Örnek:
Danışan E.K 26 yaşında bir bay.
E.K’nın bir numaralı sorunu ise bir türlü dikkatini
toplayamamak ve ders çalışamamak. Ders çalışmaya çalışırken
zihninin sürekli alakasız şeyler düşündüğünü, sürekli
hayallere daldığını söylüyor. Bir şekilde kendini zorlayarak
ders çalıştığında ise, sanki az önce hiçbir şey okumamış
gibi okuduğu hemen hemen her şeyi unuttuğunu söylüyor.
Okuldan atılma ihtimaline engel olmak için üniversitede
kaydını dondurmuş. Kaydını dondurur dondurmaz çözüm
aramaya başlamış. Web sitem aracılığı ile bana ulaşıyor.
İlk seansta danışan “Bir şeyin adı ders olursa asla okuyup
anlayamıyorum. Derste dinlediklerimle üniversiteyi,
dershaneye de gitmeden kazandım. Ancak iyi ve zor bir bölümü
kazandığım için sadece derste dinlediklerimle bu bölümü
bitirmem imkansız. Alttan 5 zor dersim var. Bir şekilde ders
kitabını açtığımda 5 dakikalığını da olsa hayallere dalmadan
kitabı okumayı öğrenmeliyim.” diyordu. E.K’nın bir diğer
sorunu ise karşı cins ile ilişkilerinde çok çekingen
davranması. İnsan ilişkilerinde çok başarılı olmasına rağmen
hiç kız arkadaşı olmamış. Çünkü kızlara karşı hiç açık
olamamış.
Ders
dışında neredeyse her şeyi öğrenebiliyor. Ders çalışması
gerektiğinde bir anda kendini internetin başında
yabancılarla İngilizce chat yaparken buluyor. Zaten
İngilizceyi’de yabancılarla chat yaparak öğrenmiş. 10 Yıldır
chat odalarında geziniyor. İnsanların (Amerikalı, İngiliz,
Avustralyalı, Kanadalı) bir birleri ile yaptıkları
konuşmalarını takip ediyor. Ders dışında neredeyse her şey
ile ilgileniyor ve hemen hemen her şeyi öğrenebiliyor.
Mühendislikten sanat tarihine, antropolojiden, filolojiye
hemen hemen her türlü alan ile ilgileniyor okuyor
araştırıyor ancak söz konusu olan ders olunca tüm sistem
anında duruyor. Doğrusu genel kültürü en gelişmiş danışan
idi. Zaten kendisi güney illerimizden birinde turistik bir
bölgede kitap ve DVD ve hediyelik eşya satışı ile uğraşıyor.
Dükkana kitap almak için bir turist geldiğinde onunla
arkadaş olup onun ülkesine onu ziyarete gidebiliyor. Bu yol
ile onlarca ülke dolaşmış. Dükkanda boş vakitlerinde
bilgisayar başında ya chat yapıyor ya bir şeyleri
araştırıyor ya da kitap okuyor. Bir turiste iyi bir kitap
önerdiğinde turistlerde ona sevdikleri kitapları hediye
ediyorlar. Böylece çok geniş bir kütüphane sahibi de olmuş.
Sonuç olarak kendi alanı dışında hemen hemen her konu da
uzmanlık düzeyinde bilgiye sahip birisi var karşımızda. Bir
üniversite mezunu olamamak ona çok acı veriyor. Onu biraz
tanıyanlar onun hakkında herhalde iki üniversite bitirmiştir
diye düşünüyor.
Devamı>>>Burada
Bu örnekte İngilizce öğrenmekle
ilgili olarak çok ciddi sorunları olan bir üniversite
öğrencisini okuyacaksınız. İngilizceden nefret eden bir
insan İngilizce konuşmak için can atar hale gelebilir mi?
Bence gelebilir. En azından ben geldiğini gördüm. İşte
yaşanmış örneği.
Devamı>>>Burada
Örnek
Danışan 34 yaşında
ithalat ve ihracat işleri ile uğraşan bir iş adamı ve
ekonomist.
Kendisinde asla İngilizce öğrenememek gibi çok ilginç
bir sorun var. İngilizce’yi öğrenmek için bilinen her
yolu denedikçe bildiklerini de unutmaya başlamış. Danışan
yüzlerce sefer yurt dışına çıkmasına rağmen sadece
birkaç kelime İngilizce biliyor. Örneğin otelde
“wine” kelimesinin şarap olduğunu biliyor ama cümle
olarak “bana şarap getirir misiniz” diyemiyor.
Danışan İngilizce öğrenememe
sorununu şöyle tanımlıyordu: "Akşam öğreniyorum
sabah kalktığımda aklımda sanki sadece İngilizceyi
silen bir silgi varmış gibi her şey siliniyor."
Danışan İngilizce öğrenmek
için resmi dili İngilizce olan bir ülkede 3 yıl kadar
kalmış. Ancak Türkiye'ye geri döndüğünde öğrendiklerini
bir kaç ay içinde tekrar unutmuş.
Danışan
iş nedeni ile sık sık Çin’e gitmekte ve orta derecede
Çince yi sonradan öğrenebilmiştir. Danışan “Belki de
Çince’yi İngilizce öğrenmemek için öğrenmişimdir”
diyor.
Çince gibi çok zor
bir dili öğrenebilen biri nasıl olurda tek bir cümle
kuracak kadar bile İngilizce öğrenemez? Bu bana oldukça
zevkli bir bulmaca gibi geldi. Önce bu garip durumun nedeni
hipnoanaliz ile açığa çıkarılmalı idi. Biz de öyle
yaptık.
Devamı>>>Burada
ÖRNEK
İşte size bilinçdışı
zihnin psikolojik sorunlardaki rolünü önemini ve insan
bedeni üzerindeki gücünü gösteren bir örnek.
Danışan 35 yaşında bir inşaat mühendisi
ve bir yönetici.Çok
çalışkan bir yapısı var. Çalıştığı yerlerde
sevilen biri. Tüm zorluklara rağmen iyi yerlere gelebilmiş
birisi. Ancak ne tam terfi alacağı zaman sindirim sistemi bozuluyor. O günlerde mide ve bağırsaklarından
başka bir şey düşünemez oluyor. Bundan dolayı işinde
önemli hatalar yapıyor ve doğal olarak terfi alamıyor.
Doktorlar sindirim sistemindeki sorunları irritabl bağırsak
sendromu olarak isimlendiriyor. Bu sorun yüzünden sık sık
WC'ye gitmek zorunda kalıyor.
Aradan biraz zaman geçiyor.
İrritabl bağırsak sendromu onu biraz rahat bırakıyor. Yine terfi zamanı.
Bu sefer
migren ve baş ağrısı konsantre olmasını engelliyor.
