MAKALELER

Hipnoterapi hakkında daha fazla bilgi edinebileceğiniz uzman makaleleri.

Bilinç Nedir?

Bilinç, basit bir şekilde tanımlanırsa farkındalık ya da bireyin kendi varlığının farkında olmasını sağlayan süreçlerin bütünü olarak tanımlanabilir. İnsanlarda farkındalığın, duygunun, algının ve bilginin merkezi olan yetenek olarak da tanımlanabilir. Fakat aynı terimin biyoloji, psikoloji, sosyoloji ve felsefe alanlarında kullanılış şekli arasında bir fikir birliği yoktur, çok farklı biçimlerde kullanıldığı görülebilir.

Farklı Alanlarda Kullanılan Bilinç Kavramları

Biyolojide ve tıpta kullanılan bilinç kavramı, beynin ve merkezi sinir sistemi içinde bulunan diğer bölümlerin bir işlevi olarak anlatılabilir. Çeşitli uyaranların duyu organları tarafından algılanarak sinir sistemi tarafından beyne iletilmesi, elde edilen bilgilerin beyinde ayıklanıp işlendikten sonra tepki verilmesi bilinç olarak kabul edilir. Dolayısıyla bu süreci aksatan/değiştiren herhangi bir durum işlemin sonucunda farklılık yaratabiliyor. Örneğin işitsel engelli biri işitsel uyaranları alamadığı için diğer bireylerin ulaştığı sonuca ulaşamaz. Benzer şekilde alkol alan kişinin zihinsel işlevlerinde bozulma/yavaşlama olması da işlem sonucunda ortaya çıkan tepkilerin farklı olmasına, hareketlerde dengesizlikler olması gibi sonuçlara ulaşılmasına neden olacaktır.

Psikolojide ve psikiyatride kullanılan bilinç kavramı ise birey ile çevre arasındaki etkileşimi çok daha karmaşık bir süreç olarak kabul eder. Fiziksel uyaranların yanı sıra ruh halinin de bilinci, algıyı ve verilen tepkiyi değiştirdiğini düşünür. Bütün uyaranları algılamasına imkân olmayan birey, ruh halinin kötü, sıkıntılı olduğu durumlarda farklı bilinç seviyelerine ulaşabilir, farklı tepkiler ortaya koyabilir. Buna benzer biçimde girişken, atılgan bir kişiliğe sahip olan bireyle mahcup, sıkılgan yapıdaki bir başka birey arasındaki bilinç düzeyi farklı olabilir.

Felsefedeki bilinç kavramı, savunulan felsefi sisteme bağlı olarak farklılıklar gösterir. Pozitivist felsefeler tarafından beynin bir işlevi olarak kabul edilen bilinç, daha önceki felsefi sistemlerde fiziksel dünyayı oluşturan olgulardan farklı, ayrı bir yetenek olarak kabul edilmiştir.

Sosyoloji açısından değerlendirilen bilinç kavramı ise, değişik insan grupları içinde yaşayan bireyin farklı özellikler gösterdiğini, farklı bilinç düzeylerinde bulunduğunu göstermektedir. Ergenlik döneminde içinde bulunduğu grupların etkisiyle kural tanımaz bir birey olarak kendisini gösteren, buna uygun davranış kalıpları sergileyen bir kişi, yetişkinlik döneminde içinde bulunduğu grubun/grupların katkılarıyla uyumlu, kurallara bağlı bir kişilik olarak görünebilir. Dolayısıyla bireyin içinde bulunduğu sosyal gruplar/ortamlar, kişinin farklı dönemlerde ve yerlerde farklı bilinç düzeylerinde bulunmasına yol açar. Siyasi veya dini yapılanmalar düşünüldüğünde bu düşünceye uygun örnekler çoğaltılabilir.

Bilinç ve Zihin

Bilinç farklı bilim dalları tarafından farklı özelliklere sahip olan bir kavram olarak tanımlansa da, hepsinde bireyin kendi varlığının farkında olması (farkındalığını yorumlaması) anlamı vardır. Bu yorumlama ve farkındalık haline erişme yeteneğinden söz etmek için zihnin varlığından ve öneminden söz etmek gerekir.

Bilinç ve zihin bazı kaynaklarda eşanlamlı sözcükler, kavramlar olarak gösterilirler ama öyle olmadıklarını söylemek gerekir. Zihin, bilinç akışı olarak tanımlayabileceğimiz ve beynin bilinçli süreçlerinin tamamını içeren bir yetenek/süreç olarak tarif edilebilir. Özellikle modern görüşlerle tarif edilen zihin, bir düşünce hali ya da bilinçli olma hali olarak anlatılan durumdur.

Bu durumda zihin kavramının bilinç kavramını ya da bilinçli olma halini kapsayan daha geniş bir kavram olduğu söylenebilir. Biyoloji biliminde veya felsefede kullanılan bilinç kavramına daha yakın olan bu düşünce, bilinç kavramının fiziksel bir işlev, beynin bir fonksiyonu olarak kabul etmeyi sağlar.

Ruh durumunun, hâletiruhiyenin bilinci etkilediğini söyleyen psikoloji alanındaki bilinç kavramı ise, ‘ruhsal bilinç’ olarak tanımlayabileceğimiz ve zihinde şekillenen durumun/tepkinin, akıl ve fiziksel süreçler sayesinde oluşan bilinç kavramıyla bir araya gelmesi olarak açıklanabilir.

 

Algı Nedir?

Algı, psikoloji ile zihin ve zekânın işleyişini ele alan bilişsel bilimlerde duyusal bilgilerin alınması, yorumlanması, seçilmesi ve düzenlenmesi anlamında kullanılan bir kelimedir. Kısacası duyusal organlar tarafından alınan bilgilerin yakalanmasını sağlayan, bilgileri işleyen ve anlamlı hale gelmelerini sağlayan yetenektir.

Algı, ‘duyum’ terimiyle karıştırılan bir terim olarak gösterilebilir. İki terimin birbirinden farkı ise algı ve duyum arasında yorumlama farkı bulunmasıdır. Yani duruma anlam yüklenmesi, algının oluşmasını sağlar. Örneğin kapı zilinin çalması bir uyarandır. Uyaran duyu organını (kulaklar)etkilediğinde uyarım meydana gelir. Duyu organı bu uyaranı aldığında duyum meydana gelir. Bunun kapı zilinin sesi olduğunun fark edilmesi ise algı olarak adlandırılan durumun meydana gelmesi demektir. Algının ortaya çıkmasını sağlayan, ses, ışık, koku ya da basınç olabilen uyarımları alarak sinirler aracılığıyla beyne ulaştıran duyu organlarının meydana getirdiği ‘duyum’dur.

Algının Aşamaları

Algı, duyu organlarının fiziksel olarak uyarılmaları sonucunda sinir sisteminde meydana gelen sinyallerin yorumlanması olarak da tarif edilebilir. Örneğin görme ya da görsel algı, gözün retinasına düşen ve görülebilir spektrum dâhilinde ‘görmeyi’ sağlayan, algılayabilmeyi sağlayan yetenek olarak tarif edilebilir. Fakat bu fiziksel uyarı ‘algı’ terimini tarif etmek için yeterli değildir.

Algılanan görüntülerin tamamı (alınan bilgi miktarı) işleme kapasitemizin üzerine çıkar. Dolayısıyla dikkat, tecrübe ve ihtiyaçlar doğrultusunda yapılan seçimler, yapılan seçimler sonucunda öne çıkan uyaranların gruplanması (organizasyon) ve seçilip düzenlenen uyaranların yorumlanması ve anlam kazandırılması, algı sürecinin tamamlanmasını sağlayan aşamalardır.

Kısacası algı, fiziksel uyaranlar aracılığıyla duru organlarına yansıyan ve beyne iletilen bilginin seçilmesini, düzenlenmesini ve yorumlanmasını kapsayan bir süreçtir. Bu aşamalar şu şekilde verilebilir:

  • Seçim: Günlük olarak alınan bilginin dikkat, tecrübe, ihtiyaçlar ve tercihler aracılığıyla seçildiği, filtrelendiği süreç.
  • Organizasyon: Yapılan seçim sonrasında toplanan uyarıcıların belli kriterlere göre düzenlendiği süreç.
  • Yorumlama: Seçilen ve düzenlenen uyaranların yorumlandığı, anlam kazandırıldığı süreç. Yorumlama tecrübeler ve beklentiler ışığında tamamlanan bir aşama olarak gösterilebilir.

Algıda Seçim

Duyu organlarına çok fazla sayıda uyaran gelir ama bunların hepsi algılanmaz. Örneğin kişinin sürekli bulunduğu ve uyarıcıları daha önce de aldığı algı alanları, işlenecek bilgilerin/seçimlerin daha büyük bir kısmını oluşturur. Dikkat, tecrübe, ihtiyaçlar ve tercihler sayesinde yapılan seçimler, algının daha sonraki aşamalarına aktarılacak olan bilgilerin ortaya çıkmasını sağlar.

Algıda Organizasyon

Uyarıcılar bedene tek tek gelse de, uyarıcılar büyün olarak algılanır. Aşağıdaki etkenler uyarıcıların anlamlı bütünler haline getirilmesine yardımcı olan etkenlerdir:

  • Benzerlik: Birbirlerine benzeyen nesneler bütün halinde algılanır. (Örneğin) Basketbol takımının oyuncuları bir grup olarak algılanır.
  • Devamlılık: Birbirini takip edecek şekilde özellikleri bulunan uyarıcılar bir bütün olarak algılanır.
  • Gruplama: Farklı ipuçları sayesinde bazı benzerlikleri sayesinde gruplanan uyarıcılar daha kolay biçimde algılanır.
  • Yakınlık: Birbirlerine yakın zamanlarda ve yerlerde alınan uyarıcılar bütün olarak algılanır.
  • Simetri: Simetrik uyarıcılar, dağınık duran uyarıcılara göre daha farklı biçimde algılanır.
  • Zıtlık: Nesneler arasındaki zıtlık daha kolay algılanmalarını sağlar. Şişman adam-zayıf adam arasındaki zıtlık, söz konusu olan uyaranların daha kolay algılanmasını sağlar.
  • Tamamlama: Uyarıcılar arasında bulunan boşluklar, eksiklikler tamamlanır ve bu şekilde algılanır, anlam kazandırılır.

Algıda Yorumlama

Uyaranlara anlam kazandırılan, algı sürecinin tamamlanmasını sağlayan yorumlama, algılama fonksiyonunun en dikkat çekici bölümlerinden birisidir. Seçim ve yorumlama aşamalarında da ihtiyaçlar, tercihler ve tecrübe öne çıkar ama yorumlama sürecinde uyarana anlam kazandırılması, söz konusu uyaranın tamamen farklı bir hale gelmesine neden olabilir.

Örnek vermek gerekirse, otomobilin motorundan çıkan yüksek bir sesin (uyaranın) seçilme ve yorumlanma sürecinde çok fazla değişikliğe uğramayacağı söylenebilir. Ama bu uyaranın önceki tecrübelere dayanarak ‘silah sesi’ şeklinde yorumlanması, otomobil motorundan çıkan bir ses olarak algılanması haline göre çok daha farklı tepkilerin ortaya konmasına neden olabilir.

 

Borderline Kişilik Bozukluğu Hipnozla Tedavisi

27 yaşında bir erkek olan danışanın (G.İ) başlıca sorunları aşağıda sıralanmıştır.

1- İnsanlarla iletişim kuramama ve sosyal fobi. Çevredeki insanlarla iletişimi tanışma faslından ileriye fazla götürememe.

2-Ruh halinin ve duygu durumunun sebepsiz yere iniş ve çıkışlar göstermesi (Borderline K.B). Danışan bu durumu şu cümlelerle ifade etmektedir:

Bugün kendimi bir yere ait hissetmiyorum. Yaptığım şeylerden sıkılıyorum başlarken hevesle başlıyorum sonunu getirmede sorun yaşıyorum. Bırakıp kaçmak benim için daha kolay oluyor.

3-Kronik depresyon. Danışan bu durumu şu cümlelerle ifade etmektedir:

“Kendiliğinden gelen karamsarlık ve mutsuzluk yakama yapışmış.”

4-Genel anksiyete bozukluğu. Danışan bu durumu şu cümlelerle ifade etmektedir: “İçsel olarak huzursuzum, kaygılıyım  peki ama neyin huzursuzluğunu, neyin kaygısını,neyin endişesini yaşıyorum? Tam olarak bilmiyorum.

5-Dikkat, konsantrasyon, bilişsel işlevler  ve hafıza işlevlerinde bozulmalar. Danışan bu durumu şu cümlelerle ifade etmektedir:

Algıda, muhakemede, yorum yapmada, bilişsel işlevlerimde eksiklikler var bunu biliyorum. Çünkü bir konu konuşulduğunda geç anlıyorum. Konuyu toparlayamıyorum. Dikkatim dağınık. Okuduklarımı hafızamda tutamıyorum.

6- Yüz ifadesi, dış görünüşü ve mimikleri hakkında şiddetli obsesyonlar (takıntılar).

Danışan bu yukarıda sıralanan sorunları hakkında şöyle diyordu: ” Yoksa bir ömür böyle yaşamak işkenceden farklı değil”

Danışan G.İ’nin seanslarımızdan sonra yaşadığı değişimlere çok somut bir örnek vermek isterim. Seanslarımızın ilk günlerinde danışan yaşadığı bir olayı şu şekilde anlatmaktadır:

“Aşağı indim, hizmetli adam ( her şeye burnunu sokan biri) bana “Hocam sen nasıl adamsın ya hiç sigara vermiyorsun içelim “dedi. O an aklımdan şimdi bu adama ne söylesem düşüncesi geçti. Bu davranışı adamın kendisine göre normal, rahatsız olmuyor. Ama kurduğu cümle hoşuma gitmedi, adamın kurduğu cümle karşısında canım sıkıldı. Sigara vermedim. Adama herhangi bir yanıt da veremedim. Ciddiye almadım adamı. “

G.İ bu yukarıda bahsi geçen hizmetli adamla aynı olayı, daha sonra da yaşadı. Ancak bir farkla. Bu sefer adama öyle bir söz söyledi ki adam bir daha uygunsuz sözlerle sigara isteme cesareti gösteremedi. İkinci sefer yaşanılanları G.İ’nin ağzından dinleyelim:

“Bahçede otururken sigara isteyen hizmetli benden yine sigara isteyince, o an bende bu adamdan ne istesem diye düşündüm.  Sigarayı vermeden önce elimdeki çay bardağını adama uzatarak  “ bu çay bardağını sana zahmet götür “ dedim hizmetliye. O da “tamam” dedi. Ben de bir tane sigara verdim. Böylece eşit olduk. Ve bunu yaptığım için rahatladım.”

Yukarıda okuduğunuz örnek seanslarımızdan sonra G.İ’nin yaşadığı değişime bir örnektir. Danışan başka bir çok değişimler de yaşadı. 24.Seansın sonucunda yaşanılan değişimi aşağıdaki G.İ’ ye ait paragraftan tahmin edebilirsiniz:

10.10.2010

22.30, bugün güzel bir gündü. Ne duygusal iniş çıkışlar ne de insanlardan kaçış düşüncesi hiçbir şey yoktu. Her şey çok güzeldi.Sabah 09 da iş yerinde bir  sunumum vardı. Gayet sakindim. Hafta sonu terapim gayet iyiydi. Ama bu terapinin ayrı bir özelliği oldu. Tuncay hocam da çok ilgiliydi. Algı konusunu bugün gün içerisinde sürekli düşünüp ,uyguladım. Terapimdeki notları tekrar ettim ve Tuncay hocamın “daha teşekkür içinde erken. Çünkü asıl gelişmeler bundan sonra olacak” cümlesi bende genel yaşantıma bakış açımda, hayata bakış açımda yeni bir umut oldu. Aslında dediği gibi, asıl gelişmeler yaşanmaya başladı. Özellikle algılama konusunda. Çok şükür, eski günlerdeki duygusal iniş çıkışlar, sosyal izolasyon, içsel konuşmalardaki sayısız düşünceler ve daha neler neler, bunlar yok artık. Mutluyum. Kendimi, bedenimi, çevremi, duygularımı, düşüncelerimi algılayabiliyorum. Korkmuyorum eskisi gibi olmaktan ama uygulamalarımı her zaman için devam ettireceğim. İyi ki varsın hocam, iyi ki varsın.

Danışanın yaşadığı benzer değişimleri onun terapi günlüğünü (aşağıda) okuyarak takip edebilirsiniz.

27.02.2010

Bugün pazar genel olarak duygu durumum iyiydi. Öğlene doğru  ruh halimin yavaş yavaş düştüğünü hissettim. Kendimi kötü hissettim garip bir duyguydu.  O an aklımdan geçen düşünce neydi bilmiyorum sonra eve geldim rahatladım evdeyken daha rahattım dışarı çıkınca neden kendimi kötü hissettim bilmiyorum genelde bazen yalnız kaldığımda iyi geliyor, bazen de yalnız kalmak çok canımı sıkıyor, bir şey yapasım gelmiyor .

Bugün dışarı çıkmadığım için sıkılmıştım  saat 21:30 eşime dışarı çıkacağımı söyledim ve babamlara gittim giderken sevinçliydim. Eve girdikten 5 dk sonra kendimi kötü hissettim. Babamın her zaman ki nasihatlere başlaması geçmişten konuşması canımı sıktı.  Çünkü babam sürekli geçmişten konuşur. Kardeşlerimden biri ve ya ben kendine göre yanlış olan bir şeyi yaptığımızda bunu defalarca söyler. Gerektiğinde çok fedakar biridir ama aynı zaman değişik biridir. Kendi evime geldiğimde saat 23:00 geliyordu. 23:20 de ağlamaklı bir ruh haline girdim moralim bozuktu  şuan geçti saat 00:32 pek iyi olmasam da idare eder.

28.02.2010

saat 09.57. Şuan iş yerindeyim. Şuan dingin bir ruh haline sahibim. Kaygısız ve rahatım.  İlginç bir durum. Geçen hafta huzursuzdum, konuşurken kasıntılıydım. Şimdi iş yerindeki arkadaşlarla konuşurken gayet rahatım.O huzursuzluk, karamsarlık zihnimin karışıklığı şuan yok bu çok güzel. Aynı serviste bulunduğum …………… ve ……………………kendi aralarında konuşuyorlar. Nedense az da olsa kendimi kötü hissettim. Sanki kendimi dışlanmış gibi hissettim. Konuşmaları bitince rahatladım.

