>>> ANA SAYFA


Bu problemlerimin nedenini çok düşündüm pek çok şey geldi aklıma. Bunları sıralayayım:

1-  Başta özgüven eksikliği,

2- Yaşımın hızla geçiyor olması ve hala elimde avucumda birşey olmaması ve bir şeyler yapmak için sabırsızlanmam olabilir.

3- 5 sene cehennem azabı gibi süren bir evlilik geçirmiş olmam, bu süre içinde sürekli hem ruhsal hem fiziksel şiddet görüp aşağılanmam ve karşılığında boşanmaktan başka hiç bir şey yapamadığım için ona bir ceza veremediğim için bunun içimde kalması.

4-  İçimde bir kötülük yok insanlara hep yardım ederim ama en yakınlarımdan hep kazık yedim, iyiliğin sonu enayilik misali, bu yüzden insanlara karşı aşırı güvensizim ve çok kuşkucuyum. Mükemmelliyetçiyim ama bunu aşmaya çalışıyorum, yaptığım herhangi bir şey mükemmel olmadığında boş ver diyorum ama hafiften kendimi kandırdığımında farkındayım

5-  Bir çok değişik iş kollarında çalıştım diğer çalışanlar beni hep çok sevdi ve hala görüşürüz ama sonuç hep hüsran Türkiye'nin krizleri yüzünden hep işten çıkarıldım. Tam bir işe giriyorum 6 ay sonra kriz oluyor ve tabii en son kim işe girdiyse genelde onu çıkarıyorlar. Başarısızlığım yüzünden değil biliyorum çünkü mükemmelliyetçi olduğum için bana ne iş verilse en kısa zamanda ve en iyi şekilde yaparım veya yapmaya çalışırım.

Genelde insanlar beni severler çünkü içimde kötülük olmadığını hemen anlarlar. Ben bu kadar güvensizken bazen insanların bana nasıl bu kadar güvendiklerine şaşıyorum ve keşke benden bir tane daha olsa da benim arkadaşım olsa diyorum:)

Aslında ben kendimi bildim bileli özgüvenim pek yok. Okuldayken de pasiftim, ama notlarım çok kötü değildi. Zannediyorum bu pasiflik büyüyerek beni bu hale getirdi. Annem ve babam genelde çocukluğumdan beri ben bir şey yapmak veya bir yere gitmek istesem, yapma gitme boş ver ne yapacaksın diye beni hep engelledi. Hep içimde kalmıştır, küçüklüğümden beri hayatı yaşayarak korkmadan cesurca kendi kendime öğrenmek...

Bu titremeleri, yine Türkiye'de bir kriz yaşanıp ben ilk işim olan turizmi bıraktıktan sonra grafik kursuna gidip grafiker olarak işe girmemle (daha çok) fark ettim. Zannediyorum 2000 yılıydı. Daha sonra titremekten çalışamadığımı fark edince bu işi de tamamen bıraktım (2002 gibi). Daha sonra bir organizasyon firmasına girdim ve oradan da paramı vermedikleri için çıktım. Uzun zamandır babam yanında çalışmamı istiyordu ama babamda pasif bir insan ve hiç konuşmaz (oysa ben onun lider kişilikli biri olmasını çok isterdim.!) yanına ortak almıştı, o insanlar da jaws gibi ben orada babamla birlikte ezilmek istemiyordum ama böyle de gitmiyordu. Annem her gün git çalış diye kafamın etini yiyordu, tüm gücümü toplayıp gittim. Oradakilere güçlü ve otoriter bir kişilik sergilemeye çalışıyorum ama artık iş yapma zamanı geldi çattı. Benim müşterilerle görüşüp iş kapmam lazım ve en az onlar kadar jaws olmam lazım. Elektrik şokuna tutulmuşken bunu yapmam imkansız tabii. Şimdi evdeyim ve acilen kendimi düzeltmem gerekiyor.... Yaşamak için...

Daha önce bir terapi görmedim. Geçen sene ucuz diye Bakırköy R.veS. Hastanesine gittim. 30. kişi olarak içeri girdiğimde doktorun hali benden perişandı. 

Annemi en fazla bir kaç gün daha çekebilirim.(Niye işe gitmiyosun, senin neyin eksik, neyine güvenmiyorsun, salaksın sen.....) Belki bin kere anlattım tam anladım diyor sonra yine niye işe gitmiyorsun diye soruyor :)) gülsemmiii ağlasammııı bilemiyorum...