Yine hatalar yapıyor ve yine terfi alamıyor. Ancak danışan
inatçı ve hırslı. Bu terfi dışında hayattan her
istediğini almış. Dolayısı ile onu vazgeçirmek hiç te
kolay değil.Danışan daha fazla yükleniyor terfi almak için.
Kendini geliştirmek için birçok kongreye, kursa ve eğitime
gidiyor.MBA yapıyor. Çeşitli psikoterapilere gidiyor ve
ilaçlar alıyor. Terfi zamanı yaklaştıkça şirketin yönetim
kurulu toplantılarında heyecanlanmaya başlıyor. Ardından
aşağıdaki sorunlar ortaya çıkıyor:
1-Otorite karşısında konuşmakta zorlanmak,
heyecanlanmak, ketlenmek veya kilitlenmek.
2- Konuşurken aşırı
heyecan, ses titremesi, terleme, ne diyeceğini belememe,
hata yapma korkusu.
3-Göz kontağı
kuramama.
4-İnsanlarla birlikte yemek yerken bile rahatsız olmak.
5--Dikkatlerin üzerinde toplanmasından kaçınmak.
6-Olumsuz yönde değerlendirileceği,
yargılanacağı veya
eleştirileceği korkusu.
Bu sorunlardan sonra danışan şirkette daha pasif bir göreve
çekiliyor. Bu duruma çok üzülünce bu seferde vitiligo
rahatsızlığı musallat oluyor.Vitiligo (vücutta beyaz
lekeler oluşması) psikolojik nedenlerle ortaya çıktığını
öğreniyor. Danışan bu şirkette artık kendisine yer
olmadığını düşünerek istifa ediyor. Yıllardır tatil
yapamamıştım bari tatile gideyim diyor. Tatil dönüşü
nasıl olsa bir iş bulurum diyor. En kötüsü kendi işimi
kurarım diyor.
Danışan bir gece bir rüya
görüyor. Rüyasında kendisi bir gökdelen inşa ediyor. Ancak gökdelenin
tam son katını çıkacağı sırada gökdelenin 1.katı
toprağa gömülüyor. Son katı çıkmayı tekrar deniyor.
Ancak yine zemin kat toprağa gömülüyor. Son katı çıkmayı
onlarca kez deniyor ancak asla başaramıyor. Kendisi rüyasında
bu duruma çok şaşırıyor. Ancak hiçbir şey yapamıyor.
Sanki gizli bir el onun emeklerini toprağa gömüyor. Danışan
en azından gökdelenin dış çephe kaplamasını bitireyim
diyor. Başlıyor çalışmalara. Gökdelenin dış
cephesinde beyaz beyaz lekeler oluşmaya başlıyor. Bu
lekelerin şekli kendi vücudundaki vitiligo lekelerini andırıyor.Danışan
rüyasını internetten araştırırken internet sitemin rüyalara
sayfasına ulaşıyor.
Bu rüya danışanın yaşadıklarının çok iyi bir özetidir.
Danışan terfi almaya çalıştıkça hatalar yapması ve
terfi alamaması rüyasında kat çıkmaya çalıştıkça
binanın toprağa gömülmesi ile anlatılmıştır.
Gökdelenin üzerinde önlenemeyen
beyaz lekeler oluşması da gökdelenin başına gelenlerle
danışanın başına gelenlerin (vitiligo) aynı olduğunu gösteriyor.
Rüyalar bilinçdışı zihnimizin bize ulaştırmaya çalıştığı
mesajlardır. Yani bilinçdışı zihin “ben seni terfi
ettirmeyeceğim” diyor.
Şu ana kadar bilinçdışı
zihin istediğini elde etmek için ne gerekiyorsa yapmış.
Bu bilinçdışı zihinde neymiş öyle değil mi? Adeta tüm
vücudumuz onun elindedir.Ona istemediği bir şeyi asla
yaptıramayız. Ancak bir insan neden terfi almayı
istemesin ki? İşte zaten benim ilk işimde bu sorunun yanıtını
bulmak. Başladık biz seanslara.
Devamı>>>Burada
ÖRNEK
Örnekteki danışan sorunlarını
aşağıdaki gibi ifade ediyor:
"Okuduğum
anladığım birçok şeyi unutuyorum anımsamıyorum ama çok
iyi bildiğimi zannettiğim şeyleri bile :( dersler
konusunda olsun iş konusunda olsun , bu bana çok tuhaf
geliyor saatlerce ders çalışıyorum ama 1 hafta sonra
okuduğum o sayfaları sanki ilk defa görüyorum gibi
oluyor.. Aynı şeyi yabancı dil öğrenmede de yaşıyorum
1,5 yıldır ingilizce kursuna gidiyorum ama şuan kendin
hakkında bir şeyler yaz deseniz 2 cümleden fazla
yazamam:( buda beni içime kapanmaya itiyor
olumsuzluklar yani..mutsuzum , hiçbir şey beni mutlu etmiyor etmiş olsa da anlık oluyor gelip geçiyor
..her şeyi çabuk tüketiyorum ,önceden kendimi
kontrol edebilirdim yani olayları atlatıp hayata
tutunabilirdim ama şimdi gittikçe içime kapanıyorum
..Olumsuzluklarla karşılaşmaktansa birçok şeyi
yapmamayı tercih ediyorum.. İnsanlara hayır diyemiyorum
yani onları kırmak yerine kendimi kırıp üzüyorum hayır
dersem onlar mutlu olamayacak diye onlara evet diyorum sonra
sorunlarla ben boğuşmak zorunda kalıyorum ..Bu bana özellikle
iş hayatımda zarar veriyor mevki sahibi biri olarak
otoriter bir tutumum olmalı yöneten biri olmalıyım ama
sert davranmak beni rahatsız ediyor , otoriter
olamıyorum yüksek sesle konuşmak veya üst yönetimle
konuşurken kendimden
emin konuşmak istiyorum ama bunu yaparsam herkes bana
bakacakmış ne haddini bilmez şey ses tonuna bak diyecekmiş
gibi geliyor.. İnsanların önünde konuşamıyorum saçma
sapan takıntılarım var ama nedenini bilmiyorum .. Mesela
öyle anlar geliyor ki telefonla konuşmak işkence gibi
bana ,birini arayıp
bu neyin nesidir nasıl olmuş diye soramıyorum (ya üzersem
ya yanlış anlarsa)bu işime bile engel oluyor üstelik
günlerce telefonla konuşmamak için işimi aksatıyorum ,
kendimce bahaneler buluyorum, erteliyorum aramamak için ??
