PSİKONÖROİMMUNOLOJİ

 

 Dr. Necla Aktan                                                                                  11.11.2001

 

GİRİŞ : Psikonöroimmunoloji 70 ‘lerin sonunda Dr. Robert Ader tarafından birleştirilmiş bir terminolojidir. 1981 de yayımlanan psikonöroimmunoloji ders kitabı gerçekte psikonoroimmunolojinin belirgin bir saptamasını yapmaz. Bu yayında Dr. Ader şunları yazmıştır: İmmun sistem ve SSS arasında dolaylı ve rölatif olarak, keşfedilmemiş bir ilişki vardır, ve bu ilşkinin analizi immun sistem ve beyin hakkındaki çok şeyi açığa çıkarabilir. Bu yayından sonra diğeleri, insandaki amaçlı immun modulasyonun varlığının ima edilmesini henüz kanıtlanmamış birşey olarak yorumlamışlardır. Ader’in psikonöroimmunoloji hakkındaki 1. ve 2. yayınlarındaki materyallerin büyük kısmı hayvan deneylerine ayrılmıştır; ama 2. yayınında saptamalarını yansıtmada daha cesur davranmıştır. Bugün immun sistemle ilgili nöroanatomik, nöroendokrin ve nörokimyasal linkleri gösteren bir çok veri mevcuttur.Nöronların dentrit ve aksonlarla birbirine bağlı olduğunu bilmekteyiz. Mesajlar bu yoldan yollanır ve alınır. Bir beyin hücresi uyarıldığı zaman nörotransmitterlerin salgılanmasını sağlar. Bunlar sinaps dediğimiz mikroskopik aralıktan alıcı hücre veya nörona zıplarlar.Dentritlerin gelişmesi bu bağlantıların fazlalığıyla orantılıdır. Burada Dr. Öz’ün kitabındanki bir örnekten bahsetmek isterim 15 yıl arayla iki kez kalp krizi geçirmiş ve artık ikinci krizde beyin oksijenlenmesinin kesilmesi nedeniyle, nörologların kalp naklinden sonra dahi eskisi gibi olamayacağını söylediği bir hasta vakası. Dr.Öz’e göre bu hastanın belleğinin büyük bir kısmı kaybedilmiş olabilirdi, hatta komada kalma olasılığı bile vardı ve operasyon için uyanması gerekiyordu. Karısı ise ısrarla uyanacağına inanıyordu. Sadece ona yardım edecek birine ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. Bunun üzerine Dr. Öz durumu ciddi olduğu halde hastanın iyileşebileceğini söyler. Hastanın eşi de kocasının geri gelmesine yardım edebileceğini söyler ve sabahın 7’sinden gece geç saatlere  kadar hergün kocasının yatağının başından ayrılmaz, onunla konuşur, elini tutar. 5. günün sonunda kocası komadan çıkar ve LVAD operasyonu yapılır. Fakat operasyon çok başarılı geçmesine rağmen hasta yoğun bakımdayken durumu kötüleşip kalp atışı durur. Kalp masajı ve ilaçlarla hasta tekrar döndürülen hasta RVAD için operasyona alınır ve ikinci pompa da takılır. Konsültasyondaki doktorların tümü olumsuz görüş belirterek hastaya başarılı bir operasyona rağmen kaybedilmiş hastalardan biri gözüyle bakılarak tekrar yoğun bakıma alınır.Ve eşi yine hergün ki gibi kocasının başından ayrılmayarak konuşmaya devam eder ve bir gün hasta gözlerini açar. Eşi kendisiyle konuşup günlük gazeteleri okuyarak hayatla bağlantısını sürdürür. Hasta beyin zararı görmüş diğer hastalardaki sıkıntı ve sinirlilik hali olamadan yavaş yavaş aklına kavuşarak insanların arasına geri döner. Nasıl iyileşmiştir? Yakın tarihli nörolojik araştırmalar sözler ve dokunuşlarla aklı uyarmanın, nöronları gelişmeye ve büyüyen bir ağacın kökleri gibi dallanıp budaklanmaya itebileceğini ileri sürmektedir. Bu dallanıp budaklanmalar nöronlar arasında daha fazla bağlantı yaratmaktadır. Bellek bu şekilde oluşmakta ve milyarlarca beyin hücresinden gelişmektedir, ki bu da bir hastanın başkalarıyla etkileşmesiyle gerçekleşmektedir, makineler ve ilaçlarla değil. Bu hanım, kocasının belleğini yeniden inşa etme yolunda yeni bağlantılar kurmasına yardımcı olmuştur. İlgisiyle, varlığı bu hasta için en iyi akıl terapisi olmuştur ve bu da hiç kuşkusuz vücuduna yardım etmştir. Bu Dr. Öz’ün görüşüydü.

