MAKALELER

Hipnoterapi hakkında daha fazla bilgi edinebileceğiniz uzman makaleleri.

Dr. Matthias Mende Çalıştay Notları (Avusturya)

Dr. Matthias Mende Çalıştay Notları (Avusturya)

Dr. Mende: Burada hipnozla ilgili olarak hipnozun nasıl kullanılacağı, hipnozun psikoterapide kullanılışı gibi geniş bir spektrumda her şey konuşulacak. Özellikle tedavi amaçlı hipnozun nasıl kullanılacağı konusu ayrıntılı olarak işlenecek. Size daha faydalı olabilmek için şunu sormak istiyorum: İçinizde kaç kişi günlük uygulamalarında tedavi amaçlı hipnozu kullanabiliyor?(tedavi amaçlı hipnoz kullanabilen katılımcılar ellerini kaldırırlar).

Diğer arkadaşlarda herhalde yeni başlayacaklar ve ilerde kullanmayı düşünüyorlar. Yeni başlayacak arkadaşları cesaretlendirmek istiyorum. Hemen başlamalarında fayda var; çünkü hipnozla çalışmak çok kolay, eğlenceli ve doyum vericidir. Ne kadar çabuk başlarsanız o kadar iyi olur. Sizi cesaretlendirmek için burada bazı küçük ve kolay alıştırmalar göstereceğim. Böylelikle ne kadar kolay olduğunu göreceksiniz. Bu egzersizler sayesinde, hipnozda oldukça önemli bir yeri olan rapportun yani hipnoz yapan kişiyle hasta arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu kavrayacaksınız.

Başlangıçta kendim hakkında birkaç kelime söylemek istiyorum. Ben bir klinik psikoloğum; krize müdahelede çalışıyorum; ben hipnozla psikoterapi yapıyorum ve aynı zamanda Avusturya’da hipnoz eğitimi de veriyorum.

Avusturya’daki hipnozla ilgili hukuki durumdan söz etmek istiyorum. Hipnozla psikoterapi tamamen yasallaşmıştır. Hipnoz yasal olarak tanınan 18 psikoterapötik yaklaşımdan biridir. Hipnoz yöntemiyle ya da başka yöntemle psikoterapi yapabilmek için yaklaşık olarak beş yıllık bir eğitim gerekmektedir. İki yıllık temel psikoterapi eğitiminin ardından beş yıllık hipnoza ya da başka yönteme özgü eğitim alındıktan sonra yönteme özgü psikoterapi yapılmaktadır.

Hipnoz psikoterapistliği şu anda Avrupa’da yasallaşmıştır. Biz hipnoz psikoterapisini anksiyete bozuklukları, post travmatik stres bozukluklarında kullanılmaktadır. Bir de tıbbi hastalığı olup da onun meydana getirdiği ruhsal bozuklukları hipnozla tedavi edilmektedir.

Başlangıçta size bazı şeyler göstermek istiyorum. Bunları daha sonra sizlere dağıtacağım. Halihazırda akademik anlamda bile hipnoz hali ile trans hali arasında bazı kavram kargaşası bulunmaktadır. Trans hali, tarif edilebilen bir şey ve siz onu uyguluyorsunuz. Trans hali ile hipnoz hali karıştırılıyor. Bazı araştırıcılar halen trans diye bir şeyin olmadığını iddia ediyorlar, bunun bir rol değiştirme olduğunu, değişik bir bilinç halinin olmadığını belirtmektedir. Özellikle Avusturya Viyana’da ki araştırmacılar, beyin haritalaması yaparak hipnoz sırasındaki değişiklikleri inceledi. Uyanık durumdaysanız bütün beyninize yayılmış beyaz bir görüntü söz konusu, rahatlamışken stres olmadığı durumlarda beyaz bir dağılım var. Trans halindeyken beynin belirli bazı bölgelerinde lekeler halinde aşırı bir hareketlilik, bazı bölgelerinde ise hareketsizlik söz konusudur. Trans halindeyken tıpkı okyanusun üzerindeki küçük küçük adacıklar gibi bazı durumlar mevcuttur. Ben trans halinin bu şekilde olduğuna inanıyorum.

Trans haline çok değişik şekillerde ulaşılabilir, örneğin sporla bile girilebilir. Bence trans haline geçmeden koşmak bile mümkün değildir. Trans halindeki fizyolojik uyarılma oldukça yüksektir. Trans haline dansla, müzikle de erişilebilir. Trans haline geçmek için tabii ki hipnoz da bir araçtır. Transa hipnoz yoluyla ulaşmışsanız, transa iletişim yoluyla girmişsiniz demektir. Hipnozun en yalın tanımı, bir kişinin iletişim yoluyla transa girmesidir. Başka birisiyle iletişim kurarak transa girmişseniz buna “heterohipnoz” denir. Kendi kendinizle iletişim kurarak girmişseniz buna da self-hipnoz (otohipnoz) denir.

Hipnotik trans, rahatlamış durumda olabileceğiniz ya da fizyolojik olarak iyice uyarılmış olabileceğiniz durumları kapsayan nörofizyolojik bir olaydır. Örneğin Budapeşte’den Eva Banyai, adı geçen bayan, ISH örgütünün bir önceki başkanlığını da yapan bir psikoloji profesörüdür. “Awake alert hpynosis” (uyanık alarm hipnozu) olarak adlandırdığı bir çalışmasında, hastayı spor salonlarındaki bisiklete bindirmekte ve transa girmesi için telkin vermeye başlamaktadır. Bu çalışmasında, hastanın giderek daha hızlı çevirmesine rağmen daha az çaba sarfettiklerini saptamıştır. Bireyler iyice uyarıldıklarında hipnoza girmektedirler.

Tabii ki trans haline bir şeyleri hayal ederek de girebilirsiniz. Psikoterapi yaparken imajinasyonlar yaptırabilirsiniz. Bunun yanında bu tedavi sırasında yan ürün olarak trans hali ortaya çıkabilir.

Stresi azaltmak için kullandığımız “photogenic training” olarak adlandırılan yöntem, Türkiye’de böyle bir yaklaşımı duydunuz mu, kullanıyor musunuz?

İzleyicilerden biri: Evet kullanıyoruz.

Dr. Mende: Kullanıyorsunuz. Bu yöntem otonom sinir sisteminde, sempatik sistemden parasempatik sisteme aktarılan bir olgudur. Bu şekilde transa geçebilirsiniz. Meditasyonla girebilirsiniz. Dışarıdan gelen uyaranların azlığında yine transa girebilirsiniz. Transı sizlerle konuşmak istiyorum soruları ya da yorumları olan varsa lütfen buyursun. Sporla transa girmek daha uzun zaman alır. Hipnozda hasta ile iletişim olduğu için daha hızlı transa girme olur.

İzleyicilerden biri: (Slaytta gösterilen trans durumlarının karşısında yer alan okların uzunluğuna işaret ederek) Çeşitli trans durumlarına ilişkin gösterilen okların uzunluğunun bir anlamı var mı? Transa girmek sporda daha mı uzun sürüyor

Dr. Mende: Zaman açısından örneğin spor yaparken transa girmek daha uzun zaman alır, ancak burada önemli olan uyarımı sağlayabilmek. Ancak hipnozda hipnozitörle (hipnozu yapan kişi) ile Süje (hipnoza giren kişi) arasında bir iletişim olduğu için çok daha hızlı şekilde transa girebilir.

Trans nasıl gelişir bunu göreceğiz, hangi aşamalardan geçer. Her şeyden önce hastanın dikkatini çekmeniz gerekiyor. Hastanın vücut dilinin sizinle ilgilenip ilgilenmediğini anlamanız gerekir. Önce onunla oturup konuşacaksınız neler yapacağınızı ve amacınızın neler olduğunu anlatmalısınız ve onun dikkatini belirli bir yere çekerek konsantre olmasını sağlamanız gerekir. Bu geleneksel olarak kullanılan sarkaç veya dönen spiral gibi bilindik şeyler olabilir. Fakat gerçek şu ki, aslında bunların hiçbirine ihtiyacınız yoktur. Esas amaç hastanın dikkatini bir noktaya çekmektir. Bu sizin baktığınız bir nokta, ses veya bir vücut duyumu (sensation) ya da imajinasyon olabilir. Ne olursa olsun bir odak noktası bulunmalıdır. Hasta konsantrasyondan sonra bu odak noktasını özümseyecektir. Dikkatinin, odak dışındaki her şeyin önemini bitireceği dönem gelecektir. Bundan sonra gelen dönem bir rahatlama (relaxation) dönemi olacaktır. Bu rahatlamadan sonra, artık hasta dışarıdan gelecek yeni bilgilere açık hale gelecektir. Yeni bilgiler geldikçe de derinleşmesi yavaş yavaş artacaktır.

Transın oluşturulmasında önemli olan zaman konusudur. Milton Erickson[2]’un inanılmaz tecrübeleri olmuştur. Diğer bazı araştırmacılar da bunları tekrarlamak istemişlerdir. Hastayı derin transa getirmek Erickson için bile uzun zaman almaktadır. Renklerin görülmemesini sağlamak için yani derin hipnoz Erikson’un bile bir saatini almaktaydı.

Minnasota’da başka bir araştırıcı, Donald, hipnozu büyük cerrahi operasyonlarında anestezi aracı olarak kullanmaktaydı. Kalça protezi takılmasıyla ilgili bir video kaseti bulunmaktadır. Bu ameliyatta anestezi aracı olarak sadece hipnoz kullanılmaktadır. Fakat bunlar sadece yetenekli hastalarda kullanılır. Hastanın bu ameliyat için hazırlanması tam 3 gün sürmüştür. Trans indüksüyonu için ameliyat öncesi de, tam 3 saat geçmesi gerekmiştir. Fakat hafif bir hipnoz sizin işinize yarayacaktır. Klinik için bu kadar hazırlığa gerek duyulmayabilir.

Anladığım kadarıyla Türkiye’de Ericksonian hipnoz kullanılıyor. Ericksonian hipnozun en önemli kullanım alanları şunlardır: Fakat öncelikle şunu belirtmek isterim ki; dolaylı telkin hakkında bir takım kavram kargaşaları bulunmaktadır. Direk telkinle dolaylı telkin arasında kavram kargaşası olmamalıdır. Direk telkinde siz arzu ettiğiniz sonucu direk olarak verirsiniz. Dolayısıyla ona cesaret verirsiniz. Örneğin “kendinizi bir plajda hissedin” dersiniz. Avusturya’da özellikle tıp alanında en çok kullanılan budur. Zaten ortada bir problem yoksa en kolay yöntem bu olacaktır. “Kanama dursun” dendiğinde kanama duruyorsa dolaylı telkine gerek yoktur zaten. Almanya’da ve Avusturya’da diş hekimleri ağızdaki salgıyı durdurmak için kullanır. Eğer direk telkinle hemen sonuç alıyorsanız çalıyı dolaşmanın bir anlamı yoktur.

Bazen de dolaylı telkini kullanmak çok daha iyi olacaktır. İndirek telkinde direk hastaya hitap etmiyorsunuz veya arzu ettiğiniz sonucu direk söylemiyorsunuz ama onun dikkatini başka bir şeye çekerek sonuca ulaşmaya çalışıyorsunuz. Direk telkinde “kendinizi güzel bir sahilde hissedin” dersiniz, oysaki dolaylı telkinde “pek çok insan kendini plajda rahatlamış olarak hissedebilir” dersiniz. Pek çok insan dediğiniz için siz karşınızdaki kişiye direk hitap etmezsiniz. Veya “güzel bir sahilde olsanız kendinizi nasıl hissedersiniz ?” şeklinde soru yöneltirsiniz. Burada dolaylı bir şeyleri uygulayarak telkin yaparsınız. Tıpkı şunun gibi: Siz yolda giderken birisine “saatiniz var mı?” diye sorduğunuzda size “var” veya “yok” diye cevap vermez. İşte bu bir çeşit dolaylı telkindir. İndirek telkin, günlük hayatımızda sürekli yaptığımız bir şeydir. Başka bir şey sorarsınız o size başka bir cevap verir.

Bir başka örnek olarak da, hastanızın bir anksiyetesi vardır. Siz ona “hipnoz sonrası huzursuzluğunuz geçecek” diyebilirsiniz. O zaman hasta “Acaba nasıl olacak bu iş” diye kendi bilinç düzeyinde merak eder. Asla buna erişemeyeceğini düşünür. İndirek telkinde ise “şu andaanksiyeteyi nasıl aşacağım düşüncesini bırakmaya çalışabilirsiniz” dersiniz. Burada da “anksiyeteden kurtul” düşüncesi vardır. Ama bu düşünceyi bohçalara sarıp söylersiniz; dolayısıyla sanki hediyeyi güzel bir pakete sarıp verirmişcesine oluyor.

Siz “sıkıntılarınızdan hemen kurtulacaksınız” dediğinizde kişi “olur mu canım nasıl olacak bu” diye düşünür. Fakat siz şu anda “sıkıntılarımdan nasıl kurtulacağım düşüncesini bırakabilirsiniz” derken, o anda zaten hastanın sıkıntılarını baştan gidermeye başlıyorsunuz. Burada önemli olan “nasıl” kelimesidir. Siz o kelimeyi kullandığınızda kişi düşünecektir.

Bazı araştırmacılar kelimelere, kelime guruplarına önem verirler. Aslında kişiyle iyi bir iletişim kurarsanız, kelimelerin o kadar anlamı kalmıyor. Eğer siz kendi kafanızda onu anksiyetesinden adım adım kurtaracağınızı düşünürseniz, seçtiğiniz kelimelerin o kadar da anlamı yoktur. Hastada küçük değişiklikler olacaktır (elinin, kolunun oynaması gibi). Siz o zaman hastayla iletişim kurduğunuzu anlayacaksınız. Hasta transa girdiğinde tek bir şeye odaklanacaktır. Fakat terapistin algısı daha açıktır; hastanın hareketleri kadar, odanın durumunu da bilir. Terapistin trans durumu, hastanınkiyle aynı trans durumu değildir. Dolayısıyla siz daha etraflıca görüyorsunuz. Klasik hipnozda hasta her şeyi yapar. Buna karşılık terapist yalnızca emreder. Hastanın problemi çok büyükse veya hipnoza daha dirençliyse, o zaman dolaylı telkin daha etkilidir. Ama elbette hasta buna uygun olursa.

İzleyicilerden biri: Sözcük seçiminin önemsizliğini düşünürsek, bu durumda hipnozu yapan kişiler olarak biz hipnozu yaparken kendimizi transa sokuyor, örneğin hastayı kaygıdan çıkarabileceğimize ilişkin kendimizi transa sokuyor olduğumuz anlamı mı ortaya çıkıyor?

Dr. Mende: Evet bu olabilir. Hipnozu yapan kişi kendini transa sokabilir. Ancak bu hastanın transından çok farklı bir durumdur. Çünkü böyle bir durumda sizin transınızda odağınızda iki durum birden vardır. Birisi kendi transınız olmakla birlikte hastanız da sizin odağınızdır. Hastayla oluşturduğunuz rapport, yani kendinizi onunla iletişiminize vermeniz, ondan gelen en küçük ipuçlarına, uyaranlara, işaretlere verebilmenizi sağlar. Terapist her türlü ipucuna ve bağlamdaki diğer uyaranlara da odaklanır. Hastanın dikkati ise tek bir odağa yönelmiştir. Sizin dikkatiniz söz konusu durumdaki hemen her şeye yönelmiştir.

İzleyici: Yani terapistin dikkati hastanın istenilen değişikliğe ilişkin ipuçlarına ve geribildirim elde etmeye yöneliktir.

Dr. Mende: Klasik hipnozda hasta söylenen her şeyi yerine getirir. Terapist ise tamamen hastaya, hastayla ilişkili her şeye yönelmiştir. Self-hipnoz (kendi kendine hipnoz) tamamen farklı bir şeydir. Self-hipnozda kişi kendisiyle ilgili sorunları için hipnoza girer.

İzleyicilerden biri: Anladığım kadarıyla direk telkinle dolaylı telkinin her ikisi de işlemekte, hastaların özelliklerine göre değişmekle birlikte, dolaylı telkin daha etkili, bu doğru mu?

Dr. Mende: Evet söylediğiniz gibi her ikisi de işlemektedir. Ancak dolaylı telkin hastanın direnci daha fazla ve sorunu daha karmaşıksa daha kullanışlıdır.

İzleyicilerden biri: Hastalar hipnoza çok dirençli olduklarında, ikinci bir seansa alıp devam etmemiz mi yoksa aynı seansta devam etmemiz mi sizce daha etkili olur?

Dr. Mende: Evet onu daha sonraki bir seansa bırakmak daha etkili olur. San Diego’dan Michael Yapko adlı bir araştırmacı, terapötik amaca ulaşmak için küçük adımlar yöntemini geliştirmiştir. Burada direncin esas nedenin ne olduğunu da bulmaya çalışılır. Hipnozu uygulayan kişi ile hasta arasında bir iletişim bozukluğu mu var? Belki o sırada hastanın problemleri çok fazla olabilir. Belki hastanın hipnoza karşı kuşkuları olabilir.

Dr. Mende demonstrasyon için Süje(hipnoz olacak-trlkin alacak kişi) olacak bir gönüllü davet eder; sunumun yapıldığı sahne hipnoz için iki rahat koltuk getirilerek düzenlenir.

Dr Mende: İsminiz nedir?

Süje: Müge.

Dr Mende: Müge, daha önce hiç hipnoz oldun mu?

Süje: Evet.

Dr Mende: Şimdi bir insan hipnozla ilk tanıştığında neler olur onu göstereceğim. Hastalarınıza hipnozu nasıl tanıştıracağınızı göstereceğim. Benim tarzım başlangıçta hastaya çok fazla şeyler söylememek, daha çok hastaya sormaktır. Hipnotik transferansla ilgili olarak ben bir yayın yaptım. Hipnotik transferansta hastanın spesifik beklentileri vardır. Örneğin tedavi eden kişiyi anne veya babası gibi kendisi için önemli olan diğerlerinin yerine koyabilir. Mesela histrionik kişiliği olan biri, tipik olarak öğüt veren, akıllı, her şeyi bilen bir tarzda yaklaşırsanız; bu hasta tedaviyi reddedebilir. Tam tersi kompülsif bir hasta için ise diktatör bir yaklaşım doğru yöntem olabilir. Hastayla ilk karşılaşmada hipnozu çok anlatırsam hastayı analiz etmeye fırsat kalmaz. Hipnoz hakkında hastayı analiz edip nasıl bir sorunu olduğunu saptadıktan sonra konuşuyorum. Bu imajinasyon gücüyle yürüyen bir işlemdir. İmajinasyonla “giderek derinleşeceksiniz” diyerek konuşmama başlarım. Hasta kendisini imajinasyona verebiliyorsa daha da derinleşecektir. Fakat bunu yapamıyorsa derinleşme olmaz. Bu durum gönüllülük süreci olarak betimlenebilir.

Dr. Mende (Süjeye dönerek): Şu anda yaşadığınız belirli bir sorununuz var mı?

Süje:  Evet. Bruksizm.

Dr Mende: Peki hangi zamanlarda yaşıyorsun bu sorunu? Gece mi gündüz mi?

