dolayı işinde önemli hatalar yapıyor ve doğal olarak terfi alamıyor. Aradan biraz zaman geçiyor. Yine terfi zamanı. Mide bağırsakla ilgili problemler ilaçlarla bastırıldığında bu sefer migren ve baş ağrısı konsantre olmasını engelliyor. Yine hatalar yapıyor ve yine terfi alamıyor. Ancak danışan inatçı ve hırslı. Bu terfi dışında hayattan her istediğini almış. Dolayısı ile onu vazgeçirmek hiç te kolay değil.Danışan daha fazla yükleniyor terfi almak için. Kendini geliştirmek için birçok kongreye, kursa ve eğitime gidiyor.MBA yapıyor. Çeşitli psikoterapilere gidiyor ve ilaçlar alıyor. Terfi zamanı yaklaştıkça şirketin yönetim kurulu toplantılarında heyecanlanmaya başlıyor. Ardından aşağıdaki sorunlar ortaya çıkıyor:

1-Otorite karşısında konuşmakta zorlanmak, heyecanlanmak,ketlenmek veya kilitlenmek.  

2- Konuşurken aşırı heyecan, ses titremesi, terleme, ne diyeceğini beilememe, hata yapma korkusu.

3-Göz kontağı kuramama.

4-İnsanlarla birlikte yemek yerken bile rahatsız olmak.

5--Dikkatlerin üzerinde toplanmasından kaçınmak.

6-Olumsuz yönde değerlendirileceği, yargılanacağı veya
eleştirileceği korkusu.

Bu sorunlardan sonra danışan şirkette daha pasif bir göreve çekiliyor. Bu duruma çok üzülünce bu seferde vitiligo rahatsızlığı musallat oluyor.Vitiligo (vücutta beyaz lekeler oluşması) psikolojik nedenlerle ortaya çıktığını öğreniyor. Danışan bu şirkette artık kendisine yer olmadığını düşünerek istifa ediyor. Yıllardır tatil yapamamıştım bari tatile gideyim diyor. Tatil dönüşü nasıl olsa bir iş bulurum diyor. En kötüsü kendi işimi kurarım diyor.

Danışan bir gece bir rüya görüyor. Rüyasında kendisi bir inşaat mühendisiymiş. Çok yüksek bir gökdelen inşa ediyor. Ancak gökdelenin tam son katını çıkacağı sırada gökdelenin 1.katı toprağa gömülüyor. Son katı çıkmayı tekrar deniyor. Ancak yine zamin kat toprağa gömülüyor. Son katı çıkmayı onlarca kez deniyor ancak asla başaramıyor. Kendisi rüyasında bu duruma çok şaşırıyor. Ancak hiçbir şey yapamıyor. Sanki gizli bir el onun emeklerini toprağa gömüyor. Danışan en azından gökdelenin dış çephe kaplamasını bitireyim diyor. Başlıyor çalışmalara. Gökdelenin dış cephesinde beyaz beyaz lekeler oluşmaya başlıyor. Bu lekelerin şekli kendi vücudundaki vitiligo lekelerini andırıyor.Danışan rüyasını internetten araştırırken internet sitemin rüyalara sayfasına ulaşıyor.

Bu rüya danışanın yaşadıklarının çok iyi bir özetidir. Danışan terfi almaya çalıştıkça hatalar yapması ve terfi alamaması rüyasında kat çıkmaya çalıştıkça binanın toprağa gömülmesi ile anlatılmıştır.

Gökdelenin üzerinde önlenemeyen beyaz lekeler oluşması da gökdelenin başına gelenlerle danışanın başına gelenlerin aynı olduğunu gösteriyor. Rüyalar bilinçdışı zihnimizin bize ulaştırmaya çalıştığı mesajlardır. Yani bilinçdışı zihin “ben seni terfi ettirmeyeceğim” diyor.

Şu ana kadar bilinçdışı zihin istediğini elde etmek için ne gerekiyorsa yapmış. Bu bilinçdışı zihinde neymiş öyle değil mi? Adeta tüm vücudumuz onun elindedir.Ona istemediği bir şeyi asla yaptıramayız. Ancak bir insan neden terfi almayı istemesin ki? İşte zaten benim ilk işimde bu sorunun yanıtını bulmak. Başladık biz seanslara.

Devamı>>>Burada

ÖRNEK 

Örnekteki danışan sorunlarını aşağıdaki gibi ifade ediyor:

 