Ader’e göre  de sinir sistemi ve immun sistem arasındaki haberleşmesinin çift yönlü yollarının varlığı, işlevsel ve stress indüklü etkilerin immun sistem üzerine ve bunun tersine immun procesin de, işleyiş üzerine etkisinin gözlenmesinde deneysel bir temel sağlar.

 

İMMUN BASKILAMANIN  VE  İMMUN  ARTIRIMIN  DÜZENLENMESİ

 

 Farelerdeki bir keşif Ader’i psikonöroimmunoloji araştırmalarına itmiştir.Tat uyarısını bir immunosupresif ilaçla ilintilendirerek (cyclophosphamide) nispeten birkaç birlikte verilişten sonra, bu ilacın yalnızca bulantı değil immunosupresyonu da içeren fizyolojik etkilerinin düzenlemesine yol açmıştır.Ader’in başlangıçtaki gözlemlerini kanıtlayan çalışmalar olmuştur. Hayvanda immun artırım da  düzenlenebilmiştir (Mc Quieen 1979). Son on yıl içinde immun cevabın düzenlenmesiyle  ilgili çok sayıda insan çalışması gösterilmiştir. Almanyadan bir çalışmada (Buske-Kirschbaum 1992) 24 universite öğrencisinde düzenlenmiş doğal Naturel killer (NK) hücre salınımını göstermiştir. Nötral bir solusyon 4 kez 0.2 mg.lik epinefrin’in subcutan enjeksiyonu ile birlikte verilmiştir. Bunun ardından, düzenlenmiş süjeler bu solusyonun tekrar verilmesiyle anlamlı derecede artmış bir naturel killer hücre aktivitesi göstermişlerdir. Solüsyonun tuz ile birleştirilerek verildiği kontrol grubundaysa NK hücre aktivitesinde benzer bir artış gözlenmemiştir. Ovarian CA için cyclic kemoterapi alan kadınlardaki bir çalışma bunların yalnız düzenlenmiş bulantı değil fakat aynı zamanda düzenlenmiş immun cevap gösterdiklerini de ortaya koymuştur (Bovbjerg 1990).

 

İntrinsic İmmun Durum Hayvan Davranışı üzerine Etki Eder

 

Birçok çalışma göstermiştir ki hayvanlar doğal veya indüklenmiş hastalıkların sağaltılması için verilen ilaçlarla birleştirilmiş olan tatlara (CS) karşı tercih geliştiriler. Ader’in çalışmalarında otoimmun hastalıklı fareler CS’ye karşı antipati duymamışlardır, ki bu sağlıklı farelerin bir özelliğidir (Ader 1991). Çikolatalı sütle karıştırılmış cyclophosphamide(CY) ile yapılan ileri deneylerde, sağlıklı hayvanlar dozla alakalı olarak bu maddenin alımını azaltmışlardır. Oysa otoimmun hastalık semptomları olan lupus-prone fareler, yükselmiş otoantikor seviyelerini düşürmeye yetecek kadar daha cok CY içmişlerdir. Ader bu calışmadan şu sonuca varmıştır: Sinir sitemi hayvanın hayatta kalmasına en uygun tarzda immun sistemden gelecek olan enformasyona göre hareket eder.