Süje: Gece.

Dr Mende: Şu ana kadar bu sorunu çözmek, kendini rahatlatmak için ne yaptın?

Süje: Hiçbir şey.

Dr Mende: Peki. Geceleri hiçbir çaba sarfetmeksizin rahat olmak, bilinçaltınla düzenleyerek bunu yapabilirsin. Bunun için öncelikle hiçbir çaba sarfetmeden, yalnızca imajinasyonla bunu yapabilirsin. Bu amaçla sol kolunun bir süreliğine daha hafif bir materyal gibi olmasına izin verebilirsin. (kolunun) ne gibi hafif bir materyal olmasını isterdin?

Süje: Hiçbir şey aklıma gelmiyor…

Dr Mende: Tahta gibi suda yüzebilen bir şey olabilir.

Süje: Su yatağı olabilir.materyal seç.

Dr Mende: Tahtaya ne dersin?

Süje: Tamam. Tahta olsun.

Dr Mende: Şüphsesiz tahta suyun üstünde yüzer. Kolun (kolçağı göstererek) koltuğun kolçağında rahat mı?

Süje: Evet.

Dr Mende: Peki elinin hafiflediğini göstermem için iki parmağımla kaldırmamın mahsuru var mı? (bu cümlesinin hemen ardından nerdeyse söyler söylemez Süjenin koluna iki parmağıyla dokunur).

Süje: Yok.

Dr Mende: Peki şu anda elin rahat olsun. Bilinçli olarak herhangi bir şey yapmanı istemiyorum. Yalnızca imajinasyonunu kullan. Sol kolun dirseğine kadar tahtadan yapılmış. Sadece bunu gözünde canlandır. (Dr. Mende anlatırken Süjenin değil, kendi kolu üzerinde göstermektedir).Bunu gör. (Süje gözlerini kapatmıştır; Dr. Mende Süjenin dirseğiyle kolçağın temasını kesmeksizin, sağ elinin iki parmağıyla bileğinden tutarak, Süjenin kolunu, konuşmasının içeriğiyle eşzamanlı olarak, kolçaktan yaklaşık beş cm yukarıya kaldırır, sol eliyle de Süjenin işaret ve orta parmağına kendi işaret ve orta parmağıyla küçük darbelerle dokunur). Şimdi bir başka hayal daha kurmanı istiyorum. Çok rahat bir banyo küvetinde oturuyorsun. Elin tahtadan yapıldığı için, hiç çaba gerektirmeden suda yüzüyor. Bu arada gözünü açık ya da kapalı tutmayı, hangisini istiyorsan seçebilirsin (Süjenin bileğini bırakır ve dirseğiyle kolçağın teması kopmaksızın Süjenin ön kolu havada kalır. Dr. Mende sağ elinin işaret ve orta parmağıyla Süjenin orta ve işaret parmağına küçük darbelerle dokunmaya devam eder). Elin hiç çaba sarf etmeden suda yüzüyor. Uygun bir sıcaklık, harika bir çevre içinde… Şimdi küvete biraz daha su ekliyorsun. Böylelikle elin ve dirseğin daha çok havalanıyor; çünkü su yükseliyor. Biraz daha su küvete dolarken, sadece kolunun su tarafından nasıl kaldırıldığını hisset. Su düzeyinin nasıl yükseldiğini gör. Elin de yükseliyor, çünkü elin suyun üstünde yüzüyor. Evet aynen böyle. Kendiliğinden oluyor. Küvetin harika sıcaklığını hisset. Küvetin ne kadar su alabildiğine bağlı olarak elin de yükselmekte (Süjenin eli dirseği hala kolçağa temas etmekle birlikte 15-20 cm kadar yükselmiştir). Küvete yeteri kadar su dolduğunda (musluğu) kapatabilirsin. Banyodan sadece keyif al. Su küvetten biraz boşalabilir. Elin suda yüzüyor.

Süje: Sanki elim suda şişmiş gibi, tahta suda şişmiş gibi.

Dr Mende: Evet. Bu doğal, çünkü tahtadan yapıldı elin. Sıcaklık iyi mi? Evet suyun taşmasını bekle.

Süje: Gözümün önüne pinokyo geliyor, engel olamıyorum, belki o da tahtadan yapıldığı için.

Dr Mende: Peki, pinokyonun orda kalmasının senin için bir mahsuru var mı?

Süje:  Hayır yok.

Dr Mende: O da daha sonra gerçek bir çocuğa dönüşecek. Sen onun kaslarını gevşetebilirsin, onun ipini kullanabilirsin. Onun gerçek (canlı) bir oğlan olarak ilk kez uyuduğunda neler hissettiğini gerçekten merak ediyorum. Yepyeni kasları ve kemikleri rahatlamıştır. Harika, rahat (bir şekilde). Vücudunun üst kısmı, boynu, omuzları, çenesi, vücudunun tüm kasları, yüzü… Ve banyonun tadını çıkar. Evet, şimdi su düzeyi aşağıya doğru azaldıkça senin kolun da aşağı doğru inebilir. (Süjenin kolu yavaş yavaş aşağı iner). Kendi kendine aşağı doğru (suyun üstünde yüzerken) inebilir. Tabana dokunduğunda elinde garip bir duygu hissedebilirsin. Elinle o anda hiçbir şey yapma, çünkü elinin tahta halinden senin kendi koluna dönmesi için bir miktar zaman gerekir, aynen tahta Pinokyo’nun gerçek bir çocuğa dönüşmesi gibi, kaslarını gevşetebilirsin. İstediğin zaman. Hiçbir şey yapmana gerek yok. Şimdi ya da gece vücudunun herhangi bir parçası… Kolunda değişiklik yapmak istediğinde elinin alt-koluna, alt-kolunun üst koluna, üst kolunun omzun aracılığıyla vücuduna bağlı olduğu için ellerini ve kollarını gerip (Dr. Mende kah kendi vücudunda kah dokunmaksızın Süjenin vücudunda sözünü ettiği yerleri gösterir. ardından ellerini birbirine kenetleyerek kollarını gerer) kolunun kendi halinde olduğunu hissedebilirsin.(Süje Dr. Mende’yi taklit eder). Peki elin kendi kendine havalandığında ne tür bir duygu yaşadın?

Süje: Elimde flaşlanma…

Dr. Mende:  Elin üst kısmındaki farklılık mı?

Süje: Evet… Sıcaklık. Hafiflik

Dr. Mende: Evet, peki gözlerini açtığında elinin havada olduğunu gördüğünde?

Süje: (sessiz kalır)

Dr. Mende: Peki vücudunun geri kalan kısmında neler olduğunu fark ettin mi?

Süje: Evet. Kendimi rahatlamış hissettim. Huzur.

Dr. Mende: Evet güzel rahatlamış bir trans.

Dr. Mende: Bu imajinasyona konsantre olduğunuzda elinde bazı duyumlar vardı ve imajinasyonda belirtmeme karşın, vücudunun diğer bölümleri rahattı.

Süje: Evet.

(Bu demonstrasyondan sonra Süje yerine oturur)

Dr. Mende: Bu modelde neler olduğunu açıklamaya çalışacağım. Bu el kaldırma durumunun ne kadar kolay olduğunu gördünüz, siz de kolayca uygulayabilirsiniz. Şimdi yazılı bir versiyonunu göreceksiniz (fona yansıtılan görüntüde “Hipnoza Sokmada Direk ve İndirek Yaklaşımlar”başlıklı bir makale yer almaktadır).  Burada imajinasyonun nasıl kullanıldığından bahsedilmektedir. Makaledeki ilk cümlede küvet metaforuna ilişkindir ve “İlk defa hipnoz olacaklar için uygun bir trans indüksiyonudur” yazmaktadır. Bu modelde kişi kendi kolunu hafif bir materyal olarak düşünür. Hangi materyal olacağına kendisi karar verir. Bu materyalin suda yüzebilen bir nesne olması gerekir. Bunun için banyo küveti imajinasyonunu kullanılabilir. Hastanın seçtiği materyal tahta ya da (hediyeleri sarmak için kullanılan) köpük olabilir. Hastaya dokunmak için mutlaka onun iznini alınmalıdır. Bu aslında izin istemek gibi gözükmesine karşın, dolaylı bir telkindir; çünkü cümlenin içinde “daha sonra hafifleyeceksin” telkini vardır. Bundan sonrası direk telkin şeklindedir. “Kolunun kendi seçtiğin materyalden yapıldığını hisset” derim. İlk başta kişi her şeyi kendisi seçer. Fakat derinleşme aşamasında, mesela “banyodaki küvete yavaş yavaş su doluyor” şeklinde direk telkinler vardır. Bazı telkinler sözsüz olur. Sözsüz telkinler çok önemlidir. Kişiden ele dokunmak için izin istedikten sonra, gördüğünüz gibi kişinin parmağını kaldırıp hafif hafif vurma, aslında kolun katelepsiye geçişini sağlayan sözsüz bir telkindir. Elin gerilmesini sağlayıp, hafif darbelerle kasan ve rahatlatan kasların aynı gerginlikte kalmasını sağlamak katelepsiyi oluşturur.

İzleyicilerden biri: Bu dokunuşlar dolaylı telkin gibiydi. Ama ben Süjenin kendisine sormak istiyorum, o sırada kendisi ne hissetti?

Süje: (izleyici bölümünde oturduğu yerden yanıtlar) Ben dirsekten parmak uçlarıma kadar tahta gibi hissettim. Ondan sonra da zaten her bir vurmada elimin sertleştiğini ve renginin tahta gibi koyulaştığını hissettim.

Soruyu soran İzleyici: Otomatik olarak sert olması gerektiğini düşünmeden sertleştiğini hissettiniz.

Süje: Evet. Fakat sonra su aldıkça parmaklarım şişti.

Dr. Mende: Evet, buradaki gibi, Süje benim yönlendirdiğim şekilde, başka bir imajinasyonun içine girer. Su yavaş yavaş yükseliyor dedikçe elimi yavaş yavaş açıyorum. Bu da dolaylı bir telkin. Böylelikle elin havada kalmasını sağlıyorum ki bu sözsüz bir telkindir. Sözlerimle de “elin suyun üstünde yüzüyor” gibi cümleler kuruyorum. Suyun ısısını, çevrenin güzelliğini söyleyerek telkinlerimi sözel olarak sürdürüyorum. Bu hastanın içsel olarak söyleyeceği “evet seti”dir. Doğal ve daha kolay anlaşılan telkinleri kullanmak, daha başarılı sonuçlara götürür. Örneğin “şüphesiz, şüphesiz elin suyun üstünde yüzüyor, çünkü elin tahtadan yapılmış ve tahta doğal olarak suyun üstünde yüzer”. Siz bunu söylediğiniz zaman, kişi kendi kendine “evet, evet, evet” demektedir. Bunlara kişi zaten “evet şüphesiz doğru” demektedir ki bu da kişinin işin içine dâhil olmasıdır. Katalepsi oluşur, kolun suyun üzerinde yüzdüğünden, kişinin birlikte çalışacağı, imajinasyonu canlandıracağı konusunda hiçbir şüphe oluşmaz. Hastanın doğru bir şekilde canlandırması konusunda direk olarak cesaretlendirilir. Tercüman: (açıklama amacıyla ekleyerek) Kişi küvetin içinde olduğunu, suyun dolduğunu düşünüyor.

İzleyicilerden biri: Su hakkında başka bir şeyler söylenmiş miydi?

Tercüman: Evet ısısından söz etti, “sıcak, ılık” dedi. Çevreyi tasvir etti.

Süje: Ben tüm vücudumun değil de sadece kolumun suyun üstünde olduğunu düşündüm.

Bir başka İzleyici: Küvetin içinde kolu hareket edeceğine tersini düşünüyor ve kolunda bir hareket var, Süje tüm vücudunun değil de sadece kolunun suda olduğunu düşünüyor. Burada farklı ya da zıt bir duygu oluşur mu?

Dr. Mende: Hayır. Trans mantığında bu önemli değildir. Yani vücudun tamamı ya da sadece kol. Trans mantığında bu ilginç bir olgudur. Bununla ilgili olarak, deneysel bir araştırmacı bir grupta simulator (benzeşim) kullanarak, çok yüksek telkin kabulü olan Süjelerle, ikinci grupta da telkin kabulü yüksek olmayan (hipnoza dirençli) Süjeleri örneklemine aldı. İkinci gruptakilere hipnozdaymış gibi hareket etmelerini istedi. İki grup arasındaki farklılık hipnotik etki olarak değerlendirildi. Trans mantığını açıklayan ilginç bir deneydi. Negatif halisünasyon[3] oluşturarak örneğin buradaki koltuğun gerçekte var olmadığını söyleyerek ve (aslında varolan koltuğun arkasındaki) masaya doğru yürümesini söylerseniz, kişi koltuğun olmadığını zannederek koltuğun arkasındaki masaya doğru yürür. Birinci grup gerçekten hipnozdaydı ve 2. guruptan hipnozdalarmış gibi hareket etmeleri istendi. Hipnotize olabilme yeteneği olan grup bu durumda ne yaptı biliyor musunuz? (izleyicilere sorar)

Tercüman: (yeniden açıklamak için) İki grup var biri çok iyi hipnotize olabilen, diğeri de hipnotize olmuş gibi davranan grup. Sandalyeyi önlerine koyup masayı da sandalyenin önüne koyduğunuzda çok iyi hipnotize olan grup ne yapar? Size soruyor.

İzleyicilerden biri: Sanırım ilk hipnotize olan grup sandalyeye geldiklerinde orada durdular. İkinci grup sandalyeye doğru yürümeye devam etmiş olmalılar.

Dr. Mende: Taklit edenlerden bir kısmı sandalyeye çarptı, bir kısmı sandalyeye çarptıklarında “bu ne” diye sordular. Bir diğer kısmı da sanki sandalye yokmuş gibi üstünden yürüyüp geçmeye çalıştı.

İzleyicilerden biri: Gruplardan biri derin hipnozdaydı. Bence diğer grup da hipnozdaydı.

Dr. Mende: Hayır. İkinci grup hipnozdaymış gibi davranmaları istenen ve gerçekte hipnozda olmayan gruptu.

İzleyici: Bir tanesi hipnozda olmayan, rol yapan grup, diğeri İkinci grupsa hipnozda olan grup. Tamam. Rol yapan grup yürüyor ve duruyor. Taklit eden grup çarpıp uyanıyormuş gibi yapıyor, üzerinden geçmeye çalışıyor.

Dr. Mende: Çok hipnotize olan gruptakilerin tepkileri enteresandı.

Bir başka İzleyici: (hipnozda olan gruba ilişkin) durdular, çünkü onlar masaya geldiklerini zannettiler.

Dr. Mende: Ne yaptılar biliyor musunuz? (Hipnotize olan gruptakilerin ne yaptığını, öncelikle vücut diliyle, sandalyenin kenarından geçerek gösterir). Hipnoz olan gruptakiler sandalyenin etrafını dolaşıp masaya ulaştı. “Düz bir çizgiyi takip ederek mi geldin, önüne her hangi bir şey çıkmadı mı” denildiğinde “evet düz çizgide geldim, hayır önüme hiçbir şey çıkmadı” cevabını verdi. Bazıları ise sandalyeyi çekip düz çizgide gitti. Onlara sorulduğunda “ben düz bir çizgide yürüdüm; orada sandalye yoktu ki” diye cevap verdi. Trans mantığında Süjelerin kendi iç düşüncelerinde buna karşıt bir şey yoktur. Yaptıklarıyla iç dünyaları arasında bir çatışma bulunmaz.

İzleyicilerden biri: Tıpkı psikolojik sorunlarda olduğu gibi.

Dr. Mende: Bu anlamda hipnozla çalışmakla ruhsal sorunları olan bireylerle çalışmak birbirine benzer. Psikolojik hastalıklarda da bunun gibi düşünceler mevcuttur. Örneğin ben hastanın kolunu yukarı kaldırması doğrultusunda telkin verdikten sonra; kişi istese de bir müddet kolunu hiç oynatamayabilir. Bu durum, hipnotik olarak ortaya çıkardığınız bir semptomdur. Buradaki semptom, istem dışı olarak, kısa süreli varolan hipnotik bir olgudur. Psikopatolojik bir semptom da hipnotik durumda oluşturulan semptoma benzer; ikisi de aşikardır ve istem dışı ortaya çıkmaktadır.

İzleyicilerden biri: (bu izleyici biraz önceki uygulamadaki trans mantığını yorumlamaktadır) Bu durumda hipnozda da mantığın değiştiğini görüyorum. Örneğin arkadaşımız kolunu omuzdan eline kadar bütün olan bir tahta şeklinde gördü. Siz ondan kolunu dirsekten kırarak kaldırmasını istediğinizde, bu durumda omzundan eline kadar bütün olarak gördüğü kolu kırık bir tahta haline gelecekti. Bu nedenle onun gözünün önüne pinokyo görüntüsü geldi; çünkü pinokyonun dirseğinde de eklemleri vardı ve böylelikle hasta dirsekten kolunu kıvırarak, sizin gösterdiğiniz ve istediğiniz gibi kaldırabildi.

Dr. Mende: Evet kesinlikle; çok güzel yakaladınız. Bu önemli bir noktaydı. İçsel deneyimle dışarıda yaşanan ya da istenen değişiklikler birbirine uygun hale getirilmektedir.

Dr. Mende: Evet, psikopatolojik semptomlar gibi hipnozda da semptom oluşturulmaktadır. Ancak hipnozda çok kısa bir zamanda bu semptom ortadan kaldırabilmektedir. Bu Jeffry K. Zeig’in kavramlaştırdığı gibi bir tür tohumlama (seeding) olmaktadır. Hipnotik bir semptomu yok ederek, psikoterapinin ana teması olan psikopatolojik bir semptomu da yok edeceğinize dair bir tohumlama yapılmış olur.

İzleyicilerden biri: İndirek hipnotik telkin mi?

Dr. Mende: Evet, dolaylı bir telkindir. Sözel olarak verilmemekte ancak bağlam bu şekilde oluşturulmaktadır. Bağlam dolaylı bir telkindir. Hipnozdayken oluşturulan bir semptomu yine hipnozdayken ortadan kaldırılarak, hastada hastanın sorununu da ortadan kaldıracağınız konusunda bir inanç oluşturulmaktadır. Mesela kişiye “küvette su doluyor ve eliniz havaya kalkıyor” dendiğinde ve “şimdi musluğu kapat” dendiğinde hastaya olayı kontrol edebileceğifikri verilmiş olmaktadır. Hastaya “küvette yeteri kadar su var” dendiğinde, kişinin kolunun kalkması durmakta, siz de hastanın durumu hakkında fikir sahibi olursunuz. Sonra kişiye “alttaki tıpayı açması”nı söylersiniz ve el yavaş yavaş aşağıya iner. Sonra oturmuş olduğu sandalye hizasına geldikten sonra, hastalar çok değişik bir hisse sahip olduklarını söylemektedir. Kollarında bir uyuşukluk hissedebilir. Bu iyi bir şeydir çünkü ilerde bu hastanın anestezik bir seviyeye geleceğini gösterebilir. Dolayısıyla bu banyodaki el indiksiyonu birkaç yönden iyi olabilmektedir. Bir tanesi, anestezi olabileceği ve böylelikle ağrılarının geçebileceğidir. İkincisi kolunu kaldırıp indirebilmesi, yani o anda semptomun oluşturulup kaldırabileceğine ilişkin bir tohumlamayı yaparak, daha sonra sorunlarını da yok edebileceği inancını beraberinde getirmektedir.

