O.T Hanım;

32 yaşında bir bayan olan danışanım bazı depresyon+sosyal fobi şikayetleri ile müracaat etti. Toplum içinde kendini ifade edememe, insanlara bir çok tavizler verme, otoriteden aşırı korkma, mükemmeliyetçilik, en iyi olamayacağım korkusu, konsantre olamamak, kitap okuyamamak sorunlarının temellerini oluşturmakla birlikte bu sorunlar yaşamdan zevk almasına engel oluyordu. Ön görüşme sırasında şikayetlerini yukarıdaki gibi ifade ettikten sonra ilk söz olarak despot bir babası olduğunu söyledi. Bir ecnebi (Müslüman olmayan T.C vatandaşı) kızı idi. Sonra “Babam beni diğer kardeşlerime nazaran daha çok seviyordu. Diğer kardeşlerime hep beni örnek gösterirdi. Okulda çok başarılıydım. Lise birincisi idim. ODTÜ’ye girdiğimde burada birinci olamayacağını anladım ve bir boşluk dönemine girdim.” dedi.

Tüm bunları anlatırken eli ile saçını her dakika geriye attığını fark etmiştim.Bilinçdışı olarak yapılan bu davranışın anlamını danışanıma açıkladığımda bu davranış anında yok oldu. Ama bu sefer düşünüyor gibi elini alnına götürmeye başlamıştı. Her  an saçının eli ile geri atmasının anlamının kendini ön plana çıkarmak olduğunu söylemiştim.

Hipnozda iken aşağıdaki bilgileri verdi.

Üniversiteye girdiğinde okuldan atılmış. Çünkü Onun gerçek amacı üniversite değil tüm bulunduğu ortamlarda birinci olmakmış. Üniversite döneminde baba Müslüman olan erkeklerle arkadaşlık kurmasını yasaklamış. Bu despot baba evde gülünmesini bile ailesine yasaklamış. Sonra bu sefer aynı üniversitenin başka bir bölümünü kazanmış ve bitirmiş. Şu anda eşi olan Müslüman erkek ile flört ettiğini anladığı zaman babası kendisini 3 yıl eve kapatmış.  Bu durumdan kurtulmasına da ailede kimse yardımcı olmamış. Ev hapsinde olduğu d 3 yıllık dönemde gülmeyi unutmuş. 4.Kattan aşağıya bakarak sokaktaki insanların nasıl gülebildiğine hayret edermiş. 3 sene süresince konuşmayı bile unutacak hale gelmiş. 3 yıl boyunca tanrıdan tek isteği “delirmemekmiş.” Babası ilkokul mezunu annesi de lise mezunuymuş. Baba bundan dolayı annesine karşı kompleksliymiş. Anne bir hata yaptığında sen nasıl lise mezunusun dermiş.

Çocukken flört yasak olduğunda O.T hep hayali flörtlerle çıkarmış. Çocukken çok zengin olan kuzenleri eski oyuncaklarını ve giysilerini kendilerine gönderirmiş. Küçük O.T ‘de paranın neyi belirlediğinin farkında olmadan gönderilen eski eşyalar için sevinirmiş. Evlerinde çocuklar büyüdükçe baba keşke hiç büyümeseniz dermiş.

Ailede abisi ve kız kardeşi annesinden yana tavır almış ve onu desteklemişler. Yani evde hep ezilen olmuş. Babası küçük bir kızken kendisini kucağına alır, annesini göstererek onun hatalarını söyler annesini elinden geldiği kadar aşağılarmış. Sen annen gibi değilsin, sen akıllı ve başarılısın. Annen gibi deli değilsin dermiş. Annesi hayatı boyunca babasından çok çekmiş. Beklide babanın bu telkininden dolayı  hep okulda birinci olmak onun için çok önemli olmuş. Baba sevgisi = Okul başarısı haline dönüşmüş. Ama çocuk yaşta derslere çok çalışmasının altında yatan motivasyonların tam farkında değildi.

Abisi hep babama benziyorsun dermiş. O.T ailede babayı desteklediği için abisi ile ilişkileri pek iyi olmamış. Kız kardeşi ile evcilik oynarken ağabey yalnızlıktan sıkılırmış ve oda oyuna katılmak istermiş. Ağabeye oyunda hep bakkal çırağı rolü verilirmiş.