 

 Stress   ve    Beyin/Beden   İlişkisi

 

Vücudun immun savunma ağı sinir ve endokrin sistemle içiçe geçmiş durumdadır. Hem direk fiziksel olarak ve hem de interlökinler, nörotransmitterler ve hormonlar yoluyla gerçekleştirilen bağlantılar vardır. Georgetown üniversitesinde bir nöroloji uzmanı olan Candace Pert ve başka bilim adamları tarafından yürütülen araştırmalar, beyin (dolayısıyla da vücut) fonksiyonlarını düzenleyen bazı kimyasal maddelerin şifa verici rolüne işaret etmiştir. Bu kimyasal maddeler sinir ve sinir sisteminin destek dokusu hücreleri tarafından üretilen nöropeptitler veya aminoasit dizileridir. Destek dokusu beyin hücrelerini koruyan bir tür besleyici petek oluşturur. Bu nöropeptitler vücuttaki başka hücrelerle bağlantılı reseptörlere bağlandıkları vakit (ki bunlar bağışıklık hücreleridir) fiziksel reaksiyonlara yol açarlar. Dr. Pert nöropeptitlerle resptörlerin, vücudun kendi kendisiyle haberleşmek için kullandığı bir bilgi ağı oluşturduklarını göstermiştir. Ve bu ağın duyguların biokimyasal bir şekli, vücudun bir saldırgana karşı koymasını yada tehlikeden kaçmasını kontrol eden devreler sistemi gibi bir şey olduğuna inanmaktadır. Nöropeptitler bahsinde, vücudu baştan başa dolaşmalarını mümkün kılan devreler sistemi, aklın nasıl vücudun iyileşmesini sağladığını bilimsel açıdan izah etmektedir.

Fakat Dr. Pert aynı zamanda, bunun yalnız beyinde merkezleşmiş bir sistem olduğunu düşünmemize karşı da bizi uyarmaktadır. Duygular yalnız insanın kafası içinde değildir. Dr.Pert bir hücresel bilinç olduğuna, her hücrenin de reseptörleri ve kendine özgü bir “zekası” olduğuna inanmaktadır. Buna göre bir kemik hücresi bir karaciğer hücresinden farklı çalışmaktadır. Bütün hücrelerin herbirinin ne yapması gerektiğini “bildiği” söylenebilir ve bu bilinç, beyinden gelen mesajlara bağımlı değildir.