Dr. Mende:    Burada “niçin sağ ya da sol el kullanılmakta” diye sorabilirsiniz. Bunun anlamı, uyuşma halinin diğer kola da transfer edilebilmesi içindir. Dişlerde cerrahi bir müdahale yapacağınız zaman bu faydalı olabilir. Sol eldeki uyuşukluk halini sağ ele, oradan da çeneye yönlendirebilirsiniz. Bu yöntem diş hekimliğinde kullanılabilir. Size ilk kez gelen birisine “kimyasal bir anestezi olmaksızın hipnozla anestezi yapılabilir” dediğinizde kişi merak eder, ancak direnç de gösterebilir. Fakat adım adım uygularsanız bir sorun çıkmaz.

İzleyicilerden biri: Uyuşukluğu bir koldan diğerine aktarmak ve oradan da çeneye aktarmak kolay, ancak dişte anestezi yaratmakta sorun oluyor. Bu konuda ne önerebilirsiniz?

Dr.Mende: Burada sağ elde uyuşukluk olduğunda, bunun sol ele geçtiğini söyleyin arada uzak mesafe olduğu halde çok kolay geçebileceğini telkin edin. Bunu hipnotik olarak oluşturduğunuzda, bu uzak mesafeye rağmen uyuşukluğun diğer ele geçtiğini ve oradan da yine uzak mesafede çeneye geçtiğini ve dişin çeneye ne kadar yakın olduğunu ve bu nedenle dişe daha çabuk geçeceğini söyleyin. Önemli olan her bir aşamada kişiden “evet” onayını almanız ve evet’i çok söyletmeye çalışmaktır. Ne kadar çok evet olursa bir sonra ki evet o kadar kolay gelir.

İzleyicilerden biri: Burada bir parantez açarak Milton Ericson’un evet seti dediği durumu,bilmeyenler için “Evet Seti”ni kısaca tanıtalım. Evet seti, nihai olarak evet yanıtını almak istediğiniz durumdan önce, hipnoza alınan kişinin “evet” yanıtını verebileceği bir dizi soru sormaktan ya da böyle bir durumu ortaya çıkarmaktan oluşmaktadır. Ericson evet setini o anda gerçekten var olan ve yanıtı evet olabilecek olgu ya da durumlardan hareketle yapmaktadır. Kişi 2., 3., 4. ve 5. sorulara peşpeşe “evet” yanıtını verdiği için yeni gelen 6. ve 7. soru ya da durumların, kişinin zihninde “evet” olma olasılığı artmaktadır. Böylelikle istenilen duruma daha hazır ve kabul edici bir şekilde yaklaşmaktadır.

Bir başka İzleyici: Bir yaşantımı paylaşmak istiyorum. Hipnoz hakkında herhangi bir fikrim olmadığı zamanlarda, çocuğumun süt dişleri ile ilgili bir sorun yaşamıştım. Anestezi doktoru olmama rağmen çocuğun ağrı çekmesinden korkuyordum. Bu nedenle genel anestezi kullandım. Hipnozu öğrendikten sonra evde çocuğa, dişinin ağrımayacağı, korkmaması gerektiği hakkında hipnotik telkinler verdim. Elini yumruk yapıp, uyuşturup, uyuşan elini ağrıyan dişine götürmesini isteyip “dişine dokunduğunda dişin de ağrımayacak” telkiniyle diş hekimine gittik ve dişi ağrımadı.

Dr.Mende: Yumruk yaparak bu şekilde yapılan bir hipnoz etkilidir. Uyguladığım demonstrasyona dönecek olursak, el bu yöntemde yavaş yavaş aşağıya indi koltuğun kenarına geldi. Böylece semptomu yok etmiş olursunuz. Daha sonra artık kendi kolu oldu. Kaslar, etler, kemikler tekrar kendi kolu oldu. Bazıları hemen ellerini oynattır, ben bu durumda tam tersi çok yavaş telkinler veriyorum; zamanımızın olduğunu söylüyorum. O hipnotik semptomun ortadan kaldırılması için, zamanı kısıtlamamak vaktimiz var demek önemli bir noktadır.

İzleyicilerden biri: Bu gerçek problemiyle ilgili bir tohumlama oluyor.

Dr. Mende: Evet. Semptom hakkında bir tohumlama olur.

İzleyicilerden biri:  Bir soru sorabilir miyim? Bu uygulamayı bruksizmle nasıl bağlantı kurabileceğimiz hakkında bilgi verir misiniz?

Dr. Mende: Evet.

Bir başka İzleyici: Bu dolaylı bir telkindi. Kolundaki, kaslarındaki bu hissizliği çene kaslarına götürebilir.

Dr. Mende: Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, tahta bir çocukken, “pinokyo da gerçek bir çocuğa dönüştüğünde kasları nasıl olur?” diyerek gerçek bir çocuğa dönüşünce rahatlayacağına dair dolaylı bir telkin vermiş oldum. O pinokyoyu düşünüyordu ama kendisi için de bir tohumlama oldu.

Uygulamadaki Süje: Ben pinokyo’yu söylemeseydim ne diyecektiniz?

Dr. Mende: Herhangi bir şey. Vücudun geri kalan kısmını rahatlatacak başka herhangi bir şey söyleyebilirsiniz. Eşleştirme yapmak için örneğin “gördünüz bütün kaslarınız nasıl da rahatladı”. Uyuduğunuzda bilinç işlemez, vücudunuz bilinçsiz bir şekilde kendi kendine rahatlar ve gevşemesine ilişkin evet setlerine devam ederek uyku sırasında da gevşemenin olacağına dair örgü şeklinde bir tohumlama yaparım. Yürürken bile bazı kaslarınız gevşetebilirsiniz, oturduğunuz zaman daha fazla kasınız gevşer, uzandığınız zaman ise bütün kaslarınız gevşer.

Uygulamadaki Süje: Bana bu konuda daha sonra yapmam için bir ev ödevi gibi bir şey verecek misiniz?

Dr. Mende: Biraz önce söylediğim gibi otururken bazı kaslarınızı gevşetebilirsiniz, uzandığınız zaman ise bütün kaslarınız gevşeyeceğine, uyuduğunuzda ise bütün kaslarınızın daha fazla gevşeyeceğine dair bir telkin önerebilirim.

Bir başka İzleyici: Hastanın problemini ilk hipnoza aldığımızda mı çözeceğiz, yoksa problemin nedenine inip, birkaç seans sonra mı hipnoz yapılacak? Hangisini tercih ediyorsunuz?

Dr. Mende: İkisini aynı anda yapabilirsiniz. Bir yandan hastayla bilinçli olarak problemi hakkında konuşurken; diğer yandan kişinin kaslarını rahatlatabilirsiniz. Ev ödevi olarak self hipnozu verebilirsiniz. Daha sonra kişinin probleminin ya da semptomunun kökenine doğru inebilirsiniz. Kişi semptomunun nedenini merak edebilir. Bu durumda sembolleştirme yapmak işe yarayabilir. Yarın bu tür bir sembolleştirmeye ilişkin bir çalışma yapma fırsatı yaratabiliriz. Sembolizme şöyle bir örnek verebiliriz: “Düşünün ki, çevrenizde görmüş olduğunuz şu kısım aslında bir ev”. Bu şekilde bir sembolleştirme, çene kaslarının rahatlamasına neden olabilir. Kaslar çok fazla enerjiyi hapsetmektedir, siz olumlu bir imajinasyonla(kurulan hayalle), kasların gerilerek hapsettiği bu enerjiyi dışarı atabilirsiniz. Eğer kişinin çene kaslarını gevşetmekle ilgili sorunu varsa; hipnozda gördüğü bir sembol üzerinden onunla konuşun. Örneğin burada biraz önce olduğu gibi bir pinokyo gördü diyelim. “Pinokyoya sorun, o kaslarını nasıl gevşetiyor, nasıl hissediyor” gibi. Böylece daha iyi bir iletişim kurmuş olursunuz. Kısaca hasta size neyi veriyorsa onunla çalışabilirsiniz.

 

İzleyicilerden biri: Hastaya hipnozda bir sembolle problemini tanımlattıktan sonra yine problemi çözdürebilir miyiz?

Dr. Mende: Böylece hem problemle yüzleştirilmiş hem de yine problemi hastanın kendisi çözmüş oluyor. Çözümde siz hastalığı değil semptomu çözeceksiniz. Hasta problemi daha sonra kendine baktığında çözebilir.

Dr. Mende: Hastalarınıza hipnoz yapma hakkında güveniniz var mı? Evet. Hastayı adım adım takip etmek. Bu aslında Ericsoniyen yaklaşımdan gelen bir yöntemdir. Ericson öncelikle hastayı uzun süre takip eder, empati kurar ve onu anlar. Sonra birden bire hasta terapisti takip etmeye başlar. Bu durum literatürde “yüzyüze gelme ve izleme (facing and leading)” diye geçmektedir. Bu durumu açıklayan şöyle bir anekdot bulunmaktadır:

Dr. Mende: Bir sincap sürüsü varmış. Sincaplardan biri neredeyse uçurumdan aşağı atlamak üzere olanları ölümden kurtarmak istiyormuş. İlk söylediği şey “Durun durun! Buraya gelmeyin! Burada uçurum var” olmuş. Ancak diğerleri onu geçmişler ve uçurumdan aşağıya düşmüşler. Daha akıllı olan ikinci sincap bir sürünün daha geldiğini görünce şöyle demiş: “Zamanımız yok. Daha hızlı olmalıyız. Şurada kestirme bir yol var”. Böylelikle yeni gelen sincap grubunun yolunu değiştirip düşmelerine engel olmuş ve onları kurtarmış. Bu hız konusunda bir örnektir. Hastaya “evet, evet, evet” dedirtirsiniz ve son anda yolu değiştirirsiniz ve sizin istediğiniz yola girer. Bu liderlik ve yönetmeyle ilgili örnektir.

Dr. Mende: Bir başka bir yöntem de aynalamadır (mirroring). Danışanla çalışırken sözel aynalama kadar sözsüz olarak da, hızı kendiniz ayarlayabilirsiniz. Gelir gelmez hastaya “şimdi siz muayenehaneme geldiniz, ilk defa birbirimizi görüyoruz, size nasıl yardım edeceğimi henüz bilmiyorsunuz” dediğinizde “size yardım edeceğim” telkinini dolaylı olarak vermiş olursunuz. Yani “yardım edeceğim belli, ama nasılı kesin değil” gibi bir anlam çıkmaktadır. Burada hastayı hem hızlı bir şekilde, hem de yönlendirerek ya da yöneterek bir tür transa sokmuş olursunuz. Bu hızı ayarlarken henüz çözüm yolu bulunmadığını; ama mutlaka bulacağınızı telkin etmiş olursunuz.

Dr. Mende: Bu durum iki döneme ayrılmaktadır: Birinci dönem olan adımlama’da (pacing) yüzde yüz doğru ya da gerçekleşecek olan şey söylenir. Tabii ki bu durum olumlu olmalıdır. İkinci bölüm liderliktir. Hastaya liderlik edildiği (leading) bu bölümdeyse ufak tefek riskler alınır. Bununla birlikte hastanın tedavi edileceği söylenir.

Dr. Mende: Şimdi size “adımlama ve liderlik” uygulamasının bir benzerini göstermeye çalışacağım. Rahat bir yerlere oturun. İlk önce “adımlama (pacing)” daha sonra da “liderlik (leading)” bölümüne geçeceğiz. Şu anda “adımlama” başlamış durumda; çünkü size dolaylı olarak “siz şu anda çok da rahat değilsiniz” derken ben hemen başlamış oluyorum. Sizi mümkün olduğu kadar rahat oturmaya davet ediyorum. Şu anda aynı “adımlama”yı kendim için de uyguluyorum. Sizler şu anda otururken ben konuştukça sesimi duyacaksınız. Şu anda oturduğunuz koltuğun kollarını hissedebilirsiniz. Yanınızdaki kişiyi hissedebilirsiniz. Şu anda bir çok insanın bulunduğu bir ortamda oturuyorsunuz ve herkes kendi yerinde soluk alıp veriyor. Oturduğunuz sandalyeyi hissediyorsunuz. Vücudunuzun bazı bölgelerinde rahatlamalar hissediyorsunuz. Nasıl rahatlayacağınızı merak ediyor olabilirsiniz. Kendi hızınızla nefes alıp veriyorsunuz. İngilizce konuşuyorum ve benim sesimi duyuyorsunuz. Bir yandan da konuştuklarımın Türkçe tercümesini duyuyorsunuz. Etrafınızdaki her şeyin farkındasınız. Bu rahatlığınız ne kadar derinleşecek onu merak ediyorsunuz. Daha çok rahatlıyorsunuz ve derinleşiyorsunuz. Dışarıdaki trafiği işitiyorsunuz. Benim sesimi derinden duyuyorsunuz. Duyduğunuz dışarıdaki sesler hiç önemli değil. Daha rahatlıyorsunuz daha derinleşiyorsunuz. Hiçbir şey söylemediğim bir an gelecek ve o anı tamamen kendi iç gerçeğiniz için kullanacaksınız. Tekrar sizinle konuşana kadar o zamanı gevşemek için kullanacaksınız.

(Dr Mende açıklamalarına da devam etmektedir) İlk adımda kişinin reddedemeyeceği şeyleri söylersiniz. Mesela “Şu anda insanların içinde bulunduğu bir odadasınız, bir koltukta oturuyorsunuz” gibi. Böylece bir “evet seti” oluşturursunuz. İkinci bölümde yani hastayı yönlendireceğiniz “liderlik” bölümünde, tam emin olmadığınız ama ulaşılması mümkün olabilecek şeyler söylersiniz. Bir başka deyişle hastanın erişebileceği gerçekçi durumları telkin edersiniz. Adımlama ve liderlik bölümünü bağlaçlarla bağlarsınız. Mesela “ve”, “öyle”, “ama”, “bu arada”, “çünkü” gibi bağlaçlarla bağlarsınız. Mesela “bir iskemlede oturuyorsunuz,” (buadımlamaya örnektir)”, “ayaklarınız yere değiyor” (bu da adımlamaya örnektir) “ve herkes kendi hızında nefes alıp veriyor” dediğimde ise bu son söylediğim “liderlik”tir. “ve” bağlacı ile adımlama bölümünü liderlik bölümüne bağlamış olurum. Böylelikle yönetmeye başlarım. “Benim sesimi duyuyorsunuz” dediğimde adımlama olur. “Yaparken”, “ederken” dediğimde bundan önceki kelimeler tam gerçekliği ifade etmelidir. “Ben size seslenirken siz benim sesimi duyuyorsunuz” dediğimde de bu adımlama olur. Daha sonra trans indüksiyonu başladığında hasta kendi hızıyla yavaş yavaş nefes alıp verirken, “siz bu şekilde nefes alırken giderek daha fazla gevşemeye ve rahatlamaya başlıyorsunuz” derim. İşte burada liderlik ya da yönetme bölümü başlamış olur.  “iken” bağlacı ile iki konumu bağlamış oluyorum. Yani adımlama bölümünde, “yaparken”, “ederken” gibi sözleri kullanırken; yani ilk iki durum da doğru olduğu için, yönetme bölümüne geldiğimizde hasta ondan sonra geleceklerin de doğru olduğuna inanacaktır veya öyle algılayacaktır. Burada söyleyeceğimiz şey, erişmesi imkânsız olacak bir durum değil; kısa zamanda erişilebilecek bir hedef olmalıdır. Bu yüzden adımlama bölümünü üç dört kez yineledikten sonra liderlik ya da yönetme bölümüne geçmelisiniz. Yani vücut diliyle de bir “evet seti“ oluşturmuşsanız ondan sonra yönetme bölümüne geçebilir ve “liderlik” telkinlerine devam edebilirsiniz.

Dr. Mende: İlk başta rahat oturmuyordunuz. Herkes biraz rahatsız gibiydi. Ne hissettiniz tam olarak bilmiyorum ama rahatlama sırasında herkes kendine uygun bir gevşeme yolu buldu. Neler hissettiniz? Bu konuda konuşmak isteyen var mı? Deneyimini paylaşmak isteyen var mı?

İzleyicilerden biri: Affetmeyi istediğim birkaç insan vardı. Onları gözümün önünde canlandırdım. Yanaklarından öptüm ve bağışladım.

 

Dr.Mende: Yani burada kendi alanınızı kullandınız.

Bir başka İzleyici: Ses tonu kelimelerin anlamının çok önüne geçti . Benim İngilizcem pek iyi değil. Ama sözlerini hiç anlamadığım halde ses tonuyla derinleşebildim.

Dr.Mende: Her hipnoterapist zamanla kendine özgü bir ses tonu geliştirir. Bazen ben bunu bilinçli yapıyorum ama çoğu zaman kendiliğinden oluyor. Tabii ki hipnozdan çıkış döneminde hız farklılaşıyor. Transa geçerken de o ses tonu önemli bir mesaj veriyor ve genellikle de yeterli oluyor. Bu adımlama aşamasındaki ses tonu çok önemli. Nefes alıp vermeleri konuşma hızı olarak takip etmek önemli. Grupta birçok kişinin nefes almaları farklıdır fakat bir tek kişinin nefesini siz ayarlayabilirsiniz. Önemli şeyleri kişi nefesini verirken söylersiniz. Nefes aldığı sırada biraz durursunuz. Bu hastanın nefesini ayarlamada sözsüz bir telkindir. Nefesin hızını ayarlamak terapistle hastanın uyumunu ayarlamadaki en önemli unsurdur.

Başka bir İzleyici: İlk gevşeyen ensemdi. Gevşemeden sonra abdominal nefeslere geçtim.

Dr.Mende: Burada aynı zamanda tercüme eden kişi de var. Bu durum sizin gevşeme hızınızı da etkiliyor. Almış olduğunuz ton vasıtasıyla transa geçebiliyorsunuz.

Bir başka İzleyici: Genellikle hipnozdan sonra hastalarım boyunlarının ağrımasından şikâyetçi olurlar. Ben de koltuğu iyi ayarlamadığımı düşünürüm. Çünkü hasta çok fazla gevşediği için boyun ağrısından şikayet eder. Benim uygulamamı yaptığım yer hipnoz koltuğu değil. Bugün de pozisyonumdan çok rahatsızdım ama sonra dedim ki; “aldığın her nefesle birlikte rahatlayacaksın ve kasların biraz daha uzayacak”. İlk başta başım biraz ağrıdı; fakat telkinle kaslarım uzadı ve bunu tolare edebildi. Sonra gözlerimi açtığımda boynumda bir ağrı yoktu ama bu durum bir saat olsaydı ne olurdu diye düşündüm.