"Okuduğum anladığım birçok şeyi unutuyorum anımsamıyorum ama çok iyi bildiğimi zannettiğim şeyleri bile :( dersler konusunda olsun iş konusunda olsun , bu bana çok tuhaf geliyor saatlerce ders çalışıyorum ama 1 hafta sonra okuduğum o sayfaları sanki ilk defa görüyorum gibi oluyor.. Aynı şeyi yabancı dil öğrenmede de yaşıyorum 1,5 yıldır ingilizce kursuna gidiyorum ama şuan kendin hakkında bir şeyler yaz deseniz 2 cümleden fazla yazamam:( buda beni içime kapanmaya itiyor olumsuzluklar yani..mutsuzum , hiçbir şey beni mutlu etmiyor etmiş olsa da anlık oluyor gelip geçiyor ..her şeyi çabuk tüketiyorum ,önceden kendimi kontrol edebilirdim yani olayları atlatıp hayata tutunabilirdim ama şimdi gittikçe içime kapanıyorum  ..Olumsuzluklarla karşılaşmaktansa birçok şeyi yapmamayı tercih ediyorum.. İnsanlara hayır diyemiyorum yani onları kırmak yerine kendimi kırıp üzüyorum hayır dersem onlar mutlu olamayacak diye onlara evet diyorum sonra sorunlarla ben boğuşmak zorunda kalıyorum ..Bu bana özellikle iş hayatımda zarar veriyor mevki sahibi biri olarak otoriter bir tutumum olmalı yöneten biri olmalıyım ama sert davranmak beni rahatsız ediyor , otoriter olamıyorum yüksek sesle konuşmak veya üst yönetimle konuşurken kendimden emin konuşmak istiyorum ama bunu yaparsam herkes bana bakacakmış ne haddini bilmez şey ses tonuna bak diyecekmiş gibi geliyor.. İnsanların önünde konuşamıyorum saçma sapan takıntılarım var ama nedenini bilmiyorum .. Mesela öyle anlar geliyor ki telefonla konuşmak işkence gibi bana ,birini arayıp bu neyin nesidir nasıl olmuş diye soramıyorum (ya üzersem ya yanlış anlarsa)bu işime bile engel oluyor üstelik günlerce telefonla konuşmamak için işimi aksatıyorum , kendimce bahaneler buluyorum, erteliyorum aramamak için ?? Eskiden beni mutlu eden şeyler yapardım dans etmeyi spor yapmayı resim yapmayı şarkı söylemeyi çok severdim şimdi bunların hiçbirini yapmak içimden gelmiyor :( müzik bile dinlemiyorum çok yavan geliyor her şey, insanlar boş konuşuyormuş gibi geliyor çoğu zaman ama ben bunların hepsini tekrar yapmak istiyorum, gittikçe tembelleşiyorum bir şeyler yapmak istediğim zamanda çok çabuk yoruluyorum sıkılıyorum yarım bırakıyorum her şeyi..İşim gereği sürekli masa başında çalışıyorum , sabah servise biniyorum işe gidiyorum koltuğa oturuyorum akşam o koltuktan kalkıyorum tekrar servise binip eve geliyorum o kadar alışmışım ki oturmaya düşünebiliyor musunuz evde koltuktan diğer koltuğa geçerken ellerimin üzerinde popomu kaydırarak geçtiğimi hiç ayaklarımın üzerine basmadığımı fark ettim geçen gün:(( Kendime olan güvenimi kaybettim yaptıklarımdan ve söylediklerimden emin olamıyorum özellikle iş konusunda hep şüphe duyuyorum ya yanlış bir şey söylersem ya hata yaparsam gibi takıntılarım oldu..Bunlardan kurtulmak istiyorum !.. Aslında yaşamayı çok seviyorum ama sanki biri avuçlarımın içinden onu çekip alıyormuş gibi geliyor:(((("

 

Devamı>>>Burada

 

Örnek 

 

Bu örnek hipnozun ve duygularımızın ruhsal sağlığımız ve bedensel sağlığımız üzerinde ne kadar önemli bir etkiye sahip olduğunu gösterir.

40 Yaşında bir çok başarılı bir şirket yöneticisi olan danışan D.Y başlıca sorunlarını şu şekilde belirtti.

“Başlıca sorunum adet kanamamın normalden  4-5 kat daha fazla oluyor olması. Adet döneminde ve yakın günlerde üşüme krizleri geliyor. Üşüme krizi geldiği anda kendimi yatağa atacak ve üzerime bir şeyler örtecek gücü bulamıyorum. Adet döneminde işe gitmem de doğal olarak zor oluyor. Çünkü adet öncesi dönemde katil olabilirim. Zaten o dönemde insanlarla pek konuşmuyorum. Çünkü insanları ya yanlış anlıyorum ya da yanlış konuşuyorum.

Adet problemleri ile ve işe yaramayan tedavilerle uğraşmaktan bıktığım için artık neredeyse kabullendim. Adet dönemlerinden önce ve stres altında doygunluk hissim kayboluyor. Aşırı tatlı yeme isteğim oluşuyor. Çok stres altında çalışıyorum.  

İş yerinde geçenlerde çok üzücü bir şey oldu. Herkes iştahtan kesildi. Ben iki sefer öğle yemeği yedim. Buna rağmen doygunluk hissim olmuyor. Özellikle ne yapmam gerektiğini uzun uzun düşünmem gereken durumlarda yemeğe yöneliyorum. Belki de beni zorlayan her şey yememi arttırıyor. Ergenlik döneminde tatlıya bağımlılığım başladı. Ancak o dönemde rejim bir yere kadar işe yarıyordu. 30'lu yaşlardan sonra hiçbir şey kilo almamı durduramaz hale getirdi.”

Devamı>>>Burada

Örnek 

32 yaşında yazarlık yapan bay Ö.T çalıştığım enteresan problemlerden birine sahipti. Ö.T'nin problemi bir hastalık değil. Ö.T ilk görüşmemizde "Matematikten ve matematikle ilgili her şeyden nefret ediyorum. Rakamlar benim hayatımda hiç yokmuş gibi yaşıyorum. Geçenlerde 1884 rakamından 26'yı çıkarmak için 5 dakika uğraştım. En sonunda kağıt kalemi bırakıp parmak hesabı yaparak sonucu buldum. Ortaokul yıllarından beri hesap makinalı saat kullanırım. Ama yukarıda bahsettiğim çıkarma işlemini yaparken saatim yanımda değildi ve başka da hesap makinası bulamadım."dedi.

Bay Ö.T'ye bu sorununuzun nedeni ne olabilir sizce diye sorduğumda bana şöyle dedi: "İşte bu sorunun yanıtını ancak hipnoz verebilir veya ben öyle düşünüyorum. Sizden beklentim bana matematiği veya rakamları sevdirmeniz değil. Sadece beyinsel olarak niye matematik özürlü olduğumu hipnoz yardımıyla öğrenmek istiyorum. Matematik bilmemek hayatımda hiç bir eksikliğe yol açmıyor. Bu durumdan şikayetçi değilim. Sadece niye böyle olduğumu merak ediyorum. " dedi.

Bunun üzerine "Matematik öğretmenleriniz ile problemleriniz olmuş muydu?" diye sordum. Ö.T şöyle yanıtladı: "Ben küçük bir Anadolu kasabasında orta okul ve liseyi bitirdim. Matematik özürlü olmama yetecek kadar asla hiç bir matematik öğretmenimle bir sorunum olmadı. Zaten matematik öğretmenlerimiz genellikle problem yaşayacak kadar yüzümüze bakmazdı. Bir soru sorduğumuzda 'tahtaya yazdıklarımı defterine yazarsan anlarsın' diye yanıt veren hoca bile vardı. Biz de "ama hocam tahtaya yazdıklarınız zaten kitapta var ama bir şey anlamıyoruz" diyemezdik.  Ve bu bahsettiğim matematik hocası Milli Eğitim Bakanlığından takdir belgesi almış bir hocaydı. Sınıfa müfettiş gelirdi ve hoca defterlerini tutuyor mu tutmuyor mu ona bakardı. Müfettiş öğrenciler bir şey biliyor mu diye sormazdı. Küçük bir kasaba okulu olduğu için de idiot'lar haricinde pek kimse sınıfta kalmazdı. Hiç bir matematik öğretmeninin beni üzdüğünü hatırlamıyorum. Matematik öğretmenlerimin arasında iyiler de vardı kötülerde vardı. Ama özellikle bana bir haksızlık yapan bir matematikçi hatırlamıyorum.

