MAKALELER

Hipnoterapi hakkında daha fazla bilgi edinebileceğiniz uzman makaleleri.

Sigmund Freud ve Hipnoz Üzerine

Bu sayfada Freud’un hipnoz hakkında söylemiş olduğu bazı sözleri ve sonrasında benim yorumlarımı okuyabilirsiniz.

Alıntı 1

“Açıklamamı tamamlarken, daha başlangıçta hipnoza, hipnotik telkinden başka bir görev de yaptırmış olduğunu itiraf etmem gerekiyor. Onu, hastanın ruhunu hastalığının tarihine ve doğuşuna bağıntılı olarak araştırmak için kullanıyordum; hasta bu tarihi ve doğuşu, uyanık halde çok zaman hiç mi hiç ya da pek eksik bir şekilde bana bildirebiliyordu. Uyguladığım hipnotizma tekniği, bana emreden ya da yasaklayan basit telkinden daha etkili gibi görünmekle kalmıyor; telkinin tek düzeli yöntemiyle iyileştirmeye çalıştığı olayın kaynağına bağlı bir şeyi öğrenmeye hakkı olan hekimin bilme susuzluğunu da doyuruyordu.”

Kaynak: (Freud Sigmund, 1933) Nue Folge der Vorlesungen zur Einführung in die Psychoanalyse,

Türkçesi Psikanaliz Üzerine Say yayınları, 2001
__________________________________________________________________

Alıntı 2

“Doğrudan telkin, semptomların dışavurumunu hedefleyen bir telkindir; otoritenizle hastalığın güdüleri arasındaki bir mücadeledir. Telkinde bu güdülerle ilgilenmezsiniz; sadece hastadan bunların semptomlardaki dışavurumlarını baskı altında tutmasını istersiniz. Kendine özgü kavrayış yeteneğiyle Bernheim, telkinin hipnozda temel bir öge olduğunu, hipnozun kendisinin zaten telkinin bir sonucu, bir telkin durumu olduğunu savunuyor; ve telkini hipnozdaki telkinle aynı sonuçları verebilen uyanık durumda uygulamayı tercih ediyordu (Bakınız Yorum 1)

Hangisini önce dinlemek istersiniz: deneyimin söylediklerini mi yoksa teorik varsayımları mı ?

Gelin ilkiyle başlayalım. 1889 ‘da Nancy’de ziyaret ettiğim ve telkin üzerine yazdığı kitabı Almancaya çevirdiğim Bernheim’in öğrencisiydim. İlk önce yasaklayıcı telkin, daha sonrada Bruer’in hastayı sorgulama yöntemiyle birlikte olmak üzere hipnotik tedaviyi yıllarca uyguladım. Dolayısıyla hipnotik veya telkin terapisinin sonuçlarından büyük bir deneyim temelinde söz edebilirim. Eski hekimlik klişesiyle ideal terapinin çabuk, güvenilir, ve hasta için kabul edilebilir olması gerekiyorsa Bernheim’in yöntemi bu koşullardan en az ikisini sağlıyordu. Analitik tedaviden (Freud’un kendi yöntemi) çok daha çabuk-kıyaslanamayacak kadar çabuk-yürütülebiliyor, hastada ne sorun nede hoşnutsuzluk yaratıyordu. Ama doktor için bu uzun vadede monotonlaşıyordu: her durumda aynı şekilde, aynı törenle, en renkli semptomların ortaya çıkmasını yasaklayarak, anlamları konusunda hiçbir şey öğrenmek için yürütülen bir iş. Bilimsel bir etkinlik değil, büyü, sihirli sözler, hokuspokus gerektiren bir sihirbazlıktı. Ancak bu hastaya ters düşmüyordu. Ama üçüncü özellik yoktu: işlem hiç te güvenilir değildi. Hastalardan birinde kullanılırken bir başkasında kullanılamıyordu. ;birisinde çok işe yararken bir başkasında hemen hiç işe yaramıyor ve kimse de nedenini bilmiyordu.