Dr.Mende: Kas gevşemesinde self hipnozu kullanmanız gerçekten güzel bir şey. Bazen bu gevşeme için bir analoji yapabilirsiniz. Kaslarınızı keman, gitar gibi telli bir enstrüman olarak düşünebilirsiniz. Bir keman düşünün. İlk önce doğru notadayken bir titreştirirsiniz. Daha sonra o küçük kulak gibi şeyi gevşeterek daha derin bir ses alabilirsiniz. Tel giderek gevşer gevşer. Bazen o kadar gevşek hale gelir ki siz ondan bir ses işitemez hale gelirsiniz. Dolayısıyla bu bir kas gevşetmede örnek olarak kullanılabilir.

Dr. Mende: İçinizde hipnoz sırasında kontrolü kaybedeceği korkusu olan hastanız oldu mu? Kontrolünü kaybetme korkusu en çok PTSD[4] hastalığı olan kişilerde olur. Bu nedenle hipnoza girmenin emniyetli bir durum olduğunu ona anlatmanız gerekebilir. Bana gelen hasta “kontrolü kaybetme korkum var ama neden olduğunu bilmiyorum” derse; ben o an transa yavaş yavaş gireceğine ilişkin bir açıklama yaparım. Kontrolü kaybetme korkusunun dışında semptomuna tamamen hâkim olma isteğiyle gelenler de olur. Ancak onların bilinçli düzeyde yapacak hiçbir şeyleri bulunmamaktadır. Korkularıyla baş etmeleri konusunda herhangi bir yöntemleri yoktur. Bilinçli bir şekilde hop diye kendinizi depresyondan kurtaramazsınız. Bu tip hastalar kontrolü bilinçsiz bir zihin durumundayken kazanmak isterler. Ben onlara “bilinçaltınız bunu nasıl halledecek bunu gösterebilirim” derim. “Bilinçli bir şekilde bunu nasıl yapacağınızı da gösterebilirim. Bu sizin bilinçdışınızdan hakim olmanıza da ayrıca yardım edecektir”. Transtan önce hastayla bu şekilde konuşmalarımız olmaktadır. Bunu size gösterebilirim. Çoğunuz transa geçmeyi biliyorsunuz. Özellikle kontrolü kaybedeceğim korkusu olan varsa bu konuda yardımcı olabilirim.

Tercüman: Anlaşılan bir kurban aranıyor (izleyiciler arasında gülüşmeler olur, daha sonra bir bayan izleyici, diğer izleyicilerin karşısına, Dr. Mende’nin yanındaki koltuğa oturur. Dr.Mende’nin yanındaki koltuğa oturan söz konusu izleyici elini yüzüne kapatarak ağlamaya başlar.  Dr. Mende bir süre bekler ve danışanın adını sorar, danışan adını söyler ve anlatmaya başlar)

Söz konusu İzleyici: Bir araba kazası. (Dr. Mende halen ağlamakta olan bu kişiye mendil uzatır ve ancak danışanın duyabileceği sözlerle onunla konuşur)

Tercüman: Ben tanımayan arkadaşlar için bir açıklama yapayım; Dr. Hanımın babası 1 hafta önce kalp ve böbrek yetmezliğinden vefat etti. Ailesi ise trafik kazası geçirdi.

Söz konusu İzleyici: Kız kardeşlerim erkek kardeşim, annem, teyzem, eniştem. Hepsi hastanede yaralı. (Dr. Mende ona gözlerini silmesi için bir parça kâğıt mendil verir)

Dr. Mende: Şu an sizinle kim yaşıyor?

Söz konusu İzleyici: Eşimle yaşıyorum.

Dr. Mende: Hislerinizle ilgili olarak kimseyle konuştunuz mu? Hayatınızın bu önemli gününde şu anda bunları konuşursanız çok yararlı olacaktır.

Söz konusu İzleyici: Babam için üzüldükçe her şeyin daha kötüye gittiğini görüyorum. Tanrıya şükretmem gerektiği söyleniyor. Bu durumda nasıl şükredebilirim.

Dr.Mende: Başkalarının ne söylediği hiç önemli değil. Önemli olan şu anda içinizde ne hissettiğiniz. Şu anda neye ihtiyaç duyuyorsunuz?

Söz konusu İzleyici: Ailemi güvende hissetmek istiyorum. Allah başka acı göstermesin diyorum. Çok çaresiz hissediyorum.

Dr.Mende: Size bu şekilde gelen birisine siz nasıl önerilerde bulunurdunuz?

Söz konusu İzleyici: Herkesin başında böyle şeyler var. Ama bu dediğimi ben kabullenemiyorum. Bu problemler size fazla gelmiş olabilir tabii.

Dr.Mende: Sizin kendinizi emniyette hissedeceğiniz bir yer vardır. Şu fikri nasıl buluyorsunuz. Görünmez duvarla çevrili son derece emin bir yer düşünün.

Söz konusu İzleyici: Mezarlık geliyor aklıma. Yani öbür dünya emniyetli gibi geliyor aklıma.

Dr.Mende: Öyle gözüküyor ama daha önce bu hisleri tattınız.

Söz konusu İzleyici: Çok empati yaparım o şekilde tattım.

Dr. Mende: O hissettiğiniz hisler sizin kişiliğinizin en derin noktalarında şu an muhafaza ediliyor. Şu an o bölgeye erişmeniz çok güç olabilir. Oraya eninde sonunda erişeceksiniz. O emniyetli bölgeye.

Söz konusu İzleyici: Nasıl ulaşacağım?

Dr.Mende: Şu an belki erişemiyorsunuz ama belli bir zaman dilimi içinde erişeceksiniz. Tepkileriniz normal fakat durum anormal. Yakın arkadaşlarınızla lütfen bir arada olun ve bu hislerinizi onlarla paylaşın… Sevdiğiniz arkadaşlarınızla şu an ne yapmak isterdiniz?

Söz konusu İzleyici: Şu an hiç bir şey.

Dr. Mende: Arkadaşınız sizi bir etkinliğe çağırırsa, içinizden gelmese dahi o etkinliğe gidin. Evet bu iyi gelebilir. Bu durumu aşmanız için önemli bir adım bu. Şu an çok sıradışı bir şey yaşıyorsunuz. Yaşadığınız durum normal bir durum değil ki.

Söz konusu İzleyici: Ayrıca onları yalnız bıraktığım için kendimi kötü hissediyorum. Onlar bana çok güveniyor. Ben çökersem onlar daha kötü olur. Onlara göstermemem lazım.

Dr.Mende: Sizi anlıyorum. Bazen kendinizi çok kötü hissedersiniz ama bu durum geçince kendinizi çok iyi de hissedebilirsiniz. Yeniden güçlenmek için en iyi yol her türlü duygularınızın bilincine varmak. Ondan sonra onları aşacaksınız tabii ki. Kendinizi suçlu hissediyorsunuz; ama ortada suç yok ki.

Söz konusu İzleyici: Suç yok ama insan suçluluk hissedebilir. Onlar acı çekerken yanlarında olmak istemiyorum, dayanamıyorum çünkü. Hem orda olmam gerekiyor, hem dayanamıyorum.

Dr.Mende: Psikolojik destek alıyorlar mı?

Söz konusu İzleyici: Hayır. Türkiye de böyle şeyler çok lüks biliyorsunuz.

Dr.Mende: Siz onlara o kadar içten bağlısınız ki, onların neler hissettiklerini anlayabiliyorsunuz.

Söz konusu İzleyici: Bu iyi bir şey değil ama benim için.

Dr. Mende: Elbette değil. Çok zor tabii ki.

Bir başka İzleyici: Bu yaşadığı oldukça normal. Çok ciddi travmatik olaylarda yaşanan dokuz basamak vardır. İnkardan başlar, sonra konfizyon başlar; dokuzuncu basamak ise barış ve kabuldür. Hiçbir insan birinci basamaktan dokuzuncu. basamağa atlayamaz. Bütün basamakların yaşanması gerekiyor. Bir kişi 1. basamakta 1 gün kalıp 2. sinde 20 kalabilir. Bu hiç önemli değil. Her şey o formata o kadar güzel uyuyor ki. Arkadaş neredeyse 3. basamağa gelmiş. Bu yaşanılan olay çok üzücü; ama bunların yaşanması gerekiyor. Nasıl emeklemeden yürüyemiyoruz; bunları yaşamadan da kabul evresine gelemeyiz. Ben şöyle çerçeveliyorum siz 1 basamak daha geçiyorsunuz.

Dr. Mende: (danışana dönerek) Bu yaşadığınız oldukça normal tepkiler. Bu süreçte yaşayacağınız şeyler bunlar.

En son söz alan izleyici: Çok hipnozla ilgisi yok ama. Ben iki bebeğimi kaybettim. Gelişim geriliği gebeliği nedeniyle oldu. İkinci bebeğim de 15 gün yaşadı. O zaman ben de inkar ediyordum. Benim için zaman durmuştu o an. Şarlo’nun sessiz filmleri gibiydi. Ben bu basamakların hepsinden geçtim. Sen de bunlardan geçeceksin. Çok zor olabilecek ama geçeceksin. Ne yazık ki duygularımız var ama bu duyguları yaşatan sevdiklerimiz var. Sen de bunları yaşayacaksın.

Bir başka İzleyici: Bir çok kişi benzer duygular yaşantılar içinde. Bir anda üst üste gelir olaylar. Ben de yaşadım. Benim savunmam ise “ben yaşıyorum, ancak benim yanımdaki insanın bana ihtiyacı var, ona yakın olmak ve güçlü olmak zorundayım” dedim.

Dr. Mende: Kendinizi acil bakım ünitesinde yatıyor olarak düşünün. Sizin bir yakınınız geldi siz ona ne derdiniz? “Sen güçlü olmak zorundasın” derdiniz öyle değil mi? “Sen şu anda benim vücudumdaki ağrıları hissetmiyorsun ama sen git ve güçlü ol lütfen” derdiniz değil mi? Eminim böyle derdiniz öyle değil mi? Tabii şu anda bunun tersi söz konusu. Şu anda dışarıdan izleyen, o acil servise ziyaretçi olarak giden kişi sizsiniz.

Söz konusu İzleyici: Ablamın eşine hipnoz yaptım ve şu anda ağrısı yok. Ancak 1.derece akrabalarımınkilerin ağrısını kesemedim. Babamınkini anneminkini kardeşleriminkini kesemedim.

Dr. Mende: Çok doğal bir şey bu. O kişiyle çok yakınlığınız varsa yardım edememeniz normaldir. Kriz dolayısı ile.

Söz konusu İzleyici: Bu konuda kendimi çok kötü hissediyorum ama. En gerekli kişilere, en sevdiklerime yapamıyorum diye kendimi kötü hissediyorum.

Dr. Mende: Krizlerde bazen insan yardım edemeyebiliyor. Ne kadar yakın olursa kriz zamanlarında sizin yardımcı olmanız o kadar güçleşiyor.

Söz konusu İzleyici: Babam için birinden yardım istedim ama onu da içeri almadılar. Çok kötü bir şekilde öldü (ağlar).

Dr. Mende: Bu çok doğal, krizlerde insan çok yakınlarına yardım edemeyebilir. Bu sizin suçunuz ya da yetersizliğiniz değil.

Söz konusu İzleyici: Babamın daha önce 25 dk ve 35 dakika iki kere aralıklı olarak, kalbi iki seferde de defalarca durmuştu. Büyük bir şaşkınlıkla izlediler bunu Marmara üniversitesinde. Odaya ben girdiğim zaman, babam beni duyacak kalbi çalışacak dedim. Kapıdan içeri almadılar. Kapıyı kapattılar. Ama içerden tekrar koşarak geldiler; kalp tekrar çalışmaya başladı diye. Yani hissediyordu babam benim geldiğimi. ben her defasında onu geri çağırdım. Ama her seferinde daha büyük bir acıyla geri gitti. Bilinci hep açıktı. Sözsüz ve sözlü sürekli telkin gönderdim. “Ablam seni canlı görecek ölmeyeceksin” dedim. O kendisi direnç gösterdi, yaşamak istedi. Ama bunlar bana çok acı veriyor. İlk seferde keşke müdahale etmeseydim, daha acısız ölecekti.(ağlar).

Dr.Mende: Siz o yaşasın istediniz ve geri geldi. Bunlar çok anlaşılabilir çok doğal şeyler. Siz çağırdığınız zaman babanızın geri gelmesi aranızdaki ilişkinin ne kadar güzel olduğunu gösterir. Yapmanız gereken her şeyi yaptınız. Ama artık öyle bir yere geldi ki artık hiç bir şey yapılamayacak düzeyde. Ben mesleğim gereği bu tür durumlarla çok karşılaştım. Tam tersini düşünelim; Eğer şöyle bir şey olsaydı: Daha ilk kalbi durduğunda siz onu geri çağırmasaydınız, daha fazla acı çekmesin, gitsin deseydiniz o zaman ne olurdu? Siz doğru olanı yaptınız. En doğru şeyi yaptığınıza tamamen inanıyorum.

Söz konusu izleyici: Son anında yanında bulundurmadılar. İş bittikten sonra haber veririz dediler. Çok kötü bir şey bu. Ben yanındayken ölmüş olsaydı bu kadar üzüntü duymazdım. O tip doktorların zorunlu psikolojik eğitimden geçmeleri gerektiğine inanıyorum. Yoğun bakımda da olsa kendini seven insanla birlikte olması en doğal hakkıdır.

 

Dr. Mende: Hislerinizi anlattığınız için neler hissediyorsunuz?

Söz konusu İzleyici: Şu an vaktinizi aldığım için üzgünüm.

Dr. Mende: Pek çok kişiye bu olayları ayrıntıları ile anlatmanız size ferahlık verecektir. Bu bir yaranın iyileşmesi gibi bir şey. Nasıl zamanla yara düzleşir, iyileşir onun gibi bir şey. Hislerinizde yavaş yavaş düzleşecek tertemiz olacak. Temizlemeniz gerekir; çünkü eğer orada durursa zamanla enfekte olacaktır. Bu da ancak hislerinizi ayrıntılı olarak dostlarınıza anlatmakla olacaktır. Tabii ki orada bir iz kalacaktır; ama siz kolunuzu hareket ettirebileceksiniz. Bize bu kadar açık olduğunuz için teşekkür ederim. Başka konuya yönlenmenizde, dikkatinizi vermede ayrıca fayda vardır. Bu sizin için kaçınılmaz bir deneyim oldu. Çok teşekkür ederim.

 

Dr. Mende: Şimdi temel duygusal ihtiyaçlardan söz edeceğiz. Özellikle hipnoz alanında geliştirmiş olduğum teoriyi açıklamak istiyorum. Elinizdeki dökümanlardaki sekizinci ve dokuzuncu sayfalarda anlatacaklarımın özü mevcut. Hastaların duygusal gereksinimleri derken neyi kastediyoruz? Mesela araba kullanma fobisi olan bir kişiyi düşünelim. Kuşkusuz bu adam araba kullanabilir, ehliyeti var, ama korkusu var. “Tekrar o arabayı kullanabilirim” düşüncesine, hissine sahip olmak istiyor. Bu bağlamda “Duygusal ihtiyaçlar (Emotional needs)” terapötik olmayan amaçlar için de kullanılabilir. Yani “hayattan ne istiyorsun, ne amacın var” gibi konular için de kullanılabilir. Buradaki soru “ne istiyorsun ve bunu istemedeki amacın ne” sorusudur. İyi bir araba, iyi bir ev sahibi olmak isteyebilir. “Peki bunun nesini seviyorsun?” Özel bir şeyler hissetmek istiyor, araba ile yeni yerlere gidecek… Bu bir histir. Terapi için size gelen birine “siz buraya niye geldiniz” diye sorduğunuzda, “ben bu semptomdan kurtulmak istiyorum” diye cevap verecektir. Mesela “ben araba kullanmaktan duyduğum korku hissinden kurtulmak istiyorum” diyecektir. İkinci olarak “ne istiyorsun” diye sorduğumuzda “kendimi rahat hissetmek istiyorum, rahat hissedince de gideceğim arabamı kullanabileceğim, istediğim yere gidebileceğim” diyecektir. Bundan sonraki adımda da nereye gideceğine kendi kendine mi karar verdiği ya da vereceği sorulacaktır. Çünkü sonunda kendi başına, özgürce karar vermesi amaçlanmaktadır. Bu sizin tedavi amacınızdır. Kendisi sadece bu işi yapmak istiyordur. Üçüncü duygusal ihtiyaç ise yeterliliktir. Mesela bir danışanınız geçici olarak eşinden ayrılmış olabilir. Birlikte yaşamaktadırlar ama spor salonuna tek gitmek istemektedir. O işi yapacak yeterlilikte olmak istemektedir. Bu işlevsel bir gereksinim ve duygusal bir ihtiyaçtır; kendine olan özgüven. Bu arada bir soru havada kalıyor. Özgürlüğü varken bunu ne için kullanacak. Acaba kendi eğlencesi için mi yoksa kendine bir şey ispatlamak için mi? Zamana ve mekana oryantasyonu yoksa bu özgürlüğü ne için kullanacak. Bunlar böylelikle 4 ana bölümden oluşmaktadır. Bunların ilişkili olması ve niçin yaptığını bilmesi önemlidir. Bu 4 ayrı bölüm aslında birbiri ile ilişkili ve uyumludur. Bir ilişki sırasında da bunlar aynen geçerlidir. İlişkiniz devam ederken sizin duygusal gereksinimlerinizi karşılar. Bazen bunlar karşıt, birbiri ile çelişiyor gibi gözükebilir. Bir tanesi çok önem kazanırken diğeri önemsizleşebilir. Bazen bu 4 parçadan bir tanesi baskın duruma gelebilir, kendine güven çok önem kazanırken, ilişki, zamana ve mekana uyum, daha az öneme sahip olabilir. İşte o zaman patoloji başlayabilir. Burada birbirleriyle olan devamlılık çok önemlidir ve en sık rastlananlardan bir tanesi, özerklik ve ilişkililik arasındadır. Örneğin bir çocuğun ebeveynleri tarafından büyütülmesi sırasında, özgüvenle ilişkileri bir arada aldığınız zaman; okulda iyi notlar alması için anne ve babası ona “eğer iyi notlar alırsan seni daha çok seveceğim” diyebilir. “Eğer notların kötü olursa seni o kadar sevmeyeceğim” diyebilir. Başka bir örnek ise, Almanya’da bizim şöyle bir özdeyişimiz vardır: “Ayakların bu masanın altında olduğu sürece bizim dediklerimizi uygulamak zorundasın”. Yani “bizim yemeğimizi yiyorsun, o zaman bizim dediğimiz olacak”. Anne ve babalar çocuklarına bunu söyler. Bu önemli bir ilişkidir. O zaman çocuk iyi ilişki kurabilmek için kendi özerkliğinden, kararlılığından ödün vermek zorunda kalıyor.

Dr. Mende: Bu durumda ne tip kişilikler söz konusu buna dikkat etmenizi isteyeceğim. Şizoid, narsistik, antisosyal, borderline, histrionik, herkes biliyor bunları. Bunlar bazı kişiliklere özgün olmakla birlikte tüm kişilik tipleri için aynen uygulanacağı anlamına gelmiyor. Mesela histrionik kişilik için oryantasyon söz konusu olabilir, bunlar şablonda var. Histerik kişilikler için önemli olan oryantasyondur. Yani kendileri kimdir nerdedir önemlidir. Terapiste öğüt almak için gelirler. Terapide terapist kendini biraz geri çeker, ortada o vardır. Öğüt için gelir ama bir süre sonra “bu terapist hiçbir şey bilmiyor” der ve genelde sizi bozarlar. Ama asıl aradıkları şey oryantasyondur. Burada bir konuda usta olmak yerine, öyle görünmeyi tercih ederler.