Aslında ben çocukken elektronik mühendisi veya pilot olmak isterdim. Orta okul yıllarında matematik olmadan bu mesleklere girmenin imkansız olduğunu anlayınca madem hesap yapamıyorum ben de yazı yazarım diyerek kendimi bu konuda geliştirdim ve bu gün bir yazarım. Aslında ilk okulda matematiğimde bir sorun yoktu. Ne olduysa bilmiyorum 13-14 yaşlarında bilmediğim bir güç sanki beynimin matematikle ilgili alanlarını kapattı. İyi ki kapatmış çünkü matematiğim iyi olsaydı bir yazar olmazdım. Yani bendeki bir eksiklik gördüğünüz gibi çok işe yaramış:))" dedi.

O yaşlarda herhangi bir kazadan veya başa gelen bir darbeden dolayı sol beyindeki sayılar ve matematikle ilgili bölgeler kullanılamaz duruma gelmiş olabileceğini düşündüm. Ancak Ö.T hayatı boyunca hiç bir kaza geçirmediğini söylüyordu. Demek ki sorun psikolojikti.

Devamı >>>Burada

Örnek  

Danışan bay E.D 29 yaşında sorunlarını aşağıdaki gibi sıralıyor: "Her şeyı kendi üstüme alıyorum bir insanın suratı asık olsa sebebi benmişim diye düşünüyorum. İçimde olmamış olayların kavgasını yaşıyorum. Normalde insanlara karşı hazır cevap olmadığım içın hep kendi kendime cevap veriyorum. Bir gün boyunca sadece bir insana ne cevap vereceğimi düşünüyorum ve konuşma zamanı geldiğinde tek kelime edemiyorum.Günlerce kiminle ne konuşacağımı kime ne yanıt vereceğimi düşünüp bir şey söyleyememek çok acı.Bu yüzden en büyük sorunum ve korkum insanlara cevap verememek. Bir olayın üzerine gidemiyorum. İnsanlardan kaçıyorum ve her şeyden korkuyorum.

Bağımlı kişilik özellikleri ve depresyon nedeni ile seanslara başladığımız E.D senas esnasında (imgelem esnasında) bir eve ulaştı.  Evde kanepenin altında bir çocuğun saklanmış olduğunu söyledi. Danışan “Çocuk sanki hep orada yaşıyormuş gibi hissettim” dedi. Aslında o çocuk danışanın kendi içsel zihninin sembolüdür. Kendi içsel zihni de o çocuk gibi hapsedilmiş, ezilmiş, dünya ile bağlantısı kesilmiş bir vaziyette yaşamaktadır. Danışan hep başkaları için yaşadığından ruhu kanepenin altına hap solmuş: Kendi cebinde parası olmaz kredi kartından para çeker başkasına borç verir. Üniversite yıllarında sınıfın güzel kızlarından biri ile arkadaşlık yapmaktadır. Çünkü onun yanında kendini daha değerli hissetmektedir. Bu arkadaşı bir gün ona "bu okul çok sıkıcı artık ben okula gitmeyeceğim sen de gitme" der. Arkadaşına hayır diyemediği için devamsızlıktan sınıfta kalır. Ailesi onu okuldan alır. Ailesine "beni okuldan almayın ben okumak istiyorum" diyemez. E.D hayatı boyunca yalnız alış verişe gitmedi. Çünkü satıcılar "bu size yakıştı almalısınız" derse "hayır almayacağım" diyemeyecekti. Kendi başına bir yerde oturup bir çay içmedi. Kendisinin bir çayı bile hak etmediğini hissederek yaşıyordu. Yani kendisinin olmayan bir hayatı yaşıyordu. Tüm bu nedenlerden dolayı kanepenin altındaki çocuğu iki saat boyunca konuşturamamıştık. Çünkü ruhu bilinçli zihnine kırgın idi. Kırgın olan ruhunu geri kazanmak istiyorsa biraz kendisi için yaşamaya başlaması gerektiğini söyledim. 2.Seanstan sonra kendisi ile bizim Bakırköy çarşıda karşılaştım. Elinde poşetler vardı. Hayırdır dedim. Danışan “Hayatımda ilk defa tek başıma alış veriş yaptım, ilk defa yalnız çay içtim” dedi. Danışan neyi değiştirmesi gerektiğini bilmiyordu. Kendini cezalandırmayı bıraktı tam tersine sorunlarının çözümü konusunda doğru adımlar attığında kendini ödüllendirmeye başladı. Örneğin iyi şeyler yaptığında kendine yemek ısmarladı. Hayatında ilk defa tatile gitti. Kanepenin altında yaşayan çocuğun kendisi ile konuşmaması danışana önemli bir içgörü kazandırdı. Yoksa benim ona söylediğim şeyleri her psikolog ona söylerdi. Onu iyileştiren benim önerilerim veya telkinlerim değil kanepenin altındaki çocuk imgesiydi. Çocuğun o hali onu çok etkilemişti. Çocuğun o halini görünce kendi ruhuna acıdı ve kendi ruhunu kurtardı. Yani ben pek bir şey yapmadım. Sadece çocuğun durumunu görmesine yardımcı oldum o kadar.

Son seanslarda kanepinin altındaki çocuk artık neşeli huzurlu ve mutlu bir çocuk oldu. Hatta espriler yapıyordu. Çocuk kendisine “Arkadaş önceden ölü gibi yaşıyordu” diye espri yapmış.

 Örnek 

Bu örnek sorunların nedenini analiz etmede hipnoterapinin gücünü gösteren güzel bir örnektir. İnsan sorunlarının nedenini bilirse sorunu ile mücadele etmesi kolaylaşır, neyi değiştirdiğinde sonuç alacağını görür.

