> ANA SA
YFA

           

İmge Terapi   isimli kitabımın önsözü ve arka kapak bilgileri aşağıdadır.

ÖNSÖZ

        İmge terapiye giden yolculuğum üniversite birinci sınıfta Freud’un rüyalar kuramı ile tanışmam ile başladı diyebilirim. Bu kuram beni oldukça etkiledi. Psikanalize hiçbir zaman ilgi duymasam da Freud’un rüyalar konusundaki düşüncelerini birkaç nokta hariç oldukça gerçekçi buluyordum. Yakınlarımın ve danışanlarımın rüyalarını uzun yıllar takip ettim. Rüyaları anlamamda kendi rüyalarım da oldukça etkili oldu.  Freud’un savunma mekanizları kuramı da bana oldukça gerçekçi geliyordu. Ancak savunma mekanizmaları kullanan bir bilinçdışı sistem aptal olamazdı. Kendini savunabilecek kadar zeki olan bir sistem ile neden doğrudan bir iletişim kurulamasın ki? Ancak o dönemde bu doğrudan yolu bilmiyordum. Arayış içindeydim. Üniversite bittikten sonra arayışım, ilgi ve alakam Jung’un analitik psikolojisine kaydı. Jung’un bilinçdışı zihin konusundaki yaklaşımının uzun süre etkisinde kaldım.

             Belki de bilinçdışı zihin konusundaki merakımdan dolayı hipnoza yöneldim. Freud ve Jung hipnoterapiyi kullandı ben de kullanmalıyım ve öğrenmeliyim diye hissettim. Hipnoterapiyi önemli bir araç olarak seanslarımda kullandım. Ancak hipnoz denilince akla ilk önce telkin geliyor. İyi de doğru telkinin ne olduğunu nereden bileceğiz? Ayrıca doğru telkini bilsek bile telkin her sorunu çözmez ki. Sorun çözülse bile telkin danışanlara içgörü kazandırmaz ki. En doğru telkinin kişinin kendi gerçeğini görmesi olduğuna inandım. Zaten kendi gerçeğini gören bir insanın için en güzel telkin gördüğü bu gerçektir. Sonuçta gerçekleri aramak için hipnozu kullandım. Daha doğrusu hipnozda imgelemi kullandım. Hipnozu kullanarak bilinçdışı zihni tanımanın yollarından biri de ideamotor teknikleri kullanmaktır. Ancak idemotor teknikler bir çok insanda işe yaramaz. Niye işe yaramadığını da kimse bilmez. Kullana kullana hipnoterapi de de imgelemin çok önemli bir yeri olduğunu fark ettim.

             Ancak hipnozu kullanmak hipnoz konusundaki önyargılardan dolayı bazen zor olabiliyordu. Örneğin insanlar hipnozda sanki narkozdaymış gibi bilinçlerini kaybedeceklerini sanırlar. Yani “düşünüyorum öyleyse hipnozda değilim” önyargısı bir çok insanda vardır. Daha kolay uygulanabilir, daha hızlı, daha etkili, daha kısa teknikler aramaya devam ediyordum.

             Bir dönem Ericksonian Hipnozla ilgilendim. Bu konuda bir de kitap çıkardım. Bu kuram da da bilinçdışı zihin önemli bir yer tutuyordu. Erickson bilinçdışı zihni yararlı ve üretken bir şekilde kullanıyordu. Ancak bu kuram bilinçdışı zihne ulaşmak için dolaylı yollar kullanıyordu. Peki direk telkinlere yanıt vermeyen bilinçdışı zihin neden indirek telkinlere yanıt versin ki? Vermek zorunda değil ki. Örneğin size bir arkadaşınız bir isteğini doğrudan söyledi yapmadınız. Arkadaşınız isteğini dolaylı yoldan söylerse de kendinizi o isteği yerine getirmek zorunda hissetmesiniz. Yani bir telkinin indirek olması o telkinin kalitesini arttırmaz. Örneğin sevgili can dostum Dr.Murat Ulusoy’a İstanbul’a gelmesi için direk veya indirek binlerce kez telkin verdim. Hiç birisi işe yaramadı. Çünkü ne direk ne de indirek hiçbir telkin Murat’ın kendi içsel gerçeğinden daha önemli olamazdı. O zaman benim Murat’ın kendi içsel gerçeğini bilmeye ihtiyacım var. Oysa Ericksonian kuram bilmeye değil telkinlere ve tekniklere önem veriyordu. Sonuçta Milton H.Erickson beni oldukça etkilemiş olsa da Ericksonian  kuram tüm ihtiyaçlarımı karşılamıyordu. Tam olarak aradığımı bu kuram da da bulamamıştım. Ancak arayışım sürüyordu.