Bir iki saat önce ki gibi  rahat değilim. Durgunum şuanda.……….. kendi işiyle uğraşıyor. ………….. kendi işiyle uğraşıyor. Diğer masada ki ……………. olan bayan kendi arkadaşıyla beraber bilgisayarla uğraşıyorlar. Beynimde, zihnimde ağırlık hissediyorum durgunlaşıyorum aşağı inip sigara içeceğim.

Evdeyim şuan. Şuan iyiyim daha  önceleri kendimi kötü hissettiğim zamanlarda lavaboya gider 3-5 dakika NLP tekniklerinden çapalama yöntemini uygulardım. Yapmacık bir kendini iyi hissetme durumu  olurdu, ancak kasıntılı olurdum. Son zamanlarda pek kullanmıyorum bu yöntemi. Bugünlerde hiç kullanmıyorum. İletişimde aktif olmak için kendimi moda koyardım. Sürekli kendime telkin verirdim. İletişimde iyiyim, aktif bir şekilde iletişimi gerçekleştiriyorum pozitifim, canlıyım cesaretliyim şeklinde çapalama yapardım. Evet o an için faydalı oluyordu gelip geçiciydi ve kasıntılı oluyordum.

Sabah 10.30 gibi iş yerindeyken aşağı kata indim.. faturalama departmanından ………….. bey ile biraz işim vardı.  Konuşmaya başladı. Konuştu, konuştu. Bende evet hayır şeklinde kısa cümleler kurdum.  Bir ara onun konuştuğunu dahi duymadım, dalıp gitmiştim. Sonra kendimi toparladım.…………….  bey rahat bir insan. Her ortamda konuşuyor. Yüz ifadesinde gariplik yok. Eleştirel bir yüz ifadesi yok bende çok  rahat olmasam da yine de rahattım. Ama durgundum. Adam sonra benimle çocuğu hakkında konuşmaya başladı. Konuşma isteğim yoktu. Bende önümdeki dosyayı hazırlıyorum. Adamla fazla göz kontağı kurup ta konuşmadım. İçimden sinirlenmeye başladım. İçsel konuşmam şuydu: Çalıştığımı görüyorsun daha neden benimle konuşuyorsun ki? dedim. Sonra aşağı indim sigara içmeye. Lavaboda aynaya baktığımda yüz ifademde bir şeylerin memnuniyetsizliği, durgunluk olduğunu gördüm. Ruhsal olarak durgundum, yüzümde ağırlık vardı. Şuan biraz iyiyim. Yazdıkça yazıyorum. Durgunlaşmamın nedeni o adamla konuşmam değildi. Kendiliğinden gelen karamsarlık yakama yapışmış. Lavaboya gittim, tekrar elimi yüzümü yıkadım, kendime çeki düzen verdim. Derin derin nefes aldım.  Pozitifim diyerek kendimi sıktım. Sonra servise geldim. Duygusal iniş çıkışlarımı tespit etmek için yazıyorum. İç dünyamı boşaltıyorum. Saat 16.28. Şuan rahatım ve iyiyim. Dikkatimi sürekli denetim altında tutacağım. İçinde bulunduğum “ana” odaklanacağım. Duygusal iniş çıkışlarımın neye karşı geliştiğini bulmaya çalışacağım. Gerçi kendiliğinden geliyor şuan. Arkadaşlar kendi aralarında konuşuyorlar. Benim için sorun yok ama ben fazla konuşmuyorum. Eski tanıdığım arkadaşlarımla gülüp konuşabiliyorum ama yeni tanıştığım insanlarla pek samimi olamıyorum, yakınlık kuramıyorum. Bankaya kredi kartına başvuru yapmaya gittim. İkinci kata çıktım. Üç dört masa vardı.  Sonra kendinden emin bir bayan işlemleri için bankacıyla görüşüyordu. Bankacıya soracağım soru başvuruyu nerden yapacağımdı. O kendinden emin bayan ve tanıdığım adam orada olduğu için başka gişe işlemcisinin yanına gittim. Neden orada sormadım? Sanırım konuştuğumda bana bakacaklardı. Aslında baksınlar hiç önemli değil, sorunda değil. Yüz ifademin mahcup görünmesinden dolayı mı yoksa  mahcup görüneceğim için mi vazgeçtim bilmiyorum.

Geçen yıl borderlinenın tedavisinde bilişsel davranışçı terapi çalışma kitabından kendime uygun notları alıp kendi üzerimde uyguluyordum. Mesela bir istekte bulunurken kendine güvenen bir ses toru ve beden duruşla hareket etmek gerektiğini yazıyordu.  Bunu sürekli uygulamaya çalıştım.  Ama sonra insanların yüz ifadelerinden ses tonlarından olumsuz etkilendiğim için pek kullanmamaya başladım.  Hani sert mi görünüyorum acaba diyerek vazgeçtim. Gerçi artık zihnimi toparlayıp kendimi kontrol altında tutacağım. Bir ara depresyonun bilişsel davranışçı terapi şekliyle tedavisi hakkında iyi hissetmek kitabını çok okudum.  Uygulamalarını ödevlerini yaptım.  Kitabın içindeki bazı uygulamaları da uygulamaya devam edeceğim. Aklımdan geçen hızlı olumsuz düşünceleri tespit etmeye çalışacağım. Aslında bunu önceleri çok uyguladım. Ama olumsuz düşünceleri, yanlış algılamalarımı, çaresizmiş gibi davranma durumlarını, köklü bir şekilde değiştiremedim. Bataklığı kurutmak gerekiyor. O da  olacak inanıyorum. Yoksa bir ömür böyle yaşamak işkenceden farklı değil. Şuan iyiyim.

01.03.2010

Saat 08.37 şuan iş yerindeyim. 20 dk önce geldim. Geldiğim ilk 10 dk iyiydim rahattım …………. beyle sohbet ettik. 10 dk dan sonra sıkılmaya başladım. Sohbetten değil, konuşulan şeyden değil, içimden sohbet edesim gelmedi. Biraz durgunlaştım. Sanırım insanlarla konuşmayı sohbet etmeyi pek sevmiyorum. Ama diğer taraftan konuşmayı sohbet etmeyi seviyorum. Nedense sonrasında sıkılıyorum. Şuan sessizleştim.  Aşağı sigara içmeye indim. Sigara içince daha çok durgunlaştım. Sigaranın etkisi de var. Halsiz olmamda ve kendimi yorgun hissetmemde.  Çevremdeki insanları gözlemliyorum. Çoğu yinede dengeli normal.  Rutin hayatlarına devam ediyorlar. Bende dışarıdan bakıldığında o kadar sorunlu görünmüyorum. Ama içsel olarak huzursuzum, kaygılıyım. Peki ama neyin huzursuzluğunu, neyin kaygısını, neyin endişesini yaşıyorum? Şuan hayatımda ters giden bir şey yok. Tam aksine terapinin hayatımda var olması beni rahatlatıyor. Bende bir şeyler kronikleşmiş. Depresif olma, keyifsizlik gibi. Ben bunları yazarken odada yalnızdım sonra ……….. geldi günaydın dedi. Günaydın dedim. Ne yaptın dedi. Bende aslında neyi ne yaptım diyecektim. Ama iyidir ne yapayım aynen devam dedim. Sonra …………odaya geldi …………. ………….. tokalaşıp günaydın dedi. Nasılsın üstat dedi. Onlar gülerek konuşurken bende onların sohbetine istinaden yapmacık bir şekilde gülümsedim. Yazımı yazıyordum. İçimde de ilginç bir  duygu yaşadım. Yapmacık bir şekilde gülümsemeyi bıraktım. Normal bir şekilde günlüğümü yazmaya devam ettim. Aklımdan neden benimle samimi, yakın bir şekilde konuşmadı şeklinde düşünce geçti. Az da olsa kızgınlık yaşadım. Kendi aralarında sohbet ediyorlar. Gerçi bende istesem konuşurum, sohbete katılırım,  neden dışlanmış hissedeyim ki. Kendimi ama konuşma isteğim yok, içimden gelmiyor.

Saat 09.30 ……………………………………….. geldim. girdiğimde girişte ayna vardı aynaya baktığımda yüz ifadem berbattı. Yani mutsuz, kaygılı, depresif, avare  bir yüz ifadem vardı.

Şuan beynim ağırlaşmış gibi durgun ve keyifsizim. Neden böyle oluyor bilmiyorum. İyi ki terapiye başladık yoksa kafayı yerdim. Çünkü kendime ne yapıyorsam olmuyor. Marketten az önce geldim. Yolda  giderken gergindim. Başımı kaldırmadan. Önüme bakarak yürüdüm. Normalde de sürekli birkaç metre önüme bakarak yürüyorum. Başı dik bir şekilde yürümeyi çok denedim. Ama yüz ifadem, gözlerim ışık tutulmuş gibi buruşuyor. gözlerimi kısıyorum. Önüme bakarak yürümek benim için daha rahat oluyor. Bu tarz bir yürüyüş geçmişteki bir olaydan dolayı suçluluk hissinin farklı bir şekilde dışa vurumu mu acaba? olabilir. 10 dk. önce lavaboya gittim. 5 dk zaman tuttum. 5 dk. Boyunca kaygı, üzüntü, ağlama hissi, durgunluk, öfke hislerini kendi kendime yaşamaya çalıştım. Bu duyguların beni kontrol etmesi yerine, benim onları kontrol etmem, stresin zihnimdeki ağırlığını boşaltması açısından  faydalı oluyor. Bazen böyle yapıyorum evde yastık ve yorganların olduğu odaya geçiyorum, yastıkları yorganları tekmeliyorum, yumruk atıyorum, bunu her gün yaptığımda öfkeli biri olmaya başlıyorum. Arada sırada yapmaya çalışıyorum. Şuan saat 20.30 evdeyim öğleden sonram rahat geçti.

Akşam eve gelince yemeğimizi yedik. Yarım sat televizyona baktım. Birazdan ….……………..dosyasını hazırlayacağım. Sevgili günlüğüm şuan çok iyiyim.  Öğleden sonram güzel geçti. Keyifliyim, her şeyin düzeleceğine inanıyorum. Gün içersindeki iniş çıkışlarımın gün boyu devam etmeyeceğini, geçici bir süre için böyle olduğunu sonra tekrar düzeleceğimi unutmayacağım. İnişlerim olduğu kadar çıkışlarımda oluyor. Şuan ki gibi ama neden inişlerim oluyor bunu iyi takip edeceğim. Okuduğum öğrendiğim psikolojik teknikleri uygulayacağım.  Gerçi bugüne kadar çok uyguladım bir şeyler değişmedi. Daha çok kendimle uğraşmaya  başladım. Kendimi aşırı kontrol etmeye başlamıştım. Kendimi tümüyle unutarak yaşantımla bir bütün olmayı denedim. İnsanlarla çok ilgilenerek iletişim kurmayı denedim. Faydası da oluyordu. Sonra benimde beklentilerim oluyordu. Onların da öyle davranması gerektiği gibi bir düşünceye kapılıyordum. Gerçi böyle bir düşünce pek gerçekçi olmaz. Herkes neticede kendince hareket eder.

……………………………’da çalışırken de böyleydim.  güne depresif başlardım. Ama kendimi modlardım. Rahatım, huzurluyum, pozitifim diyerek telkinler verirdim. Kendime ben canlı bir şekilde iletişim kurmaya çalışırken karşımdaki moralsizse bundan kendimi sorumlu tutardım. Okuduğum bir kitapta (dr.david bruns Un iyi hissetmek adlı kitabında) yazılan karşınızdakiyle iletişim kurarken yüz ifadesindeki  değişikliği, o kişiyle onun geçmişiyle bağlantılı olduğunu düşünün şeklinde yazmıştı. Çok doğru aslında.  Bende önceleri biriyle konuşurken konuşma isteği yoksa yada moralsizse benden benim iletişimden kaynaklandığını düşünürdüm. Gerçi sorardım da neden keyifsiz görünüyorsun diye. Onlarda yoo keyifsiz değilim derlerdi.

02.03.2010

Sevgili günlüğüm dün gece ………………..dosyasını hazırlarken dikkatimi toparlayamadığım için, okuduklarımı zihnimde tutamadığım için strese girdim. Üzerimde ağır bir yükmüş gibi hissettim. Keşke bu dosyayı almasaydım. Dosyayı nasıl düzenleyeceğim, Nasıl hazırlayacağım diye panikledim. Sabah uyanığımda gergindim. Sonra duş aldım rahatlamaya çalıştım. Duştayken gözlerimi kapatıp rahatım, huzurluyum, her şey yolunda diyerek kendimi motive etmeye çalıştım. Sonra mutluluk rolü yapmaya başladım. Çünkü kendimi kontrol etmedikçe bu ruh halim böyle devam edecekti. Biraz faydası oldu. Ama kahvaltı yaparken bir şey umurumda değilmiş gibi kendimce eğlenceli olamaya çalıştım. İş yerine gidince depresiftim. Bu durumu değiştirmek için lavaboya girdim. 5 dk süre tutup bu 5 dk boyunca kaygıysa kaygı, üzüntüyse üzüntü, ağlamaysa ağlama gibi ruh hallerini kontrol etmek için kasıtlı olarak yaşadım. Sonra iş yerinden izin alıp bankaya gittim. Bankadayken çok olmasa da rahattım. Saat 17.48 eve eşimle beraber yeni geldik. Bugünüm berbat geçti. Sabah uyandığımdan beri rahat değildim. İşyerindeki insanlarla konuşurken rahat değildim. Rahatmış gibi görünmeye çalıştım.

Bugün şunu fark ettim insanlarla aramda duvar örmüşüm. Ördüğüm bu duvarın malzemesi neyse bilmiyorum. Bu duvar rahat iletişim kurmamı engelliyor. Konuşamıyorum. Bir durum hakkında rahat yorum yapamıyorum. Herkes birbiriyle konuşurken ben sessiz kalıyorum. Sanki terk edilmiş, yalnız, birilerine muhtaç, bağımlı, çaresizmiş gibi.

Öğleden sonra iş yerinde müdürün odasında 7 kişi oturuyorduk. İki bayan beş erkek günlük şeylerden konuşuluyordu. Mesela bir tanesi biriçten konuyu açtı. Bende kendinden emin değil de hafif bir ses tonuyla; evet dedim briç çok geniş bir oyun, zeka oyunu dedim. Sanki bende bir şeyler biliyorum der gibi.

Kendimi bildim bileli babamla annem anlaşamazdı. Gerçi babam sürekli kavga çıkarırdı. Ve her zaman boşanmadan bahsederdi. Bende her zaman boşanın daha iyi olur derdim. İkinizi de çok seviyorum ama iyi olacaksa boşanın derdim. Sonuç değişmezdi. Babam boşanmazdı. Neden böyle bir ailemin olduğunu, neden mutlu bir aile tablosu yaşayamadım diye düşünüp üzülürdüm. Sonra kişisel algılamayın adında bir kitap okudum.  O kitapta psikalanize benzer yöntemler vardı.  Geçmişe mektup yazmak gibi. Bende yazdım. Yazdıkça yazdım, ağlayarak yazdım ve sonra herkesi hepsini affetiğimi yazdım. Psikolojik danışman bir arkadaşım vardı onunla da bu aile mutsuz aile tablom hakkında konuştuk. O da herkesin farklı bir aileye sahip olduğunu bu şekilde kabul etmemiz gerektiğini vb söylemişti. Bunların faydası oldu. Eskisi gibi ailemi sorun yapmıyorum. Sorun yaptığım tek şey bilinçaltımdaki etkisinden kurtulmak.  Şimdiki zamanımı, yaşamamı engellemesin kalıplaşmış olumsuzluları kırmak istiyorum.  Daha güvenli olmak istiyorum ve sanırım aile sorunum bende ait olma duygunu hiç yaşatmadı. Belki ondan dolayı bugün kendimi bir yere ait hissetmiyorum. Yaptığım şeylerden sıkılıyorum. Başlarken hevesle başlıyorum, sonunu getirmede sorun yaşıyorum. Bırakıp kaçmak benim için daha kolay oluyor. Bu yüzdende evlilik aşamasındayken borderline tanısı aldığımda ve özelliklerini en ince ayrıntısına kadar araştırdım. Bir işe başladıklarında çabuk sıkıldıkları ve bıraktıkları yazardı. Bende madem öyle değişmek istiyorsam sonuna kadar devam edeceğim demiştim. NişanlI iken eşimle anlaşamıyorduk. Bende sıkıldığım için anlaşamadığımı, farklı davranırsa her şeyin iyi olacağını düşündüğüm için evliliğe kadar ilerledim. ………………………………………………………………………………………………………………………………………….

Bunu söylerken yüzümün çok hafiften ilk defa uzun yıllar sonra ilk defa kızardığını hissettim. Sonra herkes kendi arasında normal sohbet ediyordu. Ben sessizce dinliyordum  onlar bir şeyler hakkında konuştuklarında benimde söylemek istediğim şeyler vardı. Ama söyleyemedim. Veya söylemedim bilmiyorum neden. Çevremdeki insanlara ısınamıyorum. Yakın bir sohbet kuramıyorum. İletişimi tanışma faslından ileriye fazla götüremiyorum. Sohbetlerde yorum yapamıyorum. Yorum yapacak bir şey bulamıyorum. bugün gündüz beynimde ağırlık vardı. Stersten dolayı stresin etkisi. Peki neden strese giriyorum.  Kimse bana kötü davranmıyor, küfreden de yok, inadına davranış sergileyende yok. Bütün bunlar neden oluyor bilmiyorum. Zevk almıyorum. Aldığım iki …………… dosyasını hazırlamak bile bana ağır geliyor. Sterse giriyorum. Dikkatim dağınık olduğu için okuduklarımı hafızamda tutamıyorum.

Süreklide dikkatimi sistemli hale getirmeye çalışıyorum. Günde üç defa omega 3 tableti alıyorum. Yaşadıklarımın çözümü elbette var. Bugünlerde iş yerinde yeni olmam, ……….. dosyası hazırlamada sorun yaşamam bende strese neden oluyor. Şu ………… dosyalarını hallettikten sonra kendimce nelerin neye neden olduğunu daha iyi daha iyi tahmin etmeye çalışacağım.

