MAKALELER

Hipnoterapi hakkında daha fazla bilgi edinebileceğiniz uzman makaleleri.

Spiritual Psychosynthesis Teknikleri

Önceki bölümler (kişisel) personal psychosynthesis’i gerçekleştirme teknikleriyle ilgiliydiler. Böyle kişisel bir psikosentez bir çok hasta için, onları tutarlı, hem kendi içlerinde hem de ait oldukları ve kendilerini yararlı bir parçası hissettikleri topluma iyi uyum sağlamış kişiler yapan, fazlasıyla arzu edilen ve oldukça memnun edici bir başarıdır.

Diğerlerine uygun görünmesine rağmen, her zaman böylesi normal bir başarı ile tatmin olmamış ve olamayan insanlar vardır. Bu tür insanlar için farklı çözümler olmalı, daha geniş daha gelişmiş psychosynthesis çeşitleri, yani Spiritual Psychosynthesis,olmalı.

Bu konuya ilişkin olan göstergeler, bu alanın fark edilmesine ve alanın benimsenmesine ya da “spiritual” olarak adlandırdığımız bilinç bölgesine karşı genel eğilim veya ilginin birçok tarafından gelirler.

İlk problem, çoğu zaman, çok geniş ve belirsiz bir şekilde kullanılan ve kullanılıyor olan “spiritual” kelimesinin anlamını açıklığa kavuşturmaktır, çünkü konu üzerinde hala çok karışıklık ve anlaşmazlık vardır. Bu nedenle, kelimenin bu sayfalarda ne anlamda kullanıldığını açıklamak uygun olacaktır. Bu, ister istemez çok önemli ve çok defa açık bir biçimde görünmeyen, “superconscious” yaşantıları, psikolojik etkinlikler ve spiritual Self arasındaki farkı bilmeyi gerektirir.

Bilimsel metodun bilinenden bilinmeyene ve özellikle gerçeklerden ve dolaysız deneyimlerdengözlemlenen ve yaşanılanın formül şeklinde ifade edilmesine ve açıklanmasına gitmesi gibi, biz burada “spirit” in özünün ne olduğunu ya da başlangıcının ne olduğunu tanımlamaya ya da tartışmaya girişmeyeceğiz; ama spiritual experience ve spiritual consciousness ‘ın gerçekliğiyle başlayacağız. Örneğin, elektriği uygulamak ve onu sayısız modern teknolojide kullanmak için onun gerçek doğasının ne olduğunu bilmemize gerek olmadığı gibi, tedaviyle ve eğitimle ilgili çözümlemeler yaparken, insanın esas doğasının, fizyolojik ve psikolojik süreçlerin ve fonksiyonların teorik problemlerini çözmemize gerek yoktur.

Uncouncious’ın keşfiyle ortaya çıkan canlı psikolojik deneyimlere ve gerçeklere ilgimizi odaklamak için, ‘esasla’ ilgili problemlere karşı tarafsızlığımızı vurgulayacağız. Bu gerçekçiliğin tutumudur en doğru şekliyle ve doğru anlamıyla pragmatik bir duruştur. Ama bu pragmatizm kesinlikle ortalama bir insanınkinden daha derin daha geniş gerçekleştirme seviyelerine sahip insanların yaşantılarını içine almalıdır başka bir deyişle, “superconscious” olarak adlandırdığımız yaşantıları yok saymamalıyız. Birçok insan ve düşünür tarafından “spiritual” olarak kullanılan şey büyük oranda, ampiriksel olarak adlandırılan “superconcious” a ya da “bu fonksiyonlar ortalama bir insanda genel olarak aktif değildir” anlamına karşılık gelir.

Psychosynthesis’i psikolojik bağlamda diğer girişimlerden ayırt eden şey, Freud tarafından instinctive/içgüdüsel enerjilere temel olarak tanımlanan spiritual Self’in ve superconscious’un varlığına ilişkin aldığımız konumdur. Spiritual’ın, insanın maddesel parçası kadar temel bir parçası olduğunu düşünüyoruz. Psikolojinin üzerine felsefi, teolojik ya da metafiziksel bir görev yüklemeye çalışmıyoruz, esasen psikolojik gerçekler çalışmasının içine insanın içindeki, onun spiritual özünün gerçekleşmesine neden olan, yüksek şiddetli dürtülerle ilgili her şeyi içine dahil etmekteyiz. Bizim görevimiz, yaratıcı hayal gücü, sezgi, arzu/aspiration, dahilik gibi gerçek olan insan psyche/aklının üstün yanlarının koşullu refleksler kadar gerçek ve önemli olduğunu söylemektir, bu nedenle araştırmaya ve tedaviye, bilimsel olarak koşullu refleksler kadar duyarlıdır.

Spiritual driveların ya da spiritual urgelerin cinsel ve agressive drive lar kadar gerçek ve temel ve esas olduğunu kabül ederiz. Bunlar, birçok nevrozlu/nevrotik olayda bulunmasına rağmen, yüceltmeye(sublimation) ya da kişiliğin cinsel ve saldırgan parçalarının patolojik bozukluğuna indirgenmemeli.

Bunca seneden sonra görmeyi umduğumuz şey, tam olarak başarıldığını da iddia etmiyoruz, Self’in bir bilim olduğunu, onun enerjilerinin, belirtilerinin, ve bu enerjilerin nasıl ortaya çıkarıldığı, nasıl ilişki kurduğu, yapıcı ve tedaviyle ilgili çalışmalar için nasıl kullanılabildiğidir. Bu aşamada, bu enerjileri dolaysız olarak ölçmemizi sağlayacak bilimsel araçlara sahip değiliz, bu yüzden hala, kendi deneyimleri/yaşantıları üzerinde ısrar ederek ve eninde sonunda – yazarın yaşam süresi içersinde olmayabilir- bilimin bu probleme “enerji” temelinde her zaman şiddetli bir biçimde saldıracağını umarak, görüngüsel duruşa güvenmek zorundayız. Bilim, enerjileri, insanın duygusal, akılsal ve spiritual enerjilerini içine alan insanın yapısı içerinde ölçebilecek olsa bile, bu deneyimin/yaşantı/yaşanım çalışmasının yapılmasını daha az önemli yapmayacaktır. Nörofizyolojinin fizyoloji bilgisi çalışmasında electrical impulses/elektriksel itkiler çok önemli olmasına rağmen, hislerin ve duyguların psikolojik yaklaşımla çalışılmasının yerini alamaz, aynı şekilde Self bilimi iki alanda ilerlemeli, birincisi tamamen, belki de dahi fizikçilere, Einstein’lara, yol gösterecek enerji alanında, diğeri de psikolojik experiential (deneysel) yaklaşımında ilerlemeli.

Bu noktada psychosynthesis’in dine ve felsefeye karşı ne bağlamda “tarafsız” olduğunu açıklamak faydalı olacaktır.

Birincisi; açık bir şekilde ifade edilmesi gerekir ki “tarafsızlığın” anlamı “duyarsızlık” değildir. Din iki farlı durumda düşünülebilir ve düşünülmüştür.

“varoluşçulukla ilgili dini ya da spiritual experience”, yani spiritual gerçekliklerin doğrudan yaşantıları. Bunlar dinin kurucularıyla , mistikler , bazı filozoflar, ve değişen derecede bir çok insan tarafından gerçekleştirilebilir
Bu tür yaşantıların teolojik ya da metafiziksel formülleri ve doğrudan bir deneyim/yaşantıya, meyvelerine ve sonuçlarına sahip olmayan insan kitleleriyle iletişim kurmak için çeşitli tarihsel dönemlerde ve “kültürel alanlarda” içinde bulunan kurumlar. Dahası, metotlar, formlar ve dinsel alışkılar şeklinde insan kitleleri farkında olmadan “revelation”/ vahiye a katkıda bulunmuşlardır.

Başka bir açıdan, Fransız filozof Henri Bergson Ahlakın ve Dinin İki Kaynağı (New york, double day, 1954 ) adlı kitabında durağan ve devimsel din arasındaki fark üzerinde önemle durmuştur.

Psychosynthesis, kesin olarak, spiritual experience’ın gerçekliğini yani daha yüce değerlerin ve noetic ya da noological (1)boyutunun varlığının önemini belirtir(Frankly’nin uygun bir biçimde onu adlandırdığı gibi). Tarafsızlıktan sadece ikinci aşamada söz eder: formülleri ve kurumların söz edildiği bölüm. Bu tür formüllerin ve kurumların gerekliliğini takdir eder ona saygı duyar ve hatta onaylar, ama onun amacı dolaysız yaşantının elde edilmesine yardımcı olmaktır..

Yardımını, öncelikli olarak, bir dine bağlı olmayan ya da belirli bir felsefi kavrama sahip olmayan kişilere sunar. psychosynthesis varolan tarihsel formülleri kabul etmeyi reddedenlere spiritual gerçekleşmeyle ilgili yöntemleri ve teknikleri önerir. Ancak kuvvetli inancı olanların, bir kiliseye bağlı olanların ya da felsefi bir okulun destekçisi olanların, psychosynthesis’ den korkmaları için hiçbir sebepleri olamaz. Psychosynthesis onların durumlarına müdahale etmeye ya da onları değiştirmeye kalkışmaz, tam tersine kendi dinlerinin yöntemlerini ve öğretilerini daha iyi kullanabilmeleri için yardımcı olur. Dahası, Psychosynthesis aynı yaşantıların farklı söylemlerle ve sembollerle anlam bulabileceğini anlamalarına yardımcı olur, ve bu şekilde onların kendilerine benzer olmayan formülleri anlamalarını ve onlara karşı hoşgörülü olmalarını sağlar. Hatta bu onların, “dinlerin psychosynthesis’ini”, görmelerini sağlama olasılığına kadar gidebilir. Bu tek bir din yaratma ve var olanları yasaklama anlamına gelmez: Anlayış ve hoşgörünün farklı dinler arasında gelişebileceğini ve bazı alanlarda işbirliğinin kurulabileceği anlamına gelir.

(1) Bu sayfanın sonundaki dip not: “İnsanın kişiliğinin spiritüel özüne ait olan herhangi bir şeyi anlatan başka bir logotherapeutic terimdir. Akılda tutulması gerekir ki, logotherapeutic terminoloji içinde ‘spiritual’ dini bir anlam içermez ancak insani boyutlu bir anlama gelir”. Viktor E. Frankl, 7 Mayıs 1961’de Chicago’da Amerikan Ontoanalitik Yıllık Toplantısından önce makalesinde gösterir.