Kendisi bir mimar olan S.N kendi sorunlarını aşağıdaki gibi ifade etti:

 “Benim sorunum 8 yıla yakındır devam eden sosyal fobi. Lise hazırlık yıllarında başladı ve halen devam etmekte. Artık bu sorunuma bir çözüm bulmak istiyorum. Uzun yıllardır hayatımda yaşamak istediğim şeyleri ertelemek zorunda kaldım. Bulunduğum yaş itibarıyla artık bu sorunumdan kurtulmak istiyorum.Yıllardır sırtımda bir kambur olarak taşıdığım bu ağır yük bendeki sabrı bitirdi diyebilirim. Bu zamana kadar neden bekledim biliyorum. Bir psikoloğa gidip terapi uygulaması yapmak oldukça uzun bir zaman alacaktı. Buna ilaveten maddi olarak bir psikoloğa para vercek kadar iyi bir durumda değildim. Eğitim sürecim bile maddi açıdan oldukça sıkıntılı geçti. Bu sorunumu açıkça kimseyle paylaşma durumunda olmadım. Hep kendi içimde yaşadım bu sorunumla. Ama beni oldukça fazla olumsuz etkiledi. Şuan bir mimarım. Kendi paramı kazanmaya başladım. Artık bu sorunumdan kurtulmam için maddi gücü kendimde görüyorum. İnanın hayatım boyunca doğru dürüst bir kızla ilişkim olmadı. Bu beni çok üzüyor.Aslında çok çirkin ve kendine güveni olmayan bir insan değilim.Ama yinede cesaretim olmadı. Bir kız arkadaşla ilişki kuracak kadar şuan güçlü değilim. Sürekli hayatımın çoğu zamanında yüzümün kızarması korkusunu yaşıyorum. Bu da çoğu sosyal ilişkiden kaçmama neden oluyor. Aslında çok anlamsız olduğunu biliyorum. Ama yinede kontrolüm dışında oluyor. Sürekli mantıklı düşünüp kendime telkinlerde bulunuyorum. Bir yere kadar güzel gidiyor. Fakat bir zaman sonra bir şekilde kendimi kontrol edemediğim için bu anlamsız panik ve utangaçlığı yaşıyorum. Bir düşünsenize gençliğimin 8 yılını çok anlamsız olduğunu bildiğim bir şeyden dolayı huzursuz ve doğal olarak mutsuz geçiriyorum. Ne kadar acı bir durum. Şuan sahip olduğum meslek bana kesinlikle bu sorunumdan kurtulmam gerektiğini belirtiyor. Çünkü sosyal ortamlarda çoğu zamanımı geçirmem gerekiyor. Benim bu sorundan bir an önce kurtulmam gerekiyor. Şuan evin geçimini ben sağlıyorum. Şuan maddi olarak tüm yük bende ve ben iş konusunda kendimi ispat edemeyip işsiz kalırsam ruhsal olarak bir bunalıma girmem içten bile değil. Bir yardıma ihtiyacım var. Artık bunu kabul ediyorum. Hipnozla tedaviye hem mantıken hem de tüm duygularımla inanıyorum. Hipnozu yeni keşfettim ve size hemen ulaşmaya karar verdim.

Sorunun nedenlerini çok düşündüm. Aslında farkındayım. Zamanında ailem bana fazla sorumluluk yüklemedi. Evin en küçüğüydüm. Oku yeter diyorlardı. Belki zamanında sorumluluklarım fazla olsaydı özgüvenim şimdiden çok daha fazla olurdu. Bu sorunları yaşamaz olurdum. Sosyal fobi rahatsızlığının başlangıcı lise yıllarına dayanıyor. Lisedeyken sınıfımızda sınıf içinde konuşurken heyecanlanan bir kız arkadaşımız vardı. İlk başlarda ben bu arkadaşın hareketlerini çok fazla önemsemiyordum. Fakat zamanla dikkatimi çekti. Neden heyecanlandığını anlamıyor ve onu garipsiyordum. Ama belli bir zaman sonra onun yaşadığı anlamsız kaygı ve heyecanı bende yaşamaya başladım. Sanırım o arkadaşı kendime modelledim. Tabiri caizse. Onu modellememden sonra sınıfta aktif olan sürekli derse katılan öğrenci olmaktan çıktım. Derslerde daha geri planda olmaya çalışan mümkün oldukça sınıf karşısından konuşmaktan kaçınan bir insan oldum. Derslerimdeki başarı aynen devam etti. Yine takdir teşekkür aldım. Ama eskisi gibi değildim. İkili ilişkilerde son derece konuşkanımdır. Arkadaşlarım beni güler yüzlü içten ve sevecen bulurlar. Ama bilmezler ki benim içimde yıllarca ne fırtınalar kopuyor. Lise yıllarında iken yazın bir tornacının yanında işe başladım.Hayatımda ilk defa kendi paramı kazanacaktım.İşim yorucuda olsa çalışma hevesimden dolayı kendimle gurur duyuyor ve eve de azda olsa maddi olarak destek verdiğim için mutlu oluyordum.Çalıştığım yerde bir arkadaşım vardı.Yemek yerken dikkat ediyordum yüzü kızarıyordu.İlk başta buna da anlam veremedim. Ama belli bir zaman sonra bende yemek yerken anlamsız bir şekilde kızarmaya başladım. Yine negatif bir şeyi modellemiştim. İnsan iyi şeyleri modelleyebilir de kötüyü istemeye istemeye modelleyen yeryüzünde sadece bir ben vardım. Kendimi kontrol edemiyordum. Zaten kendime sorun ettiğim bu anlamsız şey beni çoğu zaman aç bıraktı. Bunu üzülerek söylüyorum. Şimdi yemek yerken biraz daha rahat olabiliyorum ama yinede kalabalık içinde yemek yerken rahatsız olabiliyorum. Bendeki sorun sanırım insanları olumsuz yanlarını çok çabuk kendime modellemem. Sebebi bumu bilemiyorum. Aslında çoğu yönümü seviyorum. Ama bu sosyal fobi sorununu yaşamam bazen kendimden nefret etmeme neden oluyor. Artık kendimle barışık olmak istiyorum. Hayatta inanın ne para nede başka bir şey istiyorum.Sadece bu sorundan kurtulmak istiyorum.Bu sorundan kurtulduğum zaman hayatımda her şeyin düzene gireceğini biliyorum.”