             Sayın Dr.Tahir Özakkaş sayesinde katatimi yöntemi ile tanıştım. Katatimi yönteminin Türkiye’deki tek temsilcisi olan sayın Doç.Dr.Ali Babaoğlu’dan eğitim aldım. Sayın Ali hocam zihnimdeki bir çok soru işaretinin yanıtlanmasını sağladı. Katatimi konusunda birkaç workshop organize ettim. Ancak katatimi tekniğinde standart imgeler vardı. Standart imgeler eşsiz bir canlı olan insana bir yere kadar ulaşabiliyordu. Katatimik teknikler ruhun genel durumu konusunda bilgi verebilmekle birlikte özele inmede yetersiz kalıyordu. Oysa benim insan ruhunun daha derinlerine, daha kişiye özel bölgelere inmeye ihtiyacım vardı. Örneğin katatiminin standart imgelerinden olan “ev” imgesi danışanın benlik saygısının düşük veya yüksek olduğunu çok güzel belirleyebiliyordu. Ancak bu yeterli değildi; çünkü ben benlik saygısının neden, nasıl, ne zaman düştüğünü bilmek istiyordum. Katatimi bu konuda yetersiz kalıyordu. Ancak katatimik teknikleri uygularken duygu ve imge arasındaki uyum ilk defa dikkatimi çekti. Çünkü danışanların duyguları iç dünyaları ve imgeleri % 100 yakın bir oranda örtüşüyordu.

             Bilinçdışı zihnin araştırması projektif testlerle, rüyaların yorumu ile, serbest çağrışım ile yapılıyordu. Bu tekniklerin hepsi dolaylı tekniklerdi. Bilinçdışı zihin ile iletişimin daha doğrudan yolları olabileceğini hissediyordum. Bilinçdışı dünyamıza giden daha kısa yollar olduğunu hissediyordum. Bilinçdışı zihnin analize beş yıl sürmemeliydi. Sonuçta bilinçdışı zihne giden en kısa yolun imge-duygu otobanını kullanmak olduğunu fark ettim. Bu otobanı keşfetmem sayesinde yolculuk çok çok kısaldı.

             Şu an mesleki geçmişime şöyle bir baktığımda imgelem ve bilinçdışı kelimelerinin beni bir mıknatıs gibi çektiğini görebiliyorum. İlgilendiğim her yaklaşımda imgelem ve bilinçdışı zihin çok önemli bir yer tutuyordu. Bu tesadüf olamazdı. On yıl içerisinde düşüncelerim, ilgilerim, ilgilendiğim kuramlar çok değişti. Ancak değişmeyen tek şey bilinçdışı zihin ve imgeleme olan ilgimdi. Bilinçdışı zihin benim her zaman ulaşmak istediğim bir kent oldu. İmgelem ise bu kente giden en güzel, en heyecanlı ve bol bol doğa manzaralı bir yol oldu.

             Bu yolculuk esnasında uygulamalarım çok önemli değişiklikler göstermeye başladı. Ta ki imge duygu otobanını keşfedene kadar. Tüm bu yolculuğun sonunda bu kitap ortaya çıktı. Bu kitap bu yolculuğun sonunda benim zihnimde kalanlardan üretilmiştir. Bu keşiften sonra uygulamalarım standart hale gelmeye başladı. Çünkü tüm ihtiyaçlarım artık karşılanıyordu. Sanıyorum ki ben bu ulaştığım kente temelli yerleşeceğim. Çünkü bu kent (imge terapi) hem benim için hem danışanlarım için çok rahat. Bu kent öyle bir kent ki hem yol üzerindeki diğere kentlere çok benziyor hem de çok farklı.