03.03.11

Sevgili günlüğüm bugün saat 10.00 da iş yerinden izin alarak …………… almış olduğum …………. dosyası için ………………’a gittim. Gerekli görüşmeleri yaptım. Dikkatimi çeken durum şu oldu: İş yerinde olmadığım zamanlarda kendimi daha rahat hissediyorum. Ya da benim denetimimdeki işleri yaptığımda rahat oluyorum. Konuya hakim olduğumda rahat oluyorum. Daha doğrusu görüşmeye gittiğimde görüşme boyunca rahattım kasılmadım. Birileri daha olmuş olsaydı nasıl olurdum bilmiyorum. İş yerinde ise kaygılı oluyorum, rahat hareket edemiyorum. Öğleden sonra ………………. uzmanları, müdür ve çalışanlarla bir odada oturuyorduk. bende orada yeni olduğum için ilk defa gördüğüm insanlarda vardı. herkes birbiriyle konuşuyordu. Bende çok olmasa da rahattım. Pek konuşmuyordum. Sonra daha önce bir iki kez konuştuğum adını bilmediğim bir bey “ sende hiç konuşmuyorsun” dedi. Bende yoo her şey normal dedim.

Şuan saat 23.34. İki üç saat ………… dosyasını hazırlamakla uğraştım. Birazını tamamladım.  İlk defa böyle bir iş yaptığım için acemiliğim çok oluyor. Kaygılanıyordum. sonra elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Yalnız bu işyeri iletişim döngüsünü kırmalıyım 2006 da ……………’da. çalışırken de böyleydim.

Umarım her şey değişir. Olaylara bakış açım değişir, algılarım değişir. Kendimi daha güvende hissederim. Özgüvenli olurum. Eleştirilme kaygısı taşımadan yaşantıma devam ederim. İletişimde karşımdaki insanın yüz ifadesinden davranışından çabuk etkilenmem. Eskiden adamların yüz ifadesini kişisel algılarımdım bir çok olayı kişisel algılardım.

Öğleden sonra iş yerinin kapısından içeri girdiğimde bahçede oturan bir çalışana  selam verdim. O da bankta ayak ayak üstüne atıp oturuyordu. Sadace başını salladı. Sesini duymadım. İçimden insan en azından ayaklarını düzeltir dedim. Selam aldığı zaman sonra bu adamın birkaç konuşmasına şahit oldum. Şunu düşündüm bu adama selam verdiğimde ayaklarını düzeltmeden selamı başıyla aldı ve benimde bu durama canım sıkıldı. Çoğu durumu kişisel algılamamalıyım dedim kendime. Yine durumlardan davranışlardan kendime pay çıkarıyorum yanlış algılıyorum.

05.03.2010

Bugün sabah erken uyandık.  …………. ‘e gittik eşimle beraber. Alış veriş yapmamız gerekiyordu.  Yolculuktayken her şey yolundaydı. Alış veriş yapmak için mağazaya girdikten sonra aynaya baktığımda yüz ifademin kaşlarımın çatık olduğunu, gözlerimin ne olduğu belli olmayan ifadede olduğunu, karışık bir ruh halinin yansımasını gördüm. Sanki bir şeylere çok sinirlenmiş gibi bir yüz ifadem vardı. Biraz rahatmış gibi görünmeye çalıştım. Aynaya bakmadan önce normal bir ruh halimin olduğunu az da olsa depresiflik olduğunu hissediyordum. Ama aynaya baktığımda çok sinirli, biraz depresif, biraz bunalımı çağrıştıran yüz ifadesini gördüm. Sonra iç dünyam ve dış görünüşüm aradaki fark önemliydi. İç dünyamızda neyi hissedersek dış dünyamızda bunu görürüz. Tabii ustaca duyguları saklama haricinde. Ama bende iç dünyam farklıydı dış görünüşüm farklıydı.

06.03.11

………………yemeğe davet etti. Oturma odasında televizyon izlerken sohbet ediyorduk.  Konuşurken ne şekilde davranacağımı bilemiyordum. Rahat ve eğlenceli mi yoksa ağır başlı ve ciddi mi? Bunları düşünürken diğer taraftan da sohbet ediyorduk. Sonra yemeğe mutfağa geçtik. Yemek yerken kapının zili çaldı…………..geldi. Bende sıkıntıya girdim. Sıkıldım ama rahat görünmeye çalıştım. Ne kadar rahat görünmeye çalışsam da yüz ifademde ses tonumda kasılma oluyordu. Bunu hissediyordum. Genelleme yapmak pek doğru olmaz ama yaşantımın her aşamasında dalgınlığım, içsel çatışmalarım oluyor. Davranışlarımdan sonra karşımdakilerin yüz ifadesinden sözlerinden, hareketlerinden kendime pay çıkarmasam benim için çok iyi olacak. Yani ben şöyle konuştuğum için bu adam böyle davrandı ve ya ciddi olmalıyım ki ortamda bir yerim ağırlığım olsun şeklinde düşüncelerim olmasını istemiyorum.

Aynı zamanda kendimde şunu görüyorum kişilerarası duyarlılığım çok fazla. Elimde olmadan oluyor. Yani birileriyle konuşurken neden yüz ifadelerinden, hareketlerinden, ses tonlarından çabuk etkileniyorum? Kendime pay çıkarıyorum. Bu ben olduğum için, bu kişi böyle davranıyor. Başkası olsaydı böyle davranır mıydı diyorum. Tabii bu benim algı yanlışlığımdan dolayı oluyor. Bunu geçen haftalarda test ettim. Olayı tam olarak hatırlamıyorum ama o normal olan durumdaki iletişim benimle olsaydı çok anlamlar çıkarırdım. Kendime reddedilmiş hissederdim. Kendimi aslında konuşulanlarda normal bir durumdu. İletişimim evlenmeden öncede kısıtlıydı. Duyarlılığım fazlaydı. Ama evlendikten sonra daha da fazlalaştı.

Saat 22.32 sigara içerken kendimi zorlayarak mutluluk rolü oynayacağım. Zaten uzun süredir hep böyle yapıyordum. Kendimi bıraktıkça dibe doğru gidiyorum. Her şeyi kafaya takıyorum. Ben de bu toplumun içindeyim, benimde söz hakkım olmalı. Kendine güvenerek yaşamak istiyorum. İyi ki terapiye başladım yoksa bu hayat benim için ağır geçecekti. Nasıl oldu bu hale geldim bilmiyorum. Yarın umarım iyi geçer. İyi geçmesi için elimden geleni yapacağım. Artık rahat ve huzurlu olmak istiyorum zihnimin endişe, kaygıdan uzak olmasını istiyorum. Sosyal ortamlara girince donmak istemiyorum. Bir işim olduğunda bunu rahat bir şekilde yapmak istiyorum. Film izlerken keyif almak isityorum. Güne başlarken huzurlu ve rahat başlamak istiyorum. Birilerinin bana “sen neden konuşmuyorsun” demesini istemiyorum.

07.03.2010

Saat 14.08 iş yerindeyim. Bir odada oturuyorduk, güncel olaylardan sohbet ediliyorduk. Ben de aktif olarak konuşmasam da sohbete çok az katıldım. Geçen haftaki gibi kaygılı değilim şuan. İş yerindeki herkes birbiriyle konuşuyor, sohbet ediyor, bende dinleyici olarak katılıyorum. Algıda, muhakemede, yorum yapmadan, bilişsel işlevlerimde eksiklikler var bunu biliyorum. Çünkü bir konu konuşulduğunda geç anlıyorum. Konuyu toparlayamıyorum. bu özellikle son 6 ayda fazlaca şiddetlendi. Kendimle ilgili birçok şeyi değiştirmem gerekiyor. Eksikliklerimi görüyorum, iletişimde aktif olarak konuşamamam. Dikkatimin dağınık. Okuduklarımı hafızamda tutamıyorum, kendimi rahat hissedemiyorum, kişiliğimle ilgili sorunu halletmem gerekiyor, duygusal kırılganlığı halletmem gerekiyor. Terapiye başlamak benim için çok iyi oldu. Bir çok şeyin değişeceğine inanıyorum. Şuan kimsenin olmadığı bir odada yazıyorum.  İş yerindeyim. Az önce görevli tekniker gelip “hocam interneti kullanacaksan yan odada kullanabilirsin.” dedi. Bende tamam abi teşekkür ederim dedim. Sonra bunlarda akıl olsa ( bunlar dediği iş yerinde birbirini tanıyanlar eskiden çalışanları kastediyor) seni aralarına alırlar dedi. Bende herkes kendi derdine dedim. Sağ olsun adam ilgili. Gerçektende iş yerindeki herkes kendi aralarında sohbet ediyor, kaynaşıyor bir çalışan gelip benimle konuşuyor ilgili davranıyor. Diğerleri de konuşuyor  ama nasılsından sonrası yok zaten. Tabii bende toplandıkları, sohbet ettikleri odaya gidip oturuyorum. İletişimim iyi olsaydı kaynaşabilseydim bende arkadaşlıklar kurardım sıkılmazdım. Aslında istediğim şey mesleğimle uyumlu bir kişiliğe sahip olmak, mesleğime uyumlu bir iletişim yapısı, zihinsel işlevlerimin düzelmesi.

Bir ortama girince …………..olduğumu bildiklerinde kendinden emin, iletişimi iyi, akıcı konuşan biri göreceklerini zannediyorlar bende sessiz olunca bunları yapamayınca kötü oluyorum. Mesleğime uygun biri olmak istiyorum. Mesleğimin gerekliliklerini yerine getirmek istiyorum. Mutlu değilim. Huzurlu muyum? Çokta değil. Bende normal olmak istiyorum. Artık kendime yüklenmek istemiyorum. İçsel çatışmalarımdan kurtulmak istiyorum. Acı ve sıkıntı yaşamın bir parçası bunlardan tümüyle kurtulamayız. Her zaman mutlu olamayız. Bendeki bu bunalım hali beni mahvediyor. Kendimi bırakmıyorum, değişim için elimden geleni yapmak zorundayım………….den aldığım dosyaları dahi beni kaygılandırıyor. Okuyorum,  defalarca okuyorum, sonrasında bunları toparlayamıyorum, unutuyorum. Acayip derecede beni sıkıntı sokuyor.

09.03.2010

insanlara tavır koymamda ve  “bana her istediğinizi yaptıramazsınız” mesajını vermekte yetersizim. Saf ve sessiz bir görünüşüm var. İş yerinde ciddi ve kendinden emin görünmeye çalışıyorum ama başaramıyorum. Davranışım, ses tonum, kurduğum iletim yetersiz kalıyor. İş yerinde herhangi bir sorun yaşadığımda hakkımı stratejik olarak nasıl savunacağımı bilmiyorum.  öyle bir şey de var ; iş yerinde herkese karşı iyi davranıyorum, kimseye bir saygısızlık yapmıyorum ama iş yerindekiler yıllanmışlar güvenemiyorum. Bende bu tür durumlarda kendimi nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum.

Şuan saat 00.22 ve bugün öğleden sonra ben ve diğer uzman arkadaş koridordaydık. Sonra yan kapıdan …………… müdürü geldi. Yanımdaki uzmanla selamlaştı, nasılsın dedi. Sonra bana bakmadan üç metre ilerdeki büro memuru bayana nasılsın ……………. hanım dedi. Bu davranışı ağrıma gitti. Adama bir kötülük yaptığım veya saygısızlık yaptığım olmadı. Neden böyle davrandı bilmiyorum.

Bu şirkete geldiğimden beri benimle doğru düzgün konuşmuyor. Gerçi benim iletişimim iyi olsaydı bende aynı ortamdayken aktif olarak konuşsaydım, müdürle sohbetim olurdu. Benim için böyle davranması sorun aslında. Nedense iletişim kuramıyorum. İş yerindeki herkes birbiriyle iyi değil ama yine de bir odada oturup sohbet edebiliyorlar. Bende iletişim kuramıyorum. Sadece selam nasılsın hava yağmurlu  falan. İletişimde 5 ya da 10 dk sonra sıkılıyorum. Yüz ifadem değişiyor isteğim olmuyor. İş yeri dışında da böyle oluyorum. Daha farklı nasıl davranacağımı bilsem öyle davranırdım. Ama iletişim kapasitem ancak bu kadar. Yani az. Bugün bir uzman arkadaşla sohbet ediyorduk. Daha doğrusu kendi sorunlarından bahsediyordu. Kendimde şunu gözlemledim 10 dk kadar her şey normal. Sonra kasılmaya başlıyorum, dikkatim dağılıyor, konuşmaya isteğim olmuyor. Tabii ben konuşmayınca ya da yüz ifademde konuşmaya isteksizlik olduğunda yakınlık kurmazlar.

10.03.2010

Saat 10.00 iş yerinde kendi odamdayım. Bir rapor hazırladım. Bugün rahatım. Odamda yalnızım. Az önce ……………………………….işlerinden sorumlu ………….. beyle sohbet ediyorduk. Gerçi sürekli kendisi konuştu. Adam iyi biri. Fazla konuşmasam da sohbetin sonlarına kadar rahattım.

İlerleyen günlerde aktif olarak çalışmaya başlayacağız. Toplantılar düzenlenecek, diğer şirketlerle görüşmelere gideceğiz.. Bu doğrultuda iletişimimi, davranışlarımı, ses tonumu ve özgüvenimi ,beden dilimi iyileştirmem gerekiyor. Ne kadar kötü bir durum, özgüven sorunu yaşıyorum.

Bu günlerde iş yerinde oldukça yoğunuz. Hiç boş vaktimiz olmuyor. Çok yoğun olduğumuz için sanırım boşluk ve anlamsızlık hissimin azaldığını hissettim. Ne istiyorum biliyor musun sevgili günlüğüm; geçmişte yaşadığım olumsuzlukların, çocukluk dönemi aile yaşantımın  zayıf olan kişiliğimi etkilemesinden kurtulmayı, çocukluğu iyi geçmiş biri gibi olmayı. Kendine güveni tam olan, kararsız olmayan, kişilik olarak dışa dönük olan, zaman zaman yaşanan sorunlardan hemen etkilenmeyen, iletişimde aktif ve etkili olmayı istiyorum. Mr.Nobody (bay hiç kimse) filmindeki Nemo karakterinin çocukluk döneminde anne ve babasının tren garındaki diyalogları ve annesinin “Nemo benimle mi gelmek istiyorsun babanla mı kalmak istiyorsun?” sorusu sonucunda çocuğun kararsız kalması ve annesi trene  bindiğinde ve Nemoooo !!!!! diye seslendiğinde Nemo’nun koşarak annesinin elini tutmaya çalışması ve sonra babasının Nemooo diye seslenmesi ve çocuğun  arkaya bakmasıyla annesi ve babası arasında ki kararsızlığı beni çok duygulandırdı. Ağlayasım geldi. Bana kendi ailemi hatırlattı.  Babamn annemle hiç anlaşamaması,  sürekli annemi eleştirip şiddet göstermesi ve bunlar yaşanırken hiçbir şey yapamamam duygulanmamın asıl sebebi idi. Bu sahne bana “anne-baba neden mutlu olamadınız, niçin huzurlu olmadık hiçbir zaman?” dediğim günleri hatırlattı. Ve tren garındaki sahnede Nemo’nun anneyi de seçmek istediği babayı da seçmek istediği ikisini de sevmesi ve kararsız kalması bende yıllarca annemle babam arasındaki sevgi dengesini korumamı hatırlattı. Yani annem ezilen taraf olduğu için onunla daha çok ilgilenmek istiyordum. Babamı da seviyorum ama babam anneme laf attığında en küçük şeyde sinirlendiğinde, annemi küçümsediğinde ben de annemi savunduğumda babamın “hepiniz annenizin tarafındasınız, ben zaten hep yalnızdım” demesi bende babama karşı suçluluk hissi, acıma değil de merhamet hissi doğuruyordu. Babamı hiç anlayamadım. Bir taraftan çok fedakar diğer taraftan fedakarlığını dile çok getiren, çocukken  hepimizi dövmüştü.

13.03.2010

Merhaba sevgili günlüğüm bugün sabah ekmek almak için dışarı çıktım sadece bunun haricinde gün boyu evdeydim…………………………………………kitabını okudum,………… dosyası üzerinde çalıştım. Eşimle dün akşam tartıştık gün içerisinde hiç konuşmadık. Ne zaman uygun bir dille konuşsam hiçbir şeyi kabul etmiyor. Defalarca anlatıyorum yine kendi bildiğinden vazgeçmiyor. Bu durumu uzun uzun yazmak istiyorum ama şuan içimden gelmiyor. Diğer taraftan yapmam gerekenleri de yaptım yani kitap okumayı,………… dosyasını incelemeyi. Eskiden olsaydı her şeyi bırakır giderdim. Evden çıkardım. Ama şuan yapmak zorunda olduğum için yapıyorum. Kaygılı değilim, yarın günümün güzel geçeceğine inanıyorum. İletişim stratejimi değiştirmem gerektiğini çok iyi öğrendim.

14.03.2010

Zamanın bu derece önemli olduğunu bugün çok daha iyi anladım. Çünkü birkaç gündür her dakika mı çok iyi değerlendiriyorum. Terapim için verilen kitabı okuyup Cuma gününe kadar bitirmem gerekiyor.

Geçen haftalara göre bu hafta güzel bir başlangıç yaptım, bugünüm güzel geçti. Duygusal olarak tutarlıydım, iniş-çıkışlarım olmadı. Ve eşimle konuşmamamıza rağmen yine de iyiyim. Son terapimizdeki ödevlerimi uygulamaya başladım.  Ne yapmam gerektiğini öğreniyorum, öğrendikçe uyguluyorum, uyguladıkça değişimi hissediyorum. Ve bahçede konuşurken kaygılı değildim, fazla rahatta konuşmadım, geçen haftalara oranla kaygının olmaması iyiydi. Her şeyin daha güzel olacağına inanıyorum.