Dr. Mende: Kompulsif kişiler için ise bu tam tersidir. Çok yeterlilikleri vardır, ustadır, ne yaptıklarını bilmezler ama yaptıkları şeyi çok iyi yaparlar. Esas bu kişilik tipinde oryantasyon bozukluğu vardır. Çok iyi el yıkarlar ama niye yıkadıklarını bilmezler.

Dr. Mende: Depresifler ise, Major-depresif durumdan değil depresif kişilikten bahsediyorum, önemli ilişkiyi sürdürmek isterler korktukları şey bu ilişkiyi kaybetmektir. İlişkiyi sürdürmek için de otonomiyi yani özerkliği kurban ederler. Kendi isteklerini değil diğerinin isteklerini yaparlar.

Dr. Mende: Şizoid kişilikte ise otonomi sorunu, kendi kendine karar vermeyle ilişkilidir. Tıpkı depresif kişilikte olduğu gibi asıl gereksinimi ilişki sorunudur. Karşıdaki kişi onu aşağılasa bile, o onunla ilişkisini sürdürmek ister.

Dr Mende: Narsistik kişiler ise istediklerini yaparlar. İstedikleri amaca ulaşırlar. Ancak onlarda da bir ilişki bozukluğu vardır. Mesela birisi ona “sen o konuda yetenekli değilsin” dediğinde hemen o kişi ile ilişkisini bozabilir. Özerkliklerine karşı ilişkiyi feda edebilir.

Dr. Mende: Şimdi yukarıdaki vakalardan daha ağırlara geliyoruz. Sınır vakalar (borderline) ortama uyabilmek için; iyi şeyler, kötü şeyler olmak üzere dünyayı neredeyse ikiye ayırırlar. Bir süre sonra sınırda kişilik tipi için her şey değişebilir; terapisti en kötü kişi olarak değerlendirebilir. Dünyaya da bir anlamda anlam kazandırmak ister. Kendisini çevrenin bir kurbanı olarak görmeye başlar. Bu oryantasyon bozukluğudur. Sorgulanabilir amacı konusunda da kesin değildir. Oryantasyon söz konusu değildir. Kendi eğitimim sırasında bir hastanede çalışıyordum. Bazı hastaları muayene edip onlar hakkında rapor veriyordum. Suç işleyen bir psikopat kişinin, 10 yıl hapiste kaldıktan sonra, bir psikopat kişinin serbest kaldığını görürsünüz. Çıkınca” ne oldu ben yine serbestim” diyor 10 yıl onu hiç etkilememiş, ceza konusunda dersini almamış oluyor. Dolayısı ile o kişiye ödül de verseniz bir şey değişmeyecektir

İzleyicilerden biri: Filmlerden birinde bir psikopat katil, kapının arkasında bir resim yapmıştı. Öldürdüğü kızın resmini. Aldığı ilaçlarla yapılmış bir resimdi bu.

Dr. Mende: Psikopatik kişi için çok güzel bir örnek. Psikopatik kişinin psikolojik semptomları aslında normal dengesine tekrar kavuşmak için yapılan davranışlardır.

Dr. Mende: Bir başka örnek vereyim. Kalp fobisi olan bir hasta geldi. Kalbim her an durabilir şeklinde fobisi vardı. Hasta geldiğinde şöyle dedi: “eşim bana dedi ki eğer sen bu semptomdan kurtulursan belki de sende bir kişilik değişikliği olacak”. Bu kadın adamın terapi almasını istemeyebilirdi, çünkü hasta otonomi kazansaydı bu sefer ilişki bozulacaktı. Daha önce yapamadığı şeyleri terapi sonunda yapar hale gelecekti. Çünkü özerkliğini kazanmış olacaktı. Bu durumda da karısı ile ilişkisi bozulacaktı. Ona kişiliğinin temel olarak aynı kalacağını söyledim. “Bu ilişkinizi bozmayacak bunu eşinize söyleyin” dedim. Sonuçta adamın eşi adamın terapi almasını onaylamıştı. Agora fobisi ve sosyal fobisi olan bir başka hastam ise bir sürü insanın olduğu bir ortamda insanların dikkatini çekeceği için tuvalete gitmeye korkuyordu; ama çok sık olarak tuvalete gitme ihtiyacı hissediyordu ve bu ihtiyacı baskın geldiği için doğal olarak sık sık tuvalete gidiyordu. Bana söylediği “tuvalete gitme ihtiyacımı pek kaybetmek istemiyorum aslında. Yoksa ömür boyu orada, o odada kalırım”. Otonomiyi kaybetme korkusu nedeniyle, tuvalete gitme ihtiyacını geciktirebilirse ya da engelleyebilirse, bu onun için bir dezavantaj olacaktı. Terapideki amaç bu iki ilişkiyi dengelemek, düzeltmekti. Kişinin serbestçe dolaşabilir hale gelmesiydi. Tedavi olarak ona regresyon yapıldı. Babası onu çocukken cezalandırıyordu. Ona yardım etmesi için bir iç yardımcı oluşturduk. İçsel bir arkadaştı bu. İçsel arkadaşı babasının böyle bir şeyi yapmaya hakkı olmadığını söyledi. Sonuçta bu kızın tuvalete gitme ihtiyacı azaldı. Ayrıca bir yerlere gidebilir ve o yerleri terk edebilir duruma geldi. Otonomiden kasıt, bireyin kendi yeteneklerini, bireyin kendi istekleri doğrultusunda kullanabilir hale gelmesidir. Sosyal fobik ve agora fobik bu bayan için de her şey kontrol altında olsaydı o zaman özgürlüğü olmayacaktı.

Dr. Mende: Bu vaka konuları daha iyi olacak zannediyorum ve size yeni bir örnek daha vermek istiyorum. Bir öğretmenin kafasını sallama tiki vardı. Konferans salonunda sürekli kafasını “hayır” anlamında iki yana doğru sallıyordu. Aslında kendisinin hayır diyememe sorunu vardı. Burada ego güçlendirmesine yönelik terapi yapılabilirdi. Kendisine hayatta hayır demesi gereken şeyler olduğu öğretilebilirdi. Benim en güçlü olduğum şeylerden bir tanesi karşıdaki kişinin neler hissedebileceğini anlayabilmektir. Ben bu durumu kaybetmek istemiyorum. Bu sayede çok güzel ayarlamalar yapabiliyorum. Kendi gereksinimlerime dikkat çekip de “hayır onu yapamam diyemem” diye düşünüyorum. Özerkliği olursa o zaman ilişkiyi kaybedeceğini düşünüyordu. O öğretmende de otonomi ve yeterliliği dengeleyerek tedavi ettik. Bu dengeyi sağlayabilecek bir takım örnekler verdim ona. Trans halinde bir takım örnekler verdim. Sıklıkla içsel durumları kullanıyoruz. Birleştirici ya da ayrıştırıcı şeyleri öğretmenler çok iyi bilirler. Onun da öğretmen olmasını kullandık. Eleştiri hem çok yapıcı hem de çok yıkıcı olabilir. Saldırganlığın yapıcı olanı da vardır yok edici olanı da vardır. Saldırganlığın sadece yapıcı yönüne yönelmişti. Saldırganlığı tedavi sırasında çok sık kullanmaktayım. Saldırganlık kelimesinin kökeninde, tutmak ve hücum etmek vardır ve bunlar aynı şeydir. Siz birisine telefon dahi etseniz bu bir saldırıdır, çünkü telefon ettiğinizde o kişi kendini toparlamak zorundadır. Biz aradığımızda saldırganlık yapıyoruz ama aradığımız kişiler bundan hoşlanır çünkü aranmak isterler. Kişiye bunu açıkladıktan sonra ikinci bölüme geçerim. Yani kişiye saldırganlığın yapıcı yönünü gösterdikten sonra, empati kurarak o kişinin kendisinden ne beklediğini hesap edip o şekilde davrandırırım. Karşısındaki kişi çok kaba birisiyse, ben ona çok kaba olduğunu açıkça söylemek gerektiğini, belki ancak bu şekilde düzeltilebileceğini veya yardımcı olabileceğini; veya karşıdaki kişi çok duygusal biriyse ona duygusal kelimeler kullanarak yapmak istenileni yaptırabileceğini öğrendikten sonra artık tiki kalmadı. Bu kişi karşısında kişilere göre kendini ayarlamakla ilgili aşırı empatik bir tutum içindeydi. Bu şekilde davrandığı ona anlatıldığında artık tikleri kalmadı. Yani o da sürekli karşısında kişiye göre davranarak kendini zorluyordu. Bu ilişki kalıbını gördüğünde artık rahatladı. Farkındalığı değişti.

Dr. Mende: Şu ana kadar anlattıklarımla hipnozun ilişkisini anlatmak istiyorum. Çünkü kendi kendimize sorduğumuz bir soru var ki o da hipnozun nasıl bu kadar etkili olduğudur. Hipnozun bu kadar etkili olmasının nedeni, kişinin en temel ihtiyaçlara karşılık vermesidir. Bu bizim istekli ve bilinçli olarak yaptığımız bir şey değildir, kendi kendine gerçekleşen bir olgudur. Örneğin eğer otonomi söz konusu ise, otonomiye hipnozda bilinçsizlikle erişmektesinizdir. Otonom o  insanın gerçek ruhunda olan bir şeydir. Mesela elin kendiliğinden yavaş yavaş kalkması otonomiye örnektir. Bunlar derin olarak birbirleriyle ilişkisi olan şeylerdir. Bu terapistle hastası arasında derin bir ilişkiyi de göstermektedir. Ortada bir şey yokken, bilinçdışı bir derealizasyon yaparak birden bir pinokyo ortaya çıkmaktadır. Terapist bu durumda “a ne güzel” demekte ve dolayısıyla bu imaginasyonu desteklediği durumda bu ilişki devam etmektedir. O halde hasta özerk olarak kendi kendine bir şeyler yaratmaktadır. Yarattığı şeyler kendisiyle çatışmamaktadır. Bunlar aslında birbirleri ile ilişkili şeylerdir. Mesela bireyin yeterlikleri yani içsel kaynakları, onun içsel güçleri, öz-güveni, güzel anıları, yetenekleri yeterliklerini oluşturur. Herhangi bir efor sarf etmeden elin kalkışı da veya trans halinde bu yapabilirlilikle ilgili hayret verici bir olgudur. Kişi yeterliliğini gösterdiği sırada mesela trans fonemeni olarak eli yukarı doğru yükseldiğinde kendisini yeterli yani o işi yapabilir olarak görmektedir. Üçü (otonomi ve bilinçaltı, ilişkililik ve rapport, ve yeterlikleri-içsel kaynakları ve trans fenomeni) birbirleri ile ilişkilidir. Son olarak da oryantasyonla telkin birbiriyle ilişkilidir. Oryantasyonu sağlama hipnoz sırasında sizin telkinlerinizle erişilebilen bir olgu haline dönmektedir. Hastaya telkinler yaparak onun oryantasyonunu sağlamaktayız; ortama, zamana uyumunu sağlamaktayız. Ama oryantasyonunu diğer üç olguyu bozmadan sağlamaktayız. Başlangıçta bazen şunu sorarız, kişi derin bir transa mı girecek yoksa yüzeysel bir transta mı kalacak? Bazen hastalar terapistin çok derin bir trans oluşturmasını istemektedirler. Bazen hasta gelir ve “ben şimdiye kadar hiç derin transta olmadım çok derin bir transa girmek istiyorum” der. Tabii ki bu sizde derin transı sağlayabilmeniz konusunda huzursuzluk yaratacaktır. Bu nedenle de bu büyük sorumluluğu almak istemezsiniz. Hiçbirimiz baskı altında çalışmak istemeyiz. Buradaki çözüm derin bir transa girmesine onun bilinçdışının karar vermesini sağlayın. “Derin bir transa girecekseniz sağ eliniz kalkacak” diyeceksiniz. “Hafif bir transa girecekseniz o zaman da sol kolunuz kalkacak” diyeceksiniz. “Rahatlamak istiyorsanız da o zaman hiçbir şey olmayacak hiçbir kolunuz kalkmayacak”. Dolayısı ile o kişinin bilinçdışı otonom olarak karar verecektir ve bir terapist olarak sizden yükün kalkmasını sağlayacaktır. Ama bu arada da telkinlerle de oryantasyonu sağlayacaksınız. Böylece bu dört temel duygusal gereksinimi[5] birbirleri ile ilişkili bir şekilde kullanacaksınız. İşte bu nedenle hipnoz çok iyi sonuç vermektedir. Ek olarak terapi amaçlı kullanıyorsanız siz bunları bilinçli olarak birlikte kullanacaksınız.

İzleyicilerden biri: Hipnozda sonuç getirmediği hastalar bu teoride nasıl ele alınabilir?

Dr. Mende: Belki de hipnoz yaptığınız sırada hastayla gerekli olan ilişkiyi sağlayamamış olabilirsiniz. Veya bazı hastalarda hipnoz işe yaramamış olabilir, bunu açıklamamız gerekir. Elbette Erikson böyle bir şey yok dedi ama 80 saat uğraştığı bazı hastaları oldu. O hastayı ancak 81. saatte transa geçirebilmişti. Ancak günümüzde böyle bir şey pratik değildir. Hastanın transa girmemesi için bir sürü sebep vardır. Görselleştirme gücü olmayan hastalar vardır. Onlar hayal edemediklerini zaten size belirtirler. Kimi “müziği hiç duyamıyorum” der. Elinde kartopunu hissedemeyenler vardır, bunlar olacaktır. İmkansız olmamakla birlikte ama epey zor olan hastalar vardır.

Souyu soran İzleyici: Hipnoza almanın zorluğunu teorisindeki dört ana noktayla açıklamanız tatmin ediciydi. Çok teşekkür ederim.

Dr. Mende: Çok depresyon olan bir hastayı düşünün. Klostrofobik bir kişiyi düşünün, kendi kendine hiçbir şeye karar veremeyen başka bir kişinin varlığında hiçbir zaman otonomik girişimde bulunamayan bir kişiyi düşünün; kapıdan içeri adım dahi atamazlar. Eğer çok sabırlıysanız, uzun zamanınız varsa oturup onunla başa çıkabilirsiniz. Çok uzun bir zaman alabilir bu. Mazoşist olan bir kişiyi düşünün. Kendisinde en ufak bir yapabilirliliği hissettiği anda çok kötü olacaktır; çünkü o zaman karşıdaki kişi ile olan ilişkiyi kaybedeceğini düşünecektir. Bazı hastalar da vardır ki; kendisine güzel şeyler söylediğiniz anda yüzünde birden korku ifadesi belirir.

Önceki soruyu soran İzleyici: Bu teorinin açığını yakalayamadım kendisi yakalayabilmiş mi?

Dr. Mende: Her türlü gereksinimi yakalayabildim mi diye endişem var. En temel gereksinimler olarak bunları gördüm. Duygusal ihtiyaçlardan Tabii ki bazıları yok oraya buraya sığdırılabilecek şeylerden. Örneğin işin cinsel tarafı, doyurucu bir cinsel yaşam. Buradaki yeterliliği başka biriyle kurulan ilişkiye sığdırabilirsiniz. Kendi yaptığınız şeylerden hoşnut olabilirsiniz, bu da otonomibölümüne giriyor. Başka gereksinimler de var kuşkusuz; ama bu dört ana başlığa diğerleri sığdırılabilir.

Bir başka İzleyici: Duygusal olarak bir şey algılayamama, imgelem kuramama, bunu hissetmeme durumunda bilinçdışına erişebilmek amacı ile holotropik solunum çalışması etkili olur mu?

Dr. Mende: Size neyi kullanacağınızı söyleyemem ancak, bir sürü eyleri kullanabilirsiniz. Adımlamayı, soluk alıp verme işini bilinçdışına ulaşmak için ben de kullanıyorum. İmajinasyonu hiç kullanmadan ben de bunu kullanıyorum.

Son soruyu soran İzleyici: Dirençli olarak gördüğüm bazı danışanlarımda, her söylediğim telkinde mantık sürecini işletenlerde, benden bir adım önde gidenlerde holotropik solunum çalışmasıyla doğrudan o soruna odaklanan imgeler görüyorlar. Holotropik solunumun özü nedir?

Dr. Mende: Peki holotropik solunumun özelliği nedir?

Son soruyu soran İzleyici: Hızlı ve yüzeyen bir solunum, abdominal (batın) solunum, beyinde karbondioksitin artması dolayısı ile korteksin  baskı altında kalması ile bilinçdışı içeriğinin yavaş yavaş dışarı çıkmasıyla beynin arkaik yapısındaki durumları ortaya çıkarmak.

Dr. Mende: Beynin kimyasal durumunu değiştiren çeşitli durumlar vardır Tabii ki siz bunu yaratarak beyindeki kimyasal değişimi sağlayıp o kişinin bilinç durumunu değiştirebilirsiniz. Karbondioksit yükleyip bir anlamda beynin kimyasal yapısını değiştiriyorsunuz ve başka bir neticeye ulaşıyorsunuz.

Bir başka İzleyici: Derinliği ölçerken belirti olarak sağ el mi yoksa sol el mi diye sorarken o anda kişi hipnozda mı olacak?

Dr. Mende: Bu başlangıçta sorulur indüksiyonla ilgili. Başlangıçta olduğu için siz dolaylı olarak o kişiye “hipnoza gireceksiniz” telkini vermiş oluyorsunuz. “Daha önce bir hipnozitörü ziyaret etmiştim adam çok kötü bir hipnozitördü” diyebilir. “Çok derin bir trans hissetmek istiyorum” diyebilir. İşte o zaman bunları konuşmaya başlıyorsunuz. Burada kişinin hipnoza nasıl girdiği ne kadar girdiği gibi sorular önemli değildir. Önemli olan terapötik olarak tedavi amacınıza ne kadar yaklaştığınızdır. Yoksa transın derinliği ve yüzeyselliği değildir. Hastanın kendisi tedavi olmak için çok olağandışı bir şey bekler. Her gün olan bir şeyi siz ona yaşatırsanız, hasta bunu yetersiz görür. Bazen bir el çırpmasıyla etki altına alabilirsiniz. Mesala 15 yıldır sosyal fobisi olan bir kişiyi ele alalım evde oturuyor, izole olmuş, insan içine çıkamıyor. Eğer terapisti “tamam, başkalarının düşüncesi önemli değil çıkıp gezebilirsin” derse böyle bir şey mümkün değildir. “A tamam ya çıkayım gezeyim” böyle bir şey mümkün değildir. Çok derinlere inmeniz gerekir, uzun zaman alabilir. Çok olağan dışı bir farkındalık yaratmak zorundasınız ve çok derin bir transa almanız gerekir.

İzleyicilerden biri: Derin transta olduğunu nasıl anlarız?

Dr. Mende: Hafif transta kişi çevresine yönelimini tam bozmamıştır. Derin transta ise bir çözülme vardır. Ne kadar çözülürse o kadar  derin transa girmiş olur.