İnsanlar bir şey konuşurken alakasız bir şey söyleyip laflarını bölerim sürekli ama bilinçli olarak onları sinir etmek için yapmam.

En önemli sorunlarım: İş ile ilgili sorunlar, titreme, kekeleme, ve tutulma. Aptalca bir kaybetme korkusu yüzünden şu andaki erkek arkadaşımın üzerine çok düşüyorum ve sanırım onu bunaltıyorum. Regl döneminde daha duygusalım.

Evde babam neredeyse hiç konuşmaz annem ise hiç susmaz. Annem çok evhamlıdır.

Sürekli rüyalarımda köpekler, aslanlar, puma, leopar gibi yırtıcı hayvanlar beni kovalar. "

Hipnoza başlamadan önce amaçlarını aşağıdaki gibi sıraladı:

1-Üşengeç olmamak. Başladığım bir işi azimle devam ettirmek. Bir işi yarım bırakıp diğerine atlamayacağım. Çalışkan ve eli çabuk olabilirken aynı zamanda kendime de zaman ayırabileceğim.

2-İnsanlara olmadık yerde sinirlenmemek.

3-Bana yapılan haksızlıklları ve yapanları unutup güzel yaşamaya bakacağım. Bana değer vermeyenin bana karşı olan söz ve davranışlarına ben niye değer vereyim.

4- İnsanlara karşı daha sevecen, daha samimi ve güvenerek yaklaşmak bana bir şey kaybettirmez.

5- Hiç bir şeyden korkmak istemiyorum. Hayat güç değil insan güçleştirir veya kolaylaştırır ben daha önce zorlaştırıyordum şimdi kolaylaştırmak istiyorum.

6-Her istediğim şey gerçekleşmeyebilir. Bu gayet doğal. Bana düşen üzülmek ağlamak değil elimden geleni yapmaktır. Hepsi bu kadar.

7-Sorumluluk alıp yerine getireceğim.

8-Yön kavramım hiç yok gittiğim güzergahı hiç bulamıyorum.

9-Boynumdaki ve omuzlarımdaki stres nedenli titreme ve kasılmalardan kurtulmak istiyorum.

10- Toplum içinde salak aptal görünmekten korkmaktan bıktım.

11- Kendime güvenimi tamamen geri kazandığımda işime kaldığım yerden devam edeceğim. Kendi ayaklarım üzerinde durabileceğim.

12- İnsanlarla konuşurken gereksiz yere heyecanlanmayacağım.

13- Daha girişken ve atılgan olmak istiyorum.

14- Zaman zaman içine düştüğüm depresyon durumları olmasın istiyorum."

Onun amaçlarını yukarıdaki gibi belirledikten sonra 1.Hipnoz seansına başladık.

1.Hipnoz seansında ilk hedefim boyun bölgesindeki titreme ve kasılmaları yok etmekti. Bunun için o anda aklıma Milton H.Erickson'un yeniden çerçeveleme tekniği geldi. Bu tekniği şu şekilde kullandım. Hipnoz esnasında boynunun titrediğini hissetmesini ve imajine etmesini istedim. "Şimdi boynun zıngır zıngır titriyor. Gittikçe titremeler artıyor ve vücuduna yayılıyor. Şimdi titremeler gövdeni kaplamış durumda. Şimdi ise ayaklarının da titrediğini görebiliyorum. Tüm vücudun titriyor. Şimdi şöyle hareketli bir pop parçası titremelerini eşlik ediyor. Bir de bakmışsın ki sen dans ediyorsun aslında. Bak gördün mü en büyük sorunlar bile istenirse büyük bir mutluluğa dönüştürülebilir." dedim. O günden sonra titremeler kesildi. Veya dans etmeye dönüştürüldü. Dans etmeye dönüştürmesi için telkin de bulundum. Artık ne zaman titreyecek olsa hipnoz seansında yaptığı bu imajinasyon aklına geleceği için titreyebileceğini hiç sanmıyorum. Yani titreme davranışını dans etme olarak yeniden çerçeveledik. O günden sonra bir daha titremenin bahsini açmadı.

1.Seansta kendisini her zaman kullandığım içsel araştırma sürecine (kitabımda içsel araştırma nedir açıklanmaktadır)yönlendirdim. Böylece onun içsel zihninin (inner mind) sorunların çözümüne katkı sağlamasını hedefledim. Bakın bu araştırmanın sonucunda neler çıktı ortaya. İçsel araştırma başladıktan sonraki gün rüyasında birisi ona "ONLARI AFFET" diye sesleniyormuş. Yani içsel zihni ona "huzura kavuşmak istiyorsan hayatındaki bazı kişileri affetmen gerekir. Çünkü aynı anda bir ruhta hem kin ve nefret hem de huzur bulunmaz. Affedebilmek güçsüzlük değil güçlülük belirtisidir." diyordu sanırım.