Yöntemin güvenilmezliğinden daha da kötüsü, elde edilen başarıların kalıcı olmayışıydı. (Bakınız Yorum 2) Kısa bir süre sonra hastadan haber alınabildiği zaman, eski hastalığın geri geldiği, ya da yerine başka bir hastalık ortaya çıktığı anlaşılıyordu. Tekrar hipnotize edilebiliyordu. Ama bu alanda deneyimli olanlar ciddi bir uyarıda bulunuyordu. Sık sık tekrarlanan hipnoz hastayı özgüveninden yoksun bırakıyor ve tıpkı bir uyuşturucu gibi onu bu tür terapinin müptelası yapıyordu. Bazen işler istendiği gibi gelişiyordu: biraz çabayla tam ve kalıcı bir başarı sağlanıyordu. Ama böylesine arzu edilir bir sonucu belirleyen koşullar bilinmiyordu. Bir seferinde bir hanımdaki ağır bir rahatsızlığı kısa bir hipnotik tedaviyle tamamen ortadan kaldırabilmiştim: ama kadın benden kaynaklanmayan nedenlerle bana kızınca hastalık olduğu gibi geri tepmişti; barıştıktan sonra sorunu bu kez çok daha etraflıca ortadan kaldırdım. Ama benimle ikinci kez kavga edince hastalık tekrar ortaya çıkmıştı. Bir başka seferinde hipnozla nevrotik durumdan tekrar tekrar kurtardığım bir kadın, son derece inatçı bir durumun tedavisi sırasında birden bire kollarını boynuma dolayıverdi. İsteyelim veya istemeyelim, böyle bir olaydan sonra insan telkin tedavisindeki otoritesinin ( telkin gücünün) doğasını ve kökenini sorgulamaktan kendini alamıyor.

Bu kadar deneyim yeter. Deneyim bize, doğrudan telkinden vazgeçmekle yeri doldurulamaz bir şey kaybetmediğimizi gösterir. Gelin buna bir iki şey daha ekleyelim. Hipnotik terapi uygulaması hastadan da, doktordan da pek bir şey istemez. Bu gün bile doktorların çoğunun nevrozlar konusunda ki düşüncelerine çok iyi uyar. Doktor nevrotik hastasına şöyle der. “ Sinirlerinle ilgili bir derdin var; ama ben birkaç sözle sorunu birkaç dakikada ortadan kaldırabilirim.” Ama uygun gereçlerin yardımı olmaksızın büyük bir ağırlığı küçük bir güç uygulamasıyla hareket ettirme düşüncesi, enerji yasalarına ilişkin görüşlerimize ters düşer. Koşullar benzer olduğu ölçüde deneyim bize bunun nevrozlarda da söz konusu olamayacağını gösterir. Ama bu varsayımın eleştiriye açık olduğunun farkındayım, çünkü

” tetikleyici eylem ” diye bir şeyin varlığından haberdarım.

Psikanalizden edindiğimiz bilgilerin ışığı altında hipnotik ve psikanalitik telkin arasındaki farkı şöyle tanımlayabiliriz. Hipnotik terapi ruhsal yaşamdaki bir şeylerin üzerini örtüp gizlemeye çalışır; analitik tedavi ise bunları açığa çıkarmaya ve bunlardan kurtulmaya. (Bakınız Yorum 3) İlki kozmetik işi görürken diğeri ameliyat bıçağı gibi çalışır. İlki semptomları yasaklamak için telkinden yararlanır; bastırmaları pekiştirir, bununda ötesinde semptomların oluşumuna yol açan bütün süreçleri olduğu gibi bırakır. Analitik tedavi ise semptomları yaratan çatışmaların bulunduğu köklere doğru ilerleyerek etkili olur ve bu çatışmaların sonucunu değiştirmek için telkin kullanır. Hipnotik tedavi hastayı eylemsiz , (bakınız Yorum 4) olduğu gibi (değişmeden) ve bu nedenle yeni hasta olma koşullarına dirençsiz bırakır. Analitik tedavinin temel işlevi direnmelerin üstesinden gelmektir ; hastanın bunu başarması gerekir; doktorda eğitici bir anlamda telkinden yararlanarak ona yardım eder. Dolayısıyla psikanalitik tedavi haklı olarak bir tür sonradan eğitim olarak tanımlanabilir.