16.03.2010

Gün içerisinde genel olarak ruh halim orta düzeye yakındı..Eşimle konuşmuyor olmamızdan olumsuz olarak etkilenmem gün içinde beni biraz daha etkiliyor. Eşimin de morali bozuk ama ne yapabilirim ki içimden gelmiyor, gidip kendisiyle konuşayım. Televizyonda muhteşem yüzyıl dizisi devam ediyordu. Dizide Kanuni Sultan Süleyman rolündeki karakter Rodos’u fethe gidiyor ve saldırıya uğruyorlar. Saldırıya uğradıkları haberi saraya annesi rolündeki valide hanıma gidince duygusal bir sahne oluştu. Annesinin gözleri doldu ve sultanımızın durumu nasıl diye feryat etmeye başladı. Sonra saraydakilerde meraklanmaya ve üzülmeye başladılar. Bunları izlerken benimde gözlerim dolmaya başladı. Ağlamama az kalmıştı. Duygusal olarak hemen etkilendim. Şimdi bunu yazarken düşünüyorum da o sahneden neden hemen etkilendim. Bu ve buna benzer sahnelerde duygusallaşıyorum. İç dünyamda beni de birilerinin merak etmesini mi bekliyorum yardımıma koşmalarını mı bekliyorum. Dizideki bu sahneden önceki sahnede de kanuni küçük çocuğunu kucağına almış ve oyun oynuyordu o sahneye bakınca içimden bir taraftan dalga geçerek gülmem geldi, diğer taraftan agresifleştiğimi hissettim. Kızgınlık gibi. İç dünyamda bu anne baba kardeş bağlarında sorunlar var. Mr.Noboody, (bay hiç kimse) filminde de öyle olmuştum.

21.03.2010

Bugün kaygı ve kasılmam yok denecek kadar azdı. İş yerimde kendi odamdan çıkıpta diğer personellerle konuşup sohbet etmiyorum. Kendimde gördüğüm durum şu oldu; odamda yapmam gereken işleri yapıyorum sonra ikinci kattan aşağı sigara içmeye iniyorum ve tekrar yukarı odama çıkıyorum. Tabii geçen haftalara oranla daha iyiyim. Boşluk ve anlamsızlık hissim çok az. Umarım tamamen kurtulurum.

Terapilerimin devam ediyor olması benim kendimi rahat ve güvende hissetmemi sağlıyor.Çünkü bir an terapilerim olmasa nasıl olurdum sorusunu kendime sorunca, huzursuz oluyorum. Neden peki, bir yerlere bağımlılık  mı? Sürekli destek alma ihtiyacı mı?Kendi kendime yeterli olamamam mı? Elbette kendimle ilgili her şeyin değişeceğine inanıyorum. Artık mesleğimle ilgili elimden geldiğince donanımlı olmaya çalışacağım, kitaplar okuyacağım, daha önceleri de okuyordum ama bir kitaba başlayınca A dan Z ye her şeyini inceleyip öğreniyorum. Bu öğrenme durumu ya da stratejisi bana oldukça zaman kaybettiriyor. Çok uzun sürüyor. Bugün şunu da fark ettim kendimde stresli olduğum zamanlarda,ara da sıra da ritmik saymalarım oluyor. Mesela bir masanın kösesine bakınca köşeleri,3,6,9,12 şeklinde sayıyorum ya da sıralı olan bir nesneyi 2,4,6,8 diye sayıyorum. Saçma olduğunu biliyorum ve sayarken kendimi hemen durduruyorum. Benim için sorun değil bu sayma durumu ama normalde değil. Çok olmasa da arada sıra da sayıyorum.

23.03.11

Bugün iş yerinde kaygım yoktu, daha önceki gibi duygusal iniş çıkışım yoktu.  ama durgundum. İletişimim her zaman ki gibi kısıtlıydı.

24.03.11

Bugün duygusal iniş çıkışlarım yoktu. Artık eskisi gibi her insanla acele edipte samimi olmaya çalışmıyorum ve bu strateji kasılmalarımı da yok ediyor. Çok doğru herkesle aynı mesafede samimi olamam. Herkesle aynı mesafede samimi olmaya çalışmakta yanlış. Ama umarım eskisi gibi sıcak kanlı görünmeye çalışmak yerine mesafeli olmak yüz ifademde çokta ciddi bir tavır sergilemiyordur. Yok yok bu strateji çok iyi. Yalnız iletişimim geliştirmem gerekiyor. İletişime giriş aşamasında bu strateji faydalı ama kendimi geliştirmem gerekiyor.

Daha önceleri gerçektende kaybolmuş gibiydim. Herhangi bir sorunla karşılaştığımda tanıdığım kişilerin yaklaşımlarını düşünür, şu kişi olsa böyle davranır diğer kişi olsa şöyle hareket ederdi diye düşünür, başkalarının yaklaşımlarıyla hareket ederdim. Kendim olarak bir yaklaşım geliştiremezdim. Bu tarz bir düşünüşü iletişimde de uygulardım. Bir zaman başka bir kişinin iletişim tarzını, diğer zaman başka bir kişinin iletişim tarzıyla hareket ederdim. Şimdi daha çok farkına varıyorum. Peki ben neredeyim? Kendi hayatımda ben neredeyim? Ben kimim? Bu sorunun cevabını Tuncay hocamın dediği şekilde uygulamaya başladıktan sonra kendi iletişimimin var olduğunu yaşamaya başladım.

27.03.2010

Öğleye kadar evdeydim, öğleden sonra arkadaşımın  yanına gittim. Genelde dışarı pek çıkmıyorum.  Evde kalıp bir şeylerle uğraşmak kitap okumak vb .daha çok mutlu ediyor beni. Dışarı çıktığımda da arkadaşımın yanına gidiyorum yaklaşık. İki haftadır gitmiyordum. Bugün gittim sohbet ettik, konuştuk. Şunu fark ettim kendimde; daha önceleri pek konuşmazdım ama bugün rahat olarak sohbet ettim konuştum. Şuan gece 01.12 psikolojik olarak rahatım.

28.03.2010

İş yerinde eski kasılmalarım olmuyor. Eskisi gibi illa ki iletişimim çok iyi olsun, herkesle iyi anlaşayım, herkesle yakın arkadaşlık kurayım şeklindeki düşünce tarzım yok. Kim benimle yakın olmaya çalışırsa bende saygılı bir şekilde yakın olurum. Değişeceğime inanıyorum. İlerleyen zamanlarda iletişimimin de iyileşeceğine inanıyorum. Gün içerisinde iş yerinde toplam konuştuğum 5 dk lık bir zamanla sınırlı kalmıştır. Uzun uzun zaten sohbet edemiyorum. Genelde dinleyici oluyorum. Yalnız bildiğim konu olsa konuşurum ama konuştuklarım hakkında kendimden emin olarak konuşmuyorum. Gerçekten de  bilgiyi zihnimde tutmak zor oluyor. Aklımdan onlarca düşünce geçiyor hava da uçuşuyor, dikkatimi ilerletebilirim. Zihnim şuan da karışık, günlüğümü yazarken  dahi gün içerisinde yaşadıklarımı tam ayrıntısıyla yazamıyorum.  İç dünyamı iyi anlatmam gerekiyor. Gerçi mümkün olduğunca özenerek kendimi iyi anlatmaya, yazmaya çalışıyorum. Şuan nedense durgunum, ortada hiçbir şey yok canım sıkkın. Nedenini de bilmiyorum.

29.03.2010

Bugünüm rutin ve sorunsuz geçti, duygusal iniş çıkışlarım olmuyor. Sosyal ortamlarda özellikle iş yerinde kasılamam olmuyor.  Daha önceleri içten içe yakın olmaya çalışırdım, kasılırdım şimdi ise vurdumduymaz değilim, soğuk kanlı olarak hareket ediyorum. Aceleci olmuyorum ve iş yerindekiler çok enteresan bir şekilde benimle kendileri benimle konuşmaya başladı. Konuşurken aceleci olmadan sakince ama sıkıcı olmadan konuşmaya özen gösteriyorum. Uzun süredir ilk kez bir ……………… uzmanıyla iş yerinin bahçesinde sohbet ettik. Sohbet konusu da hipnozdu.  Kendisi hipnozdan konuyu açtı. Bende hipnozun harika bir uygulama olduğunu ve özellikle hipnoterapinin bir çok psikoterapi çeşidinden daha etkili sonuçlar verdiğini söyledim. On dakika sohbet ettik, ben konuşurken dikkatimi konuştuklarıma yoğunlaştıramadığımı fark ettim. Söyleyeceklerimi birleştirmekte zorlandım. Bu durum kaygılı ve ya heyecanlı olmadan kaynaklanmıyordu. Zihinsel işlevlerimden kaynaklanıyordu. Dikkatimi yoğunlaştıramama sorunundan kaynaklanıyordu. Şimdi düşünüyorum da günlük yaşantımı;sanki sessiz bir film gibi geçiyor. Sabah uyanıyorum işe gidiyorum. Fazla iletişime geçmiyorum. Odamda takılıyorum. İş yerinde karşılaştıklarıma günaydın, merhaba, nasılsın diyorum onun haricinde ufak tefek konuşmalar oluyor ve sonra dinleyici oluyorum.

Gündüz iş çıkışı  alış verişe gittim, huzursuz değildim, sıkılma da değil ama kaygıya benzer bir duygu yaşadım. Alış verişi yapıp eve geldim. Dikkat sorunumu halletme gerekiyor. Zamanı etkili kullanmam gerekiyor. Kitap okumak beni rahatlatıyor, hoşuma gidiyor. Dün akşam internete facebook a takıldım biraz, kalkıp kitap okumam gerekiyordu, ama zaman nasıl geçti bilmiyorum. Daha sonra kitap okumayınca kendimi suçlu hissettim, moralim bozuldu.

30.03.2010

Gündüz iş yerinde normaldim ama iletişim kısıtlılığı da vardı. Yalnız iletişim için neyin beni engellediğini bilmiyorum. Bildiğim şey iletişimi geçmek  içimden gelmiyor. Kalıplaşmış sanki bu durum. Şunu kabullenmiş gibiyim iletişime geçsem yetersiz olacağım, çok yakın davranacağım, yakın davrandığım için de iyi niyetim suistimal edilecek, insanlarla mesafeli olmam gerekiyor şeklindeki düşünceler. Şuan dikkatim çok dağınık yazacaklarımı birleştirmekte sıkıntı yaşıyorum. Gün boyu başımda ve ya beynimde bir ağırlık vardı akşam olunca daha da fazlalaştı, sanki beynimin etrafını sarmışlar, sıkıştırmışlar. Bugün akşam kendiliğimden durgunlaştım öyle. Kontrolü elimde tutabiliyorum.

31.03.2010

İçimden bir şeyler yazasım gelmiyor, durgunum sadece. Nedenini de bilmiyorum. Keyifsizim. Normal günlük yaşantımda da kimseye yakınlık gösteremiyorum. Ben mi bunalım haldeyim bilmiyorum. Gerçekçi düşünemiyorum. Tam olarak şu durum şundan kaynaklanıyor diyemiyorum.

04.04.2010

Saat 11.06, gece uyumadan önce sıkıntılı değildim. Sabah uyandığımda normal uyandım. Ama aynaya bakınca yüz ifademin, sinirli, kaygılı, bunalımlı şeklini görünce endişelendim. Çünkü çok farklı bir yüz ifadesiydi. Dün yaşadığım stresin etkisinden kaynaklandığını düşünüyorum.

Saat 14.08. Beynim bulanıyor gibi, ağırlık var sanki, uyuyacak bir yer olsa gider uyurdum. Uykum geliyor. Kaygılı değilim ama keyifli de değilim, gergin değilim ama rahatta değilim. Neden böyle oluyorum bilmiyorum. Hafızam yok gibi, bir şeyleri zihnimde tutmaya çalışsam tutamıyorum. Sanki beynimin içinde hafızam siliniyor gibi. Çok stresli de değilim.

Şuan rahatım. Üzerimdeki o baskın ruh hali yok. Ama iletişimdeki noksanlığım devam ediyor. Noksanlık dediğim ;iletişimde olursa iş hakkında konuşuyorum, bunun haricinde fazla konuşmuyorum, sanki konuşmamak için modlanmışım, iş yerinde rahat hareket edemiyorum.Dışarı da da öyleyim, ama tanıdığım arkadaşlarla çok rahat, bağımsız olmasa da sohbet edip konuşuyorum. Anlamıyorum iletişim bu kadar zor bi durum olmamalı, bu insanlar benden çok mu üstün, çok mu zeki hayır. Ben kendimi mi onlardan üstün tutuyorum hayır. Sorun ne ?

05.04.2010

Bugünüm psikolojik olarak inişli çıkışlı geçti. İş yerinde iletişim konusunda durumum aynen devam ediyor. Çok kötü durumda değil. İletişimdeyken zihnimi toparlayamıyorum. Bugün işyerinde aşağı inip sigara içiyordum,……… adındaki iş yerinde bir çok kişi tarafından pekte hoşlanılmayan, agresif, ……….. uzmanı da bahçede oturuyordu. Benim onunla da bir sorunum yok. Yanında dışarıdan biri vardı sohbet ediyorlardı. Ben de kendinden emin,ciddi bir ifadeyle yanlarına gittim, merhaba dedim, o da merhaba dedi, sonra yanında ki kişiyle konuşuyordu, o sıra da bana nasılsın derken yanındaki adam ona bir şeyler sordu. O anda cevap vermiş olsaydım, şöyle cevap verecektim;davranış olarak dalgın,çekimser bir tavırla ,iyiyim abi, sağol şeklinde cevap vermiş olacaktım. Diğer kişi araya girince cevap veremedim, onlar konuşmaya devam ettiler, sonra şunun farkına vardım, dikkatimi denetim altında tutarak aceleci olmadan cevap verseydim;daha canlı olarak, Kendinden emin bir şekilde cevap verirdim diye düşündüm.

06.04.2010

Saat 09.32, aşağı indim, hizmetli adam ( her şeye burnunu sokan biri) bana “hocam sen nasıl adamsın ya hiç sigara vermiyorsun içelim “dedi. Kendisine baktım. O an aklımdan şimdi bu adama ne söylesem düşüncesi geçti. Bu davranışı adamın kendisine göre normal, rahatsız olmuyor. Ama kurduğu cümle hoşuma gitmedi, adamın kurduğu cümle karşısında canım sıkıldı. Sigara vermedim. Adama herhangi bir yanıt da veremedim.

Sigara önemli değil, imkanı yoksa bir paket yine alırım ama tavrı hoşuma gitmedi. Bahçeye çıktım sigara içmeye, üç dört kişi masanın etrafında oturmuş sohbet ediyorlardı. Onlarla bir sorunum yoktu. Sigara içerek bahçede yavaş yavaş yürüş yaptım. Daha sonra yürüyüş yaparken depresifleşmeye başladım, bahçedeki lavabodan yüzümü yıkadım, aynaya baktım, moralsiz duruyordum. Ağlamaklı oldum. Sigara içip yukarı çıktım, odama geldim şuan rahatım.

Saat 23.59 uzun süreden beri ilk kez bu akşam dışarı çıktım, arkadaşlarla görüştüm, sohbet ettik. Sohbet ederken rahattım, kaygım yoktu, aktif ve canlı olarak konuşmaya çalışıyordum. Yüz ifadem ise arkadaşımın anlattığı şeylere göre şekilleniyordu. Onlarla konuşurken, arkadaşlarımın yerine çok da samimi olmadığım arkadaşlar olsaydı sakin, pasif bir iletişimde olurdum diye düşündüm. Akşamları sürekli evde kalıp kitap okumak, bilgisayar programlarıyla ilgilenmek daha çok hoşuma gidiyor. Ama zihnim karışık olduğu için ya da dikkatim dağınık olduğu için yapacağım işler hayli zaman alıyor. Doğru düzgün bir şeyler yapamadan gece oluyor ve uyuyorum.

07.04.2010

İş yerin bugün genel olarak eskisi gibiydim,iletişimde etkili olmak için herhangi bir yöntem denemiyorum, akışına bırakıyorum, acele etmemeye çalışıyorum, ama kendi kendime konuşurken yüz ifadem nasıl acaba, itici görünüyor muyum ya da çekimser bir görünümemi sahibim diye düşündüm. Kendimi dengede tutarak acele etmeden normal konuşmaya özen gösteriyorum. Bahçeye sigara içmeye çıktığımda sanki yarasa gibiyim, gündüzün ışığı yüz ifademi değiştiriyor, gözlerimi rahat açamıyorum, yüzüm buruşuk oluyor.

08.04.2010

Saat 11.08, kendi odamda normalim ama bahçeye sigara içmeye indiğimde yüz ifadem ve davranışlarım değişiyor, rahat olamıyorum. Anlamıyorum, çok mu beceriksizim çok mu hastayım, bana neler oluyor anlamıyorum. Kendime çok kızgınım neden rahat olamıyorum, neden içsel karışıklığım çok oluyor. Bir insanla konuşmak çok zor olmamalı. İş yerinde rahat hareket etmek çok zor olmamalı. Ben de ki bu memnuniyetsizlik nedir, kimseyle kaynaşamıyorum, kimseyle yakınlık kuramıyorum. Otistikmiyim, sosyal olarak izole edilmiş gibiyim. İş dışında tatmin edici arkadaşlıklarım da yok. Evden işe işe,işten eve gidip geliyorum. İşte rahat değilim evde rahat değilim. Sağlıklı biri olsa dahi bu şekilde belli bir süre sonra hasta olmaya başlar. İnsanlarla sohbet etmek için, gündemi de takip edeceğim. Güncel olayları, gazeteleri, haberleri okuyacağım. Bir şeyler okudukça, güvenim geliyor, daha rahat oluyorum. Faydalı işlerle uğraşmak ben de rahatlık sağlıyor. Ama okuduğum şeyi dikkatlice okuyup anladığımda, tatmin edici bir çalışma olunca kendimi özgüvenli hissediyorum.

Saat 17.25 evdeyim, artık değişmek istiyorum. Bu şekilde yaşamak istemiyorum. Mutluysam mutlu olduğumu hissetmek istiyorum,üzgünsem üzgün olduğumu hissetmek istiyorum, duygularımın hepsinin gerçekçi olmasını istiyorum. Bunalım halinden dolayı yaşadığım hiçbir şeyden tad alamıyorum. Şuan çok hırslı ve sinirliyim. Bütün yaşantımı gözden geçiriyorum, nerede yanlış yapıyorum diye? Terapi ile tamamen iyileşmek için kendi hakkımda her şeyi çok iyi anlatmam gerekiyor. Mesai bitince yürüyerek eve gelirken bunları düşündüm. İş yerimdeki sıkıntıyı, evde yaşadığım sıkıntıyı daha doğrusu benim her şeyimin bir sıkıntı olduğunu düşündüm. Boşluktaymışım gibi hissediyorum kendimi.