IL’ler gibi immunregülatörler sinyallerin hızla beyine iletmesi için sinirleri stimule edebillir. Beyin tarafından bir sıkıntı tehlike durumunun algılanması da fizyolojik değişikliklerin tetiklenmesi için immun habercileri aktive edebilir. Örn: korkutucu bir şeyin görülmesi, beyin hipotalamusunda kortikotropin salgılatan faktör (CRF) salgılanmasını uyarabilir, bu corticosteroidlerin salınımına yol açar, döngü içinde bu da enflamatuar cevabın azaltılmasına neden olur. Bu reaksiyon en sonunda savunma enfeksiyonu yeteneğinin, azalmasına yol açabilir. Ohio eyaletinde Kiecolt - Glaser (1984) tarafından stress altındaki tıp öğrencilerine yapılan deneylerde gösterildiği gibi.... Öte yandan deprese hipotalamus-hipofiz ekseninin, bazı allerjilere veya otoimmun hastalıklara duyarlı kılabilme ihtimali vardır. Çok yakın zamanda, Glaser ve ark. şu çalışmayı rapor etmişlerdir: 48 tıp öğrencisi 3 günlük bir sınav serisinin 3 gününe rastlayacak hepatit B aşısı serisiyle inoküle edilmişlerdir. Büyük sosyal destek, az huzursuzluk ve stres bildiren öğrenciler 3. inokulasyonun sonunda aşıya karşı yüksek antikor cevabı ve Hepatit B yüzey antijenine karşı çok daha canlı T hücre cevabı vermişlerdir (Glaser 1976). Stres ve rahatlamanın insandaki in vitro immun cevap üzerine etkilerinin araştırılması için yapılan bir meta-analitik çalışmasında 24 stres çalışması ve 10 gevşeme (Van Rood 1993) çalışması değerlendirilmiştir. Meta-analizin zayıflığı, gerçekte çok farklı olan müdahaleler arasında eşitlik olduğunu var saymasındadır. Gevşeme grubundaki çalışmaların bazılarında süjelere spesifik immun parametrelerin değiştirilmesi üzerine odaklanmaları söylenmiştir; aynı gruptaki öteki çalışmalarda ise basitçe gevşemeleri söylenmiştir. Bu iki istek çok farklıdır. Her ikisi de yani sadece gevşeme ve gevşeme olmaksızın amaç (intention), immun cevabın labaratuar ölçümlerindeki değişikliklerle alakalıdırlar (Hall 1996). Meta-analiz çalışmalarının bir kısmı gevşemeyle birlikte imgelem içerir. Araştırmacılar EBV’e karşı lenfositlerin IL 2 reseptor expresyonundaki değişikliklerin ve antikor seviyelerinin,  değişikliğin yönüyle alakalı ve global olarak anlamlı olduğu stres çalışmalarından çıkan bulguları değerlendirmişlerdir. NK hücre yüzdesi, salgısal IgA konsantrasyonu ve  herpes simplex viruse (HSV) karşı antikor seviyelerindeki gözlenen değişimler tutarsızdır ve anlamlı değildir. Gevşeme çalışmalarının sonuçlarının analizi gostermiştir ki salgısal IgA konsantrasyonunda gözlenen değişikler değişikliğin yönüyle uyumludur ve anlamlıdır, fakat beyaz kan hücreleri miktarı ile ilgili sonuçlar tutarlı fakat anlamsızdır. Birçok çalışmada depresyonlu bireylerdeki immun cevap araştırılmıştır.Yeni bir çalışma depresyonlu ve depresyonsuz çocuklardaki immun farklılıkları değerlendirmiştir (Barlett 1995). Unipolar minor depresif hastalık belirtilerine uyan 18 depresif çocuk yaşları ve cinsiyetleri uyan 18 sağlıklı çocukla karşılaştırılmışlardır. Depresyondaki çocukların hiçbiri hastalıkları için daha önce hiç ilaç kullanmamıştır. Her bir çocuk psikopatalojik değerlendirme ve kan alma için bir kez görülmüştür. Toplam beyaz hücre, differensiyal miktarları,T hücre, B hücre, monosit, NK, CD4+ ve CD8+ hücreler ölçülmüştür. Mitojen indüklü lenfosit stimulasyonu uygulanmıştır ve NK hücre aktivitesi kontrol edilmiştir. Bartlett ve ark. düşük NK aktivitesi, fakat artmış Con A (lenfosit stimulasyonu) cevabı bulmuşlardır. Bu bulgular depresyonlu erişkinlerdeki (Irwin 1990,Evans 1992) benzer çalışmalarla kıyaslanabilir. İmmun ölçütlerin ölçümü karmaşıktır. Örn: Nötrofillerin sadece yaklaşık %5’i muayyen bir zamanda dolaşım içindedir. Kandaki nötrofillerin sayılarının ölçülmesi organizmanın içinde neler olduğu konusunda kötü bir olçüt olabilir. Beslenme ve uyku gibi birçok faktörler immun ölçütleri etkileyebilir. Belki gelecek yy.da araştırmacılar bazılarımızın bu yy.da immun ölçütlerin stres yada rahatlamadan etkilendiğini göstermek için gösterdikleri çabalara güleceklerdir. Cohen insanlardaki üst solunum yolu enfeksiyonlarında psikososyal etkilerin akla yatkınlığı ve birkaç enfeksiyon ajana karşı duyarlılığın saptanmasında psikososyal stresin  rolü üzerine sağlam deliller olduğuna dikkat çekmiştir (Cohen 1995). Cohen mekanizmalar hakkında henüz çok az şey bildiğimizi vurgulamaktadır. İnsanlardaki immun cevabın modülasyonunda düzenleme yada stresin yönü ve şiddetinin etkileri şu faktörlere bağlıdır;