Kız kardeşi biraz kiloluymuş. Evlerinde baba sofrada ikin ona sen yemek yeme ! sen kilolusun dermiş. Kız kardeşi şu anda depresyondan dolayı evden çıkamıyor. Abisi ise sürekli psikolojik sorunlarla ve psikosomatik sorunlarla mücadele halinde.

Bir ara babasından bahsederken ona “Pis adam” ve “Geri Zekalı” dedi.

Hipnozun etkisi ile az sonra bir rüya göreceğini ve bu rüyanın hem geçmişi hem de geleceği ifade edeceğini telkin ettim. O rüyasını görürken ben çay içiyordum. Rüyasını şöyle anlattı “ Ailece karanlık bir mağaradayız. Mağaranın önünde örümcek ağları var. Örümcek ağlarını temizleyip dışarı çıkıyoruz. Dışarıda çok parlak bir güneş var. Kendisi babasının başında oturuyormuş. Diğer kardeşleri aşağıdaymış. Sonra erkek kardeşi babasının omzuna tırmanmak istemiş ama kendisi iteklemiş. Babasının başının üstünde güneşe ulaşmaya çalışıyormuş.

Rüyanın mağarada geçen kısmı mutsuzluğu ifade ediyor. Ailenin mağaranın dışına çıkması mutsuzluğun sembolü. Kendisinin babasının omzunda olması kardeşlerinin yerde olması, babasının kendisine çok değer verdiğinin ifadesi (babam için en değerli olan bedim, benim yerim onun başının üzeriydi).Erkek kardeşini iteklemesi kardeşler arası rekabetin sembolü.

Sonra babasını ait olduğu o karanlık mağarada (Ailesi) bırakabileceğini güneşe ulaşmanın tek yolunun babasının omuzu olmadığını telkin ettim. Rüyanın bu anlamını kendisine de söyledim ve kendiside bu anlamın doğru olduğunu söyledi. 

 

İkinci hipnoterapi seansına başlamadan önce şöyle söyledi “ Eskiden çarşıya çıkınca esnaflar, hanfendi siz iyi misiniz ? bir şeye çok üzülmüş gibi bir haliniz var” diyorlarmış. İlk hipnoterapi seansından sonra esnafların artık böyle konuşmadığını söyledi.

Hipnoza başladık. Kendi kendisine (bilinçaltına) merak ettiği  soruları sorabileceğini ve cevaplarını da alabileceği şeklinde telkin verdim.Şu soruları sordu ve cevaplarını aldı.

1-Neden İngilizce çalışmayı çok istediği halde bu konuya konsantre olamadığını kendisine (bilinçaltına) sordu. Bilinçaltı bu soruya şöyle cevap verdi. “ Ortaokulda İngilizce dersinde benden daha iyi olan kızlar vardı sınıfımızda. Onlara çok kızardım ; çünkü benden iyiydiler. Sonradan öğrendim ki bu benden iyi olan öğrenciler gizlice özel kurs alıyorlarmış.Bu gizli kızgınlık İngilizce çalışırken gündeme gizlice geldiği yada olumsuz duyguları çağrıştırdığı için bu derse çalışamıyordu.

2-Kendi kendisine niye resim çizmek istiyorum diye sordu? Bilinçaltının verdiği cevap şu şekildeydi. Babam küçükken resim yaptığında ne işe yarar bu derdi. Babanın bu sözleri üzerine ve baba sevgisini ne pahasına olursa olsun kazanmak adına kendisi için çok önemli olan resimden o yıllarda vazgeçmişti. Sonra hipnoterapi ile baba baskısı kaldırıldığında resim yapma güdüsü tekrar gündeme gelmişti.

 “Bende artık diğer insanlar gibi sorgusuz sualsiz yaşamak istiyorum. Hipnoterapi sayesinde anladım ki baba sevgisini kazanmak için yaşamımdan keyif almayı kendi kendime ben yasaklamışım. Babam bana hayatı ödev olarak ders olarak tanıttı.”