Bizim telkini tedavi için kullanma yöntemimizin, hipnotik tedavide mümkün olan tek yöntemden hangi açılardan farklılık gösterdiğine açıklık kazandırdığımı umarım. Ayrıca telkinin aktarıma bağlanabilmesi açısından, hipnotik tedavide dikkati çeken güvenilmezliğe karşılık analitik tedavinin belli sınırlar içerisinde güvenilir olduğunu da anlayacaksınız. Hipnozda, aktarımın kendisini etkilemeksizin hastanın aktarım yeteneğine bağlıyız. Hipnotize edilecek kişinin aktarımı negatif veya daha sıkça ikircikli olabilir, ya da kişi özel tutumlar geliştirerek kendini aktarıma karşı koruyabilir; biz de bir şey öğrenemeyiz. Psikanalizde ise aktarımın kendisi üzerinde etkili olabilir, aktarımı engelleyen şeyi belirleyebilir ve arzuladığımız etkinin dozunu buna göre ayarlayabiliriz. Böylece telkin gücünden tamamen yeni bir avantaj kazanmamız mümkün olur; telkini tam anlamıyla kontrol ederiz. Hasta kendi kendine canının istediğini telkinleyemez : etkiye açık olması ölçüsünde telkinini biz yönlendiririz.

Ama analizimizdeki güdü gücüne ister telkin, ister aktarım diyelim, hastayı etkilememizin, bulgularımızın nesnel eminliğini kuşkuya düşürme riski olduğunu söyleyeceksiniz. Tedavide avantajımıza olan şey araştırmalarımıza zarar veriyor. Bu, psikanalize karşı en sık dile getirilen eleştiridir ve temelsiz olsa da, mantıksız deyip geçemeyeceğimizi kabul etmek gerek. Haklı bir eleştiri olsaydı, ruhsal yapının veya bilinçdışının dinamikleri konusunda bize söylediği her şeyi hafife almak zorunda kalırdık. Rakiplerimiz buna inanıyor; özellikle önce yozlaşan hayal gücümüzle bir şeyler kurup, sonra da cinsel deneyimlerin önemiyle ilgili her şeyi –hatta bu deneyimlerin kendilerini- hastanın kafasına soktuğumuza inanıyorlar. Bu suçlamaları teoriden çok deneyim boşa çıkarır. Kendiside psikanaliz uygulamış her insan, hastaya bu şekilde telkin vermenin mümkün olmadığını tekrar tekrar görür. Doktor, hastayı belli bir teorinin destekçisi yapmakta ve böylece kendi hatalarını paylaşmasını sağlamakta elbette güçlük çekmez. Bu açıdan hasta herhangi birisi-herhangi bir öğrenci- gibi davranır, ama bu onun hastalığını değil, sadece zekasını etkiler. Ne olursa olsun, çatışmaları ancak ona verilen beklentisel görüşler (ön bilgiler) onda gerçek olana uyarsa başarılı bir şekilde çözülebilecek, direnmeleri aşılabilecektir. Doktorun görüşlerindeki hatalar analizin akışı içinde çıkacak; düzeltilmeleri gerekecektir. Telkinden kaynaklanan erken (zamansız) başarıdan kaçınmak için dikkatli bir teknik uygularız; ama böyle bir başarı olsa bile bunun bir zararı olmaz, çünkü ilk başarıyla yetinmeyiz. Durumdaki tüm belirsizlikler netleşinceye, hastanın belleğindeki boşluklar giderilinceye, bastırmanın tetikleyici nedenleri keşfedilinceye kadar analizin bittiğini düşünmeyiz. Çok erken gelen başarıları analiz çalışmasında avantaj değil, engel olarak değerlendiririz ve bunların dayandığı aktarımı tutarlı bir şekilde çözümleyerek bu başarılara son veririz. Analitik tedavi ile salt telkin tedavisi arasındaki temel farkı oluşturan ve analizin sonuçlarını telkine dayalı başarı kuşkusundan kurtaran da işte bu özelliktir. Diğer her tür telkin tedavisinde aktarım dikkatle korunur ve olduğu gibi bırakılır; analizde ise aktarımın kendisi de tedaviye tabi tutulur ve hangi kılıkta ortaya çıkarsa çıksın en ince ayrıntılarına kadar incelenir. Analizin sonunda aktarımın da ortadan kalkması gerekir ; böylece elde edilen başarı devam ederse, bunun nedeni telkin değil, iç direnmelerin analiz tekniğiyle aşılması ve hastada gerçekleşen iç (ruhsal) değişmelerdir.