Devamı>>>Burada

Örnek 

Danışan N.L 27 yaşında. Evli. Bana müracaat etmesinin asıl nedeni anne ve babasını kaybetme korkusu. Danışan proplemlerini aşağıdaki gibi açıklamaktadır:

Eşimin ailesini kabullenemiyorum. Benim ailem kültürlü ve eğitimlidir. Eşimin ailesi ise son derece cahildir. Yani bizden çok farklı bir aile. Şükürler olsun eşim onlar gibi değil. Ancak ben sürekli onları düşünerek kendimi harap etmekle meşgulüm. Eşimin ailesinden gelebilecek kötü sözler yüzünden uyuyamıyorum.

Daha önemli bir sorun daha var beynimde. Ben evlenmekle aileme ihanet ettiğimi düşünüyorum. Bu düşüncem o kadar anlamsız ve bir o kadar da baskın bir düşünce ki. Bu düşüncenin nedeni hakkında da hiçbir fikrim yok. Evlendiğim günün sabahı aileme ihanet ettiğim düşüncesi ile uyandım ve hala her gün aynı düşünce ile uyanıyorum. Evlenmekle kendi anne ve babamı terk ettiğimi üstelik böyle bir aile için terk ettiğimi düşünüp inanılmaz bir vicdan azabı çekiyorum. Eşimin ve ailesinin beni ailemden kopardığını, artık ailemin bir ferdi olmadığımı düşünüyorum. Üstelik kendi anne ve babam eşimi çok seviyor ve doğru bir evlilik yaptığımı düşünüyor. Herhangi somut bir sorun olsa da olmasa da içimde daima bir sıkıntı var. Özgüven problemim var. Kendimden üstün gördüğüm insanların yanında  çok sıkılıyorum, ezilip büzülüyorum. İlk kez karşılaştığım insanların yanında inanılmaz rahatım. Fakat bir sonraki görüşmede ezilip büzülüyorum. Sanırım mükemmellik zırhımın ortadan kalkmasından ve karşımdaki insanın aslında mükemmel olmadığımı göreceğinden korktuğumdan tüm bunlar. 

Ailemi kaybetme korkusunun nedeni yalnız kalıp eşimin ailesine karşı savunmasız kalma korkusu olabilir diye kendi kendime açıklama yaptım. Ama emin değilim. Şu anda hiç olmasa sığınabileceğim bir liman var. Onu da kaybedersem mahvolurum diyorum. Bazen saçma sapan kararlar alarak bu düşünsel işkenceden kurtuluyorum. Şöyle kararlar: Diyorum ki, en kötü ihtimalle, baktın eşinin ailesinden dolayı hayat bir işkenceye dönmüş, hayatta kimsen kalmamış, sen de öldürürsün kendini olur biter diyorum. Bunu düşündükten sonra aklıma “ya o esnada bir çocuğun olursa” fikri geliyor. Onu o kadının (kayınvalidem) eline nasıl bırakabilirim… Yine içime bir sıkıntı düştü. En sonunda da, bu durumda acısız bir yöntemle önce çocuğumu öldürürüm, sonra da kendimi öldürürüm diye, karar vererek rahatladım. Bu kararı vermeden rahatlayamadım ama. 

Ailemi kaybetme korkusu 11 yaşında ailemden ayrılıp başka bir şehirde okumaya gittiğimde başladı. Ancak ailesinden ayrılıp her yatılı okula giden insan benim sorunlarımı yaşamadığına göre benim başka nedenlerim olmalı. Şu sıralarda, tüm evli arkadaşlarımın ailesini incelemeye çalışıyorum.

Devamı>>>Burada

Örnek 

36 yaşında ve dahiliye uzmanı olan bir hekim olan G.İ’nin başlıca şikayetleri depresyon, sosyal fobi, anksiyete,diş gıcırdatma, migren-gerilim tipi baş ağrıları idi. G.İ  6 seans psikoterapiye gitmişti. Psikiyatristi terapi sürecinde yaşanan anksiyete ve içe kapanmanın terapiye engel olduğunu ve hipnozun bu engeli kaldırabileceğini düşündüğünden hipnozu uygun görmüştü. Ve böylece G.İ bana müracaat etti. Daha önce gittiği terapide sorulardan irrite olduğu için terapide yol alamadığını söyledi.

G.İ rahatsızlıklarının nedenini “meslek-aile-kişilik kaynaklı stres faktörleri” diyerek açıkladı. Depresyonu 10 yıldır sürüyordu. Anksiyete ise son 6 aydır yoğunlaşmıştı. Korkuları ise iki başlık altında toplanabilirdi:

1-Kötü bir şey olacak,

2-Topluluk içinde konuşurken yanlış konuşma, alay edilecek korkusu.

G.İ anne-babasının fazla müdahaleci olduğunu, kendisi için fazla endişe duyduklarını bildiriyordu.

Hazırlık seansında bekar olduğunu ve anne-babası ile birlikte yaşadığını ama duygusal olarak anne ve babasından ayrılamama gibi önemli bir sorunu olduğunu söyledi. Babası bir kamu kuruluşunda müdür olarak çalışıyor. Babasının çok otoriter ve obsesif kişilik bozukluğuna sahip olduğunu söyledi.

Toplum içinde iken en ufak bir sorun yaşadığında yok olmak istediğini, güvensizliğin çok yoğun olduğunu, hep insanlardan bir zarar gelir mi endişesi ile yaşadığını hem söylüyordu. Çok kısık bir ses tonu ile konuşuyordu. Sürekli geçmişe takılı kalmış vaziyette yaşadığını beyninin sürekli felaket senaryoları ürettiğini hüzünlenerek anlattı. İnsanlara ‘hayır’ diyememek yüzünden kendini çok ezdirdiğini söyledi ve şöyle devam etti:

“36 yaşında olmasına rağmen anne ve babasının korumasına ihtiyaç duyan bir çocuk gibiyim. Sorumluluk alamıyorum. Anne ve babamın istediklerini yaptım ama kendi isteklerimi hep bastırdım. Hep anne ve babamın benim için istedikleri her şeyden daha önemliydi. Annemde zaten çocuk gibidir ve sürekli endişelidir.” Çocukluğunda ailesinde sık sık kavga yaşandığını ve hayaller kurarak o ortamdan uzaklaşmaya çalıştığını öğrendim.

