Bunlar DTH cevabı üzerine hiçbir anlamlı etki bulamamışlardır. Çalışmanın sınırlayıcı öğelerini şunlar oluşturmaktadır : standartize edilmiş induksiyon tekniği, Ag’in enjeksiyonundan sonra verilen hipnotik telkin ve iyi hipnotize olabilme ile cilt ısısı değişimlerinin başarı için belirteç olabilecekleri çıkarımı. Çalışma birkaç kişinin telkin verilen yönde değişiklikler elde ettiğini bulmuştur. Böyle bireyler amaçlı immun modülasyon çalışmalarındaki deneysel metodlara rehber olmak açısından dikkatle çalışılmalıdır.

Kiecolt-Glaser ve arkadaşları daha önce belirtilen tıp öğrencileri ile bir müdahale çalışması yürütmüşerdir, bu öğrenciler ilk durum ve sınav kan alımı arasındaki döneme uyacak şekilde rastgele olarak hipnotik/gevşeme grubuna sokulmuşlardır (Kiecolt-Glaser 1986). Bu çalışmada hipnotik gevşemeyi öğrenen ve öğrenmeyen arasında anlamlı bir fark yoktur. Öğrenciler tarafından yapılan pratik sayıları 5 ile 50 arasında değişmektedir. Bunun sonucu regresyon analizleri göstermiştir ki pratik sıklığı deney kan örneklerindeki T helper hücrelerin yüzdesi için anlamlı bir tahmin aracıdır, fakat supresor hücreler ya da NK hücre aktivitesi için anlamlı bir tahmin aracı değildir. 4 huzurevinden alınan 45 geriatric örnekte, Kiecolt-Glaser ve arkadaşları rastgele olarak bir gevşeme grubuna sokulanların NK hücre aktivitesinde ve latent HSV-1 virus kontrolünde istatiksel olarak anlamlı bir artış gösterdiklerini bulmuşlardır (Kiecolt-Glaser1985). Yine rahatlama pratiklerinin sonucu olarak ne tıp öğrencileri ne de geriatric grupta klinik değişiklikler konusunda bir bulgu yoktur. Zachariae ve arkadasları hücresel immun cevap üstüne gevşeme ve yönlendirilmiş imgelemin etkilerini ölçmüşlerdir. 10 sağlıklı süje 2 seans uygulama almıştır. 1.si müzik geri planı ile rahatlama, 2.si immun sistemdeki farklı hücrelerin ve içeri giren viruslerin yok edilmesini hayal etme işlemini içerir. Sonuçlar NK hücre fonksiyonunda anlamlı derecede farklı ve majör mono nükleer lokosit alt grubu sayısında değişiklik olmadığı şeklinde bulunmuştur ( Zachariae 1990). HIV -1 enfekte kişilerle birkaç çalışma yapılmıştır. Bunlar self hipnoz ve meditasyon açısındandan anlamlı klinik değişiklikler göstermemiştir. Bütün bu çalışmalarının zayıflığı, grup analizlerinin dikkate alınması gereken ve belki sonuçları açıklayabilecek önemli bireysel farklılıkları ortaya çıkarmamasıdır.

 

 PSİKONÖROİMMUNOLOJİDEKİ ÇOCUK ÇALIŞMALARI ÜZERİNE TARAMA

 