Eskiden beni mutlu eden şeyler yapardım dans etmeyi spor
yapmayı resim yapmayı şarkı söylemeyi çok severdim şimdi
bunların hiçbirini yapmak içimden gelmiyor :( müzik bile
dinlemiyorum çok yavan geliyor her şey, insanlar boş konuşuyormuş
gibi geliyor çoğu zaman ama ben bunların hepsini tekrar
yapmak istiyorum, gittikçe tembelleşiyorum bir şeyler
yapmak istediğim zamanda çok çabuk yoruluyorum sıkılıyorum
yarım bırakıyorum her şeyi..İşim gereği sürekli masa
başında çalışıyorum , sabah servise biniyorum işe
gidiyorum koltuğa oturuyorum akşam o koltuktan kalkıyorum
tekrar servise binip eve geliyorum o kadar alışmışım ki
oturmaya düşünebiliyor musunuz evde koltuktan diğer
koltuğa geçerken ellerimin üzerinde popomu kaydırarak geçtiğimi
hiç ayaklarımın üzerine basmadığımı fark ettim geçen
gün:(( Kendime olan güvenimi kaybettim yaptıklarımdan ve
söylediklerimden emin olamıyorum özellikle iş konusunda
hep şüphe duyuyorum ya yanlış bir şey söylersem ya
hata yaparsam gibi takıntılarım oldu..Bunlardan kurtulmak
istiyorum !.. Aslında yaşamayı çok seviyorum ama sanki
biri avuçlarımın içinden onu çekip alıyormuş gibi
geliyor:(((("
Devamı>>>Burada
Örnek
Bu örnek hipnozun ve duygularımızın
ruhsal sağlığımız ve bedensel sağlığımız üzerinde
ne kadar önemli bir etkiye sahip olduğunu gösterir.
40
Yaşında bir çok başarılı bir şirket yöneticisi olan
danışan D.Y başlıca sorunlarını şu şekilde belirtti.
“Başlıca sorunum adet kanamamın normalden
4-5 kat daha fazla oluyor olması. Adet döneminde ve
yakın günlerde üşüme krizleri geliyor. Üşüme krizi
geldiği anda kendimi yatağa atacak ve üzerime bir şeyler
örtecek gücü bulamıyorum. Adet döneminde işe gitmem de
doğal olarak zor oluyor. Çünkü adet öncesi dönemde
katil olabilirim. Zaten o dönemde insanlarla pek konuşmuyorum.
Çünkü insanları ya yanlış anlıyorum ya da yanlış
konuşuyorum.
Adet
problemleri ile ve işe yaramayan tedavilerle uğraşmaktan
bıktığım için artık neredeyse kabullendim. Adet dönemlerinden
önce ve stres altında doygunluk hissim kayboluyor. Aşırı
tatlı yeme isteğim oluşuyor. Çok stres altında çalışıyorum.
İş
yerinde geçenlerde çok üzücü bir şey oldu. Herkes iştahtan
kesildi. Ben iki sefer öğle yemeği yedim. Buna rağmen
doygunluk hissim olmuyor. Özellikle ne yapmam gerektiğini
uzun uzun düşünmem gereken durumlarda yemeğe yöneliyorum.
Belki de beni zorlayan her şey yememi arttırıyor.
Ergenlik döneminde tatlıya bağımlılığım başladı.
Ancak o dönemde rejim bir yere kadar işe yarıyordu. 30'lu
yaşlardan sonra hiçbir şey kilo almamı durduramaz hale
getirdi.”
Devamı>>>Burada
Örnek
32 yaşında yazarlık yapan bay Ö.T
çalıştığım enteresan problemlerden birine sahipti. Ö.T'nin
problemi bir hastalık değil. Ö.T ilk görüşmemizde
"Matematikten ve matematikle ilgili her şeyden nefret
ediyorum. Rakamlar benim hayatımda hiç yokmuş gibi
yaşıyorum. Geçenlerde 1884 rakamından 26'yı çıkarmak için 5
dakika uğraştım. En sonunda kağıt kalemi bırakıp parmak
hesabı yaparak sonucu buldum. Ortaokul yıllarından beri
hesap makinalı saat kullanırım. Ama yukarıda bahsettiğim
çıkarma işlemini yaparken saatim yanımda değildi ve başka da
hesap makinası bulamadım."dedi.
Bay Ö.T'ye bu sorununuzun
nedeni ne olabilir sizce diye sorduğumda bana şöyle dedi:
"İşte bu sorunun yanıtını ancak hipnoz verebilir veya ben
öyle düşünüyorum. Sizden beklentim bana matematiği veya
rakamları sevdirmeniz değil. Sadece beyinsel olarak niye
matematik özürlü olduğumu hipnoz yardımıyla öğrenmek
istiyorum. Matematik bilmemek hayatımda hiç bir eksikliğe
yol açmıyor. Bu durumdan şikayetçi değilim. Sadece niye
böyle olduğumu merak ediyorum. " dedi.
Bunun üzerine "Matematik
öğretmenleriniz ile problemleriniz olmuş muydu?" diye
sordum. Ö.T şöyle yanıtladı: "Ben küçük bir Anadolu
kasabasında orta okul ve liseyi bitirdim. Matematik özürlü
olmama yetecek kadar asla hiç bir matematik öğretmenimle bir
sorunum olmadı. Zaten matematik öğretmenlerimiz genellikle
problem yaşayacak kadar yüzümüze bakmazdı. Bir soru
sorduğumuzda 'tahtaya yazdıklarımı defterine yazarsan
anlarsın' diye yanıt veren hoca bile vardı. Biz de "ama
hocam tahtaya yazdıklarınız zaten kitapta var ama bir şey
anlamıyoruz" diyemezdik. Ve bu bahsettiğim matematik
hocası Milli Eğitim Bakanlığından takdir belgesi almış bir
hocaydı. Sınıfa müfettiş gelirdi ve hoca defterlerini
tutuyor mu tutmuyor mu ona bakardı. Müfettiş öğrenciler bir
şey biliyor mu diye sormazdı. Küçük bir kasaba okulu olduğu
için de idiot'lar haricinde pek kimse sınıfta kalmazdı. Hiç
bir matematik öğretmeninin beni üzdüğünü hatırlamıyorum.
Matematik öğretmenlerimin arasında iyiler de vardı kötülerde
vardı. Ama özellikle bana bir haksızlık yapan bir
matematikçi hatırlamıyorum.
Aslında ben çocukken
elektronik mühendisi veya pilot olmak isterdim. Orta okul
yıllarında matematik olmadan bu mesleklere girmenin imkansız
olduğunu anlayınca madem hesap yapamıyorum ben de yazı
yazarım diyerek kendimi bu konuda geliştirdim ve bu gün bir
yazarım. Aslında ilk okulda matematiğimde bir sorun yoktu.
Ne olduysa bilmiyorum 13-14 yaşlarında bilmediğim bir güç
sanki beynimin matematikle ilgili alanlarını kapattı. İyi ki
kapatmış çünkü matematiğim iyi olsaydı bir yazar olmazdım.