Hipnoz süreci için amaçlarını aşağıdaki gibi listeledi:

1-     Küçük olaylardan ve negatifliklerden etkilenmemek.

2-     Gerektiğinde ‘hayır’ diyebilmek ve isteklerimi rahatlıkla söyleyebilmek.

3-     İlişkilerimde yıkıcı ve olumsuz davranmamak.

4-     Çabuk parlamamak ve kendime kötü davranmaktan vazgeçmek.

5-     Düzenli ve sağlıklı beslenmek ve dış görünüşümle barışık olmak.

6-     Anne babamın anne ve babasıymış gibi davranmamak.

7-     Kendi hayatımın sorumluluğunu üstlenmek.

8-     Kendi sorunlarımdan korkmadan rahatlıkla çözümleyebilmek.

9-     Sorunlarıma bağımlı olmak istemiyorum.

10- Kendi duygularımı ve kendimi kabul etmek istiyorum.

11- Arkadaşlarım benden bir şey istediğinde bu durum ben de öfke uyandırmasın. İnsanların istekleri bana zorlama gibi gelmesin istiyorum. Gerektiğinde onlara hayır demem gerekiyorsa “hayır olmaz” diyebilmek istiyorum.

12- Yönetim kademesinde bulunan insanlarla konuşurken konuşmalarımda tutukluk olmasın.

13- Kendi sözlerime, duygularıma inanmak istiyorum. Ses tonum, bakışlarım güç ve güven dolu olsun istiyorum.

Devamı>>>Burada

 

Örnek   
 

 “G.Ö 32 yaşında bir bankacı. Hipnoterapiye gelmesinin nedenlerini şöyle açıklıyor :Anne ve babamdan özellikle de annemden nefret ediyorum. Sebebini bilmiyorum ve bu da beni çıldırtıyor. Zaten sebebini bulursam onları affedebileceğimi ve mutlu olabileceğimi biliyorum. Annemden nefret etme nedenimi daha önce gittiğim hiçbir psikoterapi seansında bulamadım. Hayatta  annem ve babamdan daha kötü insanlarla karşılaştım ve onları affedebildim veya umursamamayı başarabildim. Ama annemi affedemiyorum üstelik niye affedemediğimden de emin değilim. Herkesin ortasında annemi aşağılıyorum. O zaman ben haklıyken haksız oluyorum. Ona kinim o kadar yoğun ki bana çok büyük zararlar veriyor. Onun sesini duyarsam tıpkı bir kurt kadına dönüşüyorum.

Biz 3 kardeşiz. Benden 2.5 yaş büyük bir ablam ve 2.5 yaş küçük bir erkek kardeşim var. Annem ve babam son derece geçimsizdir.

Sekse oldukça düşkünüm. Bunun nedenini biliyorum. Annem biz 5-6 yaşlarında iken elini küloduna götürür ve önümüzde orasını karıştırırdı ve bundan zevk alırdı. Tabi o yaşlarda bunun anlamını kavrayamıyorduk. Bir yetişkin olduğumda annem gibi mastürbatör olmamak için tek seçeneğim vardı: Seks yapmak. Erkeklere bağımlı yaşıyorum. Hiçbir erkekten asla ayrılmak istemiyorum. Bir erkekle yollarımızın ayrılması beni bir çok sefer intiharın eşiğine götürmüştür.”

Devamı>>>Burada

Örnek  

D.Hanım hipnoterapi öncesi yaptığım ön görüşmeye annemden nefret ederim ve babama acırım diye başladı ve şöyle devam etti :" Ben hayatı beceremedim çünkü güçsüzüm ve depresyondayım. Hayattan korkuyorum. Güzel yaşayamıyorum. Ananemin ölümünden sonra sap gibi ortada kaldım ve 5 yıl içinde 30 kilo aldım. Bu vücut bana ait olamaz. Annem çok sadist bir insandır ve öğretmendir. 6 yaşıma kadar beni ananem büyüttü. Tüm mutsuzluklarım 6 yaşından sonra başladı. Şimdi mümkünse duygularımı ve sinirlerimi yani bilinçaltımdaki tüm olumsuzlukları cerrahi bir operasyonla aldırmak istiyorum:)) dedi ve güldü.

Yok olmak istiyorum. Kabuslarımda anne ve babamı görürüm. Annemden maşa ile çok dayak yemiştim. İstediğim şekilde giyindiğimde annem fahişeye dönmüşsün derdi. Evimi ve yalnızlığı sevmem aslında. Evim çöp eve dönmek üzere. İşe sürekli geç kalırım. Kendime güvenim yok. Her şeye endişe ile başlıyorum. Her şeyden korkuyorum. Telefonları açmaya korkarım. İnsanlarla konuşmak zor gelir. Hastalandığımda annem "hastalanmasaydın banane" derdi. Adet düzensizliği sürekli oluyor. Bulimia nevroza ve tırnak yeme sorunum var. Ananemin evini ölümünden sonra talan ettiler. Anne tarafım hiç hoş değil." İlk görüşmem de danışanımın söyledikleri içerisinde not aldıklarım yukarıdaki bilgilerdi. Daha önce psikoterapiye gittiğini ancak anlatmakta zorluk çektiğini terapistin ise fazla soru sormadığını şimdi ise daha rahat anlatabildiğini söyledi.

Devamı Burada

 

Örnek 

27 Yaşında olan bayan G.Ç "Eğer iyileşebilirsem reklamcılık yapacağım" dedi.

Kendisi hakkında öğrendiğim şeyler kendi ağzından aşağıdaki gibidir:

- Kendi reklam ajansımız ve matbaamız var ve ben müşteri temsilcisi olarak çalışmaya başla(yama)dım...)  X     Üniversitesi  Y Bölümü mezunuyum.