Tedavi boyunca kolayca negatif (düşmanca) aktarımlara dönüşebilen direnmelere karşı kesintisiz bir mücadele vermemiz gerçeği de belli noktalarda telkini kabul etmemizi zorlaştırır. Başka türlü telkin ürünü olmasından kuşkulanacağımız çok sayıda analitik bulgunun, kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık bir başka kaynakla doğrulandığını da belirtmeden geçemeyiz. Bu konudaki garantörlerimiz, telkinle kesinlikle etkilenmedikleri açık olan erken bunamalı ve paranoid hastalardır. Bu hastaların ürettiği ve bilinç düzeyine çıkmayı başaran sembollerin ve fantezilerin tercümeleri, aktarım nevrozluların bilinçdışı üzerine yaptığımız incelemelerimizin sonuçlarına uyar ve dolayısıyla sık sık kuşku konusu olan yorumlarımızın nesnel doğruluğunu doğrular. Bu noktalarda analize güvenmekle hata etmeyeceğinizi sanıyorum.”

Kaynak:
Sigmund Freud (1915-1917) İntroductory Lectures on Psychoanalysis.S.493

Benim Yorumlarım:

Yorum 1

Freud yukarıda bernheim’in öğrencisiydim diyor ve onun hipnoz anlayışını eleştiriyor. Bernheimin hipnoz anlayışı hipnoz=telkin şeklinde özetlenebilir ve böyle bir anlayış artık zaten tarihe karışmıştır. Ben insanlara telkin verme taraftarı olan bir hipnotist değilim. Yani benim onlara verebileceğim telkinin çok daha iyisi hastanın kendisinde zaten vardır. Bir hasta size iyileşmek isteyerek geliyorsa bu hastanın kendi kendine verdiği ilk olumlu telkin değil midir ? Bana göre her çanlıda sağlıklı mutlu ve başarılı olmayı sağlayacak içsel güçler zaten vardır. Hipnotistin görevi danışanın bu güçlerini kullanarak ona yardım etmektir. Bana göre hasta analiz edildiği için iyileşmez ancak analiz esnasında fark ettiği içsel güçleri sayesinde iyileşir.

Yorum 2

Freud “Hipnoz hastalardan birinde kullanılırken bir başkasında kullanılamıyordu. ;birisinde çok işe yararken bir başkasında hemen hiç işe yaramıyor ve kimse de nedenini bilmiyordu.” diyor. Freud’a bu konuda katılmamak mümkün değil. Gerçektende hipnoz hızlı ve etkili bir yöntemdir ancak herkes için değil. Hipnozdan hiç yararlanamayan insan az da olsa vardır. Ancak bu durum her psikoterapi için aynen geçerlidir. Hatta Freud’un geliştirdiği psikanalizin kendisi için bile bu durum değişmemiştir. Günümüzde psikanalizin bazı sorunlarda etkili olduğu bilinirken bazı sorunlarda etkili olmadığından hiç kullanılmadığı bilinmektedir. Freud her hastanın psikanaliz tedavisine kabul edilemeyeceği görüşünü bir çok yazısında yinelemiştir (Gençtan,2000).