Yaşantım tamamen bir otorite tarafından mecbur kılınsa, gün içerisinde “bak şunları şunları yapacaksın, şöyle davranacaksın” diyecek ki ben de kendim sorumluluk almadan otorite ne istemişse onu yapayım. Böyle olunca daha rahat olurum. Saçma bir düşünce ama kendimi gözlemlediğimde bu düşünce ortaya çıkıyor. Böyle düşünme gereğimin nedeni;anne ve babamın aşırı kontrolcü olmaları olabilir. Babam genel olarak her işi kendi yapardı. Bize bir sorumluluk vermezdi. Sorumluluğumuz sadece okula gidip gelmek, ders çalışmak, yemek yemekti. Hayat tarzı olarak ta babamın nasihatleri, tavsiyeleri evde geçerli olacaktı. Kimseye güvenmeyim derdi, ders çalışın, arkadaş edinme faydasız boş iş, kimse kimseye yardımcı olmaz. Düşersen bir tekmede başkası atar, sadece geleceğini düşün, bir iş sahibi olun, işinizi iyi yapın, derdi. Kendi nasihatleriyle yetiştirdi bizi. Ve annemi dövmesi, evdeki huzursuzluklar, babamın davranışlarının tutarsızlığı, şuan ki yaşantım üzerinde etkili oluyor. Bir iş yapsam, kitap okusam  her zaman çok emek veriyorum, çok ciddiye alıyorum, en iyisini yapmaya çalışıyorum.

12.04.2010

Saat 16.12 şuan iş yerindeyim, iş yerinde genelde çalışma odamda oluyorum. Bugün rahatım, sıkıntılı değilim. İletişim konusunda ise beceriksizim yine. Genel olarak gerçektende aceleci biri olduğumu çok iyi anladım. Mümkün olduğunca aceleci olmamaya çalışıyorum.

13.04.2010

Saat 10.23 sigara içip odama geldim,internette biraz gezindim, kendiliğinden gelen bir moral bozukluğu,can sıkıntısı var şuanda. Neden oluştuğunu bilmiyorum. İş yerinde diğer arkadaşların odasına gidip sohbet etmiyorum. Sosyal bir paylaşımımın olmaması  duygu durumumu etkiliyor diye düşünüyorum. Sürekli odamda kalıyor olmak ve bahçeye sadece sigara içmek için inmek canımı sıkıyor. Diğer arkadaşların odasına gidip konuşabilirim ama ilk 5 dk dan sonrası sıkıcı geliyor, kendim bir şeyler söyleyip konuşamıyorum, evet, hayır şeklinde cevap vererek iletişim kurmakta hoşuma gitmiyor. Pasif bir iletişim kurmuş oluyorum. İletişimde aktif olarak konuşmak istiyorum. Kendi düşüncelerim olursa bunu rahatça ifade etmek istiyorum ama konuşurken aklıma herhangi bir şey gelmiyor. Şuan odamdayım, benden başka kimse yok odamda. Günlüğü yazarken az önceki duygusal sıkıntım azaldı. Kendimi normal hissetmeye başladım. 20 dk önce müdür odamdaydı, diğer arkadaşın bilgisayarında kendi işini yapıyordu. Pek konuşmadık, konuştuğumuzda da rahat olamadım, onun müdür vasfına sahip biri olması kendimi rahat hissetmeme neden oldu. Otorite unsurundan dolayı. Müdür kendi işiyle uğraşırken, konuşmadığımızda, kendimi rahatsız hissetmeye başladım, duygu durumumda düşüş yaşadım. Anlamıyorum yani neden böyle oluyorum.

14.04.2010
Saat 10.32, yarım saat önce …………. odasındaki ………….hanım la sohbet ettik. Mesleki konulardan konuştuk. Konuşurken rahat rahat konuştum. Zihnim karışık değildi. Konuşma isteksizliğim yoktu. Sıkılmadım. Daha sonra aşağı inip kahve alırken,………… bey de geldi, ”nasılsınız hocam” dedim rahat bir şekilde, “sağol ağabeycim” dedi, bahçeye çıkıp sohbet etti. Konuşurken rahat sayılırdım, ekonomiden konuştuk, sıkılmadım,rahattım. Uzun süredir böyle konuşmamıştım. Merak ediyorum hangi durumdan dolayı rahat hareket edip, konuşma isteğim oldu. Az önce odamdayken, karşı odadan duygusal bir müzik sesi geliyordu. Müziği dinledikçe depresifleşmeye başladım, moralim bozulmaya başlamıştı.
18.15 evde çalışma odamdayım, eşimde evde şuan mutfakta yemek yapıyor,morali bozuk duruyor,benim de moralim bozuk, bugün …………konu alan kitabını okumaya başladım, okuduklarımı anlamıyorum ve ağrıma gidiyor, dikkatimi yoğunlaştıramıyorum, stresliyim.

15.04.2010

Saat  11.40 iş yerinde odamdayım, sabah evden çıktığımda gergin ve depresiftim. Yürüdükçe evden uzaklaştıkça iyi olmasam da normalleşmeye başladığımı fark ettim. Yolda yürürken, daha önceleri yaptığım gibi, kendi kendime içsel olarak cesaretliyim, huzurluyuım, canlıyım, tüm dikkatimle buradayım şeklinde konuştum. İş yerine geldiğimde çok olmasa da gergindim ama şunu fark ettim: kendi kendime huzurluyum, cesaretliyim, pozitifim vb kelimeleri arda arda hızlı hızlı tekrar etmek ben de kasılmalara neden oluyor. Bundan sonra yaşadığım duygudan kaçmadan gerçekçi bir şekilde davranacağım. İş yerinde kendimi kasmadan sakin bir şekilde, acele etmeden iletişime geçmeye çalışıyorum. Daha önceleri kendimden çok şey beklerdim, iletişimde iyi olmalıyım, her zaman pozitif görünmeye çalışmalıyım, canlı görünürsem iyi olur,………… yakışır bir şekilde iletişim kurmalıyım derken meğer ki, kendi kendimi alt üst emişim. Geçmiş aile yaşantımın da  olumsuz etkisi oluyordu. Şuan acele etmeden, kendimi kabullenerek, kendimi geliştirerek daha akıllıca, günlük etkinliklerimi gerçekleştireceğim. Gün içerisinde istemsiz olarak zaman zaman depresifleşiyorum, iletişimdeyken yüz ifadem çok iyi olmasa da umarım her şey iyi olur. Mesleğimde müthiş bir tembelliğe doğru ilerledim, bilgilerimi hatırlayamıyorum, okuduklarımı aklımda tutamıyorum.

19.04.2010

Sabah biraz normal, biraz gergin uyandım. Şuan odamdayım, kendimi yorgun hissediyorum, durgunum, kendimi iyi hissetmiyorum. Hipnozla ilgili videolardan izlemediğim sadece 1 tane kaldı, diğerlerini izledim. Hipnozu her zaman çok merak etmişimdir. Etkisi de inanılmaz derece de olumlu. Psikolojik sorunlarım hakkında da asla pes etmeyeceğim. Gerçek hayat şuan benim gördüklerim değil, içinde bulunduğum rahatsızlık nedeniyle her şeye karamsar bakıyorum ve zihnimin ışığı sönmüş gibi. Tuncay Hocam gerçektende bu işi çok iyi biliyor, aynı zamanda ilgili ve sabırlı, insani yönü çok iyi  ve benim için çok  değerli. Beni çok iyi çözdü ve müdahaleleri isabetli oluyor.İnş. her şeyin güzel olacak.

Saat 23.58 Gündüzde …………ye gittiğimde kaygılıydım ve keyifsizdim………….deki arkadaşım fıkra anlatınca biraz normalleştim. Ama dışarı çıkınca yine durgun şekilde iş yerine gittim. Şuan bir taraftan sinirliyim diğer taraftan moralim bozuk, bunalımlı bir halde kendime kızıyorum, ağlamak istiyorum. Şimdi de annem kapıdan çıkarken halimi gördüğü için meraklanıp, üzülmüştür diye annemi merak etmeye başladım.

20.04.2010

Saat 09.55.Uyandığımda normaldim. Sabah bir normalleşiyorum, bir bunalım hali yaşıyorum. Bahçede sigara içerken, iş yerindeki altı kişi ………………..hakkında sohbet ediyorlar. Bir ara ağlamaklı oldum, Bahçedeki lavaboya gittim. Gözlerimi kapatıp, nefes alarak rahatlamaya çalıştım. Gergin bir şekilde odama geldim. Saat 10.09.   Saat 11.29, iş yerinde odamdayım, hipnoz videolarını izlemeden önce bunalımlı, gergin halim devam ediyordu. Hipnoz videolarından 15 dk lık süren hipnoz videosunu izleyince hayretler içinde kaldım. Hipnoza hayran kaldım.Videoyu izlemek nedense bana çok iyi geldi.

Saat 18.05, annemlerdeyim, kendimi yorgun ve bitkin hissediyorum,mutsuzum. Annemlere gelirken iyiydim.

26.04.2010

Gün içerisinde geçen haftalardaki gibi duygusal iniş çıkışlarım çok olmasa da yine de vardı. Gün içerisinde kendimi kötü hissettiğimde lavaboya gidip ,gözlerimi kapatıp rahatlamaya çalışarak kendime telkinlerde bulundum. Daha önceleri “rahatım, huzurluyum, pozitifim, cesaretliyim, özgüvenim tam ve yerinde kelimeleriyle teklilerde bulunurdum.Bu telkinleri kendimi kasarak, hızlı hızlı uygulardım. Ben de daha çok kasıntıya da neden olurdu. Artık acele etmeden, kendimi zorlamadan ve rahatım, huzurluyum, pozitifim telkinlerini kullanmıyorum çünkü rahat değilim, gerçekçi olmuyor. Bunun yerine gözlerim kapalıyken cesaretli olmak istiyorum, cesaretliyim, dikkatimi denetim altında tutuyorum kelimelerini kullanıyorum.

27.04.2010

Saat 09.59,iş yerindeyim. Sabah İş yerindeki personellerle slm,mrb,nasılsın haricinde uzun süreli iletişim kuramıyorum. Diğer personellerin bakış açıları nasıl bilmiyorum ama genel olarak içe kapanık biri olduğumu düşünüyorum. Böyle olmakta istemiyorum. Temelde özgüvenimde sorun olduğunu düşünüyorum, çünkü sosyal ortamlarda rahat olamıyorum, iletişim biraz uzayınca sıkılıyorum, dikkatim dağılıyor. Saat 10.45 mutfaktan çay almaya gitmiştim…………….müdürü de çay almaya geldi.

Saat 22.27, Uzun süreden sonra artık ders çalışma, kitap okuma isteğim oluştu. Daha önceden ………..kitabından özet çıkardığım notları tekrar etmeye başladım. Bilgilerimi tamamen unutmadığım için mutlu oldum. Daha önceki gibi motivasyonum oluşmaya başladı.

28.04.2010

Şuan saat 21.11 rahatlamak için duş aldım, duştan çıkınca sorun sayılacak herhangi bir durum yokken ; kendiliğinden  oluşan bir mutsuzluk değil, gerginlik değil karamsar ve depresif bir ruh hali yaşıyorum. Nasıl olup ta kendiliğinden geldiği hakkında hiçbir fikrim yok. Ağlayacak gibiyim sanki ama ağlama modunda değilim. Kendimi tanıyamıyorum, niçin böyle oluyorum bilmiyorum. Bugün işten eve yürüyerek gelirken, günlüklerim ve seanslar hakkında şunu düşündüm ; kişilerle nasıl konuşmam gerektiği, hangi kelimeleri kullanmam gerektiği, nasıl davranırsam kendimi rahat, bağımsız ve özgür hissedeceğimi bilmiyorum. İş yerindeyken iletişimde rahat ve kendini ifade eden, etkili konuşan kişilerin daha ön planda oldukları ve daha çok ilgi gördüklerini fark ettim. Bunu önceden de biliyordum ama nasıl oluyor da böyle davranılıyor bilmiyorum. Stratejileri ne bilmiyorum. Bugün öğleden sonra …….. toplantısı vardı, ben de ilk defa katıldım ve bundan sonra da ayda bir ben de komisyonda görev alacağım. Toplantıda rahat değildim, kaygılı değildim ama dikkatim dağınıktı.

29.04.2010

Saat 09.52, iş yerinde çalışma odamızda ,………….. hanım ve ………….. beyle beraberiz. Sabah işe geldiğimden bu saate kadar iyiyim, raporlarımı yazdım, diğer çalışanlarla konuştum. Dün akşam ki depresiflik üzerimde yok. Dün gece 23.20 de uyudum, uykumu iyi aldım. En az sekiz saat uyuyunca kendimi dinlenmiş hissediyorum. Daha çok iş yapmak için geç uyuyordum ama sabahta yorgun uyanıyordum ve çok sigara içiyordum. Gece erken uyumaya çalışacağım, fazla da sigara içmemiş olurum. Erken uyumak iyi oluyor ama bu kez de gerek kitap okuma gerek konu tekrarları gerekse de rapor hazırlama işlerini bitiremiyorum. Uzadıkça uzuyor. Aslında uzun işler değil ama zihnimi toparlayamadığım için yarım saatlik işi bir buçuk saatte ancak yapabiliyorum böyle olunca da zaman sorunu yaşıyorum.

Saat 16.26, iş yerinde odamdayım, şuan rahatım. İletişimde neden sıkıntılı oluyorum bilmiyorum. Ama daha önceki gibi aceleci değilim, aceleci olmamayı hayatımın her aşamasında uygulamaya çalışıyorum. Önceleri yemek yerken, kitap okurken, yolda yürürken, iletişimde konuşurken aceleciydim. Bir şeyler yapmak için kendimi zorlamıyorum artık. Kendimi hiçbir şekilde kontrol etmeden, rahat bıraktığımda ses tonumun pasif, davranışlarımın çekingen, iletişimimin etkisiz ve çevremdeki herkesin beni basite alacağı düşüncesinden dolayı kendimi etkili olmaya  zorluyordum. Kendimi rahat bıraktığımda, kontrol etmediğimde, zihnimi gidişatına bıraksam karamsar olma, mutsuz davranma düşüncesinden dolayı kontrolcüyüm. Kontrolcü olunca da kasıntılı oluyordum. Şimdi ise kendimi zorlamadan, çokta kontrol etmeden, rahat bırakmaya ,dengeli olmaya çalışıyorum.

02.05.2010

Saat 10.19, iş yerinde odamdayım, az önce çay içtiğim kupamı alıp çay almaya mutfağa gittim. Mutfakta görevli çay yapıyordu. Ben de “çay bardağımı kaç kez eve götürüp yıkayacaktım, unutuyorum. Görevliye “bardağımı akşam mutfakta bırakayım, diğer bardakları deterjanla yıkarken benim bardağı da sana zahmet yıkayıver.”dedim. O da “tamam abi, şimdi bakayım, çamaşır suyu ve ya detarjan varsa yıkayayım “dedi.  Daha sonra içtiğim kahve bardağını mutfağa bırakırken, kupamın çok temiz bir şekilde yıkanıp masaya bırakıldığını gördüm. İstekte bulunmak gerçektende çok güzel. Artık kulağıma küpe yapacağım, kendime baskı yapmadan, doğal olacağım, biri istekte bulunursa duruma göre ben de istekte bulunacağım. Yalnız dikkatimi denetim altında tutacağım çünkü dikkatimi denetim altında tutmasam ne yapacağımı, işlerimi karıştırıyorum, dikkatim dağılıyor. Ama kendimi denetim altında tutmayacağım. Doğal olacağım. Bu harika ve çok güzel bir durum. Günlüğümü yazarken az önce oda arkadaşım ………….. hanım tatlı ikram etti, poşette iki tane vardı, önce ki ben olsaydım; poşette iki tane kalmış diye düşünerek “tşk ederim sağ olun” deyip almazdım. Şimdi ise ………. hanım tatlıyı ikram edince,” tatlı mı çok güzel”,dedim ,birini aldım ve yedim. Tşk  ederim dedim. Gerçektende bendeki eksiklikler tamamlanıyor. Tuncay Hocam harikasınız. Size ne diyeceğimi nasıl tşk edeceğimi bilmiyorum.

Öğleden sonra çalışma odamda rapor yazıyordum,…………. hanım’da kendi masasında çalışıyordu. Uzm…………. Bey odamızın kapısında durarak içeriye baktı. Sonra ben de merhaba ………. Bey dedim, o da cevap vermeden, başını salladı ve gitti………….. bey gittikten sonra canım sıkıldı, adama merhaba dedim, adam da beni dikkate almadan başını aşağı yukarı sallayıp gitti diye düşündüm ve kafaya taktım biraz moralim bozuldu. Gerçi ………… bey bir şey demeden ben de yakınlık gösterip merhaba ………….. Bey demeyedebilirdim.

03.05.2010

Saat 08.45. Kendimi durgun hissediyorum. Sabah iş yerine geldiğimde kendimi zorlayarak dikkatimi toparlamaya çalıştım. İletişimde etkili olmaya çalıştım. Yani sabah kapıdan girerken,………bey, şöför ………. bey ve …………bey sohbet ediyordu. Kendine güvenen bir ses tonuyla biraz yüksek sesle “günaydın” dedim. Ve …….. bey sadece alçak bir sesle günaydın dedi, yukarı çıktım. Kendimi zorlayarak iyi görünmeye çalıştığımda, güler yüzlü olmaya çalıştığımda sonuçta kendimi kötü hissediyorum. Normal hareket edeceğim. Eski bir alışkanlıktı, iletişimde etkili olmaya çalışmak ama işime yaramıyor.

Saat 14.50 durgunum, beynimde kasılmalar ve baskı hissi yaşıyorum, bu durum beni endişelendirmeye başladı. Dün iyiydim. Sabah uyandığımdan beri durgunum, şimdi ise beynimdeki kasılmalar beni çok rahatsız ediyor. Çünkü rapor yazamıyorum, okuduğumu anlayamıyorum, nedenini internetten araştırdım sonuç alamadım. Strese bağlı olarak ortaya çıktığını düşünüyorum. Az önce karşı odamdaki uygulama masasındaki görevliden A4 kağıdı istedim.