Yani bendeki bir eksiklik gördüğünüz gibi çok işe
yaramış:))" dedi.
O yaşlarda herhangi bir
kazadan veya başa gelen bir darbeden dolayı sol beyindeki
sayılar ve matematikle ilgili bölgeler kullanılamaz duruma
gelmiş olabileceğini düşündüm. Ancak Ö.T hayatı boyunca hiç
bir kaza geçirmediğini söylüyordu. Demek ki sorun
psikolojikti.
Devamı >>>Burada
Örnek
Danışan bay E.D 29 yaşında sorunlarını
aşağıdaki gibi sıralıyor: "Her şeyi kendi üstüme alıyorum
bir insanın suratı asık olsa sebebi benmişim diye
düşünüyorum. İçimde olmamış olayların kavgasını yaşıyorum.
Normalde insanlara karşı hazır cevap olmadığım içın hep
kendi kendime cevap veriyorum. Bir gün boyunca sadece bir
insana ne cevap vereceğimi düşünüyorum ve konuşma zamanı
geldiğinde tek kelime edemiyorum.Günlerce kiminle ne
konuşacağımı kime ne yanıt vereceğimi düşünüp bir şey
söyleyememek çok acı.Bu yüzden en büyük sorunum ve korkum
insanlara cevap verememek. Bir olayın üzerine gidemiyorum.
İnsanlardan kaçıyorum ve her şeyden korkuyorum.
Bağımlı kişilik özellikleri ve depresyon nedeni ile
seanslara başladığımız E.D seans esnasında (imgelem esnasında) bir eve ulaştı.
Evde kanepenin altında bir çocuğun saklanmış olduğunu
söyledi. Danışan
“Çocuk sanki hep orada yaşıyormuş gibi hissettim” dedi.
Aslında o çocuk danışanın kendi içsel zihninin sembolüdür.
Kendi içsel zihni de o çocuk gibi hapsedilmiş, ezilmiş,
dünya ile bağlantısı kesilmiş bir vaziyette yaşamaktadır.
Danışan hep başkaları için yaşadığından ruhu kanepenin
altına hap solmuş: Kendi cebinde parası olmaz kredi
kartından para çeker başkasına borç verir. Üniversite yıllarında sınıfın güzel kızlarından biri ile arkadaşlık
yapmaktadır. Çünkü onun yanında kendini daha değerli
hissetmektedir. Bu arkadaşı bir gün ona "bu okul çok sıkıcı
artık ben okula gitmeyeceğim sen de gitme" der. Arkadaşına
hayır diyemediği için devamsızlıktan sınıfta kalır. Ailesi
onu okuldan alır. Ailesine "beni okuldan almayın ben okumak
istiyorum" diyemez. E.D hayatı boyunca yalnız alış verişe
gitmedi. Çünkü satıcılar "bu size yakıştı almalısınız" derse
"hayır almayacağım" diyemeyecekti. Kendi başına bir yerde
oturup bir çay içmedi. Kendisinin bir çayı bile hak
etmediğini hissederek yaşıyordu. Yani kendisinin olmayan bir
hayatı yaşıyordu. Tüm bu nedenlerden dolayı kanepenin
altındaki çocuğu iki saat boyunca konuşturamamıştık. Çünkü
ruhu bilinçli zihnine kırgın idi. Kırgın olan ruhunu geri
kazanmak istiyorsa biraz kendisi için yaşamaya başlaması
gerektiğini söyledim. 2.Seanstan sonra kendisi ile bizim
Bakırköy çarşıda karşılaştım. Elinde poşetler vardı.
Hayırdır dedim. Danışan “Hayatımda ilk defa tek başıma alış
veriş yaptım, ilk defa yalnız çay içtim” dedi. Danışan neyi
değiştirmesi gerektiğini bilmiyordu. Kendini cezalandırmayı
bıraktı tam tersine sorunlarının çözümü konusunda doğru
adımlar attığında kendini ödüllendirmeye başladı. Örneğin
iyi şeyler yaptığında kendine yemek ısmarladı. Hayatında ilk
defa tatile gitti. Kanepenin altında yaşayan çocuğun kendisi
ile konuşmaması danışana önemli bir içgörü kazandırdı. Yoksa
benim ona söylediğim şeyleri her psikolog ona söylerdi. Onu
iyileştiren benim önerilerim veya telkinlerim değil
kanepenin altındaki çocuk imgesiydi. Çocuğun o hali onu çok
etkilemişti. Çocuğun o halini görünce kendi ruhuna acıdı ve
kendi ruhunu kurtardı. Yani ben pek bir şey yapmadım. Sadece
çocuğun durumunu görmesine yardımcı oldum o kadar.
Son seanslarda kanepinin altındaki çocuk
artık neşeli huzurlu ve mutlu bir çocuk oldu. Hatta espriler
yapıyordu. Çocuk kendisine “Arkadaş önceden ölü gibi
yaşıyordu” diye espri yapmış.
Örnek
Bu örnek sorunların nedenini analiz etmede
hipnoterapinin gücünü gösteren güzel bir örnektir. İnsan
sorunlarının nedenini bilirse sorunu ile mücadele etmesi
kolaylaşır, neyi değiştirdiğinde sonuç alacağını görür.