Çocuklarla ilgili ilk çalışma 1962`de Rochester Üniversitesinde yapılmıştır (Meyer 1962). Bu araştırma çocuklarda grup A streptecoc enfeksiyonlarının klinik bulgularını araştırmaktaydı ve çevresel stresin klinik olarak artmış streptecoc enfeksiyonları ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Çocukların humoral immun cevabı amaçlı olarak yönlendirebileceği ihtimalini araştıran ilk çalışma 1986`da Minesota`da yapılmıştır (Olness 1989). Çalışmanın spesifik hedefleri, self hipnozu öğrenmiş çocukların salgısal IgA`yı artırabilip artıramayacağını ve laboratuvar değerlerinin çocukların kendilerine spesifik yönlendirici telkinler vermesine veya vermemesine göre değişip değişmeyeceğini saptamak içindir. 57 çocuk rastgele bir izleme grubuna yerleştirilmiştir, yalnız self hipnoz yapan bir grup ve IgA sirkülasyonunu artırmak için özel telkinlerle self hipnoz yapan 2. bir grup... Deneylerden önce çocuklar gençlere immun sistemi öğretmek için hazırlanmış video teypleri izlemişlerdir. Telkinli self hipnoz grubundaki 19 çocuk salgısal IgA seviyesinde anlamlı artışlar göstermişledir. Bunun ardından Avusturalya`dan Dr. Hewson-Bower bu çalışmayı tekrarlamıştır ve klinik uygulamaya kadar ilerletmiştir (Hewson-Bower 1996). Onun klinik çalışmasının amacı self hipnoz ve stres azaltma metodlarını öğrenmiş çocukların kontrol grubuna göre daha az soğuk algınlığı ve nezle semptomlarına sahip olup olmayacağıdır. Bu araştırmanın sonuçları 14 haftalık period içinde alıştırma seansları alan çocukların bu period süresince kontrol grubundakilere göre daha sağlıklı olduklarını göstermiştir. İyileştirilmiş klinik durumları kontrol grubuna göre daha yüksek salgısal IgA seviyelerine eşlik etmektedir. Çocukların beyaz hücre fonksiyonu üzerine amaçlı immun modulasyon yapabileceği ihtimalini araştırmak üzere birkaç ön çalışma Olness tarafından yapılmıştır. 1997`de bu  çalışma başlamıştır.İlk sonuçlar yüreklendirici olmakla beraber laboratuvar testlerinin geçerliliği sorgulamaya açıktır. Sonuçların izahı kafa karıştırıcıdır. Çünki çocukların büyük kısmı kan almayı korkutucu bulmaktadır. Bu nedenle bu çalışmayı adölesanlarla devam ettirmişlerdir. Rastgele deney ve kontrol grubuna dahil edilen normal adölesanlarla kontrollü çalışmalar düzenlenmiştir. Deney grubunda olanlara beyaz hücrelerin yapışkanlığını artırıcı (örn. nötrofil adherensini artırıcı) yönde bir self hipnoz stratejisi öğretilmiştir. B ve C olarak 2 deney grubu vardır. Grup B deney seansından önce hiçbir gevşeme eğitimi almamıştır. Grup C deney günlerinden 2 hafta önce 4 gevşeme eğitimi seansı almıştır. Kontrol grubundaki süjelerin (A grubu) deneyler sırasında dinlenmesi sağlanmıştır. Deneyler sırasında nabız ve periferal ısı izlenmiştir. Başlangıç deneyini takiben katılımcılardan 2 hafta için her gün müdehale yapmaları istenmiştir (ya self hipnoz ya da dinlenme); sonra ilk deneyin tekrarı için dönmüşlerdir. Müdahalenin başlangıcında her bir deneysel süjenin ön koluna heparin kilitleri yerleştirilmiştir. Bunlar nötrofil adherensi ölçütleri için kullanılmıştır (Hall 1992). Kontrol grubu hiçbir deneysel seansta nötrofil adherensinde büyük değişiklik göstermemiştir. Eğitim almamış deney grubu (B) her iki deney seansında nötrofil adheransında düşme göstermiştir. Önceden eğitimli deney grubu nötrofil adheransında artış göstermiştir. Self hipnoz pratikleri nötrofil adherensini artırmakla ilintili olmakla birlikte en başarılı süjeler fizyolojik gevşeme belirtisi göstermemişlerdir (Hall 1993). Bu sonuç bazı algısal çabaların nötrofil adherensindeki amaçlı değisikler ile ilintili olduğunu düşündürmektedir. Sadece dinlenen kontrol grubu fizyolojik gevşeme belirtileri göstermişlerdir. Bunu takip eden bir çalışma da nötrofil adherensindeki çift yönlü değişmelerin ihtimalini değerlendirmiştir. 14 süje rastgele olarak 3 gruptan birine dahil edilmiştir. 2 deney grubuna 2 haftalık bir period içinde 4 seansta nötrofil adherensini ya arttırmak ya da azaltmak yönünde rahatlama ve imgelem kullanmaları yönünde eğitim verilmiştir. Bir kontrol grubu rahatlama ya da imgelem eğitimi almaksızın aynı sayıda dinlenme seansı almıştır. Bunun ardından bütün sujelerden self hipnoz ya da dinlenme seansından 30 dakika önce ve sonra kan örnekleri toplanmıştır. Her iki deney grubu nötrofil adherensinde azalma göstermiştir. Kontrol dinlenme grubu nötrofil adherensinde hafif bir artış göstermiştir. Bu sonuçlar nötrofil adherensindeki değişimlerin basitçe aktif olarak imgelem yapılan seçici çift yönlü değişikliklerin sonucunu takip etmez. Aktif imgelem imgelem tipini dikkate almaksızın, adherenste azalmaya yol açabilir. Dinlenme pratiği nötrofil adherensinde artışa yol açabilir. Bu alanda çok daha fazla araştırma gerekmektedir (Hall 1996).