04.05.2010

Saat 10.02, sabah işe geldiğimde normaldim, her geçen saat gergin olmaya başladım. Şuan gerginim. Nedenini bilmiyorum ama iş yerinde sağlıklı iletişim kuramadığım için böyle sıkıldığımı ve gerginleştiğimi düşünüyorum. Haftalık seans görüşmelerimi worde kaydetmiştim, şimdi 2. Seansı okuyordum, kendiliğinden gelen karamsar ruh halinden bahsetmiştim, şimdi düşünüyorum da genel olarak kendimi güvende hissetmememden kaynaklanıyor, güvende hissetmemekte değil kaygılı ve gerginim  aynı zamanda iletişimdeki yerimi mi bilmiyorum, neden tatmin edici iletişim kuramıyorum. Bilmiyorum. İş yerinde odama gelip tıkalı kalıyorum, diğerlerinin odasına gidip sohbet etmeye çalışsam konuşmuyorum, susup kalıyorum. Gerçi onlarda o kadar konuşmuyor. Konuşurken ne paylaşacağımı bilmiyorum. Bir şeyler paylaşmak zorunda da değilim. Şimdi anladım, farzedelim gidip onların odasına konuştum, odada tek kişi olsa konuşmaya devam ederim. Ama iki ve fazlası olunca gerginliğim artıyor. Bir diğer durum, içimdeki gerginlik ve kaygı hali, aynı zamanda dikkatimi toparlayamamam etkisiz olmama neden oluyor.

05.05.2010

Saat 22.29, genel olarak bugünüm güzel  geçti. Yoğun bir gündü. Daha önceki gibi artık kendimi kasmıyorum,iletişimde de kasıntılı olmuyorum. doğal olmaya çalışıyorum. Kendimi rahat hissediyorum. Çevremdeki kişilerden bir şeyler isteme durumu çok iyi geldi bana. Çünkü gerçektende yıllardır kişilerden bir şeyler istemedim. Daha çok kendim temin etmeye çalıştım. Çünkü babam sürekli kimseye muhtaç olmayın, kimseden bir şey istemeyin derdi. Öğrencilik dönemimde …………. da iken paramın zamanından önce bittiği günlerde, arkadaşlarımdan bulurdum, çok ihtiyacım olupta bulamadığım dönemlerde kendi kendimle hiç kimseden bir şey dahi istemeyeceğim diye konuşurdum. Bir şeyler istemek faydalı oldu.

06.05.2010

Saat 10.21,iş yerindeyim. İş yoğunluğum bugünlerde arttı, hazırlamam gereken raporlar var ve onları dosyalamam gerekiyor.  Saat 00.02, öğleden sonra  ………….. eğitim rahat geçti sayılır. Genel olarak gün boyu iyiydim. Kasıntılı olmadım. Kendimi zorlamamaya özen gösteriyorum. Kaygılı ve gergin değildim.

11.05.2010

Saat 11.10,iş yerindeyim, bugün rahatım, iş yerindeki personellerle iletişim kuruyorum. Gerek bahçe de gerekse de iş yeri için de sohbet ediyorum. Daha önceki gibi kasıntım olmuyor. Eski düşünce ve davranışlarımı kullanmıyorum mesela ; iletişimde bulunduğumda yüz ifadem iyi görünsün, kendinden emin görüneyim, iletişimde etkili olmalıyım, insanlarla ilgilenmeliyim, herkesle güler yüzlü olup konuşmalıyım, tutumlarını kullanmıyorum artık. Bunları uyguladıkça kendimden iç dünyamdan uzaklaşıp tamamen dış dünyaya odaklı olduğumu fark ettim. Terapinin çok faydasını görüyorum. Şunları uyguluyorum artık; insanlara gülmek zorunda değilim, iletişimde yüz ifademi çevreme göre şekillendirmiyorum, şekillendirmeyeceğim. Nasıl görünürsem görüneyim, kim ne düşünürse düşün önemli değil artık, önemli olmayacakta.  Akşamları kendimi odama hapsetmiyorum artık, eve gittiğimde dinleniyorum, artık akşamları farklı arkadaşlarımla görüşmeye başladım, akşamları dışarı çıkıyorum. Bazı akşamlar evde oturup sakin bir şekilde kitap okuyorum. Zihnimi gereksiz şeylerle meşgul etmemeye özen gösteriyorum. Önemli ve güzel değişiklikler oluyor.

16.21 iş yerindeyim, duygusal iniş çıkışlarım yok oldu. Saat 22.30 evdeyim, güzel değişimler yaşıyorum. Kendimi gayet rahat hissediyorum. In treatment dizisini izledim. Geçen hafta da “ne biliyoruz ki” belgeseli izledim. Çok iyi hazırlanmış ve beyin ve düşünce hakkında güzel bilgiler sunulmuştu. Dikkatimi toparlamak için kendimi zorluyordum, bu da yüzümde kasıntıya neden oluyordu. Şimdi ise kendimi zorlamadan, zihnimi kasmadan dikkatimi denetim altında tutmayı deniyorum. Her şeyi halletmeye çalışmıyorum artık, önceleri şunu yapmalıyım, bu işi yapmalıyım, şu kitapları okumalıyım diyerek kendi kendimi çok baskı altında tutuyordum. Bu düşünce tarzını bırakınca gerçektende önemli sayılacak ve acil yapmam gereken o kadar da işim yokmuş. Bu şekilde daha rahat oluyorum.

12.05.2010

İş yerinde çalışma odam dışında diğerlerinin çalışma odalarına da gidiyorum. İletişimde çok olmasa da konuşuyorum, kasıntılı olmadan, kendimi zorlamadan. Güzel değişimler oluyor.

15.05.2010

Saat 22.44, gündüz ödemeleri yapmak için çarşıya gittim. Yolda yürürken görüntü, iç dünya ve kalp konularını düşündüm. Görüntüye göre hareket etmedim. Kendi görüntümün nasıl göründüğünü önemsemedim. Başkalarının görüntülerinden etkilenmedim. Bir ara başkalarının görüntüsüne bakıp kendi görüntümün şeklini değiştirmeye çalıştım, ( canlı ve etkili görünmeye çalışmak sürekli yaptığım şeydi), saniyelik süren görüntü değiştirme durumu iç dünyamı negatifleştirince hemen aklıma geldi, görüntüm neyse o olacak, değiştirmeyeceğim, iç dünyama, kalbime odaklanacağım dedim ve önüme bakıp yürümektense karşıya bakıp yürüdüm. Yürürken de insanların yüzüne pek bakmadım, baktığımda ise saniyelik baktım. Arkadaşımın iş yerine gittim. Görüntüden etkilenmediğim için uzun uzun sohbet ettik.

 

16.05.2010

Gün boyu yüz ifademi hiçbir şekilde değiştirmedim. İçimde ki duygu neyse onu yaşadım. Şunun farkına vardım; yüz ifademi değiştirmeyince yüz ifadem gergin oluyor.Gerçi öğleden önce iş yerindeyken  yüz ifadem çokta gergin değildi. İlerleyen günlerde daha iyi anlayacağıma inanıyorum.

26.05.2010

Saat 19.38 evdeyim. Son günlerde yüzüme odaklanmamaya özen gösteriyorum. Daha çok iç dünyama odaklanıyorum. İş yerinde olsun, sosyal hayatta olsun, evde olsun yüz ifademden ziyade iç dünyama göre hareket ediyorum. Bunu uyguladıkça duygusal iniş çıkışlarımda ve kendimle ilgili olumsuz düşüncelerim azalıyor.

Son günlerde iyiyim. Eşimle çok rahat konuşuyorum. Herhangi bir şey söylediğinde cevabını veriyorum. Onunla iyi geçiniyorum. Artık her şeyde kontrolcü olmaya çalışmıyorum. Şöyle: Davranışlarını, tutumlarını, konuşmasını içsel olarak eleştirip hoşnut olmuyordum. Şimdi ise yaptığım; bunları ya sorun olarak saymıyorum ya da kafaya takmıyorum, açık açık söylüyorum. Yüz ifademi değiştirmiyorum. Yüz ifademe ev içerisinde de odaklanmıyorum. Yüz şeklim neyse o görünsün diyorum. Yöntemler işe yarıyor.

27.05.2010

Saat 10.36 ,iş yerindeyim. Bugün baya dingin bir ruh haline sahibim. Yaptığım şey ise, iletişimdeyken sadece kalbime ve aklıma odaklanmak. Bu çok iyi. Dış dünyaya odaklanmak stresten ve olumsuzluktan başka bir şey vermiyor. İletişimde aktif değilim ama kaygılı da değilim. Kasıntım yok.İniş çıkışlarım yok. Aniden gelen huzursuzluk olduğunda yüzüme odaklanmaktansa iç dünyama odaklanıyorum ve dengeyi sağlıyorum.

Saat 16.13,iş yerindeyim. Güzel ve dengeli bir ruh haline sahibim. İç dünyama odaklanıyorum. Bu çok güzel. Zihnim rahat.

Saat 00.21,evdeyim. Bu akşam  misafirliğe davetliydik. Daha önceden az çok tanıdığım için pekte yabancılık çekmedim. Önceleri bu tür misafirlikler benim için işkence gibi olurdu. Kasılırdım, dikkatim dağılırdı, kaygılanırdım. Bugün ise çok az kasıldım. İç dünyama, kalbime ve aklıma odaklanmaya özen gösterdim.

30.05.2010

Saat 11.24, iş yerindeyim. İnanılmaz düzeyde değişimler yaşıyorum. Yani az bir çaba, kendimi zorlamadan, zahmetsizce kurduğum iletişim çok rahat oluyor. Eskiden, iletişime geçmek için kendimi zorlardım. Çaba gösterirdim. Fazla ve yoğun bir iletişim tarzını kullanırdım. Hayatımda hiç böyle rahat bir yapıya sahip olmadım. Zihnim de normalleşti. Perşembe günü eğitim vereceğim. Rahatım ama gereken çalışmayı da çok fazla  yapmıyorum. Önceleri olsaydı, gece gündüz çalışırdım, kendimi zorlardım ve bir şeyleri de hatırlamazdım. Şimdi ise zorlamadan kaynakları okuyup not alıyorum. Kendimi kasmadan eğitimi vereceğim.

Yaklaşık 10 dk önce çalışma odamda, oda arkadaşım …………….hanım, diğer uzm.meslektaşım…………..,bey le beraber konuştuk. Sonuçta çok rahattım. Ve rahat rahat konuştum. Onlar konuşurken, birbirlerine bakıp konuşuyorlardı. Bana bakarak çok az konuşuyorlardı. Eski tutumlarımdan kaynaklanan bir durum diye düşündüm. Ve onlar konuşurken benimle fazla göz teması kurmayınca bende başka yöne baktım. Ben de onlar konuşurken, onlara fazla bakmamaya çalıştım. Onlar bakınca ben de baktım. Sonrasında ben de konuştum. Onlar bana bakıp konuşmayınca benim de onları takip ederek bakmam hoşuma gitmedi. Benimle fazla göz teması kurmayınca benim de onları gözümle takip etmem pekte adil olmaz. Ama genel olarak iletişimde rahattım.

01.06.2010

Saat 11.41,iş yerindeyim. Bir kişi ile burada detayına giremeyeceğim bir tartışma yaşadım. Bu durumla ilgili olarak gerginleştim ama hoşuma giden ise, yüz ifademe hiç aldırış etmedim, tamamen yaşadığım duygu ne ise onu söyledim. Önceleri olsaydı, yüzümü kontrol edip, gerginliğimi saklamaya çalışarak konuşurdum.Bunun tersini yaptım.

Saat 14.51, Güzel olan eskisi gibi duygusal iniş çıkışlarımın olmaması. Sadece Pazar günü keyifsizdim. İş yerindeki personellerden eskisi gibi iletişim kurmaktan kaçmıyorum. İç dünyama odaklanmak, görüntüye aldanmamak, kendi görüntümü es geçmek genel olarak rahatlatıcı. Eskiden misafir geldiğinde ya da misafirliğe gitmek benim için sıkıcıydı. iletişimde; az çabayla ve zahmetsizce, kendimi zorlamadan hareket ettiğimde bu durumlar sıkıcı olmuyor.

05.06.2010

Saat 14.39. Evdeyim. Haftalık terapi görüşmelerimi kaydetmiştim. Kayıtlı terapilerimi tekrar ediyorum. Borderlıne bozukluğundaki bireyin yapmadığı tek şeyin değişmek olduğunu  öğrenmiştim. Bundan dolayı terapileri tekrar edip, uygulamadığım konu var mı diye araştırıyorum.

Saat 22.34, geçmiş terapilerden 4. terapiye kadar olanını tekrar ettim. Ve kısa notlar halinde a4 kağıdına yazdım.Günlük olarak okuyup tekrar edeceğim. Bugün öğleden sonra arkadaşımla görüşüp çay  bahçesinde sohbet ettik. Aile yaşantısından konu açıldı. Kendi babasının ev içindeki tutumundan bahsetti. Benim aile yaşantıma benzer sorunlardı. Ben de ailemde yaşanan sorunlardan bahsettim. Babamın annemi döveceği zaman karşı koyduğumu, babamla iki düşman gibi göz göze geldiğimiz olayı anlattım. Anlatırken gözlerim biraz doldu. Ondan sonra farklı konulardan sohbet ettik. Aile durumlarını konuştukça duygusal bir durum oluştuğu için gözlerim doldu.

08.06.2010

Saat 19.54, Rahatım. Hiçbir şey düşünmüyorum ama dalgınım.  Uygulamalarıma devam ediyorum. Kendimi iyi hissetmek için kendimi zorlamıyorum artık. Kendimi tamamen serbest bıraktım. Zihnimi de kontrol etmiyorum. Önceleri nerede olursa olsun, ne iş yaparsam yapayım etkili ve özgüvenli görünmek için  kendimi zorlardım. Şimdi bunu da yapmıyorum. Kullandığım tüm stratejileri bıraktım. Ses tonumu dahi etkili olmak için değiştirirdim. Yani kendine güvenen bir ses tonuyla konuşmaya çalışırdım. Şimdi ses tonuma, seviyesine karışmıyorum. Güçlü, bilgili ,etkili ,empatik görünmeye çalışan stratejilerimi kullanmıyorum.

10.06.2010

İletişimde aceleci olmuyorum artık. Kendimi zorlayarak etkili iletişim kurmaya gayret etmiyorum. Uyku gibi doğal sürecine bıraktım. Böyle olunca,iletişim kurabiliyorum.

20.06.2010

Saat 22.20, evdeyim. Tam olarak ne yazacağımı bilmiyorum. Daha önce ki gibi içimden geçen ikili içsel konuşmalar son günlerde yok. Sadece tek ses var. Gündüz iş yerinde önce ki gibi duygusal iniş çıkışlarım yok artık. Tamamen içe dönüyorum. Yüz ifademin olaylar, kişiler karşısında ki şeklini dikkate almıyorum. Aynaya bakmayı da tamamen bıraktım. Akşam kuru temizlemeciden ceketlerimi almaya gittiğimde tesadüfen aynayla karşılaştım. Yüz ifadem solgundu ama yüz ifademi değiştirmedim. Dikkate almadım.

21.06.2010

Saat 14.06 iş yerindeyim. Daha önce ki gibi kasıntılı olmuyorum. Bahçeye çıkıp sigara içtiğimde birileri bahçede oturmuş ise de onlardan kaçmıyorum. Gidip sigara içiyorum. İletişim de sadece iç dünyama odaklanıyorum. Yüz ifademi önemsemiyorum.

Saat 16.23 iş yerindeyim. ……………….dosyalarını hazırlamaya çalıştım…………….İlk kez hazırlayacağım için acemilik yaşıyorum. Fazlaca da önemsiyorum. Bir nevi sorunsuz ve tam olmasını istiyorum. Kaygım yok,gerginliğim yok. Rahatım. Ama içimden bir şeyler yapmakta istemiyorum. İş yerinde eskiye oranla rahatım. İletişim kurmak için kendimi zorlamıyorum. Eskisi gibi aceleci değilim.

28.06.2010

Sabah, bahçede otururken sigara isteyen hizmetli benden yine sigara isteyince, o an bende bu adamdan ne istesem diye düşündüm. Sigarayı vermeden önce elimdeki çay bardağını adama uzatarak “ bu çay bardağını sana zahmet götür “ dedim hizmetliye. O da “tamam” dedi. Ben de bir tane sigara verdim. Böylece eşit olduk. Ve bunu yaptığım için rahatladım.”Genel olarak uygulamalarıma dikkat ediyorum. Zihnimi gereksiz düşüncelerle meşgul etmemeye özen gösteriyorum. Eskiye oranla, kötü duygulardan uzaklaşmış olmam güzel bir durum.

29.06.2010

Saat 10.35 İş yerinde artık kişilerden kaçmıyorum. Tam tersine ortamlara giriyorum. Girdiğim ortamlarda kaygılı olmuyorum, iş yerinde.

01.07.2010

İş yerinde  eskiye oranla ortamlardan kaçmıyorum. Bahçe de birileri oturduğunda rahat bir şekilde gidiyorum. İç dünyama yönelmek, yüz ifademe odaklanmamak  rahatlatıcı oluyor. Dün akşam arkadaşlarla sohbet ederken, komik durumlardan bahsederken  gülme krizine girdim.

Saat 16.51, iş yerindeyim. Genel olarak duygusal iniş çıkışlarım yok ama durgun gibiyim. Kendimi kötü hissetmiyorum. Ama durgunluk hissediyorum.

04.07.2010

Saat 20.41, bugün güzel bir gündü. Her zaman ki durgunluğum yoktu. Normaldim. İçimden geçenler biraz duygu biraz da düşünceden oluştuğunda akıl filtresinden geçirip ifade ediyorum. Günlük yaşantımda da uyguluyorum. Güzel bir strateji. Daha önceden karşımdaki beni yanlış anlamısın ve ya kırılmasın diye moralimi bozan durum dahi olsaydı duygumu ifade etmezdim. Şuan tam tersine duygu ve düşüncemi birleştirip ifade etmeye çalışıyorum.