Seans esnasında "evet artık başta eski eşim olmak üzere bana zarar veren herkesi affetmek istiyorum." dedi. Onun bu affetme sürecini kolaylaştırabilmek amacıyla bende şöyle bir imajinasyonda bulunmasını sağladım: "Çok hoş tadı olan bir elma düşün. Çok sulu. Görebiliyor musun? dediğimde `evet` dedi. Peki ya bu elmanın içinden bir kurt çıkarsa hayatın boyunca tüm elmalardan uzak durma ihtiyacı hisseder misin? dedim. "Elbette hayır" dedi. " Ve sonra ben "İşte eşin ve seni üzen insanlar elmanın içinden çıkan kurt gibidirler. Elma kurtları en fazla elmanı yiyebilirler. Elma kurdunun hayatını yemesine müsaade etmemelisin. Eğer bir elma kurdu ile karşılaştın diye o kurdu affetmessen hayatının tamamını bir çürük elmaya dönüştürürsün! " Ben bu sözleri söylediğim esnada eşini bir elma kurdu olarak görüyormuş. Elma kurdunun kafası eşinin kafasıymış. Sonrasında "insanlar elma kurduna nasıl davranırsa sen de ona öyle davran" dedim. Oda gereğini yaptı. Bu imajinasyonlar önemli telkinler içermekle birlikte onu çok rahatlatıyordu. Elma kurdu metaforu oldukça etkili olmuştu.

1.hipnoz seansında iş ile ilgili problemlerinin kaynağını merak ediyordum. İlk etapta iş ile ilgili problemler her bakımdan çözümlenmeliydi diye düşündüm. İş ile ilgili problemlerinin kaynağına ulaşmak amacı ile onu içsel araştırma sürecine yönlendirdim. ilk işe müracaat ettiği günü hatırladı. İş görüşmesine eşi ile birlikte gitmiş. Patron eşine şöyle demiş "Sen bu karıyı niye çalıştırıyorsun ki götür evde çocuk yaptır." Görüşme yaptıkları patron cahil ama zengin biriymiş. Tabi böyle bir cevap karşısında şok olmuş.

İş ile ilgili sorunlarının başka nedenleri de olabilir diye düşündüm. Bundan dolayı içsel araştırma sürecini devam ettirdim. İçsel araştırmanın sonucu bir imajinasyon olarak bize ulaştı. İmajinasyonunu şöyle anlattı: "Denizin dibine daldım ve orada bir istiridye kabuğu gördüm. Yunuslarla yüzerken yunusların bir kol saatine dönüştüğünü gördüm. Sonra tekrar dibe daldım. Bu seferki dalışta kum yerine altın liralar vardı. Yani kumlar altın liralara dönüşmüşlerdi."

Bu imajinasyonun verdiği mesajı netleştirmek için ikinci bir imajinasyon yaşayacağını ve her iki imajinasyonun aynı anlamı taşıyacağını söyledim. İkinci imajinasyonu şu şekilde anlattı :

" Yemyeşil bir ovada ata biniyorum. Ama at ilerlemiyor. Yanıma küçük Robinson gibi biri geldi. Güldü ve elini bana uzattı. Sonra kayboldu. Gece oldu. Ben ateş yaktım. Sonra bir yılan geldi ve onun kafasını ezdim."

Gelelim sembollerin anlamlarına. Atın yürümesine rağmen ilerlememesinin anlamı şuydu: Ne  kadar çabalarsam çabalayayım iş hayatımda bir arpa boyu yol alabilmiş değilim. Hala başladığım yerdeyim. Atın ilerlememesi ile çocukluğunda dışarıya gönderilmemesi arasında da bağlar olabilir.

Yılan burada muhtemelen hayatına giren bir erkeğin sembolü. 

Peki istiridye kabuğu ne anlama geliyordur? istiridye kabuğunun içini dışarıdan göremessiniz. Yani bir belirsizlik var. Tıpkı atın nereye gittiğinin belli olmaması gibi bir şey. At ve istiridye aynı anlama geliyordu. "BELİRSİZLİK"

1.İmajinasyonda kol saatine dönüşen yunuslar zamanın sembolüydü. Bu sembol ile verilmek istenilen mesaj şöyleydi :bunca zaman geçti işlerim konusunda hala başladığım yerdeyim. 