İnsanlarla konuşamıyorum çünkü kontrol edemediğim ve giderek büyüyen titremeler başlıyor. Sesim de titriyor. Kalp atışlarım aşırı hızlanıyor, vücudumda bir sıcaklık oluşuyor ve yüzüm kızarıyor. Gözlerimi bir noktaya asla odaklayamıyorum kontrol dışı hareket ediyorlar, başım sallanıyor elime yaslanarak sabitlemeye çalışıyorum. Sanıyorum ki kendimi sıktığım için kulaklarım uğulduyor ve beynim karıncalanıyor, böylece karşımdakinin söylediklerini duymakta da zorlanıyorum. Ben bunları yaşarken doğal olarak karşımdakini doğru anlayıp doğru cevapları düşünemiyorum bile. Midemde aşırı bir hareketlenme oluyor ve midem bozuluyor... gibi felaketler yaşıyorum. 

Bunların saçma olduğunun ve bu heyecanlanmanın gereksiz olduğunun bende farkındayım ama bir türlü buna engel olamıyorum. Bu da benim tüm hayatımı altüst ediyor. Arkadaşlarımla görüşemiyorum, uzun zamandır tanıdığımız bugüne kadar yanlarında rahat olduğum insanlarla bile konuşurken bu zorlukları çekiyorum ki düşünün bir iş görüşmesine gittiğimde ne hale geliyorum. 27 yaşındayım ve çalışıp hayatımı kurmak için geç bile kaldım ama bu sorunumu aşmadan imkansız... Şu anda benim için hayat ve her şey durdu..  

Devamı >>>Burada

Merhaba Tuncay abi,
Geçen hafta ilk seansımızdan çıktıktan sonra sınava ve kendime olan bakış
açımda baya bir değişikliğin olduğunu hissettim. İlk başta her şeyin sınav
olmadığının farkına vardım. Bilinçdışı aklımda sınavı gözümde çok
büyütmüştüm ama bu bir alışkanlık haline geldiği için anormalliği
görememiştim. İkinci olarak, en önemlisi, sınava sadece ve sadece kendim
için hazırlanmam gerektiğini anladım. Ve asıl sorunun dersane rehberlik
hocasının çok fazla "çalışın" "ben sizin için o kadar uğraşıyorum, lütfen
karşılığını verin", "en azından aileniz için çalışın, onlar sizin için o
kadar fedakarlık yapıyorlar" komutlarının sebep olduğunu anladım. Artık her
şey benim sorumluluğumdan çıkmış başkaları için bazı şeyleri yapmaktaydım ve
yine bir zamandan sonra bunlar da alışkanlık haline gelmiş ve "tek
doğruymuş" gibi bilinçaltıma yerleşmişti. Ayrıca ailemden hiç bir zaman
ders konusunda baskı almamam beni kendi halimde ve neden çalıştığını bilen
sorumlu bir birey yapmıştı. Fakat dersanemdeki baskı ve stres üzerine
kurulmuş olan öss stratejisi beni yolumdan saptırmış ve negative duygu ve
düşüncelerin içinde bir o yana bir bu yana sallanmama neden olmuştu.
  

Devamı >>>Burada

Örnek 

Danışan karşıma oturur oturmaz şunları söyledi: Tuncay bey bu size ilk ve son gelişim. Çünkü size ikinci sefer gelmeye imkanlarım elvermiyor. Sorunlarım çok yoğun. Ben bir beyin ameliyatı geçirdim. Bunu duyan sevgilimin ailesi evlenmemize razı olmadı. Eski sevgilimin ailesi beyin ameliyatı geçiren bir insanın çocuğunun olmayacağını düşünecek kadar cahildi. Yani beni kabul etmeme nedenleri buydu. Bende bu olaydan sonra adeta karşıma çıkan ilk erkekle evlendim ve çocuk sahibi oldum. Eşim nefret edilecek bir insandı. Onun çirkefliklerine 2 yıl kadar tahammül edebildim. Adet günlerimde benimle cinsel ilişkiye girmeyi teklif edecek kadar aşağılık bir insandı. Üstelik bunun olamayacağımı açıklamaya çalıştığımda bana "Benimle yatmak istemediğin için adet oluyorsun, git kiminle yatarsan yat" diyordu. Bir çok sefer kendimi hayvandan daha aşağılık hissettim. Hamileliğimde bile ilişki istiyordu. Bunları hatırladıkça içim acıyor. Göğsümde bir ateş oluşuyor sanki.

Bana bu ve buna benzer yapılan şeyleri asla hazmedemedim. Elbette şu anda eşimden boşandım ama o kadar bela bir insanmış ki kötülüklerinden hala kurtulamadım. Onun düşüncesi aklıma geldiğinde kusuyorum. İş yerimde günde 10 sefer ağlıyorum. Biri söze başlasa bağırıp çağırmaya başlıyorum. Tabi mesai arkadaşlarım da benden nefret etmeye başladı. Hiç bir şeyi öğrenemez oldum. Bir bebek gibiyim. Sürekli uyumak istiyorum. Ama uyusam da eski eşim kabuslarım oluyor. Yani o adam uykularımı bile rezil ediyor. Daha önce gittiğim terapistler ilaç verdi. Kullandığım ilaçlar uyku yapıyordu. İlaç kullanmasam da zaten her yerde uyuşuk uyuşuk geziyorum. Çalışmak zorunda olduğum için ilaçları bırakmak zorunda kaldım. 

Her işimi yarım bırakıyorum. Küçük çocuğum benden daha sabırlı. Yaptığım her işte resmen kendimi sabote ediyorum. O işi yapmamak için bin bir türlü bahane buluyorum kendime. İki basamaklı sayıyı toplayamaz oldum. Düşünmekten beynim ağrırken az önce ne düşündüğümü hatırlayamıyorum. Sorunlarımı saatlerce anlatsam bitmez. Boşanmadan sonra aldığımız evin borçları da bana kaldığı için ekonomik olarak zor durumdayım. Kocam hayatı boyunca çalışmadı zaten. Bundan dolayı size bir sefer gelebileceğim. Ne olur bana yardım edin.

Devamı>>>Burada

Örnek 

Merhaba Tuncay Bey;

Öncelikle dünkü hipnoterapi seansının şu ana kadar kendimi daha iyi hissetmek için çabalarımdan en doğrusu olduğunu söylemek istiyorum. Seanstan sonra yaşadığım rahatlık, sürekli gülmek ( kontrolsüzce ) ve sürekli şarkı mırıldanmak. Yüz mimiklerim sanki yüzüme asılı ağırlıkların alınması sonucu rahatladı, dün gece gittiğimiz arkadaşlarımızda da hiç çekinmeden sürekli konuştum ve güldüm.