Dr. Mende: Size bir hikaye anlatmak istiyorum. Bir baba ve oğul uzaktan bir canavar görürler. Ancak canavardan diğer herkesin yaptığı gibi kaçmak yerine, onlar canavara yaklaşırlar ve yaklaştıkça canavar küçüldüğünü görürler. Canavarın yanına geldiklerinde canavarın aslında minicik olduğunu fark ederler. Canavar herkesin kaçmasında son derece üzgündür. “Niye kimse bana gelmiyor diye şikayet etmektedir. Baba ile oğul canavarın yakından küçücük, uzaktan ise büsbüyük görünmesini anlamak amacıyla bir deney yapmaya karar verirler. Önce babayla canavar birlikte uzaklaşır, çocuk uzaktan bakınca babasının uzaktan daha da küçülerek görünmesine karşın canavarın giderek daha da büyüdüğünü görür. Bu sefer baba tek kalır ve çocukla canavar birlikte uzaklaşır. Canavar yine uzaklaştıkça daha kocaman görünmesine karşın çocuk uzaklaştıkça küçülmeye başlar. Korkulacak bir şey olmadığını anlayıp canavara teşekkür eder ve oradan ayrılırlar. Bu anksiyete semptomları için güzel bir metafordur. Korkulan durumlar uzaktaysa çok korkunç ve kocaman görünür. Ancak korkulan şeye yaklaşılırsa aslında ne kadar küçük olduğu görülür. Eminim Tükçe’de de böyle hikayeler vardır.

Dr. Mende: Birçok şeyi burada teorik olarak tartıştıktan sonra artık pratik yapmanın daha faydalı olacağını düşünüyorum. (gönüllü bir izleyici Dr. Mende’nin yanına gelir ve koltuğa oturur). Şu anda ana dilinizle konuşmadığım için tam istediğim gibi olmayabilir. Ama raport aracılığıyla biz iyi anlaşabileceğiz. “Kötü raport, iyi raport var mı” diye bir soru gelmişti. Teorik anlamda raport yeterli olmaktır, iyi ya da kötü diye bir şey yoktur. Raport temel bir anlaşma, aynı şeye odaklandığımızı gösteren bir iletişimdir. Karşılıklı bir iletişimdir. Bazen siz benim davranışlarıma cevap verirsiniz. Bazen de ben sizin davranışlarınıza cevap veririm. Size bir örnek vereyim. İyi bir ev ödevi olabilir bu. Bir barda veya restoranda oturduğunuzu düşünün. Başka bir çifti veya başka arkadaşları gözlemleyin. Onların sözsüz iletişimlerinden, davranışlarından onların raport halinde olup olmadıklarını anlayabilirsiniz. Vücut dilleri ile gösterir, mesela aynı anda içkilerini kavramaları, birbirlerine karşı pozisyonları raport halinde olup olmadıklarını gösterir. Genellikle raport halinde insanlar simetrik şekilde oturur. Eğer raport halinde değillerse birisi yakın oturur diğeri uzaklaşarak oturur. Bu otomatik olarak oluşur. İnsanlar bunu düşünmeden yaparlar. Biz hipnoz sırasında bunu isteyerek yaparız. Vücut dilimizle ona adım adım mesajlar verebiliriz. Hipnoterapist bir yerde hipnoz olacak kişiye bunları adım adım yaptırır. Süjenin kendisini takip etmeye hazır olup olmadığını bu şekilde gözlemler. Siz bilinçli olarak oturuşunuzu değiştirirsiniz. Terapi alan kişi de sizi takip eder. Bilinçsizce farkında olmadan o da oturuşunu değiştirir. Siz raportun oluştuğundan artık eminsinizdir. Terapiyi başka bir yere doğru götürürsünüz. Hasta farkında olmadan aynı şeyi yapar. Raport iyi adımlamanın bir işaretidir. Böylece raportdan ne anladığımız biraz daha açıklanmış oldu.

Dr. Mende: (Hipnoza alacağı kişiye dönerek) Biraz önce siz jaguarla birlikte yemeye gittiğinizi söylediniz (yemek arasında yapılan bir espriyi yinelemiştir). Eğer jaguar da şaka yapıyor olsaydı, “öyle yemeği için iyi bir arkadaşım var” derdi. Güzel bir fikir aslında, beraber bir şeyler yapmak. Jaguarla karşılaştığınızda yapmak istediğiniz şey nedir? Hipnozda mı yoksa normal günlük yaşamıma jaguarı katarak yapmak mı? Eğer jaguarın size zarar vermeyeceğini düşünüyorsanız, Tabii ki hipnoz sırasında konuşmamız daha doğru ama, zarar vermeyeceğini düşünüyorsanız günlük hayatta da düşünebilirsiniz.

Süje: Zarar vermeyeceğini düşünüyorum.

Dr. Mende: O zaman bu tatlı atmosferde de olabilir. Transa girmenin çok değişik yolları vardır. Mesela bir noktaya karşı bakışlarınızı odaklayabilirsiniz. Çok küçük bir nokta olabilir bu. (Süjeye) O noktaya bakıyorsunuz ve baktıkça o noktanın bulandığını görüyorsunuz biraz daha belirsizleşiyor. Yavaş yavaş gözlerinizde yanma başlıyor mu?

Süje: Henüz değil.

Dr. Mende: Bir zaman sonra olacak. Yavaş yavaş gözlerinizi kapanacak. Şu an iskemlede oturuyorsunuz. Beyninizle bir şey yapmıyorsunuz. Konsantre olun. Buraya bilinçdışınız hakim olacak. Jaguarla konuşabilirsiniz. Dikkat ederseniz gözlerinizdeki ağırlaşma arttı. Gözlerinizi açmaya ve kapatmaya çalışmayın. Kendiliğinden kapanacak. Göz kapaklarınız ağırsa ve yorgunsa kendiliğinden kapanacak. Her şeyi oluruna bırakın. Gözleriniz kapandığında artık jaguarla karşılaşmaya hazır olacaksınız. Jaguarla uygun bir ortamda karşılaşacağınızı anlayacaksınız. Şimdi etrafınıza bakın ve jaguarı nasıl algılıyorsanız ona dikkatinizi verin.

Süje: Yüksek bir duvarın üstünde yürüyor ve bana bakıyor. Sanki buluşmayı bekler gibi.

Dr. Mende: Demek ki şu anda hazırsınız.

Süje: Sanki hafif heyecanlı gibi hafif volta atıyor, dişi mi erkek mi bilmiyorum.

Dr. Mende: Şu an size yakın mı?

Süje: 1,2 metre yakınımda.

Dr. Mende: Jaguarla aranızda her hangi bir şey var mı, oraya yürüyebilir misiniz?

Süje: Aramda bir şey yok. O sizi gördü mü?

Süje: Evet . Şu anda kalbim çarpıyor, hafif çarpıntım var. Ben bir şey istemiyorum, ne tür  bir komut vereceksiniz onu merak ediyorum.

Dr. Mende: Şu an en önemli şey; siz belirli bir mesafedesiniz ve yaklaşma yolunu bulmalısınız.

Süje: Şu an yanıma doğru geldi ve bakıyor. Dişi.

Dr. Mende: Bu beraberlikte önemli olan sizin rahat ve gevşek olmanız. Sizi ne rahatlatıyorsa onu yapmaya çalışın.

Süje: Derin derin nefesler alayım. Sen sakinleş ben bekliyorum der gibi bir hali var çünkü şu an. Onu çok temiz pırıl pırıl tüylerle görüyorum. Biraz hüzünlendim çünkü 1 ay önce kedim öldü. Yedi yaşında beyaz bir İran kedisiydi. Belki dişi dememin sebebi budur onunla özdeşleştirmişimdir. Hipnotik trans sırasında bir yandan da niye öyle yaptım diye düşünüyorum, sizin yerinize de koyuyorum kendimi.

Dr. Mende: Belki de jaguar sizin kendinize ne olduğunu biliyor.

Süje: Bence jaguar benimle dost ve bana yardım etmek istiyor. Hatta patilerini dizlerime koydu. Uzun cilalı tırnakları var çok güzel. Ben tekrar bir hayvan almak istiyorum ama eşim istemiyor.

Dr. Mende: Jaguar başka bir kedi istiyor mu?

Süje: Belki evet. İyi kalpli bir jaguar. Hava ılık ve bütün detayları görebiliyorum.

Dr. Mende: Jaguar şu an sizin rahatladığınızı hissediyor mu?

Süje: Evet. Oturdu uzandı ve bana bakıyor. Kediler gibi kuyruk sallıyor.

Dr. Mende: Jaguar şu anda sizin derin bir şekilde rahatladığınızı nasıl anlıyor?

Süje: Sanırım benim kedigilleri sevdiğimi biliyor ve belki de onun diş gıcırdatma sembolü olduğunu biliyor. Belki de ben bu diş gıcırdatmadan kurtulmak istediğim için onunla dostluk kurduğumu düşünüyorum. Yani jaguarı ben düşündürüyorum ya. Şu yaptığımızın farkındayım oyun gibi geliyor bu ama sihirli bir şey. Ama bilerek size onun vahşi ve kötü olduğunu göstermedim. Gerçekten dost olduğunu hissettim; ve hala bakıyor bana.

Dr. Mende: Gözlerinizde yaş var. Jaguar bu gözyaşlarını biliyor mu?

Süje: Biliyor.

Dr. Mende: Göz yaşları size bir şey diyor mu?

Süje: Zaten sevinince de üzülünce de ağlıyorum. Bir neden bulamadım .

Dr. Mende: Bunu deneylemeniz güzel bir şey. Jaguara sormak istediğiniz bir şey var mı?

Süje: Hep benimle mi birlikte olmak istiyor?

Dr. Mende: Cevap verene kadar beklemelisiniz.

Süje: “İstersen gidebilirim varlığımdan niye rahatsız oluyorsun” der gibi bir havaya büründü. “Beni sen çağırdın” diyor. Bu arada da nabzım normale döndü.

Dr. Mende: Jaguara cevap vermek ister misiniz?

Süje: Benden cevap mı bekliyor? “Geceleri gel sen” dedi. “Gecenin karanlığında sadece gözlerimin pırıltısından beni görebilirsin” dedi.

Dr. Mende: Jaguar yine size böyle çok hafif bir şekilde geleceğini mi ifade etmek istiyor? Süje: Aslında ben çok fark etmeden gelebilir, gidebilir gibi.

Dr. Mende: Size küçük bir ip ucu vermesini söyleyebilir misiniz niye geceleri geliyor? Diş gıcırdatmamın yerine koydum ya onu; ve “gece geleceğim” dedi ya ben bir yandan da düşünüyorum demek ki diş gıcırdatmalarım devam edecek. Hafif bir transda mıyım?

Dr. Mende: Evet hafif bir transtasınız. Şimdi sadece ikimiz bir düşünelim bakalım. Biliyorsunuz jaguar çok güçlü bir hayvandır ve ısırabilir. Çok nazik bir şekilde ilerleyebiliyor. Jaguar aynı zamanda rahatlamak istiyor. Sizi gece gelip ziyaret ettiğinde ne sorardınız. Sizin yatağınızın yanı başında öyle gevşese rahatlasa sessiz olur mu?

Süje: O sessiz olur da eşim olmaz. Belki de tam siz uyuyacağınız sıra uyandıran birine kızgın olmanız gayet doğaldır. Öğrendim bugün horlamayı kesmezsen seni uyandıracağım dedim.

Dr. Mende: Siz bunu söylediğiniz sırada jaguarda gülümsemeye başlayacak. Yani bütün konuyu jaguara toplayacağız peki. Tekrardan bu odaya dönmeden önce jaguara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Süje: Herhalde varlığı ve yokluğu çok şey değiştirmeyecek. Bu rahatsızlığımı geçirmede bana yardımcı olduğu için jaguara teşekkür ederim. Size de.

Süje: Jaguar yavaş yavaş odadan çıkıyor. Artık o size bir arkadaş olacak. Eğer isterseniz gene bu olumlu bir deneyim olacaktır. Tekrar kendinize gelin ve gözlerinizi açın. Gözlerinizi açsanız bile tekrar bu odaya adapte olmanız zaman alacaktır.

Süje: Zaten bu odada kimse yoktu da ben jaguarla yalnız gibiyim gibi algıladım.

Dr. Mende: Etrafınıza bakın ve vücudunuzu hareket ettirin.

İzleyicilerden biri: Ayşen hanım, bundan önceki toplantıda siz çok yoğun bir trans yaşadınız. Bu günkü çok hafif gibi geldi bana, arasındaki farkı algıladınız mı? Bu arada arkadaşlar şunu sordu acaba hipnoza girdimi diye çünkü hipnotık ses tonu oluşmadı sizde, bizle paylaşır mısınız?

Süje: İmajinasyon anlamında kesinlikle dünkünden daha hafif bir imajinasyon yaşamadım. Canlı bir hayvan patilerini dizlerime koydu, okşadım. Bugünkü trans da canlı bir ses tonuyla konuşmamın en önemli sebebi hipnoz yapan kişiye olan güvencim ve inancım oldu. Kendimi daha rahat hissettim. Yani bana düne kıyasla daha yüzeysel gibi gelmedi.

Dr. Mende: Hipnotik transla ilgili elipsi hatırlıyor musunuz? Hipnoz geniş bir alanı kapsadı. Bazen bu şekilde sakinleşebilirsiniz. Konuştuğumuz zaman ilgi çekici konuşma varsa daha da etkilenmiş oluyorsunuz. Yaşadığınız hissettiğiniz şeylerin transın derinliğiyle ilgisi yoktur. Bir araştırmacı kişileri bisiklet çevirirken transa soktu. Bu imajinasyonun içine ne kadar girdiğinize bağlı. Siz “iki transın derinliği aynı” dediniz. Ama bugünkü heyecanlanma ve hisler daha yüksekti.

İzleyicilerden biri: Hipnozun sağladığı etki çok yüzeysel gibi geldi. İmajinasyon tabii ki vardı ama. Hipnoza hiç girmeseydi sadece imajinasyon çalışması yapılsaydı ne olurdu?

Dr. Mende: Bu imajinasyonun yan ürünü olarak trans ortaya çıkabilir. Önce transı başlatıyoruz. İmajinasyonla belirli bir çözülme sağlıyoruz. İmgelemini kurduğunuz hayvanın kendine ait bir hayatı olsun. Hipnoz sırasında imajinasyonun sizden uzaklaşmasını ve kendi kendine hareket edebilmesini sağlamak. İmajinasyon tekniğinden farklı olarak hipnozda imgelemi kurulan şeyin sizden ayrı kendine ait hayatı vardır.

İzleyicilerden biri: Hipnozda konuşturmak hastanın hipnozdan çıkmasına neden olur mu?

Dr. Mende: Hasta hipnoz sırasında konuşmayı öğrenebilir. Hastanın hipnoz sırasında konuşması transı biraz yüzeyselleştirebilir. Bu daha az deneyimi olan hastalarda olur. Deneyim fazlalaştıkça ve hasta bunu öğrendikçe artık hipnoz yüzeyselleşmez. Bu konuşmalarla siz tam tersi daha derinleştirebilirsiniz. İşin başında gözler tek bir noktaya odaklaşır. Bu giderek derinleşmedir. Uzun zaman geçtikten sonra hasta daha fazla derinleşecektir. Eğer hipnotist monolog yapıyorsa, kişide bir oraya bir buraya gidiş geliş başlayacaktır. Konuşma ile terapist ve hasta aynı derinliği yakalayabilirler.

İzleyicilerden biri: Ayşen hanım imajinasyonda jaguarın cinsiyetini istemediği halde söyleme zorunluluğu hissetti birkaç defa. Ayrıca problem olduğu halde, jaguarda dost bir hava hissetti. Bu problemden kurtulmak istemediğini veya problemin başka bir yönü olduğunu çıkarabilir miyiz mesela cinsiyetle ilgili?

Dr. Mende: Hayır.

 

Dr. Mende: Ameliyatlarda derin bir trans gerekir. Hastalardan biri için böyle bir işlem, hipnozla anestezi gerekti. Bu hasta zaten bu çok yetenekli bir hastaydı. Hastayı hazırlamak tam 3 gün sürdü. Ameliyat öncesinde tam 3 saat telkin verildi. Ondan sonra hasta ancak ameliyata geldi ve ameliyat esnasında kalçası ile beyni arasında çözülme başladı. Bu çözülme sağlanınca ameliyatta başka bir anestezi kullanılmadı. Psikolog o sırada “a çocukluk şarkısı nasıldı” diye konuşurken testere sesi vyyy diye duyuluyordu ancak hasta o sırada ameliyatta olduğunu da belirli bir bilinçle bilmekteydi. Villegard’ın söylediği gibi gizli bir gözlemci var. Kişiye ameliyat sırasında bir şey hissedip hissetmediğini soruyorsunuz o da “hayır” diyor. “Kendinize dönün; şu anda sizi ne yönetiyor? Şu anda ağrı var mı yok mu” diye soruyorsunuz bilinç dışına ve o sırada parmak işareti ile evet ağrı var işaretini alıyorsunuz.

(Bir başka izleyici suje olarak çağrılır)

Dr. Mende: Şu an size göstereceğim şeyi siz de hastalarınıza uygulayabilirsiniz. Bunu yapabilmek için çok sıkı bir şekilde yumruklarınızı sıkın. Bütün gücünüzü hissedin sıkın sıkın. Şimdi yavaş yavaş serbest bırakın. Eğer eliniz rahatladıysa gelecek adıma hazırsınız. Bütün gücünüzle yumruk yapın elinizle yapmıyorsunuz. Tırnaklarınızı avucunuzun içinde hissedin. Nefesi içeri çektiğinizde o an için nefesin kollarınızdan geldiğini hissedin. Her nefes alışınızda hava elinizden geçiyor, dirseğinizde geçiyor omuzlarınızdan yavaş yavaş kafanıza geliyor. Havanın bir kısmı göğsünüze de iniyor, kalçanıza ve ayaklarınıza geliyor bu hava. Bu enerjinin tüm vücudunuza dağıldığını hissediyorsunuz. Taa derinize kadar geliyor bu hava. Nereye giderseniz gidin bu enerjiyi yanınızda götüreceksiniz. Gözlerinizi açtığınızda da aynı şeyi hissetmeye devam edeceksiniz. Gözlerinizi açın ve bu enerjiyi dışarı vermek için kaslarınızı dışarı doğru kasın. Evet çok güzel.