Senteze ilişkin bu akım daha önceden görünmüş ve oldukça yaygındır, Psychosynthesis sadece kendi katkısını eklemiştir.

Psychosynthesis’in özel durumlarından biri de bilincin spiritual ve ileri aşamalarının ve parapsikolojik yaşanımların sadece gerçek olması çünkü gerçekliği, iç gerçekliği ve dış davranışı etkiler. Goethe’nin iyi pragmatizm hakkındaki düşüncesini yazabiliriz: Wirklichkeit ist was wirkt( gerçeklik, etkili olan gerçekliktir), şimdiye kadar spiritual, mistik ya da parapsikolojik terimlerle ifade edilen bu fenomenler, bir bireyin iç gerçekliğini ve dış davranışını değiştirirler. Bunlar gerçektirler, gerçek bilimsel ruha sahip olan ve açık fikirli olan ve bilimi sadece sayılabilene indirgemeyen herkes tarafından dikkate alınmalı.

Sadece sayısal değerlere bağlı olan psikolojiyi ne de diğer bilimlerin önemini belirtmiyoruz, çünkü sayısal işlemler kadar bilimsel, kesin ve kanıtlanmış olan kavramlar, yaşantılar ve qualitative realization lar (nitel gerçekleşmeler)vardır. Bu neyin bilimsel olduğu temel sorusunu akla getirir. Bilimsel yöntemde ana nokta reason/akıldır, başka bir deyişle gerçekleri ilk gözlemleyen ve tanımlayan sonra anlamları, doğaları, etkileri, sonuçları ve nihai kullanımı hakkında doğru bir şekilde düşündüren akıldır. Böylece gerçek bilimsel düşünce, akıllı bir makinenin çalışmasında olabilecek bütün yanıltmacaları, bütün rasyonelleri ve bütün olası hata nedenlerini önleyen düzgün biçimde işleyen bir mekanizmadır( kişisel eşitlik, belli bir düşünce okulunun sınırları , ve haksız genellemeler gibi…). Sonuncusu, Francis Bacon’ın bahsettiği ve sadece üzerinde çalışmayı değil, bilimsel çalışma yapıldığı zaman da sürekli akılda tutulması gereken “idollerden” bazılarıdır. Çalışmayı bilimsel yapan madde konusu değil madde konusunun araştırıldığı yoldur.

Gerçek zaman, bilimsel tutumda birçok önde gelen bilim adamı tarafından kendiliğinden veya kasıtlı kullanılan gelişmiş bir unsurdur. Bilginin ve yorumun açıklanmasında ve düzenlenmesinde hayal kurma, intuition ve bilimsel araştırmada yaratıcılık gibi psikolojik etkinliklerin yaratıcı rolünün tanınmasından söz ediyoruz. Bu, bir çok bilim adamı(örneğin, Henri Poincaré gibi matematikçiler) tarafından onaylanmıştır ve Modern Fizik Biliminin Temellerinde dikkate değer bir biçimde belirtilmiştir (Reading, Mass, Addison-Wesley, 1958)

Tartışmamızın bu aşamasında, hayal gücü, sezgi, yaratıcı hipotezleri vb. kullanılmasına izin verilebilir psikolojik etkinlikler dahi, ve gerçeklere, başka bir deyişle, yaşantılara, araştırılabilir psikolojik deneylere, psikospiritual tekniğin uygulanmasının doğrulanabilir sonuçlarına sıkı sıkıya bağlı gerçekleri, mümkün olduğu kadar dahil etmemeye çalışacağız. Hala, saha araştırması ve deneme incelemesi aşamasında, doğrulama ve geliştirmenin etkin yöntemlerinin kullanımı üzerine rapor ve sonuçların tanımlanması aşamasında olduğumuzu kabul edelim. Henüz,“teori kurma” aşamasında değiliz. Araştırmanın büyük bir bölümü “teori kurmayı” gerektirmez, bu yüzden gerçek bilimsel amaca ve psikosentezin işlevine sadık kalabiliriz.

Superconscious’un Araştırılması

Lower and middle uncouncious olarak adlandırdığımız unconsciousa ek olarak collective unconscious, doğası ve insan değeri açısından üstün niteliğine rağmen psikoloji bilimi tarafından çoğu zaman göz ardı edilen bizim içimizle (inner) la ilgili daha geniş alan, buradaki temel dayanak noktasını veya hipotezi oluşturur. Böylesine önemli bir ihmalin sebebi kendi içinde psikanaliz’in ilginç bir yanını oluşturur ve de psikologların psikolojisine ışık tutar. Bu gelişmiş alan yıllardır biliniyordu ve son yıllarda bazı cesur araştırmacılar temelini Frankly’nin “height psychology”/ yüksek psikoloji diye adlandırdığı bilimsel bir yolda çalışmaya başladılar.(Frankl: Der unbewusste Gott, Amandus, Wien, 1949)

Bu konuyu araştırmaya başlamadan önce, superconcious, higher unconscious ve superconciousness diye bilinen ancak “a higher state of avareness”/( farkındalığın ileri bir aşaması) ya da “spiritual conciousness” olarak adlandırıldığında daha doğru olacak superconciousness arasında, sık sık yapılan karışıklığı önlemek için net bir ayırım yapmak yerinde olacaktır. Bu durum “superconscious” yaşantılar ya da psikolojik etkinlikler ve the spiritual Self arasındaki açıkça fark edilmeyen ama çok önemli bir ayrımı gündeme getirir.

Superconciousness, Self’in consciousness’ından önce gelir, göreceğimiz gibi bir çok insan aslında superconscious olan gerçeklerin ya da faaliyetlerin conscious experience na sahiptirler. Başka bir deyişle, bunlar genellikle kendiliğinden consciousness’ın alanına girmezler, ama bazen kendiliğinden, beklenmeden, istenmeden consciousness’ın alanına girerler, yani instictual ya da duygusal dürtülerin ve güçlerin consciousness’ına aniden doluşmasıdır.

Superconscious’u ama önce unconscious materyali, Freud ve onun takipçileri tarafından geniş bir şekilde çalışılan unconscious’un düşük düzeylerinden gelebilecek materyalden ayırt etmek gerekir. Bazı istisna durumlarda superconciouss düzeylerinin ani doluşmasından gelen materiyal söylemek gerekirse önceden hazırdır ve geçmiş yaşantılarla çok az ilgisi vardır. Şimdi ortaya çıkan ya da önceden bastırılan experential /deneyimsel content’lerin sonucu gibi alışıldık olan lower unconscious’dan gelen bir şey değildir. Yukarıda söylendiği gibi bireyin önceki deneyimleriyle ilgisi olmayan yeni bir şeydir.

Bu noktada, nitelik farklılığına rağmen , superconscious’un bütün unconscious la bazı özellikleri paylaştığını söylemek gerekli olacak. Bazı özel ek nitelikler taşıyan superconscious sadece genel unconscious’un bir bölümüdür. Bütününde, genel olarak, unconscious’ın doğasına ve unconscious ve kişisel unconscious arasındaki olası ilişkiye iştirak eder

Enerji gibi düşündüğümüzde, superconscious’un içeriği lower unconscious’ a göre enerjiler gibi, daha yüksek frekansa sahip olduğunu söyleyebiliriz. Kesin olarak şunu söyleyebiliriz ki, psikodynamics ve onun kuralları ve onlardan kaynaklanan yöntemler üç çeşit unconscious için aynıdır. Farklılık superconsciousa özgü olan bazı değerlerden gelir çünkü şimdi psikolojide değerlemelerin/valuationların kaçınılmaz olduğunun kabul edildiği bir noktaya geldik. Psikologların sözde tamamıyla objektif ve betimleyici açıklamalarında ne kadar fazla sayıda imalı, bilinçsiz ve tanınmayan değerlemelerin olduğunu söylemek çok kolay belki de komik olacaktır. Değerlemenin görevinin normal insan aklının doğal, gerekli ve yararlı bir etkinliği olduğunu kabul etmek yazara çok daha bilimsel görünecektir.

Superconscious’ı belirleyen, diğer lower hatta middle unconsciousdan farklılaştıran değerleri düşünerek, spontaneous phenomenanın/ (kendiliğinden olan olayın) incelenmesiyle başlayacağız, sonra da deneysel olarak belirlenen, üretilen ve etkinleşenlerle devam edeceğiz.

İnsan çabası olmadan meydana gelen belirtiler, genel olarak “dahi” dediğimiz insan azınlığı tarafından gösterilmiştir. Bunlar diğerlerine kıyasla nadir olaylardır, ama fenomenenin nadirliğinin, onun gerçekliği üzerinde hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Yıldızların ve galaksilerin sürekli görünmesine karşın kuyrukluyıldızların görünmesi nadirdir, ancak kuyrukluyıldızlar da her zaman var olan yıldızlar kadar gerçek kozmik varlıklardır. Dahiliğin araştırılması superconscious’un bilimsel olarak anlaşılmasını sağlayabilir.

İlk, ilginç ve önemli farlılık iki sınıf dahiler arasındakidir. Elbette arada orta seviyeler bulunur, ama aydınlatıcı olması için öncelikle birbirinden ayırt edilebilir iki ana grubu tanımlayacağız.

Birinci grup, dünya çapında geniş bir biçimde kendini gerçekleştirmiş, üstün kabiliyetlere sahip, harikalılıklarıyla ve yaratıcı eylemleriyle çeşitli alanlarda başarılar göstermiş muhteşem evrensel dahilerden oluşmaktadır. Pythagoras, Plato, Dante, Leonardo da Vinci, Einstein göze çarpan örneklerdir. Çok ya da az kendini gerçekleştirmeyi başarmış ve iç ve dış dengeyi başarmış dahiler sınıfı aşağıdaki diyagramdaki gibi gösterilebilir.