Hipnozda elde edilen tedavilerin kalıcı olmasına gelince. Her zaman söylediğim gibi hipnozu hastayı telkin emen bir süngere dönüştürmek için kullanan hipnotistler bu çağda bile mevcut. Sadece telkinlere dayanarak yapılan tedavide elbette kalıcı olmayabilir. Benim danışanlarım şunu gayet iyi bilirler ki değişen de kendileridir iyileşme gücüne zaten sahip olanlarda kendileridir, ben sadece yol gösteririm. Hatta zaman zaman yol göstermeme bile gerek kalmaz çünkü insanın doğasında sağlık mutluluk ve şifaya giden her zaman en az birkaç yol vardır. Bundan dolayı hasta bu yolları hipnoz esnasında kendi kendine de keşfedebilir.

Yorum 3
Aşağıdaki yorumlarımı Freud’un iki farklı sözü üzerinedir. Önce sözleri görelim.

1.Söz

“Hipnotik terapi ruhsal yaşamdaki bir şeylerin üzerini örtüp gizlemeye çalışır; analitik tedavi ise bunları açığa çıkarmaya ve bunlardan kurtulmaya. “

2. Söz

“Hipnoz olayın (hastalığın) kaynağına bağlı bir şeyi öğrenmeye hakkı olan hekimin bilme susuzluğunu da doyuruyordu.”

Yukarıdaki her iki sözde Freud’a ait ve aralarında çelişki var. Bu bir çelişki olarak görülmesine rağmen hipnoz yukarıdaki bahsedilen her iki eylemi de gerçekleştirebilecek güce sahiptir. Yani hipnoz semptomu hem bastırabilir hem anlamlandırabilir. Bazı ekoller bastırmayı uygun bulurken bazıları analiz etmeyi ve anlamlandırmayı uygun bulur.

Ancak yukarıda Freud psikanalitik tedavinin açığa çıkarma şeklinde olumlu bir özelliğinin olduğunu vurguluyor ; sanki hipnozun bu özelliği yokmuş gibi. Hipnoz’un bu özelliğinin olduğunu yine kendi sözlerinde (2.Söz) zaten ifade ediyor. Yani hipnoz konusundaki düşüncelerinde Freud kendisi ile çelişiyor.

Yorum 4

Freud hipnoterapinin hastayı eylemsiz bıraktığı eleştirisini getiriyor. Ancak günümüz modern hipnoz anlayışını bilenler biliyor ki tedavide kullandığımız güçler hastaya ait güçlerdir hipnotiste değil. Hipnoz hipnozu yapanın değil hipnoz olanın marifetidir. Bu bakımdan hastalar hiç te eylemsiz ve edilgen olarak nitelendirilemez. Biz hipnotistler olarak danışanlarımıza kendi içsel güçlerini keşfetmelerinde rehberlik ederiz.

Sonuç olarak Freud hipnozun çağımızdaki modern durumunu elbette görebilecek kadar yaşasaydı “Ama ben hipnozu böyle bilmiyordum ki, hocam Bernheim ve Bruer bana böyle öğretmemişlerdi ki” derdi sanırım.

Freud hipnozu başlıca iki şekilde kullanmıştır.

1- Katarsis sağlayan bir yöntem.

2- Telkinlerin etkisini arttırıcı bir yöntem.

Oysa günümüzün modern hipnozu ne katarsis ve telkinin ötesine ulaşmıştır. Hipnozu katarsis ve telkin kelimeleri ile açıklamak oldukça kısır bir açıklama olur. Hipnoz katarsis ve telkinden ibarettir demek fil hortumdan ibarettir demeye benzer.

Borderline Kişilik Bozukluğu Hipnozla Tedavisi

27 yaşında bir erkek olan danışanın (G.İ) başlıca sorunları aşağıda sıralanmıştır. 1- İnsanlarla iletişim …

Telkinle Tedavi Nedir?

Telkinle tedavi, telkin gücünü kullanarak bazı sağlık sorunlarından kurtulmanızı sağlamayı hedefleyen tedavi tekniği …

Telkin Nedir?

Telkin, şuur dışı bir süreçte kişilerdeki belli fikirlerin ya da fiziksel bazı durumların değiştirilmesini sağlamak …