Kendisi bir mimar olan
S.N kendi
sorunlarını aşağıdaki gibi ifade etti:
“Benim
sorunum 8 yıla yakındır devam eden sosyal fobi. Lise
hazırlık yıllarında başladı ve halen devam etmekte. Artık bu
sorunuma bir çözüm bulmak istiyorum. Uzun yıllardır
hayatımda yaşamak istediğim şeyleri ertelemek zorunda
kaldım. Bulunduğum yaş itibarıyla artık bu sorunumdan
kurtulmak istiyorum.Yıllardır sırtımda bir kambur olarak
taşıdığım bu ağır yük bendeki sabrı bitirdi diyebilirim. Bu
zamana kadar neden bekledim biliyorum. Bir psikoloğa gidip
terapi uygulaması yapmak oldukça uzun bir zaman
alacaktı. Buna ilaveten maddi olarak bir psikoloğa para
verecek kadar iyi bir durumda değildim. Eğitim sürecim bile
maddi açıdan oldukça sıkıntılı geçti. Bu sorunumu açıkça
kimseyle paylaşma durumunda olmadım. Hep kendi içimde yaşadım
bu sorunumla. Ama beni oldukça fazla olumsuz etkiledi. Şuan
bir mimarım. Kendi paramı kazanmaya başladım. Artık bu
sorunumdan kurtulmam için maddi gücü kendimde
görüyorum. İnanın hayatım boyunca doğru dürüst bir kızla
ilişkim olmadı. Bu beni çok üzüyor.Aslında çok çirkin ve
kendine güveni olmayan bir insan değilim.Ama yinede
cesaretim olmadı. Bir kız arkadaşla ilişki kuracak kadar şuan
güçlü değilim. Sürekli hayatımın çoğu zamanında yüzümün
kızarması korkusunu yaşıyorum. Bu da çoğu sosyal ilişkiden
kaçmama neden oluyor. Aslında çok anlamsız olduğunu
biliyorum. Ama yinede kontrolüm dışında oluyor. Sürekli
mantıklı düşünüp kendime telkinlerde bulunuyorum. Bir yere
kadar güzel gidiyor. Fakat bir zaman sonra bir şekilde
kendimi kontrol edemediğim için bu anlamsız panik ve
utangaçlığı yaşıyorum. Bir düşünsenize gençliğimin 8 yılını
çok anlamsız olduğunu bildiğim bir şeyden dolayı huzursuz ve
doğal olarak mutsuz geçiriyorum. Ne kadar acı bir durum. Şuan
sahip olduğum meslek bana kesinlikle bu sorunumdan kurtulmam
gerektiğini belirtiyor. Çünkü sosyal ortamlarda çoğu zamanımı
geçirmem gerekiyor. Benim bu sorundan bir an önce kurtulmam
gerekiyor. Şuan evin geçimini ben sağlıyorum. Şuan maddi
olarak tüm yük bende ve ben iş konusunda kendimi ispat
edemeyip işsiz kalırsam ruhsal olarak bir bunalıma girmem
içten bile değil. Bir yardıma ihtiyacım var. Artık bunu kabul
ediyorum. Hipnozla tedaviye hem mantıken hem de tüm
duygularımla inanıyorum. Hipnozu yeni keşfettim ve size hemen
ulaşmaya karar verdim.
Sorunun nedenlerini çok
düşündüm. Aslında farkındayım. Zamanında ailem bana fazla
sorumluluk yüklemedi. Evin en küçüğüydüm. Oku yeter
diyorlardı. Belki zamanında sorumluluklarım fazla olsaydı
özgüvenim şimdiden çok daha fazla olurdu. Bu sorunları
yaşamaz olurdum. Sosyal fobi rahatsızlığının başlangıcı lise
yıllarına dayanıyor. Lisedeyken sınıfımızda sınıf içinde
konuşurken heyecanlanan bir kız arkadaşımız vardı. İlk
başlarda ben bu arkadaşın hareketlerini çok fazla
önemsemiyordum. Fakat zamanla dikkatimi çekti. Neden
heyecanlandığını anlamıyor ve onu garipsiyordum. Ama belli
bir zaman sonra onun yaşadığı anlamsız kaygı ve heyecanı
bende yaşamaya başladım. Sanırım o arkadaşı kendime
modelledim. Tabiri caizse. Onu modellememden sonra sınıfta
aktif olan sürekli derse katılan öğrenci olmaktan
çıktım. Derslerde daha geri planda olmaya çalışan mümkün
oldukça sınıf karşısından konuşmaktan kaçınan bir insan
oldum. Derslerimdeki başarı aynen devam etti. Yine takdir
teşekkür aldım. Ama eskisi gibi değildim. İkili ilişkilerde
son derece konuşkanımdır. Arkadaşlarım beni güler yüzlü içten
ve sevecen bulurlar. Ama bilmezler ki benim içimde yıllarca
ne fırtınalar kopuyor. Lise yıllarında iken yazın bir
tornacının yanında işe başladım.Hayatımda ilk defa kendi
paramı kazanacaktım.İşim yorucuda olsa çalışma hevesimden
dolayı kendimle gurur duyuyor ve eve de azda olsa maddi
olarak destek verdiğim için mutlu oluyordum.Çalıştığım yerde bir arkadaşım vardı.Yemek yerken dikkat ediyordum yüzü
kızarıyordu.İlk başta buna da anlam veremedim. Ama belli bir
zaman sonra bende yemek yerken anlamsız bir şekilde
kızarmaya başladım. Yine negatif bir şeyi modellemiştim.
İnsan iyi şeyleri modelleyebilir de kötüyü istemeye istemeye
modelleyen yeryüzünde sadece bir ben vardım. Kendimi kontrol
edemiyordum. Zaten kendime sorun ettiğim bu anlamsız şey beni
çoğu zaman aç bıraktı. Bunu üzülerek söylüyorum. Şimdi yemek
yerken biraz daha rahat olabiliyorum ama yinede kalabalık
içinde yemek yerken rahatsız olabiliyorum. Bendeki sorun
sanırım insanları olumsuz yanlarını çok çabuk kendime
modellemem. Sebebi bumu
bilemiyorum. Aslında çoğu yönümü seviyorum. Ama bu sosyal fobi
sorununu yaşamam bazen kendimden nefret etmeme neden
oluyor. Artık kendimle barışık olmak istiyorum. Hayatta
inanın ne para nede başka bir şey istiyorum.Sadece bu
sorundan kurtulmak istiyorum.Bu sorundan kurtulduğum zaman
hayatımda her şeyin düzene gireceğini biliyorum.”
Devamı>>>Burada
Örnek
Danışan N.L
27 yaşında. Evli. Bana müracaat etmesinin asıl nedeni anne
ve babasını kaybetme korkusu. Danışan problemlerini
aşağıdaki gibi açıklamaktadır:
Eşimin
ailesini kabullenemiyorum. Benim ailem kültürlü ve
eğitimlidir. Eşimin ailesi ise son derece cahildir. Yani
bizden çok farklı bir aile. Şükürler olsun eşim onlar gibi
değil. Ancak ben sürekli onları düşünerek kendimi harap
etmekle meşgulüm. Eşimin ailesinden gelebilecek kötü sözler
yüzünden uyuyamıyorum.
Daha önemli
bir sorun daha var beynimde. Ben evlenmekle aileme ihanet
ettiğimi düşünüyorum. Bu düşüncem o kadar anlamsız ve bir o
kadar da baskın bir düşünce ki. Bu düşüncenin nedeni
hakkında da hiçbir fikrim yok. Evlendiğim günün sabahı
aileme ihanet ettiğim düşüncesi ile uyandım ve hala her gün
aynı düşünce ile uyanıyorum. Evlenmekle kendi anne ve babamı
terk ettiğimi üstelik böyle bir aile için terk ettiğimi
düşünüp inanılmaz bir vicdan azabı çekiyorum. Eşimin ve
ailesinin beni ailemden kopardığını, artık ailemin bir ferdi
olmadığımı düşünüyorum. Üstelik kendi anne ve babam eşimi
çok seviyor ve doğru bir evlilik yaptığımı düşünüyor.