Diagram 1

lower unsconscious
middle unsconscious
higher unsconscious ya da Super unconscious
field of Consciousness
Conscious self ya da ‘I’
higher Self
Collective unconscious

Burada gösterilen diyagram özel olarak pratik görsel amaçlarla bölümlere ayrılmıştır. En düşük yer yani 1 numara unconscious’un en alt yerini gösterir, orta bölüm (numara 2) orta unconscios’u , ve üst bölüm (numara 3) superconsciousu gösterir. Gerçekte, mümkün olmasına rağmen, farklı unconscious düzeyleri gerçekte birbirine nüfuz eden farklı enerji alanları olduğunun bilimsel kanıtına sahip değiliz, ama bunu iki boyutlu diyagramda göstermek hemen hemen imkansız olacaktır.

4 ve 5 numaralarının diyagramdaki yeri, conscious ve superconscious arasında nominal borderline’a ulaşmış kişisel concious merkezinin bir noktaya kadar yükseldiğini ve conciousness’ın alanının bir noktaya kadar superconsciousness düzeyine girdiğini, gösterir. Bu durum mutlak olarak sabit değildir, ama normalin consciousness’ıyla aynı dereceye kadar tamamıyla dengelidir, ve buna uyum sağlamış kişi dengeli olarak adlandırılabilir.

İkinci sınıf dahiler ise tek yönde sıra dışı bir yeteneğe sahip olan kişileri kapsar. Bu tanrı vergisiyle, istisna olarak üstün niteliğe sahip çalışmalar(genel olarak sanat, edebiyat ve müzikte) üretirler, ama kişilikleri ortalama seviyenin üzerinde değildir;
hatta bazı durumlarda, kötü düzenlendikleri ve yetişkinliğe karşılık gelen kişilik devresinde bir çok açıdan olgunlaşamadıkları için, ortalamanın altındadırlar. Burada örnekleri çok fazladır, göze çarpanlardan biri olarak Mozart’ı örnek verebiliriz. Kendisi de samimiyetle bu müziğin nerden geldiğini ya da nasıl bestelendiğini bilmediğini kabul ediyordu. Henüz birkaç yaşındayken, kısa yaşamında yüksek nitelikte müzikler verdi. Kendi içinde duydu ve hissetti ve yapması gereken onları sadece yazmaktı.

Bu süreç, normal bilinç kişiliğinin dışında ya da üstündeki bir düzeyde etkin olan psikolojik işlevlerin sonuçları tarafından oluşturulan bilinç alanının yayılması, başlangıcı veya oluşması olarak tanımlanabilir.

Üstün üretkenliğin bu ikinci sınıfı aşağıdaki diyagram kullanılarak daha kolaya bir şekilde gösterilebilir.

Diyagram II

Lower unconscious
Middle unconscious
Higher unconscious or superconscious
Field of Consciousness
Conscious self or I
Higher self
Collective Unconscious
Contents of Superconscious

Diyagramda 8 rakamıyla gösterilen düzey, yıldızlar ya da kümelerin oluşturduğu superconscious alanını onların eserlerini, aynı düzeyde kalan kişiliğin normal bilinçliliği alanına yansıtan aktiviteleri(müzikal ve edebi aktiviteler) gösterir. Yansıma, pratik olarak değişmeyen ve sadece kendi içerisinde işleyen bazı şeylerin yeni ve beklenmedik içeriği ya da sonuçlarını alan personal I ya da self’in içine doğrudur.

Bazı insanlar, kendiliğinden ya da meditasyon veya dua gibi yoğun içsel egzersizlerle, zaman zaman tinsel kendiliğe yaklaşan superconscious düzeyine doğru kendi işleyiş yollarına ve türüne uyumlu spesifik bir çizgi boyunca bilinçliliklerini geçici olarak yansıtırlar. Fakat bu devam eden bir durumdur, sona ermez, ve böylesi yoğun içsel yaşantılardan (experience) sonra normal düzeylerine geri dönerler.

Bu aynı zamanda, fizikçi, matematikçi vb. ileriye götüren soyut düşünce üzerine yoğun bir odaklanma, yaşantı, sırasında da oluşur, ve bu durumlarda, daha sonra anlaşılabilir matematiksel terimlere dönüştürecekleri anlamanın gerçek sezgisel oluşumlarını (flashes) sık sık yaşarlar. Yaşantının aynı genel alanı içerisinde farklı iki tür vardır: en yüksek basamaklarında aşırı mutluluğun ve superconscious gerçekleşimini bir türünü veren estetik yaşantılar,ve savaş sırasında ve ya dağa tırmanmada olduğu gibi, felç eden (hareketsiz kılan ) korku yerine insanı kahramanca bir davranışa iten tehlike anında oluşan diğer yaşantılardır. Bu “varoluşun gelişimi”, içinde durumun devam ettiği kısa süreli gerçek bir superconscious, olarak tanımlanabilir.

Yukarıda ele alınan, bir taraftan yaşantı ve içeriğin superconcious düzeyinin farkında olmak arasındaki farklılığı diğer taraftan pure(mutlak) kendini gerçekleştirmeyi dolaylı bir biçimde açıklar ve vurgular. Bu spesifik iyi tanımlanma bağlamında, kendini gerçekleştirme anlık ya da az ya da çok geçici öz belirleme/ tanımlama (identification) ya da I consciousness ile spiritual self in karışımı anlamına gelir, ikincisinin yansıması olan birincisi spiritual self le karışarak yeniden birleşir. Bu durumlarda kişiliğin consciousness’ın bütün içeriğinin unutulması, kişiliği hem normal düzeyde hem de superconscious ve yaşamın ve deneyimlerin spiritual düzeyini içeren sentezlenmiş kişiliğini oluşturan şeylerin unutulması söz konusudur. Sadece, tamamıyla yoğun Self yaşanımı/experience vardır. Bu, önceleri de Dis-identification Egzersizi olarak tanımlanıyordu.

Burada, başlıca, bu konunun bütün teorik yanlarına inemeyeceğimiz. Psychosynthesis teknikleriyle ilgilendik, tekniklerin tanımlanması prosedüründe teorik açıklamaya ihtiyaç duyduğumuz anda tekrar bunları ele alabiliriz.

Spiritual Psychosynthesis İçin Semboller

Şimdi, spiritual Self ‘in gerçekleşmesi objektifi ile sembol kullanma tekniklerinin spesifik uygulanmasına geldik. Bu süreç ister istemez dolaysız çünkü her sembol bir vasıtayı oluşturur. Semboller özellikle yararlı ve, sıradan consciousness’ı soyut görünen ve bazı niteliklerden yoksun olan kişilerin farkındalık durumunun dolaysız gerçekleşmesinden kaynaklanan büyük zorluktan dolayı, bazı insanlar için semboller gereklidir. Varlığımızın gerçek esası spiritual Selfin büyük gerçekliği için bu bir paradokstur. Bu zorluk yüzünden sembollerin yardımı özel olarak gösterilmiştir.

Spiritual Selfi gösterebilecek ya da çağrışım yapabilecek sembollerin iki ana grubu vardır.

1.Birinci grup soyut ya da geometrik ve doğal sembollerden oluşur. Birincisi ve en önemlisi güneş, ve ona benzer olarak yıldız, ve bir diğeri ateş katmanıdır. Doğal semboller arasında gül, Persli mistikler, orta çağ aşıkları ve İlahi Komedya’da Dante tarafından kullanılmıştır. Uzak doğuda özellikle Hindistan da gül yerine lotus- bazen de lotusla beraber ortada mücevher bir taşla spiritual sembol olarak kullanılmıştır.

Soyut geometrik semboller, daha çok güneş ya da yıldız simgeleriyle kullanılmıştır. Örneğin eşkenar üçgenin görünmesi kişiliğin üç yanını, fiziksel, duygusal ve akılsal yanını, temsil eder. Üçgenin tepe açısının üzerindeki yıldız ya da güneş ışınlar saçarak Self’i temsil eder. Bu, yeniden yapılanmış veya yenilenmiş kişiliğin spiritual Self’inin eylemiyle spiritual Psychosynthesisin elde edilmesini ve ona karşı sürecini göstermek için, çok uygun bir semboldür.

2.İkinci grup semboller veya Spiritual Self’in elde edilmesiyle ilgili semboller, aşağı yukarı kişileştirilmiş türdür. Bu grupta, Melekleri, Inner Christ’i –mistik anlamda- İç savaşçıyı, Yaşlı Bilgeyi, İç Efendiyi veya İç Öğretmeni/İç Öğreticiyi bulabiliriz. Son simge İç Öğretmen özellikle yararlıdır çünkü personal self ve spiritual self arasında çok önemli ve çok yararlı ilişkiyi kuran tekniğin aracıdır. Bu teknik, İç Diyalog Tekniğidir.

Sembollerin seçimi, tabi ki, hastanın dini felsefi ya da dini olmayan geçmişine göre seçilmeli. Inner Christ gibi dini semboller tabi ki ateist ve agnostikler için anlamsız olacaktır, böyle durumlarda İç Öğretmen ve geometrik sembollere ihtiyaç duyulacaktır.

Diyalog Tekniği

Bu tekniği hastaya sunarken, izleyen durumları yaratıcı olarak oyunsallaştırması sorulmalı: Kendisini, bilinç kişiliğinin (conscious personality) sıradan mantısal araçlarıyla çözemeyeceğini düşündüğü, spesifik kişisel ya da kişiler arası bir problemde ikilem içerisinde hayal etsin. Ondan sonra, biz kendisine bu durumda, sorunu onunla ele almada ona doğru cevabı vermede spiritual ve psikolojik yeterliliğe sahip bir öğretmen olan “tecrübeli bir insanın” olduğunu gösterdiğimizde, onunla bir görüşme yapmak için ve bilgilendirici tavsiyelerini almak için kesinlikle çok çabalayacaktır. Buna karşı, hasta genel olarak kabul ettiğini ifade edecektir ve biz daha sonra hastaya kendi içinde böyle bilgili bir öğretmenin olduğunu söyleyeceğiz, yani sorununu, krizlerini, zihin karışıklığını önceden bilen spiritual Self’ini söyleyeceğiz. Öğretmene ulaşmak için dış bir gezi yapmasına ihtiyacı olmamasına rağmen, bir iç geziye ihtiyacı olacaktır, tam olarak bu gezi, içerdeki öğretmene yaklaşmak ve açık bir şekilde sorunlarını ifade etmek, hayal edilen öğretmenle sanki gerçekten yaşıyormuş gibi gündelik konuşmasındaymış gibi nazik bir şekilde bir cevabi bekleyerek konuşmak için, conscious ve superconscious psyche’ın çeşitli düzeylerine bir tırmanış olacaktır.