Dr. Mende: Bu çok güzel bir arkadaşlık gurubu ile çok güzel bir workshop oldu. Dün ben çok memnuniyet duydum. Çalışmaya devam edebilmek için, dün sizle trans indüksiyonu hakkında konuşmaya çalıştım. Trans korkusundan kurtulmak için küçük bazı örnekler verdim. Bilincin ve bilinç dışının kontrollerinin nasıl birbirini tamamlayan şeyler olduğunu gösterdim. Kullanmak istediğim bir metafor var. Nefes alıp verişiniz çoğu zaman bilinçdışınız tarafından kontrol edilir. Mutlu olduğunuz zaman çoğu kez nasıl nefes alıp verdiğinizi unutursunuz. O sırada bilinç dışınız olaya hakimdir ve o kontrol eder nefes alıp verişinizi. Vücudunuz tam gerekli olan oksijeni almış olur. Spor yapıyor olabilirsiniz çok hızlı hareket ediyor olabilirsiniz veya bir aktiviteye konsantre olmuş olabilirsiniz. Rahatlıyor ve gevşiyor olabilirsiniz. Hatta uykuda bile bilinçdışınız nefes alıp verişinizi kontrol eder. Fakat siz istediğiniz zaman nefes alıp verişinizi kendiniz kontrol edebilirsiniz. Nefes alıp verişin üçüncü bir yolu vardır. Önce bilinçsiz daha sonra bilinçli bir nefes alıp verirsiniz. Daha sonra hiçbir şey yapmazsınız nefesle ilgili ve nasıl nefes alıp verdiğinizi gözlersiniz. Nefes alış verişinizi gözlemleyerek bilinçdışınızın nasıl çalıştığını da gözlemlemiş olursunuz. Tıpkı bilinçdışının nasıl bir şey olduğunu gözlemlemek gibi bir şeydir bu. Bu arada nasıl nefes aldığınızı da unutursunuz. Kafanızda bu düşünce ile transa girebilirsiniz. Şimdi bilinç ve bilinçdışı kontrolünün başka bir yönüne dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu yöntemle trans indüksiyonuyla kontrolü kaybetme korkusu olan hastalara yaklaşabilirsiniz.

Dr. Mende: Şimdi sizin bilinciniz için bir test. Sol elinizi kaldırmanızı istiyorum, eklemlerinizi öne doğru, bilincinizi kontrol için elinizi aşağı doğru indirin. Mümkün olduğu kadar yavaş bir şekilde indirin. O kadar yavaş yapacaksınız ki artık dikkatinizi çekmeyecek. İndiremiyormuşsunuz gibi. Eğer bilinçdışınız bilincinizi destekliyorsa, dikkat edesiniz otomatik hareketler ortaya çıkıyormuş gibi olur. (Süje kolunu çok yavaş bir şekilde indirmektedir) Bu arada kolunuzda bilincinizin hakimiyeti var; bunu hissediyorsunuz. Eğer bilinçaltınızın etkilemesiyle ilgili korkunuz yoksa otomatik hareketler daha da artacak. Bilinçaltınız bu hareketi daha da destekliyorsa kolunuz sizden ayrıymış hissi gelebilir. Yavaş yavaş indirmeye devam ediyorsunuz. Havada kalması için sanki bir çaba sarf etmiyorsunuz. Sanki kendi kendine orda duruyormuş gibi hissediyorsunuz. Bu arada bilincinizle kontrol edebileceğinizi de hissedebiliyorsunuz. Hem kolunuzu aşağı indirebileceğinizi bilinçli olarak biliyorsunuz aynı zamanda da kendi kendine yukarıda duruyormuş gibi doğru mu?

Süje: Evet.

Dr. Mende: Yavaş yavaş indirmeye devam edelim. Bu işi bilinçaltınıza devredene kadar yavaş yavaş indirin. Şu anda bilinçaltınızın hareketlerini görüyorsunuz. Dikkat edin. Şu anda bilinçaltınızın işe hakim olduğunu hissediyorsunuz. Yine enterasan bir deneyim daha var. Şu anda sahip olduğunuz bilinçaltının hakimiyeti sizi korkutmuyorsa; sanki bilinçaltınızdan kontrol ediliyormuş, elinizi açamayacakmışsınız gibi geliyor. Şu anda avucunuzu açmak biraz zor gibi gelebilir ama bunun için çok fazla uğraşmayın. Çünkü daha sonra, bir müddet sonra zaten parmaklarınız kendi kendine açılacak. Bilinçaltınız bir şey bulur bulmaz, parmaklarınız kendi kendine açılabilir. Sanki avucunuzun içinde kum varmış gibi ve kumlar yavaş yavaş dökülüyormuş gibi. Genellikle el bu zamanda öne aşağı doğru yorulur. Yavaş yavaş aşağı inmeye devam ederken elinizin içinde kum varsa yavaş yavaş dökülmeye başlıyor. Bilinçaltınız sizin için önemli şeyler yaptığı için, dolayısı ile eliniz ta aşağıya kadar gitmeyecek. Ta ki trans sizin için iyi bir deneyim olana kadar. Sol kolunuza çok fazla konsantre olduğunuz için vücudunuzun geri kalan bölümlerindeki rahatlamaya pek dikkatiniz çekilmiş olmayabilir. Şu anda vücudunuzun geri kalan kısmında rahatlamaya dikkatinizi verin ve bunu gözlemleyin. Bilinç altınızın sizin için neler yapacağının farkına varın. Bilincinizin tamamen dışında bilinçaltınızın size ne kadar güzel şeyler yaşatacağına dikkatinizi verin. Kendinizden kayıp giden o kumları düşündüğünüz zaman, bu kumlar belki de bir kumsala inmiş olabilirler. Orada rahatlayabilirsiniz gevşeyebilirsiniz.

Dr. Mende: Kendinizi rahatlatmak için, şu anda istemediğiniz her şeyi bırakın gitsin. İstediğiz kadar zamanı bu plajda harcayabilirsiniz. Ne zaman isterseniz o plajdan bu odaya dönebilirsiniz. Bunu tamamen kendiniz yapabilirsiniz. Bir takım hareketlerinizde itkiler olabilir, hiçbir çaba sarf etmeden bunu yapabilirsiniz, zamanınız bol. Çok keyifli bir deneyim bu. Tekrar geri dönmek için en iyi zamanı kendiniz seçeceksiniz. Evet. Uyandınız istediğiniz hareketi yapabilirsiniz. Tekrar geriye dönmek çek güzel bir deneyim. Tamamen kendiniz seçiyorsunuz ne zaman geri döneceğinizi. Herhangi bir baskı olmadan kendiniz seçiyorsunuz. Bu arada ne deneyimlediniz neler hissettiniz bunları bilmek istiyorum?

Süje: Başlangıçta elime odaklandım, kontrollü bir şekilde iniş vardı. Hızlı inmemesi için elimi kontrol ediyordum. Sonradan duraklama ve küçük fırlamalar vardı. Belki bir robotun mekanik hareketleri gibi, onlar biraz şaşırttı beni. Gözümün önüne bir robot geldi. Ondan sonra tamamen kendi haline bıraktım.

Dr. Mende: Bileğinizde kumları hissettiniz mi?

Süje: Evet. Avucumdaki kumlar boşaldıktan sonra avucumdaki boşluğu hissettim. O da bir rahatlama sağladı.

Dr. Mende: Çok teşekkür ederim. Bilincin ve bilinçaltının travma sonrası problemleri olan kişilere kontrol mekanizmalarını bu şekilde öğretebilirsiniz. Kumların elden süzülerek aşağı doğru gitmesi, fakat kişiye direkt olarak kendisini bir plajda hissetmesini de söyleyebilirsiniz. Hemen hemen herkes denizde, plajda olmanın nasıl bir şey olduğunu bilir. Bazı insanlar yüzmeyi bilmeyebilir veya yüzme ile ilgili kötü anıları olabilir. Bunu basit bir soruyla sorabilirsiniz. Eğer yüzmeyi biliyorlarsa ve yüzmek onlar için hoş bir şeyse onlarda gerçekleştireceğiniz transı yüzme metaforunu kullanarak verebilirsiniz. Şu an ben size böyle bir metafor vereceğim. İsterseniz not alabilirsiniz.

İzleyicilerden biri: Kolun yavaş yavaş inişindeki sekmeler bilinçaltının hareketi miydi?

Dr. Mende: Evet. Ancak hastanın bilinçdışının hakimiyetinden korkusu yoksa bunu yaparsınız. Gerçekten bu bilinçdışının hareketi mi, yoksa hastaya güven vermek için kas yorgunluğunu bu şekilde kullanmak mıdır? Tabii ki kişiye “mümkün olduğu kadar kolunu yavaş indir” dendiğinde kontrolü kaybetme korkusu olan kişilerde kol çok yavaş inmeyecektir. Onlar istedikleri kadar uğraşsın, kol belirli bir zamanda aşağı inecektir çünkü kontrolü kaybetmek istemiyor. İstem dışı böyle verilen komuta uygun hareketler olmaya başladığında hızlanırlar. Bakarlar ki kontrol gidiyor hemen hızlanırlar. Eğer bilinçdışınızın kontrolü ele geçirmesi sizin için korkulacak bir şey değilse, o ufak tefek hareketler başlıyor. Küçük hareketler başladığı anda eğer o kişinin bilinçaltı korkuları varsa hemen hızlanmaya başlıyor.

Dr. Mende: Burada hatırlamamız gereken şey sadece kolun titremesi değil bütün istem dışı hareketlerimiz bilinç dışından geliyor tabii ki. İstem dışı hareketler genelde beyincik tarafından kontrol edilir. Bazı şeylerle ilgilenmemek ne kadar keyifli bir şey. Bununla ilgili metafor verebilirim. Vücut ısımızı biz kendimiz ayarlayabilsek berbat bir şey olurdu. Bırakıyoruz o kendi kendini ayarlıyor. O kadar güveniyoruz ki dikkat bile etmiyoruz. Mesela merdivenden aşağı doğru inmek için çoğu zaman ayaklarımıza bile bakmayız. Kendi ayaklarımızın doğru mesafeyi ayarlayacağına güveniriz. Sağa sola bakarız ve o anda merdivenden ineriz. Öyle bir robot yapılsa çok kompleks bir yapı olması gerekirdi. Merdiven inen bir robot yapmak çok kompleks bir iş. Bu durum bizim bilinç dışımızla çok mükemmel bir şekilde ayarlanır. Bu terapideki en önemli kaynaktır. Bazı diş hekimi tedavilerinden sonra, hastaya erken temas eden noktayı göstermesini isteriz. “Lütfen gösterin” dediğimizde yüksek gelen yeri gösteremezler. Ama o noktada eğer hastaya derseniz ki “tamam merak etme, kendini rahatlat” o zaman bulur. Bilinçaltı gösterir.

İzleyicilerden biri: Merdivenlerden inerken nasıl indiğimize dikkat etmeyiz; ama elektrikler kesildiğinde ayağımızı sürerek bulmaya çalışırız.

Dr. Mende: Evet. Bu doğru. Şimdi sahildeki metafora devam edeceğiz. Şimdi sahilde olduğunuzu ve bol bol kumların olduğunu düşünün. Rahatlamak için bol zamanınız var. Suyun son derece sığlık olduğu, diz boyuna ulaşabilmek için bile çook uzun yürümeniz gerekiyor. Kalçalarınıza kadar gelmesi için daha da uzun uzun yürümeniz gerekiyor. Orada yüzmeyi isteyebilirsiniz. Suya girersiniz su ayak bileklerinize gelir. Bu arada yapılacak çok eğlenceli şeyler vardır. Sadece ayak bileklerinize kadar gelen suda yapılacak çok eğlenceli şeyler vardır. Koşabilirsiniz, yürüyebilirsiniz, top oynayabilirsiniz. Biraz daha derine gittiğinizde su dizlerinize yükseldiğinde suyun direncini hissetmeye başlarsınız. Suda yürüdükçe suyun bacaklarınızın arasından kayıp gittiğini hissedersiniz. Suyun içinden geçmek için harcadığınız enerjiyi düşünürsünüz. Daha ileriye gidip birçok adımlar atarsınız ve su belinize kadar yükselir. Bu yükseklikte isterseniz ayaklarınızın altındaki yeri hissedebilirsiniz. Kendinizi suyun taşımasını isteyebilirsiniz, yüzebilirsiniz. Orada seçim sizindir. İsterseniz ikisi de olabilir. Eğer isterseniz daha da ileri gidebilirsiniz. Su göğsünüze kadar yükseldiğinde hiç efor sarf etmeden yüzebilirsiniz. Hangi pozisyonu isterseniz, ister yüzüstü, ister sırt üstü, nereye isterseniz o tarafa doğru yüzebilirsiniz. Çocuklar nasıl yüzmeyi öğrenirse; yüzdüğü yerde yeri hissetmek ister. Yüzmeyi bir kez öğrendiğinde su ne kadar derin olursa olsun yüzer. Bunu yeni keşfeden bir çocuk düşünün; öğrendikten sonra bunu tam kavramıştır. Çocuk yüzmeyi öğrenirken bir çok enerji sarf edecektir. Yüzmeyi öğrendikçe suyun içinde nasıl rahat hareket edeceğini de öğrenir. Suyun içinde kalmanın ne kadar güzel bir tecrübe olduğunu öğrenirsiniz. Özellikle durgun suda bırakırsınız kendinizi ve öylece kalırsınız. Çocuğun şu anda bunu keşfettiğini hayal edin. Suyun içinde rahatlıyor, yüzmeyi öğrendiniz bunu biliyorsunuz. Çocuk yavaş yavaş büyüdü ve siz kendi gücünüzü hissederek yüzüyorsunuz. Hiç enerji sarf etmeden suyun içinde öyle duruyorsunuz. O kadar rahatsınız ki nerde olduğunuz bile önemli değil. Ama bu arada; arada bir kalkıp plaj nerede diye bakabilirsiniz. Sonra yavaş yavaş sahile doğru gitmeye başlarsınız. Dikkatli bir şekilde kıyıya yanaşırsınız. Yüzmeden sonra kendinizi çok rahatlamış hissedersiniz. Artık yavaş yavaş ayaklarınızın altında karayı hissedersiniz.

 

Dr. Mende: Terapist olarak da aynı imajinasyonları kendi kendinize yapıyorsunuz. Transı yönetirken aynı şekilde hasta nasıl kendisini plajda hissediyorsa aynısını terapist de hissediyor. Çoğu zaman ayrıntıları konuşurken “ne tip ağaçlar var, kumun rengi nasıl” diye sorular sorarsanız. Bir de bakarsınız ki hastayla imajinasyonlarınız çok benziyor.

Dr. Mende: Yaşamış olduğumuz bu deneyim hakkında soru sormak isteyen var mı?

İzleyicilerden biri: Benim yüzme korkum var. Can kurtarma yeleğiyle filan yine de giriyorum. Suya girdiğimde başlangıçta bir şey hissetmedim. Siz çocuklardan örnek verirken suyun üzerinde yüzen küçük pinpon topu imgesi canlandı gözümün önünde. Elimle batırmaya çalışıyordum ve tekrar çıkıyordu. Deneyimlediğim buydu. Herhalde batmayacağını tekrar görmek için yapıyordum.

Dr. Mende: Onunla oynamak keyiflimiydi?

İzleyici: Evet.

Dr. Mende: Korkuyor muydunuz o sırada?

İzleyici: Hayır.

Dr. Mende: Su ne kadar yükseklikteydi o sırada?

İzleyici: Suyun yüzeyini hiç düşünmedim ama derin olduğunu hissediyordum. Çok durgun değildi, dalga da vardı. Artık suya girsem yüzebilirim şeklinde bir duygu hissettim.

Dr. Mende: Eğer bu bir tedavi olsaydı; bir terapi sırasında olabilecek en iyi şey olurdu. Bu kaynakları bularak, sembolik olarak o korkuyu yenmiş olacaksınız.

İzleyici: Orada bir yüzleşme yaşadığımın farkına vardım. Tıpkı bir çocuğun oyuncakla oynaması gibi.

Dr. Mende: Burada önemli olan şey şu, terapi sırasında terapistin söylediği şey önemli değil, hastanın içinde olan olaylar önemlidir. Önemli olan bir terapist olarak gereken alanı oluşturmanızdır. Hangi cümle bölümlerini seçeceğiniz önemlidir. Seçeceğiniz kelimelerin hastayı çok fazla etkilememesine dikkat edeceksiniz. Çok spesifik olmayan kelimeler seçmelisiniz. Bir süreç telkini vardır; bir de betimleme ya da tarif telkini vardır. Örneğin bir şeyleri tarif ediyorsanız; mesela “su ılık, sakin turkuaz rengi, ayağınızın altındaki su son derece yumuşak” gibi. Olayı tarif eden telkinler vardır birde içerik telkinleri vardır. İçerik telkinleri çok hoş şeyler olabilir. O zaman hastanın kendi deneyimlerini etkilemiş olursunuz. Siz “ılık bir su” dersiniz ama hasta soğuk suda hoş duygular hissediyor olabilir. O yüzden ben tarif telkinlerini olabildiğince az kullanırım. Daha çok süreç telkinlerini kullanırım. Proses telkinlerinde inkar edilemeyen şeyler vardır. mesela ben siz denizde yürürken suda direnç hissediyorsunuz dediğimde zaten böyle bir şey vardır, inkar edilemeyen bir şeydir. Benim vermiş olduğum telkinlerde iki tane cümle vardı. Her iki tarafı da doğruydu. “Suyun içinde yürürken direnç hissedeceksiniz”. “Gözlerinizi kapattığınızda derin bir transa gireceksiniz”. Dolayısıyla içsel deneyimlere fırsat vermiş oluyorsunuz. Sizin içinizde aramış olduğunuz şey ise pinpon topuyla oynamanızdır. Burada şu metaforu kullanıyoruz. Eğer su ayak bileklerinizde ise bu hafif bir transı gösteriyor ve biz hafif transta bir çok şeyi yapabiliriz. Ayak bileklerinde olan suda koşup oynayabildiğimiz gibi. Eğer derin trans istiyorsak daha derin sulara gideriz. Bu dolaylı telkin oluyor. Bakın suda derinleşiyorsunuz bir şey olmuyor o zaman derin transta da bir şey olmaz.

Dr. Mende: Bu arada metaforun bir özelliği daha bulunmaktadır. Tıpkı derin bir suya girdiğinizde önce bir efor sarf ediyorsunuz. daha sonra efor sarf etmeseniz de suda kalıyorsunuz. Aynı şey trans hali içinde söz konusudur. Transa girmek için önce bir güç sarf edersiniz ama sonra trans eforsuz devam eder. Bu aynı zamanda dolaylı telkine de bir örnektir. Aynı zamanda transa girdiğinde hastaya “tamam hiçbir şey yapma” demiyorum. “Hiçbir şey yapma” dersem hasta bana şöyle itirazda bulunabilir: “Yani nasıl yapacağız ben düşüncelerimi durduracak mıyım?” Bu bilinç düzeyinde çok zordur. Eğer bu bilinç düzeyinde olarak çok zorsa o zaman bilinçdışı bölümüne geçersiniz. Burada bir dolaylı telkinde, ben hastadan değil de bir çocuktan bahsediyorum. Çocuk efor sarf ederek yüzmeyi öğrenir daha sonra efor sarf etmeden yüzer. Biz hastadan değil bir çocuktan bahsediyoruz. Bu da dolaylı telkine örnektir. Çocukla ilişki kurmasını hastaya bırakıyoruz.

İzleyicilerden biri: Gerek bugün yapılan transta, gerekse dünkünde ben hep uykuya geçiyorum. Bu iyi bir şey mi bunu nasıl yorumlamak lazım?