Herhangi somut bir sorun olsa da olmasa da içimde daima bir
sıkıntı var. Özgüven problemim var. Kendimden üstün gördüğüm
insanların yanında çok sıkılıyorum, ezilip
büzülüyorum. İlk kez karşılaştığım insanların yanında
inanılmaz rahatım. Fakat bir sonraki görüşmede ezilip
büzülüyorum. Sanırım mükemmellik zırhımın ortadan
kalkmasından ve karşımdaki insanın aslında mükemmel
olmadığımı göreceğinden korktuğumdan tüm bunlar.
Ailemi
kaybetme korkusunun nedeni yalnız kalıp eşimin ailesine
karşı savunmasız kalma korkusu olabilir diye kendi kendime
açıklama yaptım. Ama emin değilim. Şu anda hiç olmasa
sığınabileceğim bir liman var. Onu da kaybedersem mahvolurum
diyorum. Bazen saçma sapan kararlar alarak bu düşünsel
işkenceden kurtuluyorum. Şöyle kararlar: Diyorum ki, en kötü
ihtimalle, baktın eşinin ailesinden dolayı hayat bir
işkenceye dönmüş, hayatta kimsen kalmamış, sen de öldürürsün
kendini olur biter diyorum. Bunu düşündükten sonra aklıma
“ya o esnada bir çocuğun olursa” fikri geliyor. Onu o
kadının (kayınvalidem) eline nasıl bırakabilirim… Yine içime
bir sıkıntı düştü. En sonunda da, bu durumda acısız bir
yöntemle önce çocuğumu öldürürüm, sonra da kendimi öldürürüm
diye, karar vererek rahatladım. Bu kararı vermeden
rahatlayamadım ama.
Ailemi
kaybetme korkusu 11 yaşında ailemden ayrılıp başka bir
şehirde okumaya gittiğimde başladı. Ancak ailesinden ayrılıp
her yatılı okula giden insan benim sorunlarımı yaşamadığına
göre benim başka nedenlerim olmalı. Şu sıralarda, tüm evli
arkadaşlarımın ailesini incelemeye çalışıyorum.
Devamı>>>Burada
Örnek
36 yaşında ve dahiliye uzmanı olan bir hekim olan G.İ’nin
başlıca şikayetleri depresyon, sosyal fobi, anksiyete,diş
gıcırdatma, migren-gerilim tipi baş ağrıları idi. G.İ
6
seans psikoterapiye gitmişti. Psikiyatristi terapi sürecinde
yaşanan anksiyete ve içe kapanmanın terapiye engel olduğunu
ve hipnozun bu engeli kaldırabileceğini düşündüğünden
hipnozu uygun görmüştü. Ve böylece G.İ bana müracaat etti.
Daha önce gittiği terapide sorulardan irrite olduğu için
terapide yol alamadığını söyledi.
G.İ rahatsızlıklarının nedenini “meslek-aile-kişilik
kaynaklı stres faktörleri” diyerek açıkladı. Depresyonu 10
yıldır sürüyordu. Anksiyete ise son 6 aydır yoğunlaşmıştı.
Korkuları ise iki başlık altında toplanabilirdi:
1-Kötü bir şey olacak,
2-Topluluk içinde konuşurken yanlış konuşma, alay edilecek
korkusu.
G.İ anne-babasının fazla müdahaleci olduğunu, kendisi için
fazla endişe duyduklarını bildiriyordu.
Hazırlık seansında bekar olduğunu ve anne-babası ile
birlikte yaşadığını ama duygusal olarak anne ve babasından
ayrılamama gibi önemli bir sorunu olduğunu söyledi. Babası
bir kamu kuruluşunda müdür olarak çalışıyor. Babasının çok
otoriter ve obsesif kişilik bozukluğuna sahip olduğunu
söyledi.
Toplum içinde iken en ufak bir sorun yaşadığında yok olmak
istediğini, güvensizliğin çok yoğun olduğunu, hep
insanlardan bir zarar gelir mi endişesi ile yaşadığını hem
söylüyordu. Çok kısık bir ses tonu ile konuşuyordu. Sürekli
geçmişe takılı kalmış vaziyette yaşadığını beyninin sürekli
felaket senaryoları ürettiğini hüzünlenerek anlattı.
İnsanlara ‘hayır’ diyememek yüzünden kendini çok ezdirdiğini
söyledi ve şöyle devam etti:
“36 yaşında olmasına rağmen anne ve babasının korumasına
ihtiyaç duyan bir çocuk gibiyim. Sorumluluk alamıyorum. Anne
ve babamın istediklerini yaptım ama kendi isteklerimi hep
bastırdım. Hep anne ve babamın benim için istedikleri her
şeyden daha önemliydi. Annemde zaten çocuk gibidir ve
sürekli endişelidir.” Çocukluğunda ailesinde sık sık kavga
yaşandığını ve hayaller kurarak o ortamdan uzaklaşmaya
çalıştığını öğrendim.
Hipnoz süreci için amaçlarını aşağıdaki gibi listeledi:
1-
Küçük olaylardan
ve negatifliklerden etkilenmemek.
2-
Gerektiğinde
‘hayır’ diyebilmek ve isteklerimi rahatlıkla söyleyebilmek.
3-
İlişkilerimde
yıkıcı ve olumsuz davranmamak.
4-
Çabuk parlamamak
ve kendime kötü davranmaktan vazgeçmek.
5-
Düzenli ve
sağlıklı beslenmek ve dış görünüşümle barışık olmak.
6-
Anne babamın anne
ve babasıymış gibi davranmamak.
7-
Kendi hayatımın
sorumluluğunu üstlenmek.
8-
Kendi
sorunlarımdan korkmadan rahatlıkla çözümleyebilmek.
9-
Sorunlarıma
bağımlı olmak istemiyorum.
10-
Kendi duygularımı
ve kendimi kabul etmek istiyorum.
11-
Arkadaşlarım
benden bir şey istediğinde bu durum ben de öfke
uyandırmasın. İnsanların istekleri bana zorlama gibi
gelmesin istiyorum. Gerektiğinde onlara hayır demem
gerekiyorsa “hayır olmaz” diyebilmek istiyorum.
12-
Yönetim
kademesinde bulunan insanlarla konuşurken konuşmalarımda
tutukluk olmasın.
13-
Kendi sözlerime,
duygularıma inanmak istiyorum. Ses tonum, bakışlarım güç ve
güven dolu olsun istiyorum.
Devamı>>>Burada
Örnek
“G.Ö
32 yaşında bir bankacı. Hipnoterapiye gelmesinin nedenlerini
şöyle açıklıyor :Anne ve babamdan özellikle de annemden
nefret ediyorum. Sebebini bilmiyorum ve bu da beni
çıldırtıyor. Zaten sebebini bulursam onları affedebileceğimi
ve mutlu olabileceğimi biliyorum. Annemden nefret etme
nedenimi daha önce gittiğim hiçbir psikoterapi seansında
bulamadım. Hayatta annem ve babamdan daha kötü
insanlarla karşılaştım ve onları affedebildim veya
umursamamayı başarabildim. Ama annemi affedemiyorum üstelik
niye affedemediğimden de emin değilim. Herkesin ortasında
annemi aşağılıyorum. O zaman ben haklıyken haksız oluyorum.