Peki 1.İmajinasyonda niye denizin dibindeki kumlar altın liralara dönüşsün ki? Cevap son derece basit aslında. Burada da kum zamanın sembolüdür. Hani kum saatleri vardır zamanı anlamak için kullanılır. Kumun paraya dönüşmesi ile verilen mesaj şu olsa gerek: "Vakit nakittir ve ben vaktimi boş yere ve boş işlere çok harcadım." danışanım bir çok iş değiştirmekten dolayı bir konuda kendini geliştiremediğinden çok yakınıyordu.

Gelelim 2.imajinasyondaki Robinson'un ne anlama geldiğine:Meşhur Robinson hikayesinde Robinson Cruso bir adada yalnız yaşamak zorunda kalmıştı. Yani istese de hiç bir yere gidemiyordu. Robinson yürümesine rağmen hiç bir yere ulaşamayan at gibi hep aynı yerde kalmaya mahkumdu. Çocukluğunda kendisi de hep evde kalmaya mahkum edilmişti.

G.Ç'nin başka önemli problemlerinden biri de yer ve adres bulamamaktı ve bu probleminin nedeni konusunda hiç bir fikri yoktu. Daha önce bir çok defa gittiği adresleri bile hatırlamakta çok zorlanıyordu. Yani İstanbul sokaklarında yemyeşil ovada gördüğü at gibi dolaşıyordu. At yürümesine rağmen etrafına baksa da bir şey göremiyordu. G.Ç de sokaklarda yürüyordu ama onun için her sokak aynı idi. Sokak ve caddelerin ayırıcı özellikleri aklında kalmadığı için adres bulamıyordu. At ve kendisi aslında aslında bir çok benzerlik varmış. En önemli özelliklerden biri de her ikisi de etrafını bilemez veya göremez.

Peki adres bulamamak bir insanın ne işine yarar? Çok basit. Eğer adres bulmakta zorlanırsanız iş görüşmelerine (G.Ç'nin sorunu) gitmekte de zorlanırsınız. Böylece yeni bir işe başlamassınız ve büyük bir korku kaynağı olan işten kendinizi uzak tutarsınız. Egonuzu korursunuz.

Bu sembolleri anladıktan sonra ben de aynı sembollerin içine telkinleri yerleştirdim. Seansta şöyle dedim "Robinson'u bir gemi fark etti ve kurtulmasına az kaldı. Az önceki at ise şimdi dört nala koşturuyor. Çünkü bizim at bir çok iş değiştirerek hayatta bir çok manzara ile karşılaştı. Her şeyi tanıdı. Artık at hangi ovalarda daha güzel daha yeşil çayırlar olduğunu biliyor. At bu eşsiz deneyimlerini bundan sonraki hayatında kullanacaktır."

G.Ç şöyle söyledi: "Evat ya manzara amma harikaymış. Şu anda içimden bir ses hipnoz koltuğundan kalkar kalkmaz at koşturmaya git diye bana sesleniyor."

3.seansta hipnoz uygulamasını kendi kendine yaptı. Şu anda kendisinin durumu gayet iyi. Henüz bir işe girmedi çünkü seanslarımız biter bitmez 2 aylık bir tatile çıktı. Siz bu satırları okurken sanırım o tatil yaptığı Antalya'da güzel güzel ata biniyordur. Antalya sahillerinde turistler için ne de olsa bol miktarda at deve ve eşek bulunuyor.

Antalya'dan döndükten yani ilk hipnoz seansımızdan 2 ay sonra G.Ç bana uğradı ve bir hipnoz seansı daha yaptık. Çünkü artık tatil dönüşü olduğu için bol bol iş görüşmelerine gidecekti. Bu seansın amacı iş görüşmeleri öncesi ve iş görüşmesi esnasında rahat olabilmekti. İşe girdi mi henüz ben de bilmiyorum ama artık yukarıdaki okuduğunuz sorunlarından hiç birinin olmadığını söyledi.

     ©Copyright 2001, 2004 Psk.Tuncay Özer. Tüm hakları saklıdır. Kaynak göstermek ve  link  koymak  şartı ile sadece internet ortamında kullanmak için izin almadan alıntı yapabilirsiniz. Diğer türlü alıntılar için kanun gereği  izin alınması gerekmektedir. 

 

 

Psikolog Tuncay ÖZER  BAKIRKÖY / İST.