İhtiyaç duyulduğunda cevap hızlı ve kendiliğinden olacaktır; hiç şüphe olmadan açık bir biçimde kabul edilecek, otoriteyle söylenecektir. Ancak, bu sadece daha şanslı durumlarda olacak, bazen küçük de olsa hiç cevap olmayacak. Ama bu durum vazgeçmek için bir neden olmamalı. Bazen, kişilik onu aramazken veya başka sorunlarla meşgulken- bu durum mesajın alınmasını kolaylaştırır çünkü sabırsız bekleme ve gerginlik mesajı alma gücüne bir engel oluşturur- cevap gecikebilir ve beklenmedik bir zamanda gelebilir.

Soruna cevabı bulmanın ve almanın doğrudan ve ilgi çekici bir sürü yolu vardır. Bu iletme mekanizmasının işleyişini anlamak çok zor ve çok defa mevcudiyeti, bir çok insanın fark ettiğinden ve kabul etmeye hazır olduklarından daha fazladır. Anlaşılan, bir insanın yaşamının bütün geştaltını ve hasta ve çevresi arasındaki subtle unconscious psikolojik etkileşimi gerektirir. İletim mekanizmasını bilmeye gerek olmasa da, doğrusu cevap bazen görünüşte üçüncü bir kişiyle, bir kitapla veya başka bir okuma materyaliyle, ya da koşulların gelişmesiyle, kendiliğinden gelir. Bu bağlamda, bu bizi çok şaşırtmamalı, işin gerçeği şu ki bilinçli olarak aranmayan her zaman bize ulaşan aydınlatıcı etkiler ve psikolojik iletişimleri gerçeğini gösterebilir. Çok sayıda ve çeşitli “işaretleri” tanımayan biziz. Ancak, bir sorunun formüle edilmesi ve genel bir beklenti içersinde, başka türlü saklı kalacak olanı tanımamıza yardım eder.

İç diyalogun bu tekniğinde, öğretmenden daha çok diyalogun kendisini vurgulamalıyız ve deneyimler, hastaları gerçekten ilgilendirenin, ona ulaşma yolları ve araçları değil, CEVAP ve DİYALOG olduğunu gösterir.

Burada, hem tanrıyla olan dikey diyalogun hem de insanlar arası diyalogun önemini etkili bir şekilde yazmış olan Martin Buber’den bahsedeceğiz. Buber, haklı ve gerekli olarak, spiritual bağlamda insan ilişkisi ve “Ben” ve “O” (‘o’, objektif, doğal, teknik, zihinsel olan her şeyi kapsar) arasında kurulmuş ilişki arasındaki farklılığın önemini belirtir. Buber modern insanın büyük günahının (karşısındaki kişiye, kendi eşitine)fellow-being’e “sen” değil de ‘o’ olarak davranması olduğunu söyler. Bu noktada Buber bütünüyle haklıdır ve modern ilişkilerdeki çok önemli bir eksikliğe dikkati çeker. Buber’in, her zaman sıklıkla olan ve insan doğasının bir özelliği olan bu diyalog durumunu, hatta bu durumun doğru ve tek gerçeklik olduğunu, ne Tanrı’nın ne de insanın yalnız olarak bir gerçekliği olmadığını yani ilişkinin birincil gerçek ve hiç kimse ne de tanrı kendisini ilişkiden ayrı düşünemeyeceğini söyleyerek, fazla ileri gittiğini ve çok fazla abarttığını söylemeliyiz. İlişkiyi gerçeklik ve diyalogun iki öznesini ikincil yaparak Buber’in fazla ileri gittiğini söyleyebiliriz.

Bu abartılı sözde doğru olan, tanınmış ya da tanınmamış, bilinçli ya da bilinçsiz, ilişkinin gerçek yaşamda her zaman var olduğudur. Kişi mutlak olarak yalnız değildir ve Tanrı (ya da spiritual gerçeklik) da tamamıyla aşkın değildir, ancak her zaman görünen canlı bir ilişki vardır. Ama bu ilişkinin tek gerçeklik olduğunu söylemekle aynı şey değildir.

Spiritual Self’in kişileştirilmiş sembolleriyle, mesela Inner Christ Hıristiyan simgelerine tam olarak açık olan bireylerin durumlarında kullandığımız sembollerden biri, genel bir kural olan hastanın inançlarına ve tercihlerine ilişkin özne’nin kendi terminolojisini mümkün olduğu kadar kullanmak doğrudur. Daha önce bahsettiğimiz gibi, ateistlerin durumunda soyut, geometrik veya doğa sembolleri hatta Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu tartışmasına girmeden iç öğretmeni (inner teacher) kullanmak mümkündür. Modern yaşamda, vakaların büyük çoğunluğunda felsefi ve dini bütün sualleri harici tutarak, tekniklerin ampiriksel yaklaşımlarına ve gerçek sonuçlarına tutunmak çok daha iyidir.

Inner Christ sembolüne karşı mistik bir eğilimi olan dindar bir Hıristiyan gönüllü olarak kabul edilir, çoğu zaman bu onlar için yeni bir şey değildir, çünkü birçok Hıristiyan yazarlar, mistikler bu sembolü kullanmışlardır, ve biri sadece öznenin dikkatini, kendi spiritual Psychosynthesis münasebetiyle sembollerin spesifik kullanımına, çeker. Bu, birçok insanla geçmiş yaşantıları ele alma ve onları yenilemedir

Biri Inner Christ kavramının birçok Hıristiyan’ın kafasında iyi tanımlanamadığını söyleyebilir. Kafalarında, Self’in kişileştirilmesi gibi kesin sınırlı bir kavrayış olan Inner Christ ve onların ruhuna içten hitap eden bir dünya figürü ve Tanrının Oğlu olan İncil’deki Mesih, arasında belli bir karışıklık var. Bu tip insanlarda, pratik nedenlerden ötürü, keskin ayrımlar yapmaya gerek yok. Önemli olan sembollerin işe yaraması.

Buna bağlantılı olarak, Thomas a Kempis’e atfedilen The Imitation of Christ (Mesih’in Taklidi) adlı ünlü kitaba dikkati çekmek istiyorum. Dini veya teolojik bir fikir ve yargıda bulunmadan, sadece psikolojik açıdan The Imitation of Christ’ in ilk üç kitabı, Inner Christ gibi gayesi olan kişilik(aspiring personality) ve Self arasında açıkça bir diyalogmuş gibi görünüyor.

Hatırlanması gereken önemli bir nokta var ki o da spiritual psychosynthesis’de mistik yaşanımlar/deneyimler kendi başına bir amaç olmadığıdır. Spiritual Psychosynthesis’in amacının, artan yaratıcılık, bazı seçili alanlara kişinin kendisini vermesinde artan beceridir gibi çok somut erekleri vardır, ve bazı insanlar için hiçbir mistik deneyim/yaşanım olmadan da elde edilebilir.

Olumlu ve olumsuz anlamlarında çok geniş kullanılan “mystical” ile ilgili burada anlamsal incelemeler yapmak yararlı olacak. Konunun hak ettiği derecede fazlasıyla değinmeden, “mystical” ın, iyilik ve din bağlamında Tanrıyla sevginin birleşmesi, saadetle birlikte tinsel bir coşkunluk, kendini unutma ve tüm dış gerçekliği ve çevreyi unutma anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Bu doğası itibariyle mistik bir yaşantıdır ama hangi değere sahip olursa olsun sınırlıdır, sadece spiritual Psychosynthesisde değil aynı zamanda gerçek mükemmel Hıristiyan’ın gelişiminde de bir aşama ya da bölümdür. Birkaç Hıristiyan öğreticiler mistik yaşantının/deneyimin kendi içinde bir amaç olmadığını haklı olarak gösterdiler, ancak özne tutkusunu, şevkini, dünya içine geri dönme dürtüsünü ondan çekmelidir, Tanrı’ya ve kendi yoldaşlarına hizmet etmelidir. Bu yüzden mistik yaşanım olumlu bir değere sahip olmasına rağmen kendi içinde bir amaç değildir ve tinsel yaşamın kısmi bir yaşantısıdır/deneyimidir.

Self’le bağlantı kuran, mystical’ı yukarıda bahsedilen anlamıyla alarak en ufak miktarda mistik bir nitelik taşımayan, birçok insan vardır. Spiritual Self ve kişilik arasındaki diyalog hiçbir duygusal coşkunluk olmadan yalnız kalabilir, kişilik dışı, nesnel ve böylece duygusal olmayan bir bağlamda açık bir şekilde zihinsel bir düzeyde olabilir. Özellikle Ortodoks dini inançları ve ilişkileri güçlü olmayan hastaları tedavi ederken fark edilmesi gereken önemli bir gerçektir.

Spiritual Psychosynthesis’ler için Uygulamalar

Değişik teknikleri içeren ve pratikte hem terapi hem de kendini gerçekleştirmede etkili olan, üç egzersizi ana hatlarıyla belirledik. Bunlar;

Kutsal Kap efsanesi üzerine uygulama,
Dante’nin İlahi Komedya’sı üzerine uygulama,
Gülün Açması uygulaması.

Kutsal Kap Efsanesi Üzerine Uygulama

Bu egzersiz yalnız bir bireyle de yapılabilir, ama özellikle grup içi psikosentez için grup egzersizi daha etkilidir. Bu yüzden, kullanımı bir grupla göstereceğim.

Genellikle haftalık tutulan, her görüşmede, grup lideri ya da terapist, Wagner’in operasında bulunan “Lohengrin” , “Parsihal” ve Grail Efsanesi ve Grail Knights üzerine birçok kitapta bulunan semboller dizisini ve onların önemini tanımlar. Her seferinde, Wagner’in konuya uygun çalınan parçalarıyla beraber bir sembol tanımlanır ve önemleri açıklanır. Bunu takiben, gruptan bunların önemini anlamaları ve semboller üzerine düşünmeleri istenir.

Her üyeden, sözün gelişi, kendilerini o sembolle tanımlamaları için sembolleri introject etmeleri istenir. Örneğin, birinci grup görüşmesinde tanımlama Tuterel üzerinedir, sonra peşinden operanın takip eden bölümlerinin karakterleri tanımlanır. Grup üyeleri, onları akıllarında tutmaları ve anladıklarını günlük hayatta ne kadar uygulayabildiklerini görmek için, somut deneylerle sembolleri günlük hayatta kullanmaları teşvik edilir. Sembollerle ilgili akıllarına gelen herhangi bir düşünceyi yazmaları ve bir sonraki görüşme de grup tartışmasına getirmeleri istenir, projede bütünüyle ilgiyi uyandırmak ve canlı tutmak için sembolleri kullanmak oldukça yeni bir denemedir.