Ona kinim o kadar yoğun ki bana çok büyük zararlar veriyor.
Onun sesini duyarsam tıpkı bir kurt kadına dönüşüyorum.
Biz 3
kardeşiz. Benden 2.5 yaş büyük bir ablam ve 2.5 yaş küçük
bir erkek kardeşim var. Annem ve babam son derece
geçimsizdir.
Sekse
oldukça düşkünüm. Bunun nedenini biliyorum. Annem biz 5-6
yaşlarında iken elini küloduna götürür ve önümüzde orasını
karıştırırdı ve bundan zevk alırdı. Tabi o yaşlarda bunun
anlamını kavrayamıyorduk. Bir yetişkin olduğumda annem gibi
mastürbatör olmamak için tek seçeneğim vardı: Seks yapmak.
Erkeklere bağımlı yaşıyorum. Hiçbir erkekten asla ayrılmak
istemiyorum. Bir erkekle yollarımızın ayrılması beni bir çok
sefer intiharın eşiğine götürmüştür.”
Devamı>>>Burada
Örnek
D.Hanım hipnoterapi öncesi
yaptığım ön görüşmeye annemden nefret ederim ve babama
acırım diye başladı ve şöyle devam etti :" Ben hayatı
beceremedim çünkü güçsüzüm ve depresyondayım. Hayattan
korkuyorum. Güzel yaşayamıyorum. Ananemin ölümünden sonra
sap gibi ortada kaldım ve 5 yıl içinde 30 kilo aldım. Bu
vücut bana ait olamaz. Annem çok sadist bir insandır ve
öğretmendir. 6 yaşıma kadar beni ananem büyüttü. Tüm
mutsuzluklarım 6 yaşından sonra başladı. Şimdi mümkünse
duygularımı ve sinirlerimi yani bilinçaltımdaki tüm
olumsuzlukları cerrahi bir operasyonla aldırmak istiyorum:))
dedi ve güldü.
Yok olmak istiyorum.
Kabuslarımda anne ve babamı görürüm. Annemden maşa ile çok
dayak yemiştim. İstediğim şekilde giyindiğimde annem
fahişeye dönmüşsün derdi. Evimi ve yalnızlığı sevmem
aslında. Evim çöp eve dönmek üzere. İşe sürekli geç kalırım.
Kendime güvenim yok. Her şeye endişe ile başlıyorum. Her
şeyden korkuyorum. Telefonları açmaya korkarım. İnsanlarla
konuşmak zor gelir. Hastalandığımda annem "hastalanmasaydın
banane" derdi. Adet düzensizliği sürekli oluyor. Bulimia
nevroza ve tırnak yeme sorunum var. Ananemin evini ölümünden
sonra talan ettiler. Anne tarafım hiç hoş değil." İlk
görüşmem de danışanımın söyledikleri içerisinde not
aldıklarım yukarıdaki bilgilerdi. Daha önce psikoterapiye
gittiğini ancak anlatmakta zorluk çektiğini terapistin ise
fazla soru sormadığını şimdi ise daha rahat anlatabildiğini
söyledi.
Devamı
Burada
Örnek
27 Yaşında olan bayan G.Ç "Eğer iyileşebilirsem reklamcılık
yapacağım" dedi.
Kendisi hakkında öğrendiğim şeyler kendi ağzından aşağıdaki
gibidir:
- Kendi reklam ajansımız ve matbaamız var ve ben müşteri
temsilcisi olarak çalışmaya başla(yama)dım...) X
Üniversitesi Y Bölümü mezunuyum.
İnsanlarla konuşamıyorum çünkü kontrol edemediğim ve giderek
büyüyen titremeler başlıyor. Sesim de titriyor. Kalp
atışlarım aşırı hızlanıyor, vücudumda bir sıcaklık oluşuyor
ve yüzüm kızarıyor. Gözlerimi bir noktaya asla
odaklayamıyorum kontrol dışı hareket ediyorlar, başım
sallanıyor elime yaslanarak sabitlemeye çalışıyorum.
Sanıyorum ki kendimi sıktığım için kulaklarım uğulduyor ve
beynim karıncalanıyor, böylece karşımdakinin söylediklerini
duymakta da zorlanıyorum. Ben bunları yaşarken doğal olarak
karşımdakini doğru anlayıp doğru cevapları düşünemiyorum
bile. Midemde aşırı bir hareketlenme oluyor ve midem
bozuluyor... gibi felaketler yaşıyorum.
Bunların saçma olduğunun ve bu heyecanlanmanın gereksiz
olduğunun bende farkındayım ama bir türlü buna engel
olamıyorum. Bu da benim tüm hayatımı altüst ediyor.
Arkadaşlarımla görüşemiyorum, uzun zamandır tanıdığımız
bugüne kadar yanlarında rahat olduğum insanlarla bile
konuşurken bu zorlukları çekiyorum ki düşünün bir iş
görüşmesine gittiğimde ne hale geliyorum. 27 yaşındayım ve
çalışıp hayatımı kurmak için geç bile kaldım ama bu sorunumu
aşmadan imkansız... Şu anda benim için hayat ve her şey
durdu..
Devamı >>>Burada
Örneğimize danışandan
aldığım bir mail ile başlayalım.
Merhaba Tuncay abi,
Geçen hafta ilk seansımızdan çıktıktan sonra sınava ve
kendime olan bakış
açımda baya bir değişikliğin olduğunu hissettim. İlk başta
her şeyin sınav
olmadığının farkına vardım. Bilinçdışı aklımda sınavı
gözümde çok
büyütmüştüm ama bu bir alışkanlık haline geldiği için
anormalliği
görememiştim. İkinci olarak, en önemlisi, sınava sadece ve
sadece kendim
için hazırlanmam gerektiğini anladım. Ve asıl sorunun
dersane rehberlik
hocasının çok fazla "çalışın" "ben sizin için o kadar
uğraşıyorum, lütfen
karşılığını verin", "en azından aileniz için çalışın, onlar
sizin için o
kadar fedakarlık yapıyorlar" komutlarının sebep olduğunu
anladım. Artık her
şey benim sorumluluğumdan çıkmış başkaları için bazı şeyleri
yapmaktaydım ve
yine bir zamandan sonra bunlar da alışkanlık haline gelmiş
ve "tek
doğruymuş" gibi bilinçaltıma yerleşmişti. Ayrıca ailemden
hiç bir zaman
ders konusunda baskı almamam beni kendi halimde ve neden
çalıştığını bilen
sorumlu bir birey yapmıştı. Fakat dersanemdeki baskı ve
stres üzerine
kurulmuş olan öss stratejisi beni yolumdan saptırmış ve
negative duygu ve
düşüncelerin içinde bir o yana bir bu yana sallanmama neden
olmuştu.