05.07.2010

Saat 22.12, bugün güzel bir gündü.  Bugüne kadar dış dünyaya odaklanarak yaşamak en büyük hataymış. Çünkü dışa yöneldiğimde, davranışlarım, konuşmalarım, tüm hareketim sürekli diğer kişilere odaklı olunca duygu durumum alt üst olmuş. Bunun yerine içe yönelmem, duygularıma odaklanmam beni gayet rahatlatıyor. Bugün psikolojik durumumu eskiyle karşılaştırdım. Aradaki fark ölçülemeyecek derece çok fazla.

08.07.2010

Saat 16.40 iş yerindeyim. Bugünlerde konuştuğum kişilerle konuşma süremde artış yaşadım.

12.07.2010

Saat 20.40 Bugün şunu fark ettim. Her durumda yüzümü asla sorun etmiyorum. Yüzümü tamamen özgür bırakıyorum. Sıkıntılı, stresli durumlarda gerginleşiyorsa gerginleşsin diyorum, gülmem gereken yerde gülüyorum, yüzüme müdahale etmiyorum.

28.09.2010

08.45 iş yerindeyim. İş yerinde daha önceleri ortamlardan kişilerden kaçar gibiydim. Şuan istediğim ortama giriyorum. Gün içerisindeki duygusal iniş çıkışlarım olmuyor. Bu çok güzel. Çünkü yüzüm artık özgür, kavga edeceğim yerleri biliyorum. İlla ki insanlarla iyi geçinmek zorunda değilim. Kendime ve diğerlerine karşı adaletli oluyorum. Terapideki uygulamaları, günlük yaşantıma aktarıyorum, güzel sonuçları yaşıyorum. İnsanlara gülmek ve samimi davranmak zorunda değilim. Önceleri herkesle iyi geçinmeye ve samimi olmaya çalışırdım. Sonrasında duygusal tutarsızlıklarım ve duygusal iniş ve çıkışlarım olurdu. Şuan insanlarla kötü geçinmiyorum ama herkesle de samimi olmuyorum. Zaten normal olanda bu. İletişimde gülümseyerek konuşmak zorunda da değilim.      Güzel değişiklikler oldu.

29.09.2010

Güzel olan; artık duygularımı bastırmıyorum. Mutlu olsam gülüyorum, sinirlendiğimde tepkimi gösteriyorum. Eski günlerdeki gibi kabus olan duygusal çalkantılarım yok, bu çok güzel. Yüzümü özgür bıraktım. Ben özgürüm. Kendimi zorlayarak kitap okumuyorum.

10.10.2011

22.30, bugün güzel bir gündü. Ne duygusal iniş çıkışlar ne de insanlardan kaçış düşüncesi hiçbir şey yoktu. Her şey çok güzeldi.Sabah 09 da iş yerinde bir  sunumum vardı. Gayet sakindim. Hafta sonu terapim gayet iyiydi. Ama bu terapinin ayrı bir özelliği oldu. Tuncay hocam da çok ilgiliydi. Algı konusunu bugün gün içerisinde sürekli düşünüp ,uyguladım. Terapimdeki notları tekrar ettim ve Tuncay hocamın “daha teşekkür içinde erken. Çünkü asıl gelişmeler bundan sonra olacak” cümlesi bende genel yaşantıma bakış açımda, hayata bakış açımda yeni bir umut oldu. Aslında dediği gibi, asıl gelişmeler yaşanmaya başladı. Özellikle algılama konusunda. Çok şükür, eski günlerdeki duygusal iniş çıkışlar, sosyal izolasyon, içsel konuşmalardaki sayısız düşünceler ve daha neler neler, bunlar yok artık. Mutluyum. Kendimi, bedenimi, çevremi, duygularımı, düşüncelerimi algılayabiliyorum. Korkmuyorum eskisi gibi olmaktan ama uygulamalarımı her zaman için devam ettireceğim. İyi ki varsın hocam, iyi ki varsın.

Telkinle Tedavi Nedir?

Telkinle tedavi, telkin gücünü kullanarak bazı sağlık sorunlarından kurtulmanızı sağlamayı hedefleyen tedavi tekniği olarak açıklanabilir. Aslında telkinin gücü sayesinde hayatlarında çok önemli değişiklikler yapan insanlar olduğu kanıtlanmış bir gerçektir. Ama sağlık sorunları söz konusu olduğunda aynı zamanda bu sorunlar üzerinde uzmanlaşmış bir kişi tarafından yapılacak olan telkinlerin etkili olma ihtimali daha yüksektir. Bu da aslında 19.asrın sonundan beri bilimsel olarak kullanılan bir yöntemdir. Hipnoterapi yani hipnoz ile tedavi, telkinin gücünden yararlanılan ve sağlık sorunlarını giderme amacını taşıyan bilimsel tekniklere verilen isimdir. Ama bu yöntem daha çok hipnotik telkin olarak isimlendirilir. Telkinle tedavi olarak isimlendirilen yöntem ise biraz daha farklı bir teknik olarak anlatılabilir:

Telkinle tedavi olarak adlandırılan yöntem, doktorun hastasını bir koltuğa ya da uzanabileceği bir yatağa alması ile başlayan bir yöntemdir. Sonrasında hastaya rahatlaması teklif edilir. Doktor kısa bir süre sonra sakinleşen ve telaştan uzaklaşan hastasının durumuna, yaşına, cinsiyetine, sosyal ve medeni durumuna yani kişisel olarak özelliklerine bakarak telkin vermeye başlar. Bu yöntem hipnoza yatkın olmayan kişilerde ve bazı özel durumlarda uygulanabilir. Temel düşünce ise hastanın tecrübesine ve uzmanlığına güvendiği doktorun sade, etkili ve anlamlı telkinlerinden etkileneceği ve çektiği acının ve sıkıntının hafifleyeceğidir.

Hipnotik telkin, hipnozla tedavi ya da hipnoterapi tekniği ise yukarıda kısaca açıklanan yönteme göre daha gelişmiş ve daha etkili olduğu kabul edilen bir yöntemdir. Hipnoz hali kişinin bilinçaltının açık olduğu ve verilecek olan telkinleri almaya müsait olduğu bir bilinç halidir. Dolayısıyla hipnoterapi yönteminin telkin gücünü kullanarak tedaviler uygulanan en etkili yöntem olduğu söylenebilir. Tabi burada bazı önemli noktalara da parmak basmak gerekir. Öncelikle hipnoz olarak isimlendirilen durumun sıra dışı ya da çoğu zaman ilişkilendirildiği gibi sihirbazlık, hokkabazlık numaralarıyla bir ilişkisi olmadığı bilinmelidir. Hipnoz hali, kişinin zihnini boşaltıp bedenini gevşeterek bilinçaltına erişebildiği bir trans durumuna, ‘uyku ile uyanıklık arasında’ şeklinde tarif edilen bir duruma geçmesidir.  Bu şekilde bilinçaltında olan bazı düşünceleri ya da kalıpları değiştirmek üzere telkin almaya hazır hale gelir. Konu hakkında yanlış bilinen bir başka önemli nokta ise hipnoz halindeki kişinin kendisini hipnotize edenin tüm söylediklerini yapacağı düşüncesidir. Bu doğru değildir. Kişi tam olarak bilinçli olmasa da, verilen telkinler bilinçli zihnin temel deneyimleri, öğrenme alışkanlıkları ve davranış kalıpları ile karşılaştırılır. Eğer hipnotik etki altında bulunan kişinin bilinci bu telkinleri benimsemezse kabul etmez ve kaydetmez. Dolayısıyla hipnoz altında bulunan kişiye istemediği ve kabul etmediği bir şeyi yaptırmak mümkün olmayacaktır.

Bu özellikler nedeniyle sağlık sorunlarından ya da diğer problemlerinden kurtulmak için hipnoterapi yöntemine başvuran kişinin kendi isteği ile bu seanslara katılıyor olması gerekecektir. Örneğin sigarayı bırakması için ailesi tarafından zorlanan ve hipnoterapi seanslarına bu nedenle katılan kişinin sigarayı bırakması mümkün olmayacaktır. Sigarayı bırakmayı kendisi istemeli ve hipnoterapi yöntemiyle bunu başarabileceğine inanarak seanslara katılmalıdır. Ancak bu durumda verilen telkinleri kabul etmesi ve sonuç olarak sigarayı bırakabilmesi mümkün olacaktır. Tabi sigara sorunu burada örnek olarak verilmiştir. Tüm benzer sorunlar ya da rahatsızlıklar için aynı kurallar geçerli olacaktır. Yani kişi kendi isteğiyle, yönteme ve hipnoterapistine inanarak seanslara katılmalıdır. Bu şekilde telkinin gücünü kullanarak yani hipnoterapi ile sorunlarından kurtulması mümkün olacaktır. Tabi hipnoterapi uygulamasını yapan kişinin de gerçekten bu konuda uzman olması ve tedavi edilen rahatsızlık hakkında da uzmanlaşmış olması gerekecektir.

Telkin Nedir?

Telkin, şuur dışı bir süreçte kişilerdeki belli fikirlerin ya da fiziksel bazı durumların değiştirilmesini sağlamak amacıyla verilen komutlar ya da davranışlar olarak tanımlanabilir. Yani bilinçaltına yerleşmiş olan bazı düşüncelerin, kalıpların istenilen yönde değiştirilmesini sağlayan hareket biçimleri olarak da tarif edilebilir. Günlük hayattan örnek vermek gerekirse, küçük çocuklara verilen eğitimin önemli bir kısmının telkin yoluyla gerçekleştiği söylenebilir. Benzer şekilde siyasetçiler ya da hatipler tarafından kalabalık insan gruplarına yapılan konuşmalar sayesinde bu grubun herhangi bir eylem için harekete geçmesini sağlamak da ‘telkin vermek’ teriminin güzel bir örneği sayılabilir.

Verilen telkinlerin kişi tarafından her durumda kabul edilmesi ya da reddedilmemesi gibi bir durum söz konusu değildir. Çünkü telkinler ya da verilen komutlar bilinçaltındaki düşünce kalıplarını değiştirmeye yöneliktir. Ama örneğin 20-30 yıl asker olarak görev yapmış olan birisine verilecek telkin ile bir okula giderek bombalamasını sağlamak, terörist bir eylem gerçekleştirmesini sağlamak mümkün olmayacaktır. Çünkü bu tek bir davranış kalıbını ya da düşünceyi değiştirmekten ziyade o kişinin hayatı boyunca öğrendiği ve inandığı her şeyin değişmesini gerektirir. Benzer şekilde çok kilolu birisine verilecek telkinlerle onu yemeden yaşayabileceğine ikna etmek ve bu yolla kilo verdirmek de mümkün olmayacaktır. Yani telkinlerin, telkin alan kişi tarafından belli bir ölçüde kabul edilmesi ve kendi içinde tutarlı olması gerekecektir. Aksi halde verilen telkinlerin herhangi bir etkisi olmayacak, telkinler ile bilinçaltına yerleşmiş olan kalıplar, bilinçli zihin çelişeceklerdir.

Bu özelliği nedeniyle kendi kendine telkin verme durumu da söz konusu olabilir. Örneğin işinde başarılı olmak isteyen ve daha başarılı olabileceğine inanan bir kişi, ‘ben başarılı bir çalışanım’ ya da ‘bu işi en iyi yapacak olan kişi benim’ gibi pozitif telkinleri kendisine vererek endişelerini ortadan kaldırmayı başarabilir. Etki oranı çok yüksek olmasa da bu yöntemle kişinin kendisini işinde daha başarılı bir kişi haline getirmesi mümkün olabilir.

Hipnoz ve telkin konusu da temel olarak bu kurallardan bağımsız değildir. Yani kişinin bilinçaltındaki bazı düşünce ve davranış kalıplarını değiştirmeye yönelik telkinler verilmesi mümkündür. Ama telkin alan kişinin bu değişikliği istemesi ve onaylaması, ayrıca telkin veren kişiye de güveniyor olması gerekir. Bu şekilde verilen telkinleri kabullenmesi ve bilinçaltındaki kalıpları değiştirerek değişiklikleri uygulamaya geçirmesi mümkün olabilir. Örneğin kilo vermek isteyen kişiye beslenme düzenindeki fazlalıkları, gereksiz yiyecek tüketimlerini gösteren ve bunlara ihtiyacı olmadığı yönünde verilen telkinler, kişinin zaman içinde beslenme düzenini daha sağlıklı hale getirmesini ve kilo vermesini sağlayabilir.

Self Hipnoz Nedir?

Hipnoz, uyku ile uyanıklık arasında olarak tanımlanan ama aslında bilinçaltının tamamen aktif olduğu ve farklı bir bilinç düzeyi olarak tarif edilebilecek bir durumdur. Yani hipnoz sırasında aslında bilinç kaybolmaz. Sadece dünyayı farklı bir seviyede algılama söz konusu olmuştur. Bu algı seviyesini değiştirebilmek için de uyku haline benzetilen bir trans durumuna geçmek gerekir. Ama kişinin bilinçaltı ve dolaylı olarak zihni aktif olduğu için bu durumu uyku ile kıyaslamak doğru değildir.

Hipnotize olan ve bu trans durumuna geçecek olan kişi vücudunun rahatlamasına odaklanır ve karşısında bulunan, güvendiği hipnozitörün verdiği komutları izler. Böylece hipnoz haline geçebilir ve karşıdaki kişinin verdiği telkinleri almaya başlar. Tabi bu telkinlerin yaşam tarzıyla, geçmiş yaşantılarıyla, hayat görüşüyle ve öğrendikleri ile çok fazla çelişmeyen telkinler olması gerekir. Bu gerçekleşmezse verilen telkinlerin değerlendirildiği bilinçaltı ve bilinçli zihin telkinleri reddedecek ve kabullenmeyecektir. Süreç temel olarak bu şekilde işler. Kişi inanmakta güçlük çekmediği, kabullenebileceği telkinleri alır ve sonrasında buna uygun uygulamalar gerçekleştirmeye başlar. Örneğin kilo verme amacıyla hipnoz yönteminden faydalanan ve kilo vermek isteyen kişiye beslenme düzeninin yanlış olduğu ve aslında bazı besinlere ihtiyacı olmadığı yönünde telkinler verilir. Pasta gördüğünde dayanamayan ve yiyen bu insan başarılı hipnoz seansları sonucunda bu isteği kaybeder, pasta yemeye ihtiyacı olmadığı görüşünü benimser ve bu davranış değişikliği sayesinde de kilo vermeye başlar.

Kişinin kendisine telkin veren kimse olmadan bu sonuca ulaşması için uygulanan teknikler ise self hipnoz olarak adlandırılmaktadır. Kendi kendine telkin verme durumu aslında insan hayatına çok da yabancı bir olay değildir. Her insanda bulunan savunma ya da korunma mekanizması bazı durumlarda harekete geçer. Öfke kontrolü ya da bir olayı gerçekleştirebileceğine kendini inandırmak için kişilerin kendisi tarafından uygulanan örnekler self-hipnoz tanımlaması içinde yer alan uygulamalardır. Yukarıda vermiş olduğumuz örnekte olan ve kilo vermek isteyen kişi, pastalar gibi yemeklere ihtiyacı olmadığı ve onlarla karşılaştığı durumlarda bu yiyecekleri yememesi gerektiği şeklindeki telkinleri kendi kendisine verebilir. Yani aslında self-hipnoz ya da otohipnoz gibi kelimelerle tanımlanan uygulamalar hayatın içinde yer alan veya öğrenilerek yer alması sağlanabilecek olan uygulamalardır.

Tabi bu tanımlardaki ‘hipnoz’ kelimesi kafa karıştırıcı olabilir. Aslında self hipnoz uygulamalarında trans haline geçmek ve hipnoz seanslarındaki uyku durumuna benzetilen trans haline geçmek gibi bir durum söz konusu değildir. Daha doğrusu buna benzer bir durum oluşur ama bu durum gerçeklik algısının değişmesi, başka bir boyuta geçilmesi gibi durumlara daha çok benzetilebilir. Evet, kişiler kendi kendilerine verdikleri telkinlerle bazı düşüncelerini ve davranış kalıplarını değiştirmeyi hedeflerler. Ama burada uyku haline geçmek gibi bir durum söz konusu değildir. Muhakkak bir benzerini göstermek gerekirse, doğu felsefelerinde ve dinlerinde çok yaygın olan meditasyonun ve meditasyon uygulamalarının modern tıp tarafından kabul edilen self-hipnoz uygulamalarına benzediği söylenebilir.

Bu yöntemin avantajlı tarafı ise bilim adamları ve özellikle tıpçılar tarafından akademik yöntemler izlenerek, araştırmalar yapılarak oluşturulmuş teknikler olması şeklinde gösterilebilir. Dolayısıyla sistematik olarak geliştirilmiştir ve uygulanmaktadır. Bu özelliği sayesinde de bireylerin öğrenebileceği ve uygulamakta zorlanmayacakları bir yöntem olarak tanımlanmaktadır.

Sonuç olarak hayatında bazı sıkıntılar yaşayan ve farklı ama aynı zamanda etkili bir çözüm yöntemi arayan kişiler self-hipnoz uygulamaları hakkında daha geniş bilgi edinmeyi tercih edebilirler. Yöntemle ilgili bilgi almak ve eğitim programlarına ne şekilde katılacağınızı öğrenmek için tek yapmanız gereken self-hipnoz yöntemleri konusunda uzmanlaşmış olan bir hipnoterapi merkezi ile iletişime geçmek olacaktır. Bu hareket belki de gelecekteki yaşantınızı tamamen değiştirecek bir başlangıç noktası olabilir.

Oto Hipnoz Nedir?

Oto Hipnoz olarak isimlendirilen uygulama ‘kendi kendini hipnotize etme’ durumu açıklanabilir. Bireylerin kendi kendilerine hipnotize edemeyeceklerine dair olan yaygın kanının aslında doğru olduğu söylenebilir. Ama otohipnoz ya da self hipnoz olarak tanımlanan yöntemler aslında klasik bir hipnoz durumundan bahsetmemektedir. Yani kişinin eline bir madalyon alarak gözlerinin önünde sallaması ve kendinden geçmesi gibi bir durum söz konusu değildir.

Kişilerin kendilerini hipnotize edemeyeceklerine dair inanç hipnoz durumundan çıkılması sorununa işaret eden bir inanç olarak kabul edilebilir. Yani kişinin kendi kendini hipnoz altına almayı başarması halinde bile bu durumdan çıkması sorun olacaktır. Bu problemin aşılabileceğini düşünen araştırmacılar geliştirdikleri sistematik yöntemler sayesinde kişilerin kendi kendilerini hipnoz durumuna almasına olanak tanıyan tekniği geliştirmişlerdir. İşte kişilerin öğrenebilecekleri ve kendi kendilerine uygulayabilecekleri bu tekniklere otohipnoz ya da self hipnoz gibi isimler verilmektedir.