Grup egzersizinde aşağıda gösterilen sembol dizilerinin kullanılması önerilir.

Birinci hafta: Titurel, yaşamın sorunları içinde memnun olmayan ve bu yüzden özdeşleştiği dünyadan ayrılmaya karar veren bir insanın simgesidir/sembolüdür. Dağın zirvesine çıkmak için yola koyulur ve zirveye ulaşana kadar büyük bir cesaretle ısrar eder.

Bu, Tırmanış(Yukarı doğru yükselme) Tekniğinin uygulamasıdır. Bu durum, pratikte, consciousness(Bilinç) merkezinin, sıradan farkındalık düzeylerinden daha yüksek seviyelere, superconscious seviyelerine ulaşmayı ve spiritual Self’e yaklaşmayı hedefleyen , yukarı doğru yükselmesi egzersizi olarak yorumlanabilir. Daha geniş bir anlamda, bu, terapi süresince veya kendini gerçekleştirme için verilen sürede yukarı doğru bir yükselme sürecidir.

İkinci hafta: Gece boyunca gözlem: Titurel, geceyi dağın başında yalvarış içersinde inspiration/vahiy/esin dileyerek geçirir. Gökyüzünün altında diz çökerek oturması (Tanrı’ya) yakarışın bir simgesidir.

Burada, yoğunlaşma, derin düşünceye dalma (tasavvur), yalvarma ve daha ileri etkin olan içe dönme yani sessizlik tekniklerini kullanıyoruz.

Üçüncü hafta: Titurel’in yalvarmasına karşılık gök yüzünde bir ışık ve daha sonra kutsanmış melekler görülür.Bu sembolün gruba gösterilmesi sırasında, başlangıç niteliğinde olan “Lohengrin” çalınabilir. Ve bir melek Kupayı (efsanenin Kutsanmış Kabını ve Aşkın sembolü) ve Mızrak’ı (Gücün ve İradenin sembolü) getirir.

Daha genel bağlamda, kupa daha çok kadınsı ve mızrak da erkeksi bir özellik taşıyor, ama meleğin her ikisini de Titurel’e getirmesinin önemi: bundan sonra o ve diğer şövalyeler ikisini de kullanmak zorunda, bu da aşk ve güç ve kendileri arasında yaptıkları sentezi temsil eder.

Dördüncü hafta: Şövalyeler Düzeninin kurucusu olarak, Titurel kendi çalışma arkadaşlarını seçer ve grubu oluşturur.

Bu bireyler arası psikosentezin bir sembolüdür. İşbirliğiyle Şövalyeler Şato’yu ve Tapınak’ı inşa ederler, Tapınak Aşk’ın dini tarafının sembolü ve Spirit’le birleşme yeri iken, yine burada Şato Güç yanını temsil eder ve hükmetme gücünün bir sembolüdür. Efsanede Şato, Şövalyeler tarafından seçilen bütün yaşam alanının, düşman saldırılara karşı korumak için inşa edilmiştir, diğer taraftan Tapınak, törenlerini yaptıkları ve Kupa ve Mızrak’ın muhafaza edildiği yerdir. Şato, insan özeliğini ve dış dünyayla olan ilişkiyi, Tapınak da iç yaşamı ve dış etkinlikler için esin kaynağını temsil eder.

Beşinci hafta: Şövalyeler grubunun oluşturdukları toplum içerisindeki yaşamı, Düzen’in başarılı bir şekilde işlemesi, grup psikosentezini, kardeşliği, arkadaşlığı ve grup işbirliğini temsil eder.

Bu grup uyumluluğu ve işbirliği, Wagner tarafından dramatik ve etkili olarak “Parsifal” da neşredilen, çok zor girişimlerden biridir. Sadece farklı bireyler ve psikolojik tiplerin ve coşkuların olası çarpışması değil aynı zamanda dışardan gelen rahatsız edici etkilerin olması zorluğa neden olur. Opera’da Düzen’den, ahlaki uygunsuzluğundan (Kutsal Kap Tapınağından fazla uzakta olmayan yeni bir şato inşa etmesi, ayrılması sürecinde çok öfkeli olması, Kutsal Kap Şövalyelerinin işini mahvetmesi ve Kundry’i araç olarak kullanması) dolayı büyücü Klingsor sürülmüştür. Ona (Kundry’e) Kutsal Kap Şövalyelerine, özellikle efsanede Kutsal Kap Toplumu’nun lideri olan Titurel’in aklını çelme talimatını verir. Titurel Kundry’nin cazibesine yenik düşer ve Klingsor Titurel’in üzerine iyileşmeyecek bir yara bırakır. Böylece, Titurel görevini yerine getirmede, Toplum’un Başkanı olarak ve usul olarak kendinden beklenenleri yapmaktan engellenir.

Altıncı hafta: Kutsal Kap Düzeni’nin dünyadaki görevi: Düzlüklerdeki insanların yardım için Tanrı’ya yakarmalarıyla, dağdaki Şövalyelerin, bencil olmayan amaçlarla insanlığa hizmet etmek için düzlüklere inmesidir.

Düzlüklerdeki Tanrı’ya yakarış Wagner’in Lohengrin’in ana konusudur. Haksız olarak Brabant’daki Krallığından yoksun bırakılan Elsa, Tanrı’ya dua eder ve yardımı için yalvarır. Yakarış Kutsal Kap Şato’suna ulaşır ve Lohengrin Elsa’ya yadım etmek için düzlüklere iner ve sonunda krallığında onu eski durumuna koymayı başarır. Düzlüklere iniş, spiritual psikosentezin çok önemli bir prensibini gösterir; yani spiritual Self’in amacı geri çekilmek değil insanların dünyasında daha etkili bir hizmeti gerçekleştirebilmek.

Bu sürekli vurgulanması gereken çok önemli bir nokta. İç ve dış, tinsel ve dünyevi yaşam arasında hiçbir ayrım ve ayrılık yoktur. Psikosentezde, ikisinin dinamik bir dengesi ve ustalıklı birbirini izlemesi olmalı.

Yedinci hafta: Dünyada vazifelerini tamamlayan Şövalyeler ayinsel törenlerini yapmak için Şatoya geri dönerler. Ve törende, yukardan beyaz bir güvercin görünür ve mızrak kupanın etrafında dolaşıp durur.

Bu tinsel enerji ile, daha verimli hizmet için dönemsel olarak şarj olmanın sembolüdür. Kutsal Kap Şövalyeleri komünü, komün yaşamının görevlerini yerine getirecek her zaman Şatoda kalan bir çekirdek grubu bırakarak, grup olarak ayrıldıkları gelecek yılın hizmeti için “şarj olmuşlardır”.

Dante’nin İlahi Komedya’sı Üzerine Uygulama

Dante’nin İlahi Komedyası insan zekasının eşsiz eseridir, sadece Göte’nin Faust’ uyla bazı hususlarda karşılaştırılabilir. Eşsiz özelliklerinden biri, Dante’nin sembolizmi tam farkındalıkla kullanmasıdır. “Il Convinio” (Şölen) adlı teorik kitabında İlahi Komedya’nın dört farklı yorumunu açık bir şekilde ifade eder. Birincisi, gerçek anlamı. İkincisi alegorik simgeli, başka bir deyişle sembolik, ancak bu sembolizmin mitolojiden örnek verdiği bir insan ve şiirimsi doğadır. Üçüncüsü, alegorik olandan daha yüksek seviyede olan, ahlaki anlamdır. Ama daha gelişmiş olan dördüncü anlam vardır ki o da anagogic diye adlandırdığı başka bir deyişle, daha yüksek bir düzeye doğru yol gösterme.

İlahi Komedya’nın temel simgesel anlamı, eksiksiz psikosentezin harikulade resmidir. Birinci bölüm- Pilgramage through Hell(Cehennem boyumca yolculuk)- lower unconscious’ın analitik incelemesini gösterir. İkinci bölüm-The Ascent of the Mountain of Purgatory (Araf Dağından İniş)- ahlaki arınma sürecini ve etkin tekniklerin kullanımıyla consciousness/bilinç düzeyinin yavaşça yükselmesini gösterir. Üçüncü bölüm-the visit to Paradise or Heaven (Cennete veya Cennet Bahçesine ziyaret)- Aşkın ve Gücün birleştiği, Tanrı’nın kendisinin, Evrensel Spirit’in son imgelemine kadar yukarı doğru, superconscious gerçekleşmesinin çeşitli seviyelerini eşsiz bir şekilde dile getirir.

Bu esas anlamıdır, ancak gelişmiş sembolizmin bir de serveti vardır. Örnek olarak, Komedya’nın başında, Dante kendisini karanlık bir ormanda ve ümitsizlik içinde bulur. Sonra, güneş tarafından aydınlanan bir tepe görür ve insan mantığını şiirde simgeleştiren Latin şair Virgil’i görür. Dante dağa tırmanmak için harekete geçer, ama günahtan arınmamış unconscious’ı simgeleyen üç vahşi hayvan yolu kapatır. Daha sonra, Virgil, Dante’ye dağa direkt tırmanamayacağını açıklar, ancak öncelikle cehennem boyunca bir yolculuk yapması gerekir, başka bir deyişle, derin bir psikanaliz yaşaması gerekir, ve Dante’ye bu yolculuğunda, yardım ederek, cesaretlendirerek ve bu sürecin çeşitli aşamalarını açıklayarak, rehberlik eder.

Virgil, Dante’ye Pulgatory Dağından bütün tırmanışında eşlik eder. Ama, Dante zirveye ulaştığında, Virgil gözden kaybolur, başka bir deyişle insan aklı görevini tamamlamıştır ve daha ileri gidemez. Daha sonra, rehber Kutsal Bilgeliği temsil eden Beatrice olur, ve Dante’ye superconscious bölgelerinin içinde yol gösterme yeteneğine sadece o sahiptir.