 

 SİĞİLLER

 

 Siğillerin rahatlama ve telkin gibi farmokolojik olmayan yöntemlerle yok olması konusunda çok sayıda klinik rapor vardır (Noll 1994). Jüvenil siğiller üzerine 7 enstitü ile nonfarmokolojik müdehalelerin siğil tedavisindeki etkilerini çalışmak üzere bir konsorsiyum çalışması tertiplenmiştir. Çocuklar rastgele ya konuyla ilgili ya da self hipnoz tedavi grubuna alındılar. Her çocuk bu çalışma için hızlı bir şekilde hazırlanmış olan video teyplerini seyretmişlerdir. Çocuklar bu çalışmaya alındığında ve bunu takip eden self hipnozun denetlenmesi veya kontrol grubu olarak katıldıkları vizitlerinde siğillerinin resimleri alınmıştır. Bu çalışmanın lojistiği inanilmaz derecede kompleks olmuştur, ve sonunda bu çalışma ön görülen zamanın 2 katından fazlasını almıştır. 79 çocuk çalışmayı tamamlamıştır. Hem farmokolojik hem de nonfarmokolojik tedavi gruplarında siğillerde küçülme vardır. Bunlarda ve benzer çalışmalarda hangi çocukların nonfarmokolojik müdahalelere daha yatkın olduğu konusunda neyin önceden belirleyici olduğu kesin değildir.

 

Jüvenil Migren ve Mast Hücre Cevabı

 

Jüvenil migren patogenezi hala kesin değildir. Erişkin migrenlerde mast hücre fonksiyonunun bozulabileceğine dair deliller vardır. Bir süredir çocuklardaki migren episodlarının önlenmesi için self hipnoz uygulamasının etkili ve pratik bir yöntem olduğu bilinmektedir. Olness ve ark. migrenli çocuklarda artmış mast hücre reaktivitesinin varlığı konusunda bulgu olup olmadığını ve self hipnozun bu çocuklarda mast hücre fonksiyonunu etkileyip etkileyemeyeceği konusunu araştırmışlardır (Olness 1996). 32 Jüvenil migrenli rastgele olarak self hipnoz uygulama eğitimi yada kontrol grubuna dahil edilerek gruplanmışlardır. Müdahaleden önce 24 st.lik idrar örnekleri toplanmıştır. Bu toplamalar bir migren sırasında ve yine self hipnozun başlangıcından yada kontrol gruplarında yer almalarından sonra 4, 12, 24 hafta sonra da tekrarlanmıştır. Her gruptan 14 cocuk calışmayı tamamlamıştır. İdrar triptase ölçümlerine göre mast hücre fonksiyonunda anlamlı bir değişiklik saptanmamakla beraber, migren sıklığını düşürmeyi başaran çocuklar idrarda düşük triptase meyilli olmuşlardır. 12 haftada çalışmanın 1. kısmını tamamlayan kontrol grubundaki çocuklara self hipnoz uygulaması önerilmiştir. 12 haftadan kısa süre sonra self hipnoza başlayan çocukların ikisi 24. haftadaki idrar örneklerinde düşük triptase seviyesine sahip olmuşlardır. Sonuçlar self hipnozu başarıyla kullanan juvenil migrenlilerde mast hücrelerinin stabilizasyonu mekanizmasının varlığını düşündürür.