1-    Yaş,cins,genler yada intrinsic immun durum gibi konak faktörler

2-      Davranışsal - işleyişsel müdahalelerin kalite ve miktarı

3-      Eğer gerekiyorsa rahatlama antremanlarının miktarı ve tipine

4-      Antijenik stimulasyon yada infeksiyoz ajana maruz kalma kalitesi ve miktarına

5-      İşleyişsel ve antijenik stimulasyon arasındaki temporal ilişkiye

6-       immun cevabın doğal yapısı ve ölçüm metoduna

7-        Diğer bilinmeyen faktörlere

 

 

İnsanda Amaçlı İmmun Modülasyon olduğuna Dair Delil Var Mı? Hipnozun Rolü Nedir?

 

 Birinci sorunun cevabı kısaca Evet’tir, fakat rapor edilmiş çalışmaların bir çoğu esas olarak normal insanlardaki labaratuar çalışmalarıdır. Labaratuar çalışmalarından klinik çıkarımlar yapmak çok net değildir (Halley 1991). İngilizce olarak yayınlanmış 30 dan fazla rapor edilmiş çalışma vardır. İlk araştırma denemelerinin birkaçı 35 yıldan fazla bir zaman önce Black tarafından İngiltere ve Good tarafından Minesota da yapılmıştır (Black1963,Good 1991). Black 28 süjeyle çalışmıştır, bunların herbiri 12 gün süreyle hergün hipnoz olmuşlar ve hipnoz esnasında Mantoux reaksiyonlarının baskılanması istenmiştir. Süjelerin büyük kısmı başarılı olmuşlardır. Good’un çalışmalarında 3 kişi vardır. Her biri 1 hipnoterapi seansı almış ve gecikmiş cutaneus hipersensitivite reaksiyonunu inhibe etmek için yüreklendirilmiştir. Herbiri başarılı olmuştur. Black 18 seçilmiş erişkinden oluşan 2. grupla çalışmıştır (1963). 2/3’ü erken hipersensitivite reaksiyonunu inhibe etmede başarılı olmuşlardır. 1970’te Beahrs ve ark. 5 adet çok fazla tecrübelı, iyi hipnotize edilebilen süjelerle gecikmiş hipersensitivite cevabını baskılamak için yaptıkları ama hiçbir degişiklik olmayan araştırma sonuçlarını yayınlamıştır. İyi tanınan bir çalışmada Smith varicella-Zooster antigenine karşı reaksiyonunu inhibe edebilen ve bunu 9 ay sonra tekrarlayabilen bir meditator ile çalışmıştır (Smith 1985). 1989 da Smith 28 deneyimli meditatörü kapsayan başka bir çalışma yayınlamıştır ve bu grubun Prausnitz-Kustner (örn:gecikmiş cutaneus hipersensitivite) reaksiyonunu hem artırmak hem de bastırmakta başarılı olduklarını göstermiştir. Locke ve ark. 24 kolej öğrencisiyle çalışmıştır, bunların içinden iyi hipnotize olabilen ve hipnotik telkinle vücut ısısını değiştirebilenleri seçmiştir (Locke 1994). Öğrenciler rastgele olarak önceden belirlenmiş ve herbiri varicella-zooster deri testi (VZ) içeren 4 ayrı deneysel gruba sokulmuşlardır:

1-     VZ antijenine karşı oluşan gecikmiş tip hipersensitivite (DTH ) reaksiyonunu artırmaya yönelik hipnotik telkin grubu

2-      DTH’in baskılanması yönündeki telkin grubu

3-       Sadece rahatlama telkinli hipnoz grubu

4-     Hipnozsuz sadece deri testi (VZ)

     Makalenin devamına>>> buradan gidebilirsiniz.

>>> ANA SAYFA

 ©Copyright 2001, 2004 Psk.Tuncay Özer. Tüm hakları saklıdır. Kaynak göstermek ve  link  koymak  şartı ile sadece internet ortamında kullanmak için izin almadan alıntı yapabilirsiniz. Diğer türlü alıntılar için kanun gereği  izin alınması gerekmektedir. 


 

 

Psikolog Tuncay ÖZER  BAKIRKÖY / İST.