Dante’nin Komedya’sının ana teması veya ana motifi önce bir iniş sonra çifte tırmanıştır (purgatory dağına ve cennet bahçelerinin değişik semalarının baştan sonuna tırmanış). İniş ve tırmanış-başka bir deyişle, the Reve Eveille of Desoille- ana temalarına dayanan psikoterapi’nin modern yöntemiyle ilginç bir benzerliği ortaya çıkarır. Bu metotta, hastanın kendisini dağın zirvesine tırmandığını gözünün önüne getirmesi istenir, bazı durumlarda daha ileriye giderek ışık rayları ve bulutları kullanarak gökyüzüne çıkması istenir. Birde, denizin derinliklerine ya da yerin içindeki bir mağaraya inmesi sorulur. Desoille ampiriksel olarak, iniş sırasında, unconscious’ın istenilmeyen ve tehdit edici güçleriyle ilgili hayal gücünde çağrışım yapan ve ebeveynsel figürlerle bağlantılı olan olumsuz duygularla ilişkili karmaşalar ve hayalleri buldu. Buna karşın, tırmanış sırasında olumlu ve yapıcı duyguların çağrışımı vardır; hatta yeni yaşanmış aşk ve bilgelik duygularının çağrışımı sık sık bu teknikle yapılır.

Bir yüceltme metodu olarak da düşünülebilir, çünkü hasta tarafından yerin ya da okyanusun derinliklerinde karşılaştığı hayalleri sembolik olarak yüzeye getirmek, onları gözlemlemek ve daha sonra tırmanışa devam etmek mümkündür. Los Angeles’lı Doktor Robert Gerard tarafından rapor edilen örnekte hasta okyanusun derinliklerinde onu yutmakla tehdit eden bir ahtapotla karşılaşır. Özneye, ahtapotu da alarak yüzeye doğru tırmanması sorulur. Yüzeye ulaşırken, hastayı şaşırtarak, ahtapotun yüzü öznenin annesinin yüzüne dönüşür. Bu şekilde, hasta, bir dereceye kadar direkt olarak yutan ve sahiplik gösteren ve kimliğini kaybetmekle tehdit eden anneyle bir yolculuğu geçirdi. Bütün durumlarda geçerli olmamasına rağmen, hastaya annesiyle beraber dağa tırmanması sorulur. Onunla birlikte yükseklere tırmandıkça, onu farklı bir biçimde, yetenekleri ve sınırlarıyla zor koşullar altında mücadele eden kendi halinde bir insan olarak görmeye başlar. Annesi onu daha fazla tehdit edemeyecek. Zirveye tırmanırken, annesine karşı şefkat duygularını ilk kez hissedecek. Bunun, hastanın duygusal yaşamına önemli bir katkısı olacak.

Dante’nin İlahi Komedya’sına ve ona dayalı uygulamaya geri dönerken, bu uygulamanın sadece yeterli öznelerle-başka bir deyişle yeterli kültürel geçmişe ve tinsel dış görünüşe sahip hastalarla- kullanılması gerektiğini vurgulamalıyız. Bu hastalara, şiiri dört anlamı ve sembolleri ışığı altında dikkatlice okumalarını ve kendilerini Dante’yle özdeşleştirmelerini söylemeliyiz. Sonuçları yazmalarını tartışmalarını ve sembollerin derin anlamlarının daha ileri açıklamalarını istemeleri için onları teşvik etmeliyiz. Bu ödevleri kendi başına yapamayanlar için şiiri iniş ve tırmanışların, sırayla alınabilecek, çeşitli düzeylerine bölmemiz gerekebilir.

Bu uygulama, grup egzersizi olarak da kullanılabilir ve bu yöntemin, bu yöntemin psikosentezde çok iyi olan be genel olarak kabul edilen genel prensipler ve temel egzersizler gibi önemi artacaktır.

Gülün Açması Uygulaması

Çiçek doğuda ve batıda Kutsallığın, spiritual Self’in ve Ruhun sembolü olarak görülmüştür ve kullanılmıştır. Çin “Altın Çiçek” simgesini, Tibet ve Hindistan’da görünüşte su zambağına benzeyen, yerde kökleri olan, suyun içinde duran, güneş ışınları altında açan havada olan yaprakları, lotus simgesini almışlardır. İran’da ve Avrupa’da gül çok yaygın olarak kullanılmıştır. Örnekler, Troubadours’un Gül Romanında, Dante’nin Cennet kitabında zarif bir şekilde betimlenen, ve dönüm noktasında bazı dini kuralları temsil eden mistik gül bulunabilir. Genelde, Spirit’i sembolize eden önceden açmış bir gül vardır, bu sabit bir duruşu olmasına rağmen, gözünde canlandırması, uyandırıcı ve davet edici olabilir. Hatta psikospiritüel süreçte en etkili uyandırıcı, çiçeğin devimsel olarak göz önüne getirilmesidir, yani kapalı bir tomurcuktan tamamıyla açık çiçek pozisyonuna geçişi ve gelişimidir.

Böylesine devimsel bir sembol, gelişme fikrini de belirterek, doğanın işleyişiyle birlikte insan aklının işlerini yöneten, çok derin bir gerçekliğe, yaşamın temel yasasına karşılık gelir. Bizim en önemli ve gerçek yanımız olan tinsel varlığımız, yani Self gizlenir, hapsedilir ve önce fiziksel vücutla ve sezgiyle “kapatılır”; sonra, duyguların ve çeşitli itkilerin(korkular, arzular, çekicilik ve tiksinme) çokluğuyla ; ve en son olarak da aklın yorulmaksızın etkinlikleriyle. Consciousness (Bilincin) zorluklardan kurtuluşu, spiritual Center’in kaçınılmaz ifşasının başlangıcıdır. Bunu başarabilen organ-ve bu doğaya uygulandığı gibi aklın alanına da uygulanır-, içten gelen dayanılmaz baskıya uyan hem biyolojik hem de psikolojik, gerçek yaşama gücünün ve “canlılığın” fevkalade ve en gizemli (muysterious) faaliyetidir.Bu, Büyüme, gelişme ve değişmeprensiplerinin psikolojide ve eğitimde neden bu kadar ilgi görmesinin sebebidir. Psikosentez metotlarının en etkili kaynaklarından biridir ve şimdi tanımlanacak uygulamanın temelini oluşturur.

1.Prosedür

Uygulamayı hastaya veya gruba sunar gibi tanımlayacağız.

Kendimizi gül ağacına bakarken hayal edelim. Yaprakları ve tomurcuğuyla bir gülü gözümüzün önüne getirelim. Çanak yaprakları kapalı olduğu için tomurcuk yeşil görünür, ama en üstte gül renginde bir nokta görülebilir. Bu hayali, bilincimizin merkezinde tutarak, canlı olarak gözümüzün önüne getirelim.

“Şimdi küçük bir hareket başlar: Çanak yaprakları yavaş yavaş açılmaya başlar, uçlarını dışarıya doğru açarlar ve hala kapalı olan gülün renginde taç yaprakları ortaya çıkar. Çanak yaprakları, biz tomurcuğu tam görene kadar, açılmaya devam eder.

“Taç yaprakları, tamamıyla mükemmel açık gül görünene kadar, yavaş yavaş ayrılır.

“Bu aşamada, gülün kokusunu koklayalım, çok güzel, çok hoş, çok aşikar kokusunu içimize çekelim. Zevkle koklayalım (dini dilin, kokuyu simge olarak kullanmasını hatırlatabilir, örneğin ‘kutsallık kokusu’, ve buhur da birçok dini tören de kullanılır.).

“Tüm gül ağacını da içini ekleyip gözümüzde canlandırmayı genişletelim ve yaşam gücünün, gülün açma sürecinden başlayarak, köklerden çiçeklere doğru yükseldiğini hayal edelim.

“Son olarak da kendimizi gülle özdeşleştirelim, daha doğrusu onu kendimize ‘introject’ edelim. Sembolik olarak biz bu çiçeğiz yani gülüz. Tüm evrene hayat veren ve gül mucizesini yaratan aynı yaşam,bizde de aynısını yaratıyor, hatta daha büyük bir mucizeyi –ondan ışın saçan tinsel varlığımızın uyanması ve gelişmesi.”

Bu uygulamayla iç “çiçeklenmeyi” etkili bir biçimde teşvik edebiliriz.

2.Yorumlar

Hastalarla ilgili sonuçlar farklı durumlarından dolayı büyük değişiklik gösterdi, bazen uygulamanın kolaylığına rağmen hapsinin dışında kalanlar oldu. Bazı hastalarda, doğru bir kendini gerçekleştirmeyle ve iyileşme sürecini hızlandıran bu zamana kadar gizli var olan iç özelliklerin uyanmasıyla sonuçlandı.

Uygulamanın istenen sonucu vermesi, gülün introject edebilmesine ve canlı bir simgeyi duyumsamaya bağlıdır. Bu yüzden, simge yaratıcı bir şekilde içimize karışır.

Bitkinin açılması süreci ve kendi içimizde olanlar arasında derin bir benzerlik vardır. Burada biri, -ve bazı hastaların akıllıca yaptığı gibi-bir insanın ne olabileceği ‘çekirdeği’ gibi düşünülen sıradan kişiliğin kendini gerçekleştirmesinin ve gerçekleştirmesinin(actualization) gizemi hakkında ayrıntılarıyla konuşabilir. Burada, direnme,şüphe ve karasızlık gibi birçok piskanalitik element vardır. Bu yüzden, hastanın, kesinlikle, doğal tepkileriyle özgür konuşmasına izin verilmelidir. Daha sonra bunlar, yok olana kadar, tekrar tekrar analiz edilmeli ve çiçek açma veya açılma serbestçe ve engellemeden meydana gelir.

Yukarıda bahsedilen uygulamalara benzer, birçok tekniği birleştiren ve hayaller dizisini gerektiren başka egzersizlerde vardır. Örneğin; Buğday Döngüsü’ nün canlandırılması ve introject edilmesi egzersizi: küçücük bir tohumdan, bir sürü yoldan ve süreçten geçerek somun ekmeğine dönüşmesi, başka bir deyişle, toprağın işlenmesi ve gübrelenmesi, tohumun ekilmesi, güneşin ve yağmurun etkisiyle tohumun fideye dönüşmesi, büyümesi, çiçek açması ve buğday tanesini oluşturması, olgunlaşması, hasat edilmesi, saklanması ve buğdayın öğütülmesi ve son olarak da yiyecek olarak yenen ekmeğe dönüşüp insan vücudunu devam ettiren canlı bir organizmaya dönüşmesi.