 

 BİOLOJİK CEVAPTA  STRES  ETKİLERİ VE  İNTRİNSİC  DEĞİŞİKLİKLER

 

 Boyce ve ark. 1989 da ana okulu başlangıcında çocuklarda oluşabilecek immunolojik dağişiklikleri araştırmaya başlamışdır (1993). Bunların çalışma protokolleri strese cevabı yönlendirme ihtimali olan bireysel farklılıklar üzerine odaklanmıştır. 20 adet 5 yaşındaki çocuk çalışmaya kayd edilmiştir. Ana okuluna başlamadan 1 hafta önce ve 2 hafta sonra kan örnekleri alınmıştır. Kayıtta anneler  bir kısım davranış problebleri, stresli yaşam tecrübeleri, çocukların mizaçları, aile ortamı bilgilerini içeren psikometrik belgeleri doldurmuşlardır. 12 haftalık izleme periodu sırasında solunum sistemi hastalıklarının sıklığı, ciddiyeti ve süresi her 2 haftada bir ailelerden alınan mulakatlarla değerlendirilmiştir. 6 haftada Loma Prierta depremi olmuştur. Bu nedenle veri değerlendirmesi 2 aşamaya bölünmüştür, depremden önce ve sonra. Depremi takip eden 6 hafta Çocuk Deprem Deney Şeması’yla beraber Aile Deprem Etki Skalası’yla birlikte çocuk davranışı kontrol listesi uygulanmıştır. T helper : Tsupresor oranı, pokeweed mitogenezis ve penumowaxa karşı antikor cevabı gibi 3 immun ölçüt değişim skorlarında geniş farklılıklar vardır. Bu farklılıklar solunum sistemi hastalığı sıklığı için de geçerlidir. Ya Th:Ts oranının yada pokeweed mitogenezisinin aşırı düzeni deprem sonrası artan solunum sistemi hastalığının sıklığıyla bağlantılıdır. Davranış problemlerindeki değişiklik Aile Etki Skalasından alınan sonuçla alakalı ve pokeweed mitogenezis ile tersine iliskilidir (örn: depremle ilgili yüksek ailesel sıkıntı ve düşük immun cevap, aile tarafından rapor edilen davranış problemleri için belirleyiciydi). Düşük aile sıkıntısı olanlarda ne azami nede asgari cevap veren çocuklar solunum sistemi hastalıklarında dikkat çekici bir artış yaşamamışlardı. Tersine, yüksek ailesel sıkıntı altında, azami reaktif çocuklar hastalıkta dikkate değer bir artış göstermişlerdir, oysa asgari reaktif çocuklar dikkate değer azalma göstermişlerdir. Boyce psikolojik olarak stresli olayların sağlık üzerine  etkisinin çevresel stres kaynaklarının yoğunluğu ve bireysel konak cevabı arasındaki bir etkileşimle en iyi şekilde açıklanabileceğine inanmaktadır.  Çocukların sadece bir grubu çevresel stres ve güçlük koşulları altında gerçek bir risk içindedir.

 

 HİPNOZ VE İMMUN YÖNLENDİRME İLE İLGİLİ İLERİKİ ARAŞTIRMALAR

 

 İmmun modülasyonu çalışmak için ideal bir sistem henüz yoktur. Klinik müdahalelere doğru yönelmek pratiktir, bu durumda araştırma immun değişiklikler için dakikası dakikasına kanıt sağlama yeteneğinde olan biofeedback mekanizmasından faydalanacaktır. Örneğin beyaz hücrelerin geçişleri esnasında bunların hareketleri ve fonksiyponları hakkında açıklama yapabilme yeteneğinde olan, bir kan damarı üzerindeki deri yüzeyine sensor yerleştirilebilseydi deney süjelerinin mental işlemlerinin beyaz hücreleri etkileyip etkilemeyeceğini anlamaları mümkün olabilecekti. Henüz açıklığa kavuşmamış olan bir başka değişken, herhangi bir anda PNL’in sadece %5’inin dolaşımda olmasıdır. Dolaşımda olmayanların fonksiyonları şüphesiz ki vücudun diğer alanlarında bulunanlardan farklı olacaktır. Humoral immun modülasyona göre eğer tükrük ve gözyaşındaki Ig’leri dakikası dakikasına izleyebilecek bir monitör olsaydı, araştırma çok daha anlamlı olacaktı. Bu gibi tekniklerin gelişimi bu zamanda mümkün görülmektedir, fakat yaratıcı biomedikal mühendisler, bilgilendirilebilir minik sensörler ve yetenekli bilgisayar bilim adamları arasında kollaborasyon gerektirmektedir. Genelde bu alandaki araştırmacılar immun sistem fonksiyonlarının yerine geçebilen daha iyi markırlar hakkında daha fazla bilgi gereksinimi içindedirler. Olness’in son migren çalışmasında, idrardaki mast hücre son ürünlerini araştırmışlardır. Çok derinlemesine olmadıklarından bu testler pratik olmakla birlikte, mast hücre son ürünlerinin orjinleri hakkında bilgi vermezler. Hipnozun klinik uygulamaları üzerine ileriki çalışmalar hem çocuklar hem de erişkinler için; cevap verme başarı yada başarısızlığında belirleyici olan bireysel farklılıklar üzerine toplanmalıdır. Araştırma derleme komiteleri hipnoterapi hakkında bilgili değillerdir, sıkça da bir çalışmaya katılanların tümü için aynı protokolleri talep ederler ki bu da bireysel başarı ihtimalini azaltır. Hipnoz eğitimi bireysel tercihlere, imgelem yeteneğine, iletişim stiline, ihtimam becerisine, korkular ve evde pratik yapabilme imkanına uygun olarak yapılmalıdır. Eğer sonucu etkileyen bireysel farklılıklar hakkında daha fazla bilgi olmaksızın ilerlemeye devam edilirse birinci sınıf immun fonksiyon biofeedback sistemlerinin geliştirilmesine çok az birşey vardır.