3.Seansa geldiğinde şunları söyledi “kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum, çok ciddi bir işyerinde çalışıyorum (Bir bankanın genel merkezinde) kontrolsüzce güldüğüm için işten atılabilirim.” Tüm bunları söylerken  gülüyordu. Artık toplum içinde kendini ifade edebildiğini söyledi ve şöyle devam etti “İşyerine yeni bir eleman geldiğinde rekabet duygularım artık kabarmıyor. Özgüven eksikliğim hayatımı yarışa çevirmiş bunun için mutlu olamıyormuşum. Ailemizde annem hep babam tarafından ezildi. Kardeşlerim ise babamdan nefret ederek  ve zayıflıkları ile büyüdüler. Bense bu durumda çevremdeki ezilen insanlar gibi olmamak için babamın beni yönlendirdiği gibi rekabetçi olmayı farkında olmadan tercih ettim. Bundan dolayı çevremdeki her şeye hakim olma güdüsü her yerimi kaplamış. Bir şey konusunda az şey biliyorsam, konuyu tam bilmiyorsam  güven duymuyorum. Hipnozdan sonra artık insanlarla kendimi her yerde kıyaslayıp en üstün olduğumu (babamın dediği gibi) hissetmeye çalışmıyorum. ODTÜ’nün bir bölümünü sınıfta en üstün olamayacağımı anlayınca bırakmıştım zaten.

Zevk demek benim için yaz tatillerinde okul başarımın ödülü olarak deniz kenarında dondurma yemek anlamına geliyordu. Hipnoza kadar zevk kelimesi bana başka hiçbir şey ifade etmedi.

Evlendiği insan son derece temiz kalpli eşine aşırı önem veren benimde tanıştığım bir insan. Eş her zaman sen ne yaparsan yap benim için sorun olmaz diyor her konuda. Ama O.T böyle bir aile babasına hiç alışık değil.

Tam hipnoz seansına başlayacaktım ki evde kendi kendine hipnoza girdiği söyledi. Şaşırtıcı olan ise bunu yapmak için sadece rahat bir yere uzanmasının yeterli olduğu idi. Hastanede de bunu yapabileceğini söyledim ve yaptı. Sadece rahat bir şekilde uzandı. Her zaman dinlediği müzikle konuşa konuşa hipnoza girdi. Çünkü danışanım hipnozun sadece bir ruh hali olduğunu çok iyi biliyordu ve hipnozdan sonra şöyle dedi “Hipnoza girmek için sadece girmeyi istemek yetiyormuş.”

Hipnozda iken şu andaki ruh haline resmeden bir rüya göreceğini söyledim. Sonra rüyasını şöyle anlattı “Gökyüzünde yağmur var ve ben eşimle birlikteyim.Üzerimizde hiç kıyafet yok.Yağmur yağıyor ancak ay bizi ıslanmaktan koruyor. Eşimle birbirimize sarılmışız. Bir hortum çıkıyor. Eşim ve beni hortum gökyüzüne kaldırıyor. Güneş dudaklarını uzatıp bizi öpüyor. Gökyüzü bizi öpüyor.

Yukarıdaki rüya hipnozdan elde edilen mutlu sonun resminin sembolüdür. Diğer rüyalardada güneş mutluluk anlamına geliyordu. Ancak diğer rüyada babasının çocuklukta empoze ettiği fikirlerle mutlu olmaya çalışıyordu.Ama olamıyordu. Şu andaki eşi Danışanım bayan O.T’yi ev hapsinde olduğu dönemde kaçırarak ancak evlenmiş. Babası bu evlilikten sonra asla kızı (Danışanım O.T) ile görüşmek istememiş.

Bu son rüyayı görürken yüzünde inanılmaz bir mutluluk ifadesi vardı. Bende işte şu andaki gülümsemeniz yaşamınız boyunca devam etsin ve mutluluk konusunda çevrenizde kimse sizi geçemesin dedim. Sanıyorum ki danışanım dünya denilen “yaşam boyu gülme yarışmasında “ hep birinci olacak. Hep düşünmüşümdür her şeyin yarışı varda gülmenin niye yok. Hipnozla gülme branşında iyi antrenman yapılıyor da.

Hipnozdan çıkmadan önce gitmek istediği bir yer olup olmadığını sordum. Daha doğrusu biraz yalnız bıraktım ve o esnada istediği her şeyi yapabileceğini her yere gideceğini telkin ettim. Hipnozdan çıktıktan sonra Dubai'de 7 yıldızlı hotele gittiğini söyledi. Sonra Jamaika'da ağaç bungalovlarda kalmış. 3 dakikada 5-6 ülke gezmiş.