Bu sabah (Cumartesi) işe geldim. Sabah her zamankinin aksine çok rahat, şarkı mırıldanarak kalktım. Eşim beni işe bırakırken sürekli gülüyor ve şarkı söylüyordum. Eşimi sık sık yüz ifademe, mutluluğuma şaşkın bir sevinçle bakarken gördüm. Hatta espri olarak 'sürekli hipnozda kalsan ne güzel olur' dedi.

İş yerinde yalnız kalınca da sürekli (makaraların boşalması gibi) geçmişim hakkında yeni bakış açısı ile düşünmeye başladım. Bazı şeylerin cevabını buldum galiba. 

Sizi tekrar görene kadar bana söyleyeceğiniz bir şey varsa mail atarsanız sevinirim.

32 yaşında yukarıdaki mailin sahibi olan bayan olan danışanım bazı depresyon+sosyal fobi şikayetleri ile müracaat etti. Toplum içinde kendini ifade edememe, insanlara bir çok tavizler verme, otoriteden aşırı korkma, mükemmeliyetçilik, en iyi olamayacağım korkusu, konsantre olamamak, kitap okuyamamak sorunlarının temellerini oluşturmakla birlikte bu sorunlar yaşamdan zevk almasına engel oluyordu. Ön görüşme sırasında şikayetlerini yukarıdaki gibi ifade ettikten sonra ilk söz olarak despot bir babası olduğunu söyledi. Bir ecnebi (müslüman olmayan T.C vatandaşı) kızı idi. Sonra "Babam beni diğer kardeşlerime nazaran daha çok seviyordu. Diğer kardeşlerime hep beni örnek gösterirdi. Okulda çok başarılıydım. Lise birincisi idim. ODTÜ’ye girdiğimde burada birinci olamayacağını anladım ve bir boşluk dönemine girdim." dedi.

Devamı >>>Burada

Örnek

Yutkunma Problemi

32. Yaşında Orduda oturan ve bir fabrikada elektrik mühendisi olarak çalışan bir kişiden müraacat aldım. Kişi asıl sorununun bir çok yerde yutkunmaktan dolayı yaşantısının büyük bir sorun olduğunu söylüyordu. Yutkunmaktan dolayı doğru düzgün yemek yiyemediğini su içemediğini söyleyince hemen bir bardak su getirdim ve içmesini istedim. İlk etapta suya sadece dudağını değdirebildi 1-2 dakika sonra bir su bardağının 1/5'i kadar suyu ancak içebildi. Bu sorununun 6 yıl önce belirdiğini söyledi. Fabrikada öğle yemeğinde iken boğazına bir lokma takılmış ve kendi ifadesine göre bir boğulma tehlikesi atlatmış. Bu olayın öncesinde ise gece boğulduğunu gördüğü kabusları olabiliyormuş. Çocukluğunda boğazı ile ilgili bir çok hastalık geçirmiş.

İçine kapanık olduğunu, işini pek sevmediğini, işinin çok monoton olduğunu, aceleci olduğunu, çok duygusal olduğunu, çabuk alındığını, her şeye çabuk inandığını söyledi.

Tek sorununun yutkunmak olmadığını bazı önemsiz konuları rahatlıkla bir saplantı haline getirdiğini söyledi. Örneğin bir sohbet esnasında bir ses sanatçısının adını hatırlayamamış. O gece bu yüzden uyuyamamış.

Doğrusu danışanımın probleminin asıl nedeni hakkında benimde şüphelerim vardı. Öğle yemeği esnasında boğazına bir şey takılması mantıklı bir açıklama gibi görünse de belki kişi psikolojik ortam nedeniyle bu olayı büyültmüş olabilirdi. Bu sorunun nedenini yine hipnozdayken danışanıma sormayı tercih ettim. Hipnozda şimdi öyle bir rüya göreceksin ki bu rüya yutkunma sorununun nedenlerini bana açıklayan bir rüya olacak dedim.  Hipnotik rüyasında kendini bir fındık bahçesinde gördü. Tabi ilk önce kendisi rüyasına anlam veremedi. Fındık bahçesi bu danışanım için sevmediği zor işlerin sembolüydü. Çünkü hayatında ilk işi bir fındık bahçesinde çalışmaktı. Yani danışanım bana hipnozda kendini bir fındık bahçesinde görerek şunu söylemek istiyordu, ya da ben öyle anladım. " Yutkunma sorunum var çünkü iş yerimde sadece boğazım için çalışıyorum. İşimi sevmediğim için bu soruna sahibim. İşimi sevmediğim gibi konuşmayı da sevmiyorum (boğaz ile konuşulur). Kendimi zorlaya zorlaya çalıştığım için ve bu duygularımı kimseye açamadığım için bu soruna sahibim. İş yerinde kendimi gerdiğim için yutkunarak boğazım da geriliyor. (Boğaz bu vakada iş yaşantısının yerini sembolik olarak almıştı). " Danışanım işi ile ilgili bastırmaya çalıştığı duygularını boğazında meydana getirdiği yutkunma sorunu ile ifade ediyordu.

Kendisine fındık bahçesinin anlamını açıkladıktan sonra her zaman kullandığım yöntemlere benzer yöntemleri kullanarak ilk seansı bitirdim.

Hipnozdan sonra sehbanın üzerinde duran sürahiden 1 dakika içinde 4 bardak su içti. En son bardağı yudumlarken istedikten sonra yutkunmaya takılmadan su da içilebiliyormuşum :))) dedi ve memleketine döndü.

>>> SAYFANIN DEVAMI (DİĞER ÖRNEKLER)

         

 ©Copyright 2001,2004 Psk.Tuncay Özer. Tüm hakları saklıdır. Kaynak göstermek ve  link  koymak  şartı ile sadece internet ortamında kullanmak için izin almadan alıntı yapabilirsiniz. Diğer türlü alıntılar için kanun gereği  izin alınması gerekmektedir. 

 

 

 

 

Psikolog Tuncay ÖZER  BAKIRKÖY / İST.