FON MESELELERİ VE KOLLABORASYONLAR

 

Yaklaşık 10 yıl önce NIH psikonöroimmunoloji konusunda çalışan bir grubu desteklemiştir. Sonuç olarak bu alandaki çalışma tomurcuk vermiştir, bunun büyük kısmı hayvan labratuarlarında gerçeklestirilmiştir. Ama bu alanda çalışan bir çok insan fon bulmanın zor olduğunu görmüştür. Gereken labratuar testleri çok pahalıdır, ve çalışmalar çoğunlula çok zaman almaktadır. Birçok grup kendilerini başka şekilde destekleyemedikleri taktirde çalışmalarını uzun süre devam ettiremeyeceklerini görmüşlerdir.

 

KAYNAKLAR

 

Psychoneuroimmunology Society  Robert Ader ve ekibi tarafından 1992’de kurulmuştur. Bu topluluk Journal Brain, Behavior, and Immunity dergisini çıkartmaktadır ve yıllık bir konferansın sponsörüdür. Üyelik aday gösterme yoluyla olur. The Biobehavioral Research Consortium’u 1985’de 8 enstitüden pediatrisyenler, ve psikiyatristler tarafından kurulmuştur. Bu grup hipnozla ilgili birkaç protokol yazmıştır ve bir çalışma tamamlamıştır; siğiller üzerine yapılan komplex çok kuruluşlu kontrollu çalışmalar. Bu grubun en son toplantısı Şubat 1997’de gerçekleştirilmiştir. Birkaç protokol planlanmıştır fakat bu çalışmaların tümü gibi, fon problemleri yüzünden ilerleme yavaştır. The International Society of Neuroimmunomodulation, Journal Neuroimmunomodulasyon’u çıkartmaktadır.

 

                                                               ÖZET

 

 Son 20 yılda psikonoroimmunolojji konusunda büyük ilerleme kayd edilmiştir. Hem immun artırma hem de immun baskılamanın hayvanlarda düzenlenebileceği konusunda dökümanlar vardır, ki bu da insandaki immun cevapta stres etkisi ve amaçlı immunmodülasyonun mümkün olduğunu ifade eder. insanlar kendi immun sistemlerini ya pozitif yada negatif sonuçlar yönünde istemsiz olarak düzenleyebilecekleri inancı vardır. Hewson-Bower’in varolan çalışmaları bu fikri klinik alana getirmiştir. Hipnoz amaçlı immun modülasyonun önemli bir yardımcısı olabilir, fakat daha fazla araştırma gereklidir. İster düzenlemeyle ister amaçlı yollarla olsun immun sisteme etki için müdahaleler kullanıldığında başarı yada başarısızlık belirteçleri hakkında daha fazla bilgiye ihtiyaç vardır.

 

 

>>> ANA SAYFA

 

 ©Copyright 2001, 2004 Psk.Tuncay Özer. Tüm hakları saklıdır. Kaynak göstermek ve  link  koymak  şartı ile sadece internet ortamında kullanmak için izin almadan alıntı yapabilirsiniz. Diğer türlü alıntılar için kanun gereği  izin alınması gerekmektedir. 

 

 

Psikolog Tuncay ÖZER  BAKIRKÖY / İST.