Benzer bir şekilde Kahve Döngüsü uygulaması da vardır: kahve fidelerinin ekilmesi ve büyümesi; hasat edilmesi ve tanelerin öğütülmesi; suyla ve ateşle kahvenin yapılması; aromatik etkiyle; son olarak da insan üzerindeki canlandırıcı ve psikolojik ve fizyolojik etkisi.

Daha ileri bir uygulama tohumdan ağaca kadar olan büyümeye dayanır; büyümesi ve olgunlaşma süreci, bu sembolik uygulamalar dizisinin bir parçasıdır.

Bu uygulamalarda kullanılan semboller kolay anlaşılır ve psikosentez süreci için kapsadığı tüm anlamıyla kullanılabilir. Daha objektif ve daha pratik hasta türleri için uygundur aynı zamanda hastaların, doğada ve doğal süreçte sembolleri keşfetmelerine yardımcı olur.

Farklı özneler için bireysel anlamlara göre değişen semboller hakkında genel bir uyarma yapmalıyız. Sembollerin tekbir yorumu olamaz ve olmamalı, farklı bireylere aynı semboller farklı hatta karşıt bir anlama gelebilir, özellikle ciddi psikolojik bozuklukları olan hastalarda kullanılır. Terapistin kafasındaki bazı sembollerin peşin hüküm verilmiş anlamlarına ilişkin hoş görülmez genelleştirmeler yorumlar hakkında uyarıyla ilgili önemli bir notu, burada tekrar etmeliyiz.

Intuition Kullanma Tekniği

Bu tartışmada, intuition’ın bağımsız ve kendine özgü psikolojik bir işlevi olduğunu varsayıyoruz. Jung tarafından rasyonel olmayan bir işlev olarak adlandırılır, onun sözlerini kullanacak olursak ‘bu kelime akla karşıt gelen bir anlam taşımaz, aklın alanın dışında olan şeye karşılık gelir’(Jung, C.G: Psychological Types, New York, Harcourt, 1933, sayfa:569)

İntuition’ı, ekseriyetle, kavrayış etkinliğiyle birlikte, başka bir deyişle kavramakla uğraşan ruhsal bir organ olarak düşüneceğiz. Verilen durumun veya psikolojik etkinliğin tamamını kavrayan, yapay bir faaliyettir. Analitik düşüncenin yaptığı gibi parçadan bütüne doğru gitmez, ancak bütünlüğü yaşayan varlığıyla kavrar. İnsan aklının normal bir işlevi gibi, etkinliği, her şeyden önce faaliyetini önleyen engellerin yok edilmesiyle, meydana gelir.

İntuition en az bilinen ve anlaşılan ve bu yüzden bastırılmış ve gelişmemiş etkinliklerden biridir. Unconscious drive (bilinçdışı dürtülerin) ‘ların bastırılmasına benzer bir mekanizma tarafından bastırılır ama genel olarak motivasyon farklıdır. İntuition’ın bastırılması tanımamayla, değersizleştirme ve diğer psikolojik etkinliklerle bağlantısının olmaması veya ihmal edilmesiyle yapılır. Son noktaya ilişkin olarak, gerçek kavrama işlemi sadece İntuition’ın kendi doğasına ilişkin işlevini değil aynı zamanda zekice bir kavramayı, yorumlamayı ve var olan bilgiyi kapsayan anlamına gelir.

Günden güne intuition ve gerçek spiritual intuition arasında kesin bir ayrım yapılması gerekir. Örneğin; Bergson tarafınan tanımlanan intuition, kişisel düzeylerde hakimdir diğer taraftan Plotinus’ a göre intuition mutlak olarak spiritual’dır(tinsel). Jung’a göre intuition bu iki düzeye de dayanır. Maddi ve sınırlı nedenlerden dolayı burada Jung’çu tutumu takınacağız ve intuition’dan değişik düzeylerde etkin olan bir işlev ve bu yüzden özünde aynı olan ancak farlı özelliklerde olduğunu düşüneceğiz.

Amaç

İntuition’ı etkinleştirmenin amacı, gizli kalmış ve kullanılmamış ve bu suretle bireyi gelişiminde eksik bırakan değerli bir işlevi bireyin kullanımına vermektir. Diğer bir amacı ise, kişiye kavrama ve gerçeğe yaklaşma ve diğer insanları sezgiyle anlamayla kişiler arası ilişkiler için gerekli araçları sağlamaktır. Daha ileri bir amaç ise, gerçek ve sahte intuition’lar veya yanlışlıkla kabul edilen duygusal genellemeler ve gerçekte hiçbir temeli olmayan hayal ürünü kavramları ayırt etmeyi kolaylaştırmaktır.

Mantık

Bütün diğer işlevlerle beraber, intuition psikolojik bir yaşanımdır. Duygulara sahip olduğunu hisseden herhangi bir kimse, hissi ya da duyguları consciousness’ın dolaysız bir içeriği gibi hisseder ve varlığının ve gerçekliğinin hiçbir kanıtını aramaz. Bu, düşünme etkinliği için de geçerlidir. Düşünme olsa bile, kelimeyi doğru anlamında düşünemeyecek kadar düşük psikolojik gelişime sahip insanlara, düşünmenin varlığını ve düşünme etkinliğinin işleyişini kanıtlamak yararsız olacaktır. Aynı mantık intuition için de geçerlidir. Kendiliğinden ve doğal olarak sezgiyi kullanan(intuitive)Sezgileri güçlü herhangi bir insan da açıklama ve kanıta ihtiyacı olmadığını fark edecektir.

Intiution ile kavramayı ve düşünme veya hissetme etkinlikleriyle kavramadan ayıran temel nitelikler, intuition’ın sahip olduğu aşağıdaki özelliklerdir: çok hızlı ve dolaysız olması, düşünmenin olduğu gibi dolaylı ve ilerici değildir; sentetik veya bütünsel, başka bir deyişle bütünün dolaysız kavranması, biri Geştalt’tan bahsedebilir tümünü bir araya getirmek için daha sonra diğer parçalardan söz etmeye gerek yoktur. Intuition en net görünmesinde, duygunun doğasının doğru ve alışılmış anlamındaki histen- genellikle kavranılan nesneye karşı olumlu ya da olumsuz kişiliğin ılımlı tepkisi – mahrum kalır.

İntuition da diğer psikolojik işlevler gibi, aşağıdaki genel kuralı izleyerek etkinleştirilebilir: dikkat ve ilgi görünmesini teşvik eder. Dikkatin, gücü beslediği söylenir aynı zamanda odaklanma gücüne de sahiptir. Hatta, anımsatıcı gücü olduğu söylenebilir ve dikkat zevk almayı, bu yüzden de değer vermeyi(valuation) gerektirir.

Prosedür

İlk adım, olumsuz bir özelliğin genelde kendiliğinden ya da kesintisiz etkinliklere sahip diğer faaliyetlerin bilinç alanında geçici olarak durdurulması ya da yok edilmesidir. Sürekli dış dünyadan veya vücudun bilinç alanına izinsiz girmesinden kaynaklanan duyumlar ve duygusal tepkilerin de aynısını yapmasıyla, zihin genellikle çok fazla etkindir ve disiplinsizdir. Bütün bunlar zorluğu artırır, bilinç alanını doldurur, intiution’ların girişini ya da tanınmasını imkansızlaştırır ya da zorlaştırır. Bu yüzden, bilinç alanının psikolojik temizlenmesi dediğimiz, mecazen projeksiyon ekranının temiz ve beyaz olmasını sağlamak gerekli olacak. Bu durum, süjenin insani ya da kişisel çözümler için ilişkiye girmekle beraber doğruluk ve gerçekler bölümüne karşı bilincini sempatik bir şekilde açmasına izin verir.

Daha sonra, kişinin yaklaşımın sonuçlarını sakince beklediği ve ikinci aşama mümkündür. Başarılı durumlarda, bir temas ve hatta aranan doğruluğun ya da gerçekliğin deneyimiyle süjenin özdeşleşmesi meydana gelir.

Bu süreçte irade (will) gerekli işbirliğini üzerinde önemle durmalıyız(her teknikte, mekanizmanın arkasında irade dediğimiz bir itici bir güç vardır, “deus ex machina”). Prosedürün birinci bölümünde olduğu gibi- bilincin temizlenmesinde, iradenin bilinçli ve etkin eylemi vardır-ikinci bölümde de gevşeme ve sakin bekleyiş vardır, karışık bir şekilde ve geçmişte kalarak irade görevini yapmaya devam eder. Bu şekilde çünkü, gevşeme ve sakinliğini devam ettirmesi için iradeden, bilincin kapısında izinsiz girenleri çıkarmak için gece bekçisi gibi beklemesi istenir.

İradenin, birinci ve ikinci aşama arasındaki eyleminin farlılığının daha iyi bir şekilde açıklamak için birincisinde, iradenin “bilinç odasını” işgal edenleri faal şekilde dışarı attığını ve ikinci aşamada irade’nin sadece kapıyı gözetlediğini, böylece istenmeyen davetsiz misafirler giremeyeceğini, söyleyebiliriz.

Intuition’ların bir özelliği, bilinç alanına girdiklerinde çok canlı olmalarına ve süjenin onları kolay unutamayacağını ya da unutmayacağını düşünmesine rağmen kısa süreli ve tuhaf bir şekilde çabuk unutulmasıdır. Böyle intuition’lar yolunu kaybetmiş bir kuşun odaya girmesine, hızla odanın çevresinde dolanıp ve birkaç saniye sonra pencereden uçup gitmesine benzetilebilir. “kısa süreli” özellikten çıkan sonuç, sahip olduğumuz herhangi bir intiution’ı hemen yazmamız gerekir, özellikle bütün belleğimizden rahatsız edici anı çağırdığımız zaman. Tabi ki, bilimsel prosedür için de, daha sonra gerekli kontrolü için varsayılan intiution’ hemen yazmamız doğru olacak.