Otohipnoz Nasıl Yapılır?

Hipnoz altında bulunan bir hastaya hipnoterapist tarafından verilen telkinlerin otohipnoz yöntemlerinin gelişmesini sağlayan bir durum olduğu düşünülebilir. Hipnoterapist hastasına ‘sana verdiğim önerileri takip ederek kendi kendini hipnotize edeceksin ve yine kendi kendine uyanmanı sağlayacak olan telkinleri de bu sırada vereceksin’ gibi bir telkin verdiğinde, uyanan hasta hipnoterapistinden aldığı telkinler doğrultusunda kendi kendini hipnoz altına alma fikrini benimseyecek ve uygulamasını yapabilecektir.

Bu telkini alan hastanın hipnoterapistinin hastayı hipnoz altına almak için bir CD çalardan yardım aldığını ve hastanın alıştığı ve bildiği bu yöntemle hipnoz altına girdiğini düşünelim. Hipnoterapist hastasına yukarıda örneklediğimiz telkini verirse, hasta kendi başına iken bir CD çalardan faydalanarak kendini hipnotize etmeyi başarabilir. Gerçekliğe dönüş kısmı ise yine hipnoterapistin verdiği telkin uyarınca gerçekleşecektir.

Tabi yukarıda anlattığımız yöntem aslında çok uç bir örnek olarak kabul edilebilir. Tasarlanmış ve kaydedilmiş olan senaryo zamanla bir alışkanlık halini alır, CD çalar kullanmadan da kendi kendini hipnotize etmek mümkün olabilir. Normal şartlarda meditasyon olarak bilinen trans durumuna geçilmesine benzeyen bir duruma geçmek ve bilinçaltına ulaşmak yeterli olacaktır. Yani zihni ve vücudu rahatlatarak farklı bir algı ve bilinç düzeyine geçmenizi sağlamak olarak da tarif edilebilir. Şu beş aşamayı farklı yöntemlerle uygulamak ve kendi kendini hipnoz altına almak mümkün olabilir:

Doğal Ritmik Solunum

Doğal ritmik solunum yani sürekli ve düzenli solunum yapmak sempatik sinir sistemini rahatlatır, vücudun stresten ve sinirden arınarak rahatlamasını sağlar. Bu da kendi kendinizi hipnoz durumuna geçirme deneyimine zihninizi hazırlamanızı sağlar.

Vücut Gevşemesi

Kas gerginliğini azaltma, kas gevşemesini sağlama için bilimsel metotların kullanıldığı evredir. Bilimsel vücut gevşemesi olarak da adlandırılır. Çünkü size öğretilecek olan bu yöntemler bir bardak kahve içerek ya da bir sigara yakarak elde ettiğiniz yalancı gevşeme durumundan farklı bir vücut gevşemesi sağlayacaktır.

Olumlu Hayal Kurma

Zihninizi ve vücudunuzu rahatlattığınız bu anda geçmiş tecrübelerinize dair olumlu hayaller kurabilirsiniz. Örneğin çocukluğunuzda sahilde geçirdiğiniz bir günde vücudunuzda hissettiğiniz rüzgarın esişini düşünmek ve görmek gibi bir durum vücudunuzun ve zihninizin otohipnoz tecrübesine hazır hale gelmesini sağlayacaktır. Burada gerçekten de o rüzgarın esişini hissetmeniz gerekli değildir. Sadece o anı hatırlamanız ve hayalinizde tekrar yaşatmanız gerekecektir.

Ototelkin Aşaması

Belirli durumlar karşısındaki düşüncelerinizi, tavırlarınızı, hislerinizi olumlu yönde değiştirmenizi sağlayacak olan telkinlerin verildiği bölümdür. Bu telkinlerin nasıl verileceği ve nasıl daha etkili olacakları konularındaki daha ayrıntılı bilgileri otohipnoz/self-hipnoz eğitimi veren merkezden alabilirsiniz.

Gerçeğe Geri Dönüş

Hipnotik durumdan çıkarak rahatlamış şekilde gerçekliğe geri döndüğünüz aşamadır.

Bu beş evre otohipnoz deneyiminin gerçekleşmesini sağlayan aşamalar olarak gösterilebilir. Ama bu konuda daha ayrıntılı bilgiler edinmeniz ve deneyerek, pratik yaparak kendinizi geliştirmeniz gerekecektir.

Hipnoz İle Tedavi Edilen Hastalıkların Listesi

Hipnoz ile tedavi yöntemi olan hipnoterapi, birçok hastalığın tedavisinde asıl tedavi yöntemi olarak ve bazı hastalıkların tedavisinde de yardımcı tedavi yöntemi olarak kullanılan bir yöntemdir.

Temelde hastanın bilinçaltında yer etmiş olan düşünceleri, öğrenilmiş davranışları ya da edinilmiş alışkanlıkları değiştirmeye yönelik bir tedavi şekli olduğu söylenebilir. Dolayısıyla psikolojik olarak nitelendirilen sorunların neredeyse tamamından hipnoterapi yöntemi ile kurtulmak mümkündür.

Fiziksel rahatsızlıklar söz konusu olduğunda da yardımcı tedavi yöntemi olarak, asıl tedaviyi destekleme amacıyla kullanıldığı durumlar vardır. Örneğin diş hekimleri ya da ağrılı başka hastalıkları olan doktorlar hastalarını rahatlatmak amacıyla hipnoz ve hipnoterapi yönteminden yararlanabilirler. Ama genel olarak psikolojik kökeni olan hastalıkların tedavisinde kullanılan bir yöntemdir. Özellikle fobiler, stres, panik atak ya da ruhsal bozuklukların etkili olduğu alkol, sigara vb. gibi bağımlılıkların tedavisinde kullanılır. Hipnoz ile tedavi yani hipnoterapi yöntemi ile tedavi edilebilen hastalıklar şu şekilde listelenebilir:

  1. FOBİLER: Neredeyse tüm fobiler hipnoterapi yöntemi sayesinde diğer yöntemlere göre daha kolay bir şekilde çözümlenebilir. Aklınıza gelebilecek olan tüm fobilerin temelinde yatan genellikle yaşantısının daha önceki dönemlerinde hastanın başından geçmiş olan travmatik bir olaydır. Bu nedenle en çok bilinenleri sosyal fobi, yükseklik korkusu, örümcek korkusu, yalnızlık korkusu, böcek korkusu gibi korkular olan fobilerin neredeyse tamamı telkin yöntemi kullanılarak yani hipnoterapi ile tedavi edilebilir.
  2. PANİKATAK: Yoğun bir şekilde yaşanan korku nöbetleri şeklinde basitçe tarif edilebilecek olan panik atak da hipnoterapi ile tedavi edilebilen hastalıklar arasında bulunmaktadır. Kişinin korkularının azalmasını sağlayan telkinler ya da bu soruna yol açtığı tespit edilen travmatik olaya bakış açısının değiştirilmesi gibi yöntemlerle tedavi edilmesi mümkün olacaktır.
  3. YEME BOZUKLUKLARI: Anoreksiya, bulimiya ve atipik yeme bozuklukları gibi farklı türleri olan ve sorunu yaşayan kişilerin hayatındaki sosyo-ekonomik faktörleri büyük ölçüde etkileyen yeme bozuklukları, hipnoz ile tedavi edilebilen hastalıklar arasında bulunmaktadır. Bu sorunun kaynağı da genellikle algılardaki bazı problemler olduğu için, hipnoterapi seanslarında verilen telkinler sayesinde tedavi edilebilen bir hastalıktır.
  4. STRES: Bazı kişiler tarafından çağımızın en önemli hastalığı olarak gösterilen stres sorunu da hipnoterapi yöntemi ile tedavi edilebilen hastalıklar arasında bulunmaktadır. Genellikle 3 aşamalı gerçekleştirilen tedavinin ilk aşamasında stres nedeniyle oluşan hastalıklar tedavi edilir. İkinci aşamada stres yaratan faktörlere karşı geliştirilen davranış ve tutumlar değiştirilir. Üçüncü aşamada ise stres faktörünün uzun vadedeki olumsuz etkilerini engellemeye yönelik bir çalışma söz konusudur. Yani hem bedensel yönden hem de zihinsel yönden güç kazanılmasına, direnç elde edilmesine çalışılır,
  5. BAĞIMLILIKLARIN TEDAVİSİ: Alkol, sigara ya da uyuşturucu bağımlılıkları gibi sorunlar da hastalık olarak kabul edilmektedir. Çünkü bu maddelerin ‘bağımlılık’ olarak adlandırılan derecede kullanılmaya başlaması, kişinin sosyal hayatı başta olmak üzere yaşamının her yönünü etkileyen bir problem haline dönüştüğü anlamına gelmektedir. Ayrıca bu maddelerin kullanımı nedeniyle başka hastalıklara yakalanılması da söz konusu olabilir. Genellikle hastanın yaşantısının geçmiş dönemlerinde edinilen yanlış inançlara ya da düşüncelere dayanarak gelişen bu bağımlılıklar, hipnoz ile telkin yöntemi kullanılarak tedavi edilebilir.
  6. PSİKOLOJİK SIKINTILAR: Psikolojik sıkıntılar ve bunlar nedeniyle ortaya çıkan sorunların tedavisinde de hipnoterapi yönteminden yararlanılabilir. Tikler, altına kaçırma sorunu, üşengeçlik, kekemelik gibi problemler söz konusu olduğunda bu yöntemden faydalanılabilir. Bu tür rahatsızlıklardan biri olan depresyonda hipnoz ile tedavi edilebilir.
  7. AĞRILI HASTALIKLAR: Ağrılı hastalıklarda özellikle ağrının birden ortaya çıktığı ve kısa sürdüğü durumlarda kullanılabilir. Diş hekimleri de diş ağrıları söz konusu olduğunda bu yöntemden yararlanırlar.

BUNLARIN DIŞINDA KALAN BAZI HASTALIKLAR: Alerjik cilt rahatsızlıkları, obezite sorunu ve astım gibi problemler söz konusu olduğunda da hipnoterapi yönteminden faydalanılabilir.

Bizim vermiş olduğumuz hizmetler ve daha bir çok konu hakkında bilgi almak için hizmetlerimiz sayfasına giriş yapınız.

Hipnoz ile Özgüven Kazanma

Hipnoz ve hipnoz ile tedavi yöntemi olan hipnoterapi, özellikle psikolojik kökenli sorunlar söz konusu olduğunda çok etkili teknikler olarak kabul edilmektedirler. Özgüven olarak nitelendirilen yetinin eksikliği de psikolojik temelli bir sorundur. Çünkü kendine güven, kendine inanma gibi anlamlara gelen özgüven, genellikle çocuklukta kazanılan bir yeti olarak bilinmektedir.

Çocukların ailelerinin ve etraflarında bulunan otoriter kişilerin kendilerine saygılı davranması, başarıları ve hataları ile ilgilenmesi, hatalarını kabul etmesi, yeterli ilgi göstermesi ve konuştuğu zamanlarda söylediklerine saygı göstermesi gibi durumlar, olaylar nedeniyle açığa çıkan ve geliştirilen bir özelliktir/yetenektir. Dolayısıyla özgüven eksikliği de bu davranışların aksi olan davranışlar sergilenildiğinde ortaya çıkar. Kısacası sorunun temelinde psikolojik travmalar yatar. Bu sorunun en etkili çözüm yöntemi de hipnoz ile tedavi yani hipnoterapi olacaktır.

Çocuklukta yaşanmış olan sert bir şekilde eleştirilme olayı, fiziksel, cinsel ya da duygusal tacizler, çocuğun her şeyi en iyi şekilde, mükemmel kabul edilebilecek şekilde yapmasının beklenmesi gibi olaylar özgüven eksikliğine yol açan travmalardır. Kişilerin bu olaylara bakış açısını ya da yorumlama şeklini değiştirerek özgüvenin artırılması mümkün olacaktır. Tabi farklı bir yol izlenerek ve olumlu yönde telkinler verilerek (işinde çok başarılı olabilirsin, kız arkadaş edinmekte zorlanmayacaksın, sınavda başarılı olabilirsin vb.) de özgüven problemini halletmeye yönelik çözümler üretilebilir. Ama her durumda aslında kişinin kendisinde olan ama açığa çıkaramadığı potansiyelin ortaya çıkarılması söz konusu olacaktır. Dolayısıyla sıfırdan özgüven kazanmaktan değil de orada olan potansiyel özgüvenin ya da kapasitenin ortaya çıkartılmasından bahsedilebilir. Fakat nasıl nitelenirse nitelensin, hipnoterapi yani hipnoz ile tedavi yöntemine başvurmadan aynı sonuca ulaşmak çok zor olacaktır. Fakat hipnoterapi ile kısa sayılabilecek bir sürede bu sonuca ulaşmak mümkün olabilir.

Tabi şunu da belirtmek gerekir. Hipnoz ile tedavi tekniğinde en önemli nokta kişilerin bu tedavi yöntemine ve hipnoterapistine inanarak sorununu halletmeyi istemesidir. Dolayısıyla özgüven eksikliği söz konusu olduğunda da bu noktaya dikkat etmek gerekecektir. Özgüven eksikliği kişinin bu tedavinin sonunu getiremeyeceği ya da başarılı olamayacağı gibi algılar edinmesine neden olabilir. Dolayısıyla yönteme, hipnoterapistine ve kendine olan güveni, inancı ve sorundan kurtulma isteği yeterli olmayabilir. Bu problem tedavi sürecinin uzamasına ve tedavinin farklı bir bakış açısı ile sürdürülmesine de sebep olabilir. Ama daha önce de sözünü ettiğimiz gibi, zaten var olan potansiyel gücü ortaya çıkarmak için yararlanabileceğiniz en etkili yöntem hipnoterapi olacaktır.

Hipnoterapi yönteminin özgüven kazanılması konusunda çok etkili olacağını tahmin etmek için uzman olmak da gerekmiyor. Çünkü özgüven eksikliği olduğunu düşünen ve bunu artırmak isteyen kişilere verilen tavsiyeler genellikle kendilerine sıkıntılı oldukları konularda ‘çok iyi, harika, mükemmel’ olduklarını söylemelerini içeriyor. Hatta bu kelimeleri kendilerine günde 100 defa tekrarlamalarını tavsiye eden kaynaklar, kitaplar bile bulunuyor. Bu yöntemler ne kadar etkili olur bilinmez ama özgüven eksikliğinin olumlu telkinlerle kapatılabileceği genel görüş olarak yerleşmiş durumda bulunuyor. Özgüven kazanımı da genellikle çocuklukta alınan pekiştireçler ve edinilen deneyimler ile elde edildiğine göre,  hipnoterapi yönteminin yani telkin yoluyla tedavi ilkesini benimsemiş olan bir tekniğin sonuca ulaşacağını tahmin etmek pek zor olmasa gerekir. Ama özgüven eksikliği dışında kalan psikolojik kökenli ya da geçmişteki travmalara dayanan sorunların çözümünde de çok etkili olduğuna inanmak için konu hakkında daha fazla bilgi edinmek gerekebilir. Uzman hipnoterapistler tarafından uygulanan yöntemin başarılı olmasının nedenlerini öğrenmek sizin de bazı sorunlarınızın çözümünü bu yöntemde bulmanızı sağlayabilir.

Hipnoz Gerçek Midir?

Hipnoz bazı kişiler tarafından ‘uydurma bir yöntem’ ve hipnotize olduğunu söyleyen kişiler ‘iyi oyuncular’ olarak tanımlansa da, uzmanlar bu yöntemin gerçek ve uygulamaları olan bir yöntem olduğunu belirtiyorlar.

Farmakoloji bilimi sayesinde ortaya çıkan bazı ilaçlar, maddeler ‘hipnotik’ olarak tanımlanıyor. Bu maddeler merkezi sinir sisteminin yavaşlamasını ve kişinin bilincini tamamen yitirmediği bir uyku haline geçmesini sağlıyorlar. Dolayısıyla hipnoz olarak bilinen teknik de ilaç kullanmadan bu duruma geçmek olarak anlatılabilir. Hipnotize olan kişinin algıları tamamen kapalı olmadığı ve bilinçaltına erişilebildiği için, verilen telkinler yoluyla hipnotize eden kişinin de kabullendiği, değiştirmek istediği bazı düşünce ya da davranış kalıplarını değiştirmek mümkün olabilir.

Bu tekniğin en önemli noktasının hipnotize olan kişinin gönüllü olarak bu yöntemden faydalanmayı istemesi olduğu söylenebilir. Çünkü istemeyen ya da uygun olmayan birisini hipnotize etmek mümkün değil. Hipnotize edilen kişiye istemediği bir şeyleri yaptırmak da mümkün değil. Çünkü kişi bu trans halinden çıktığında bilinçli zihni ile çelişen telkinleri, yeni düşünceleri benimsemesi mümkün olmuyor.

Sonuç olarak hipnoz olarak isimlendirilen tekniğin gerçek olduğu söylenebilir. Ama filmlerde ya da bazı şovlarda görüldüğü gibi insanların istemedikleri ya da kabul etmedikleri şeyleri yapmak için bu tekniğin kullanılabileceği söylenemez. Dolayısıyla hipnoz tekniği ile sağlık sorunlarını çözmek için de kişinin bu sorunu kabul etmesi ve çözmek istemesi gerekir. Örnek vermek gerekirse, alkolik olsa da bunu kabul etmeyen ya da sorunu çözmek istemeyen bir kişiyi hipnotize ederek alkolü bırakmasını sağlamak mümkün değildir.

Bilinç Nedir?

Bilinç, basit bir şekilde tanımlanırsa farkındalık ya da bireyin kendi varlığının farkında olmasını sağlayan …

Algı Nedir?

Algı, psikoloji ile zihin ve zekânın işleyişini ele alan bilişsel bilimlerde duyusal bilgilerin alınması, yorumlanması, …

Borderline Kişilik Bozukluğu Hipnozla Tedavisi

27 yaşında bir erkek olan danışanın (G.İ) başlıca sorunları aşağıda sıralanmıştır. 1- İnsanlarla iletişim …