Devamı >>>Burada
Örnek
Merhaba Tuncay Bey;
Öncelikle dünkü hipnoterapi
seansının şu ana kadar kendimi daha iyi hissetmek için
çabalarımdan en doğrusu olduğunu söylemek istiyorum.
Seanstan sonra yaşadığım rahatlık, sürekli gülmek (
kontrolsüzce ) ve sürekli şarkı mırıldanmak. Yüz mimiklerim
sanki yüzüme asılı ağırlıkların alınması sonucu rahatladı,
dün gece gittiğimiz arkadaşlarımızda da hiç çekinmeden
sürekli konuştum ve güldüm.
Bu sabah (Cumartesi) işe
geldim. Sabah her zamankinin aksine çok rahat, şarkı
mırıldanarak kalktım. Eşim beni işe bırakırken sürekli
gülüyor ve şarkı söylüyordum. Eşimi sık sık yüz ifademe,
mutluluğuma şaşkın bir sevinçle bakarken gördüm. Hatta espri
olarak 'sürekli hipnozda kalsan ne güzel olur' dedi.
İş yerinde yalnız kalınca da
sürekli (makaraların boşalması gibi) geçmişim hakkında yeni
bakış açısı ile düşünmeye başladım. Bazı şeylerin cevabını
buldum galiba.
Sizi tekrar görene kadar bana
söyleyeceğiniz bir şey varsa mail atarsanız sevinirim.
32 yaşında yukarıdaki mailin sahibi olan bayan olan
danışanım bazı depresyon+sosyal fobi şikayetleri ile
müracaat etti. Toplum içinde kendini ifade edememe,
insanlara bir çok tavizler verme, otoriteden aşırı korkma,
mükemmeliyetçilik, en iyi olamayacağım korkusu, konsantre
olamamak, kitap okuyamamak sorunlarının temellerini
oluşturmakla birlikte bu sorunlar yaşamdan zevk almasına
engel oluyordu. Ön görüşme sırasında şikayetlerini
yukarıdaki gibi ifade ettikten sonra ilk söz olarak despot
bir babası olduğunu söyledi. Bir ecnebi (müslüman olmayan
T.C vatandaşı) kızı idi. Sonra "Babam beni diğer
kardeşlerime nazaran daha çok seviyordu. Diğer kardeşlerime
hep beni örnek gösterirdi. Okulda çok başarılıydım. Lise
birincisi idim. ODTÜ’ye girdiğimde burada birinci
olamayacağını anladım ve bir boşluk dönemine girdim." dedi.
Devamı >>>Burada
Örnek
Yutkunma Problemi
32. Yaşında Orduda oturan ve
bir fabrikada elektrik mühendisi olarak çalışan bir kişiden
müracaat aldım. Kişi asıl sorununun bir çok yerde
yutkunmaktan dolayı yaşantısının büyük bir sorun olduğunu
söylüyordu. Yutkunmaktan dolayı doğru düzgün yemek
yiyemediğini su içemediğini söyleyince hemen bir bardak su
getirdim ve içmesini istedim. İlk etapta suya sadece
dudağını değdirebildi 1-2 dakika sonra bir su bardağının
1/5'i kadar suyu ancak içebildi. Bu sorununun 6 yıl önce
belirdiğini söyledi. Fabrikada öğle yemeğinde iken boğazına
bir lokma takılmış ve kendi ifadesine göre bir boğulma
tehlikesi atlatmış. Bu olayın öncesinde ise gece boğulduğunu
gördüğü kabusları olabiliyormuş. Çocukluğunda boğazı ile
ilgili bir çok hastalık geçirmiş.
İçine kapanık olduğunu, işini
pek sevmediğini, işinin çok monoton olduğunu, aceleci
olduğunu, çok duygusal olduğunu, çabuk alındığını, her şeye
çabuk inandığını söyledi.
Tek sorununun yutkunmak
olmadığını bazı önemsiz konuları rahatlıkla bir saplantı
haline getirdiğini söyledi. Örneğin bir sohbet esnasında bir
ses sanatçısının adını hatırlayamamış. O gece bu yüzden
uyuyamamış.
Doğrusu danışanımın
probleminin asıl nedeni hakkında benimde şüphelerim vardı.
Öğle yemeği esnasında boğazına bir şey takılması mantıklı
bir açıklama gibi görünse de belki kişi psikolojik ortam
nedeniyle bu olayı büyültmüş olabilirdi. Bu sorunun nedenini
yine hipnozdayken danışanıma sormayı tercih ettim. Hipnozda
şimdi öyle bir rüya göreceksin ki bu rüya yutkunma sorununun
nedenlerini bana açıklayan bir rüya olacak dedim. Hipnotik rüyasında kendini bir fındık bahçesinde gördü. Tabi
ilk önce kendisi rüyasına anlam veremedi. Fındık bahçesi bu
danışanım için sevmediği zor işlerin sembolüydü. Çünkü
hayatında ilk işi bir fındık bahçesinde
çalışmaktı. Yani danışanım bana hipnozda kendini bir
fındık bahçesinde görerek şunu söylemek istiyordu, ya da ben
öyle anladım. " Yutkunma sorunum var çünkü iş yerimde sadece
boğazım için çalışıyorum. İşimi sevmediğim için bu
soruna sahibim. İşimi sevmediğim gibi konuşmayı da
sevmiyorum (boğaz ile konuşulur). Kendimi zorlaya zorlaya
çalıştığım için ve bu duygularımı kimseye açamadığım için bu
soruna sahibim. İş yerinde kendimi gerdiğim için yutkunarak
boğazım da geriliyor. (Boğaz bu vakada iş yaşantısının
yerini sembolik olarak almıştı). " Danışanım işi ile ilgili
bastırmaya çalıştığı duygularını boğazında meydana getirdiği
yutkunma sorunu ile ifade ediyordu.
Kendisine fındık bahçesinin
anlamını açıkladıktan sonra her zaman kullandığım yöntemlere
benzer yöntemleri kullanarak ilk seansı bitirdim.
Hipnozdan sonra sehbanın
üzerinde duran sürahiden 1 dakika içinde 4 bardak su içti.
En son bardağı yudumlarken istedikten sonra yutkunmaya
takılmadan su da içilebiliyormuşum :))) dedi ve memleketine
döndü.
>>>
SAYFANIN
DEVAMI (DİĞER ÖRNEKLER)