İnsanlara başka hiçbir şekilde verilemeyecek bu kadar mutluluğu danışanıma veren hipnoterapidir. Burada siz okuyucularım danışanımın gülmek yüzünden işten atılıp atılmadığını merak ediyor olabilirsiniz. Henüz öyle bir haber kendisinden almadım. Aradan yaklaşık iki ay geçtikten sonra kendisinden aşağıdaki iyi haberleri aldım.

Sevgili Tuncay Bey;

Merhaba,

Son görüşmemizin üzerinden iki aydan fazla zaman geçtiğini görünce sizi durumumla ilgili bilgilendirmek , size ve hipnoterapi yöntemine olan minnet duygularımı bir kez daha ifade etmek istedim.

Ruh sıkıntıları, içsel çatışmalar, kendiyle barışık olmama duygularının ne kadar yıkıcı, halsiz bırakıcı, acı verici olabileceğini sanırım en iyi bu duyguları yaşayanlar ve siz psikologlar bilirsiniz.

Bu sorunları yaşamayan eşim 5 yıllık evliliğimiz süresince bana çok yakın olmasına ve sevmesine rağmen içten içe beni yıkan acılarımın nedenini anlamakta güçlük çekiyordu. Görünürde -maddi, manevi- herşey yolunda olduğu için sağlıklı ruh haline sahip ve bu tür acıları hiç yaşamamış biri olarak
mutsuzluğumun nedenini anlayamıyor, yine de her halime anlayış gösteriyor, desteğiyle bana moral veriyordu. Ben ise sorunlarımı kendi düşünce ve tahlil yeteneğimle çözme görevini  yüklemiştim kendime. Seneler süren bir
çabalama dönemiydi bu. Kendimi iyi ve moralli hissettiğim bir kaç gün, ardından gelen ve daha uzun süren depresif ruh haline katlanmamı sağlayacak enerjiyi biriktirmeme yarıyordu. Ufacık çözümlemelerden mutlu oluyor, gelecekte artık kendimi diğer insanlara daha yakın, normal biri olarak göreceğim inancına sarılıyordum. Neden diğerleri gibi değildim, neden
herkes toplum içinde rahat görünüyor, birbiriyle rahatça konuşuyor, kendini ifade ediyor , bense kendimi onlardan kopuk hissediyorum, rol yapıyorum diye kendimi acımasızca değerlendiriyor ve inanılmaz ruh acıları çekiyordum. Tüm bu uzun seneler boyunca tüm insanlardan ve gerçek dünyadan
kopmamam eşimin sevgisi ve desteği sayesinde mümkün oldu.

Hipnoterapi ile tanışmam ve sizinle gerçekleştirdiğimiz tedavi süreci hayatımın tam anlamıyla dönüm noktası , miladı oldu. Size bu satırları yazarken geçmiş sıkıntıları bir an için hatırladım belki ama bu sıkıntılar geçmişte kaldı artık. Kendime ve tüm insanlara inançlı, huzurlu, hayattan zevk alan biriyim artık ve bunun için sizi minnetle anıyorum.

İşinizi bu kadar sevmeniz, inançla, amatör ruhla, sürekli öğrenme heyecanıyla mesleğinizi sürdürmeniz şimdiden birçok insanın hayatını değiştirdi.

Ruh sağlığının en az fiziksel sağlık kadar önemli olduğunun anlaşıldığı bir ülke yaratmak idealinizde sizi yürekten destekliyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Not: Kendimi kötü hissedersem size başvurabilceğimi bilmek güçlü olmamı sağlayan çok önemli bir destek.

>>>ANA SAYFA

 

Not:Bu sayfada anlatılanlar  seans esnasında yaşanılanlardan özetlenmiştir.

 ©Copyright 2001, 2004 Psk.Tuncay Özer. Tüm hakları saklıdır. Kaynak göstermek ve  link  koymak  şartı ile sadece internet ortamında kullanmak için izin almadan alıntı yapabilirsiniz. Diğer türlü alıntılar için kanun gereği  izin alınması gerekmektedir. 

 

 

 

Psikolog Tuncay ÖZER  BAKIRKÖY / İST.