Bu tekniği hastalarla kullanmak için gereken ilk şey, hastaya hiç intuition ları olup olmadığını, onları güvenilir bulup bulmadığı ve onlara karşı tepkisinin nasıl olduğunu sormak başka bir deyişle intuitive yeteneğinden dolayı kendini üstün hissetmiş mi ya da çok fazla değer verip vermediği hakkındaki düşüncesidir. Hastanın tepkilerine göre yaklaşım uygun olarak değişir. İntiution gerekliğinin ya da olasılığının sorulduğu birinci aşamada; intuition’ın önemi vurgulanır, örnekler verilir. Çok değer verme aşaması olan ikinci aşamada; intuition ve “hunch” lar arasındaki farklar açıklanır ve önemi belirtilir.

Eğer hasta, terapide ilk aşamalarında intuitive yaşanımlarını anlatıyorsa, süjeyi hemen burada ele almak gerekir. Tam tersine, hasta intuitive etkinlikle ilgili hiçbir belirti göstermiyorsa, tedavi gerektirene kadar oldukça zor olan bu konuyla ilgilenmeyi ertelemek daha iyi olacak.

Göstergeler ve Uygulamalar

Vakalar için genel uygulama hastanın tam psikolojik duyguyu anlamaya erişmek için çabaladığı durumdur. Sadece intuition kişiye ve diğerlerine gerçek psikolojik kavrayışı verir. Ne zaman birileri insanın, bir grubun, insan ilişkilerinin kendine özgü doğasının esasının gerçek anlamına ulaşmak isterse, intuition’ının kullanımına ihtiyaç duyulur ve hatta bu kaçınılmazdır.

Değerlemede, sound değerleme için uygulamanın genel alanı, bir insanın bir etkinliğin veya bir durumun amacının ya da esasının sezgisel (intuitive) algılanmasının sonucudur. Daha sonra, diğer bütün intuitionlar gibi, bu değerleme de özenli bir analiz gibi diğer işlevlerle kontrol edilmeli gözden geçirilmeli. Ancak, intiution’ın gerçek değerleme anlayışının elde edilmesi için psikolojik işlevlerin spesifik bir organı olduğu söylenebilir.

Diğer geniş uygulama alanlarından biri de bilimlerdir. Spesifik bir soruna uygulansa bile gerçek, bir kural, bir yasa veya prosedürün genel bir yöntemi gibi, bir evrensel ve genel bir değer olarak gerçeğe sentetik bir biçim de ulaşılabilir.

Spesifik göstergelere ilişkin olarak, ilk önce psikoterapistin kendisine bakacağız. İntuitionı kullanmamış ve geliştirmemiş bir terapisti doğru ve başarılı olarak düşünemeyiz. Bu nedenle, her öğretici psikosentezde bu tekniğe özel bir özen verilmelidir. Tabi ki, terapistlerle ilgili olduğu gibi eğitimcilerle de ilgilidir. Eğitime ilişkin olarak, çocuklar ve yetişkinler çok aktif bir intuition’a sahiptirler, çünkü diğer fonksiyonların çok çalışmasıyla kontrol edilmezler ve müdahale edilmezler. Bu yüzden, eğitimde intuition ilk dönemlerde araştırılmalı.

İntuition a en büyük ihtiyaç, zeki ve üstün zekalı insanlarda görülür; başka bir deyişle etkin ya da çok etkin bir beyne sahip olan ancak kendilerini zekalarıyla özdeşleştirenler ve onunla gurur duyan üretken bir beyne sahip olan insanlardır. Böyle zeki insanlar tek yönlü bir gelişmeye sahiplerdir ve psikosenteze genel olarak bir ihtiyaçları vardır, daha önce etkinliğinden bahsettiğimiz fonksiyonlar ise gelişmemiştir. Hatta duyumsama fonksiyonu bile intellectualism yüzünden şeklini değiştirmiştir, ve hissetmede bazen utanılacak şekilde bastırılmıştır, istek zaten yoktur. Bu son eksiklik insanların çoğunda vardır.

Aksine, özellikle kadınlar arasında “kaba” bir şekilde ayırt edemeyen bir şekilde intuition’ın etkin olduğu, yani teknik anlamda “saf olmayan” vakalar olmuştur. Bu tür durumlarda göstergeler arındırılacak, saflaştırılacak ve değişik yapıda olan elementlerden ayrılacaktır.

Sınırlar ve Karşıt Göstergeler

Sınırlama, diğer bütün tekniklere ve diğer işlevlerin kullanımında uygulanan ancak tekrarlanması gereken, sadece sınırlı ve tek taraflı sonuçlar veren herhangi bir fonksiyonun ayırıcı kullanımıdır. İşbirliği ve bütün insani fonksiyonların yapay kullanımında başarı, ister kavramada ister etkinlikte, elde edilebilir. Bu yüzden ne kadar değerli intuition olursa olsun, diğer psikolojik fonksiyonlarla birlikte aynı zamanda kullanılmalıdır.

Karşıt göstergeler, önsezilerden ve sahte bilgilerin hayali şekillerinden etkilenmeye çok yatkın olan ve gerçek ve yanlış intuition arasında gerekli ayrımı yapamayan yeterli zeka kapasitesine sahip olmayan ve iyi yetenek geliştiremeyen bazı vaka türlerinde görülür. Bu tür vakalarda, intition’ın gelişimi diğer tamamlayıcı ve ek fonksiyonların geliştiği aşamalara bırakılmalıdır. Burada, tabi ki, bir intuition’ın geçerliliğinin kontrol edilmesine ve bunun nasıl yapılabildiğine gereksinim duyulur.

Diğer Tekniklerle Kombinasyonu

En önemli kombinasyon kontrollü akıl etkinliği ve akıl ayrımıyla olan kombinasyondur. Bir benzerlik kullanırsak, bunun zorunlu ve sorunlu bir evliliğe benzetebiliriz. Çoğu zaman boşanmayla sonuçlanan fırtınalı bir evlilik gibidir. Öncelikle, böyle bir evliliği bile düşünmeyen çok fazla sayıda insan vardır. Sadece intuition ya da sadece zihin gücünü kullanmaktan mutludurlar. Hatta bu evlilik başladığında , çok çeşitli zorluklar olabilir: bazı durumlarda eşlerden biri çok emredici olabilir, eşini değersizleştirebilir ve kendi boyunduruğunda tutabilir- ve bu birinin bu hatayı bastırmanın bütün engelleriyle veya açık ya da kapalı isyanın yapmasıyla, olabilir. Diğer durumlarda, ikisi arasındaki kavgada geçici olarak birinin veya diğerinin üstün olduğu bir salınım vardır.

Bir çok aydın bir noktaya kadar, intuitionların düşünme süreçlerine izinsiz girmesinden korkar. Çoğu vakada, çekingendirler ve ihtiyatla davranırlar, bilinçli ya da bilinçsiz onu bastırırlar.

Mecazi bir anlam kullanmadan, intuition ve akıl arasındaki ilişkiden daha net konuşmak gerekirse, intuition gerçekliğe doğru yaratıcı bir ilerlemedir. Akıl, öncelikle, intuition ın sonuçlarını yorumlama, başka bir deyişle çevirme, kabul edilebilir mantıklı kelimelerle ifade etme gibi kıymetli ve gerekli işlevlere sahiptir. İkinci olarak; geçerliliğini kontrol edilir, üçüncü olarak halihazırda kabul edilmiş bilginin yapısına konulur ve uyum sağlanır. Bu fonksiyonlar, kendi alanında olmayan fonksiyonları var gibi göstermeye çalışmayan, aklın gerçek etkinlikleridir. İkisi arasındaki gerçekten iyi ve uyumlu iletişim aralıksız bir ritimle çalışabilir: sezgisel anlayış, açıklama, ileri anlayış ve onun yorumu vb.

Burada gereken tekniklerden biri, duyguları sakin bir durumda sürdürmek için iradenin kullanılmasıdır. İntuition’ın algılanmasına karşı uygun durumlardan biri duygusal sükunet ve aşırı derecede duygusal olunması gerekmeyen durumlarda olur ve bunu daha önce değindiğimiz Dis-identification egzersizinde uygulamak yardımcı olabilir. Hatta, Huzuru uyandırma egzersizi aşağıda verilmiştir ve özellikle burada uygulanabilir.

Huzur Uyandırma Egzersizi

Huzurun fiziksel bir durumunu farz edin; bütün kas ve sinir gerginliğinizi gevşetin; yavaşça ve ritimli bir şekilde nefes alıp verin; huzurluluğunuzu yüzünüzde bir gülümseme ile gösterin.(Aynaya bakarak ya da kendinizi o ifadeyle hayal ederek, kendinize yardım edebilirsiniz)

Huzur hakkında düşünün; özellikle karmaşık olan modern yaşamınızda onun değerinin, kullanımının farkına varın. Aklınızda huzuru yüceltin ve isteyin.

Huzuru dolaysız harekete geçirin; onu hissetmeye çalışın; bir kelimenin tekrarıyla ya da ona uygun cümleleri okuyarak, ya da sık sık telkin edici cümleleri ve kelimeleri tekrar ederek. Örneğin, “eylem de eylemsizlik de sende yer bulabilir; rahatsız bir beden, durgun bir kafa, dağ gölü gibi duru bir ruh”.

Sizi rahatsız edecek ya da canınızı sıkacak koşulları; örneğin, telaşlı bir kalabalığın ortasında-veya saldırgan bir kişinin yanında-ya da zor bir problemle karşılaşırken-veya çabucak yapmakla yükümlü olduğun bir sürü şeyi-ya da tehlikenin içinde kendinizi hayal ediniz, ve sakin ve huzurlu olduğunuzu hissedin ve görün.

Ne olursa olsun bütün bir gün huzurlu kalacağınıza; huzurluluğun canlı bir örneği olacağınıza; huzur saçacağınıza söz verin.

Not: Aynı uygulama Cesaret, Kararlılık, ve Sabır vb. psikolojik nitelikleri uyandırma ve geliştirme amacıyla kullanılabilir.

Borderline Kişilik Bozukluğu Hipnozla Tedavisi

27 yaşında bir erkek olan danışanın (G.İ) başlıca sorunları aşağıda sıralanmıştır. 1- İnsanlarla iletişim …

Telkinle Tedavi Nedir?

Telkinle tedavi, telkin gücünü kullanarak bazı sağlık sorunlarından kurtulmanızı sağlamayı hedefleyen tedavi tekniği …

Telkin Nedir?

Telkin, şuur dışı bir süreçte kişilerdeki belli fikirlerin ya da fiziksel bazı durumların değiştirilmesini sağlamak …