             Bundan sonraki kitabım ise aynı konuda olacak. Yani sizlere bu güzelim kenti anlatacağım. Ancak uygulama ve örneklere ağırlık vereceğim. Benim bu yolculuğumu ve ulaştığım kenti daha yakından tanımak isteyen, uygulayarak öğrenmek isteyen meslektaşlarım bana ulaşabilirler.

             Önemle hatırlatmalıyım ki imge terapi otobanını kullanmak için ehliyetiniz olması gerekir. Bu ehliyete hekimler, psikologlar, ve psikolojik danışmanlar sahiptir.

             Bu yolculukta karşılaştığım, yardımını gördüğüm herkese teşekkür ederim.

                                                               Uzm.Psikolog Tuncay ÖZER

                                                               Eylül 2006, Bakırköy, İstanbul           

 

ARKA KAPAK

             Neden kendimi sevmiyorum? Neden iltifatlardan rahatsız oluyorum? Neden duygusal açıdan bu kadar kırılganım? Neden dikkatim kolayca dağılıyor? Neden yalnızken televizyonu açık tutma ihtiyacı duyuyorum? Neden çok basit kararlar vermek çok uzun zamanımı alıyor? Neden kendime karşı bu kadar acımasız ve katıyım? Neden bir işi mükemmel yapmaya çalışarak sonuçta hiçbir şey yapmıyorum? Neden ret edilmekten çok korkuyorum? Neden her iyi şeyin arkasından kötü bir şey geleceğine inanıyorum? Neden benim hatam olmamasına rağmen özür diliyorum? Neden hayır diyemiyorum? Neden her zaman başkalarına uyuyorum? Neden hiçbir zaman kontrol edemeyeceğim şeyler için endişeleniyorum? Neden değerli bir şeye sahip olursam elimden alınacakmış gibi geliyor? Neden beni mutsuz eden şeyleri ısrarla yapıyorum? Neden sürekli birileri tarafından güdülmeye ihtiyacım var? Neden hiçbir şeyi sevemiyorum? Neden aşık olamıyorum? Neden yaşanılan anda değil de ya geçmişte ya da gelecekte yaşıyorum? Neden bir çok kurs ve eğitime para yatırıp sonra yarım bırakıyorum? Neden sürekli kendimi başkaları ile kıyaslıyorum? Neden kendimi önemsiz ve değersiz hissediyorum? Neden kendimi sürekli engelliyorum? Neden bu kadar çok hayal kuruyorum? Neden içimden sürekli kendi kendime konuşuyorum? Neden dünyanın en şanssız inansı olduğuma inanıyorum?Neden bana yardım etmek isteyenleri geri çeviriyorum?  Neden kendim için hiçbir şey yapmıyor iken insanlara yardım etmeyi abartıyorum?

          İnsanlar tüm bu soruların yanıtlarını bilmek isterler. Ancak bu soruların yanıtı bireye özgüdür.Tüm bu soruların yanıtı içimizdedir. Bu kitapta içimizde olan yanıtlara ulaşmanın teknikleri anlatılmaktadır. İçimizdeki yanıtlara ulaşıldıktan sonra kendi içsel güçlerimizi harekete geçirebilmek için bir metodoloji sunulmaktadır.

         Bu kitap kendi içsel gerçeğini aramanın bir sentezidir. Bu kitap bilinçdışı zihin ile doğrudan, net bir iletişim kurmanın teknik ve uygulamaları hakkındadır. Üstelik bilinçli zihniniz her şeyin farkındalığını yaşarken ve kontrol sizdeyken. Bu kitap ruhunuz ile dost olabileceğinizi, onun ile sohbet edebileceğinizi uygulama ve örnekleri ile gösteriyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1.Kitabım Ericksonian Hipnozun baskısı malesef Tükenmiştir. Bir sonraki baskı duyurulacaktır.

 

 

 

Psikolog Tuncay ÖZER  BAKIRKÖY / İST.