Dr. Mende: Trans bilincin çok ayrı bir bölümüdür. Kendinize self-hipnoz yaptığınızda da uykuya dalabilirsiniz veya bu gurupta da olabilir. Tek kişi ile yapılan hipnozda biraz zordur o zaman ben anlıyorum. Uykunun kıyısına geldiğini hissederse diyalog kuruyorum. Diyalog nedeniyle bu biraz zordur. Ben şu anda gevşeme transı yaptığım için. Bundan sonraki seansta “sizin uyumanızı istiyorum” diyeceğim. Ben sizle konuştuğum sürece uyumaya gayret edin. Transta asla hiçbir zaman “şunu yapmaya çalış” demeyin. O verdiğiniz görevde başarısız olmak istiyorsanız bunu söyleyin. Çünkü kültürümüzde bir şey için çok çalışmak başarısızlıkla eş değerdir. Vereceğiniz bir komutta hastanın başarısız olmasını istiyorsanız çalış çalış  deyin, dolayısı ile başarısız olacaktır. Bu çok sık rastladığımız bir şeydir. Bazen geceleyin “şu saatte uyuyacağım” deriz ve uyumaya çalışırız. Ancak uyuyamayız.

İzleyicilerden biri: Bilinçaltı her daim aktif, biraz önce ben de uykuya kaldım ama bana göre bu tam bir uyku değil. Bilincin bir kenara itilmesi veya bilinçaltının tam olarak ortaya çıkması ve böyle bir durumdayken sizin söylediklerinizin daha fazla etkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü bilincim duruma çok müdahale etmiyor.

Dr. Mende: Bu trans hali için tarif ettiğiniz şey çok tipiktir. Bazen bu trans hali uyku ile çok benzeyen bir durum gibi tarif edilebilir.

İzleyicilerden biri: Plaj canlandırmasında yüzmeyi çok düşünemedim. O anda “elinizden kumlar dökülsün ondan plajda daha çok var” dediğinizde o zaman ben kumların üstüne yatıp avuç avuç kumları alıyordum ve onun doluluğunu hiç bırakmak istemiyordum. Boşaltıp tekrar alıyordum ellerim yoruluyordu en sonunda böyle kumlarla dolaşamayacağımı düşünerek bıraktım ama elimdeki boşluk duygusu çok fazlaydı. Sonra ellerimi yıkayıp artık gitmem gerektiğini düşündüm.

Dr. Mende: Çok derin sembolik bir anlamı var. Ancak ne hasta ne terapist bu trans seansında hareketleri analiz etmezler. Hipnoz sırasında algılama ile baş başayızdır. O sırada değerlendirme yapmayız. Hem terapist hem de hasta onu hayretler içinde deneyimler. Bu yaşadıklarınız düzgün bir içsel harekettir. Şöyle bir telkin demiştim “eliniz yavaşça açılacak ve kumlar dökülecek”. Bu bilinçdışının işleyişi ile ilgili önemli bir örnek oldu.

İzleyicilerden biri: Bu çalışmalar sırasında hasta uyursa ne yapmalıyız? Uyurken hastaya telkin vermenin bir anlamı oluyor mu?

Dr. Mende: Birebir çalışma sırasında hasta transta mı yoksa uyuyor mu; hasta uyuyorsa raport veremeyecektir. Raport, terapide karşılıklı uyumdur, ses tonunuz, nefes alıp verme tonunuz. Hasta uyuduğunda buna cevap veremez. Uyku sırasında telkin alınabilir. Ama bu bir yerde şans meselesidir. Orada başarılı olup olamayacağınız sorgulanabilir. Burada yapmanız gereken şey tekrar o raport haline dönmektir. Dönmek için biraz yüksek sesle konuşabilirsiniz Tabii ki birden uyandıracak şekilde değil.

İzleyicilerden biri: Uyuyan bir insana telkinde bulunulur mu? Genel anastezi altında verilen telkinler başarılı olur mu?

Dr. Mende: Yanımda biri horlarken ben uyuyamam. Böyle birine ben “horlamayı kes yoksa seni uyandıracağım” derim ve horlama hemen durur. Dişlerini gıcırdatan da olur mu? Psikoloji departmanındaki bir profesör çok ilginç bir araştırma yaptı. Üç gruba ayırdığı genel anestezi altındaki kişilerden birinci guruba çok güzel bir klasik müzik dinletti. İkinci gruba rahatlatma seansı yapıldı ve ameliyat sonrası iyileşme telkinleri verildi. Üçüncü gurup kontrol gurubu oldu ve hiçbir şey verilmedi. Birinci ve ikinci gurupta kullanılan anestezik madde oldukça düşüktü. Ameliyattan sonra hastalar hiçbir şey hatırlamadı. Daha sonra bazı plaklar konuldu ve onlara “biz ameliyat sırasında bazı plaklar çaldık bu çaldığımız plaklar acaba hangileridir” diye soruldu. Belirgin bir şekilde doğru tahminde bulundular. 2. gurupta ise ameliyat sonrası iyileşme daha iyi idi. Dolayısıyla bu durum genel anestezi altında süjelerin telkine açık olduklarını gösteren bir anlamlı bir çalışmadır.

Dr. Mende: İnsanlar belki de uykuda daha alıcı olabilir. Özellikle yaralanma durumlarında kişiler telkine daha çok açık olurlar. Oryantasyonları bozuktur. “Neredeyim” derler, tekrar kendilerini toparlayabilmek için telkine açık olurlar. Bu nedenle cerrahların operasyonları sırasında konuştuklarına çok dikkat etmeleri gerekir. Direk telkinlerin ne kadar faydalı olduğunu gösteren bir deney anlatmak istiyorum. Acil bakım ünitesinde danışman psikolog olarak çalışıyordum. Hasta entübe edildi ve sedasyon aldı. Bu tüpün çıkartılmasında eşim çalışıyordu. Hasta extübe edildikten sonra bütün yaşam fonksiyonları görülüyordu ve bu iyi bir deneyim oluyordu. Eşim “siz artık rahat rahat nefes alabileceksiniz” diye konuşuyordu. Tekrar nefes alıp vermek çok güzel bir deneyim olsa gerek. Ondan sonra tüpü çıkarmak çok basit bir iş haline geliyordu. Bazen de hastalar ağrı çekmemesi için uykuya yatırılır. Bazen de ilacın etkisi bitiyor ama hasta uyanmaz. Eşim hastalarla da uğraşıyor. Bazen hastalar uyanmaktan korktukları için böyle yapıyorlar. Eşim onlara uyandıktan sonra her şey yolunda olacağına dair telkinleri veriyor. Uyandıklarında her şeyle başa çıkabileceklerini hastalara söylüyor. Uyanma zamanına Tabii ki bilinçdışı karar veriyor. Bilinçdışı “Tamam her şey yolunda” derse o zaman hasta uyanıyor. Eşim bazen hastalara “saat sekizde uyanırsan, bu senin için uygun olacak” diyor. Bir de bakıyorsunuz hasta hakikaten sekizde uyanmış. Son dönem bir omirilik kanseri hasta, çok üst bölgeden zarar görmüştü. Sadece suni makineyle yaşıyordu ve yutkunamıyordu bile. Ama sadece göz hareketleri ile bir anlaşma sistemi kurmuştuk. Evet ise bir defa gözünü kırpacaktı hayır ise iki defa. Doktor “yapabilecek hiçbir şey yok” derken eşim “yok ya biz onunla iletişim kurduk” dedi ve hasta o bölüme gönderilmedi. Hasta daha sonra kendi kendine yutkunabilir hale geldi. Evet başka bir şey yapamıyordu ama, ölüme gönderileceği yerde evine gönderildi. Sözsüz iletişim o yüzden tıpta çok önemli. Hastanede ve bir çok yerde aslında o küçük hareketlere dikkat etmek aslında çok basit bir iş. Bu küçük sözsüz şeylere dikkat ettikçe; hipnozda daha çok şey öğreniyorsunuz.

Dr. Mende: Böyle bir durumda bilinçaltı başkalarına hayır demeyi öğretebilir. Bazen de aynı hastada bilinçaltı “evet” diyebilir. Terapideki önemli bir adım çözümü test etmektir. “İlerde böyle bir şey olduğunda ne yapacaksın” gibi soru sorulabilir. Şunu sorabilirsiniz gizli kalmış bazı kuşkularınız olabilir mi? Cevap hayır ise durumun iyi olduğuna dair bir işarettir.

İzleyicilerden biri: Bazen çalışırken bir sorunla karşılaşıyorum. İmajinasyon sırasında bazı yatkın hastalar hızla derinleşiyor. Ben henüz süreci tamamlamamış oluyorum. Hasta benim anlattığımın dışında çok farklı şeyler gördüğünü söyleyebiliyor. Kabuslar ve kötü rüyalar görüyor. İletişimi kaybetmiş oluyorum. Yüzünün ifadesinden kötü şeyler gördüğünü fark ediyorum. Ben bu durumda gene olumlu telkinler verip hastaya rahatlamasını söylüyorum. Kabusları kontrol etmek zor oluyor. Bu duruma nasıl yaklaşmamızı önerirsiniz?

Dr. Mende: İlk önce onu yavaşlatmanız gerekir. Raport halinde kalmaya dikkat etmelisiniz. Önemli olan bir şeyi onun bilinçaltı anlatmaya çalışır size. Bazen bilinçaltı bunu çok kötü bir şekilde de anlatabilir. Siz hastanın bilinçdışı bölümüne şöyle hitap etmeniz lazım. “Bana kendini anlatmak istiyorsun bunu biliyorum ama bunu kötü bir şekilde değil de daha güzel rahat bir şekilde de anlatabilirsin”. Böylece hastanın bilinçdışı bir arama sürecinin içine girecektir. Ona “bilinçdışınız kendini ifade etmek için başka bir yol bulduğunda sol kolunuz yavaşça yukarı kalkacak” diyeceksiniz. “Bilinçdışınız kendini değişik bir şekilde ifade etme yöntemini kullanmak istiyor mu?” Evet veya hayır’ı bundan anlayabilirsiniz. Eğer evet ise “hadi bakalım görelim neler olacak” diyeceksiniz. Bilinçdışı o bulduğu yolla kendini ifade edecektir.

Dr. Mende: Hipnoterapotik üçgene şöyle bir bakalım. Terapist, hasta ve kendi kendine bilinçdışı. Bir örnek vermek gerekirse, terapi sırasında biz belli bir açı ile otururuz. Birbirimizin tam yüzüne bakar şekilde oturmayız. Çünkü tam yüzyüze oturursak, bu üçgeni sadece bir çizgiye kadar küçültürüz. Bu şekilde bir açıyla oturmak dolaylı telkin bir gibidir. Her iki kişinin de aynı şeye odaklandığını gösteren dolaylı bir telkindir. Şimdi orijinal duruma şöyle bir bakalım. Agorafobik bir hasta düşünün evini terk edemiyor. Evi onun kendi alanı, evini terk ettiği anda anksiyetesi ortaya çıkacaktır. Bazen kızgınlık “ah şu işi niye yaptım” diye insan kendine kızabilir. “Niye burada kaldım, niye dışarı çıkamıyorum” diye bir kızgınlık duyabilir. Bu semptoma karşı saldırganlık da olabilir. Utanç duygusu yaşayan da olabilir. “O kadar çalışıyorum niye kötü not alıyorum” diye terapi yardımı isteyen olabilir. Utanç, anlama yokluğu, kızgınlık olabilir. Özellikle psikosomatik hastalarda bu vardır. “Belim bu kadar ağrımasa ben spor da yapardım, şunu da yapardım; ama sırt ağrım buna engel oluyor” der. Semptomumuzu günah keçisi yaparak bahane ediyoruz. Bunlar o semptoma karşı hastanın hissettikleri şeylerdir. İşte kızgınlık, agresyon, darp, utanç, suçlama gibi her türlü semptomun arkasındaki duygulardır bunlar. Sadece agorafobide değil, randevularına zorunlu olarak geç gelen kompulsif hastalarda da olabilir. “Ocağı kapattım mı, kapıyı kilitledim mi” gibi nedenlerle. Terapide o semptoma karşı hissettiklerini araştırırız. Çünkü kişinin semptomla kurduğu ilişki, aynı zamanda etrafındaki diğer kişilerle kurduğu ilişkiye benzer. Başta bunu anlamanız çok önemlidir. Hasta semptomunu düşman olarak görebilir. O zaman amaç, o düşmanı yenmek olacaktır. O semptomu kendisine bir tehdit olarak görebilir. Biz tehditten kaçmak isteriz; bu durumda da amaç kişiyi emin bir yere getirmektir. Saçmalık, kötü olarak da görebiliriz o zaman ondan kurtulmak gerekir. Mesela psikosomatik mide ağrıları olan bir hastanın amacı o ağrılardan kurtarmak olacaktır. Semptomla hastanın ilişkisinde hasta pasif olarak kalır. Hasta semptom tarafından sarılmış durumdadır. Panik-atak dediğimizde panik ona saldırıyordur, kendi semptomu tarafından sarılmış olduğunu görürüz. Tedavi amaçlarımızın neler olduğuna bakacağız. Semptomla iletişim sağladıktan sonra ne yapacağız? Psikopatolojik semptomla direk iletişime geçemezsiniz ama hipnotik fenomenle direk olarak psikopatolojik semptomla geçebilirsiniz. Duygusal gereksinimlerle terapötik amaçlarımız arasında şöyle bir ilişki kurdum. Semptom şu şekilde algılanıyorsa, birincil önemli bir mesajın iletilmesi olarak algılanıyorsa, örneğin buradaki arkadaşımız diş gıcırdatmada; jaguarla sembolize etti. Biz jaguara sorsak bu diş gıcırdatma meselesine ne cevap verirdi. Burada jaguarla iletişim kurmuş oluyor. Sembolik figürle iletişim kurmak daha kolaydır. “Gıcırdatma problemiyle konuşun bakın gıcırdatma size ne diyecek” dediğinizde hiç bir yanıt alamazsınız. Ama elinizde bir jaguar örneği varsa onunla iletişim kurmak daha kolaydır. Bir başka ifadeyle hastanın diş gıcırdatma problemi var, ona “gıcırdatma problemiyle ilgili ne diyorsun” diye sorduğunuzda çok zor cevap alırsınız ama kişinin jaguar gibi bir fenomeni varsa o zaman jaguara sorarsınız problemi ve daha kolay cevap alırsınız. Amaç daha kolay bir şekilde yerine gelmiş olur. Trans sırasında bir çözülme olur ve kişi jaguardan uzaklaşmış olur. Jaguar otonom hale gelir yani kendi kendine hareket edebilen, karar verebilir bir şey haline gelir. Jaguar hastadan bağımsız olarak bir şeyler söylemeye başlar.

Dr. Mende: Şimdi ikinci yere geliyoruz. Burada semptom otonom olarak hareket edebilen kendisiyle görüşen bir partner olarak görülebilir. Eğer jaguar önemli bir mesaj taşıyorsa siz basit bir şekilde “tamam jaguar şimdi buradan gitsin” diyemezsiniz. Jaguarı ciddiye alıp, ona tamamen saygı duyduğunuz bir kişilik olarak yaklaşmanız gerekecektir. Onun vermiş olduğu mesajları dinlersiniz. Burada jaguar bir şeyin temsilcisidir.

İzleyicilerden biri: Mesela jaguar trans sırasında dese ki “ben senden daha güçlüyüm benimle uğraşma ne yapalım?”

Dr. Mende: Bunun üzerine gideriz. Niçin jaguar bu şekilde düşmanca davranıyor onu bulmaya çalışırız. Bu ego durumunun belki de bir sembolizasyonu olabilir. Bir takım arzuların, isteklerin temsilcisi olabilir. Belki de jaguarın söyledikleri kişinin kendi arzularıyla çelişebilir. Bir çelişki var gibi gözükebilir ama onlar belki de o kadar kötü bir şey değildir. Belki de bir başka terapötik yaklaşım şöyle olabilir; jaguarın psikolojik arka-planına araştırmamız gerekebilir. Önce onunla bir iletişim kurmak gerekir. Nasıl ki düşman ülkeler ilk önce oturup iletişim kurarlar; “sen şunu yaparsan ben de şunları yaparım” gibi biz de onunla uzlaşmak zorunda olmaksızın; onunla iletişim kurmalıyız. İletişim kurduktan sonra yavaş yavaş uzlaşma gelebilir. Semptoma saygı duyma konusuna tekrar dönersek, semptomun özel yeteneklerine bir bakarız. Mesela diş gıcırdatmanın nasıl bir faydası var, hiçbir faydası yoktur. Ama ona karşın jaguar son derece zarif hareketler yapabilir, çok hızlı bir hayvan, son derece güçlü bir çenesi var, canlı kalmada gayet başarılı. Bu noktaya geldiğinizde bu sembolü bir yeterlilik olarak değerlendirebilirsiniz. Hayvanlar bir metafor olarak son dereceyararlıdır. Hayvanların bir çok farklı özellikleri vardır. Beğendiğimiz ve beğenmediğimiz özellikleri vardır. Bunlarla seansta hastayla bağlantılar kurabiliriz.

İzleyicilerden biri: Mesela sosyal fobi hastasının hipnozda kendini karınca ile ifade etmesi gibi. Kaldırımda bir karınca, her an herkes onu ezebilir.

Dr. Mende: Hayvanlar içsel kaynaklara ulaşmada çok iyi aracıdırlar. Hayvan örneğinde yeterlilikle ilgili olarak, semptomla bir uzlaşma içine girilebilir. En azından hastayı o semptomu tolare edici bir duruma getirmeniz gerekir. Bazen o hayvanın yaşayabileceği uygun bir yer bulmak gerekebilir. Hasta iyileştikten sonra, semptom gittikten sonra hayvan nerede yaşar bunu soracaksınız. Dolayısı ile terapi bittiğinde siz jaguarı alıp onun yaşadığı yere kendiniz refakat ederek götüreceksiniz. Onu kovalamakla refakat etmek arasında çok fark vardır. Bu örneklerde duygusal gereksinimlere elbise giydirmiş oluyoruz. Gördüğünüz gibi bunlar çok değişik şeyler. Semptom tarafından hücum edilme, semptoma kızgınlık duyma çok farklı şeyler. Fark da şu, siz aktif olarak semptomla temas kurup semptoma hücum ederseniz hasta korkacaktır. Fakat hipnozda siz o hayvanla temas kuruyorsunuz, konuşuyorsunuz. Tabii ki bu yüz yüze gelip yapılan bir tedavi şeklidir. Bütün bu yüz yüze gelmeler çok önemlidir ve sadece terapi sırasında olur. Tedavi sırasında bu sorunla yüz yüze gelme, hipnoz sırasında değil, self hipnoz yaptığınız zaman siz genellikle kaynaklarla çalışırsınız. Self hipnoz yaparken iyi bir arkadaşınızla, dostunuzla yapmanız gerekir. Self hipnoz sırasında sizin düşündüğünüz yakın dostunuz, o sırada sizin iç kaynağınız olur. Burada terapistin rolü o sembolle hastanın bir iletişim kurmasını sağlamaktır. Sembolize ettiği şeye hislerini belli etmesine müsaade edeceksiniz ama hiçbir zaman o sembolize ettiği şeyi aşağılamasına veya hayran olmasına izin vermeyeceksiniz. Eğer komik şeyler gelirse mesela jaguarı karikatürize etmeye çalışırsa ona izin vermiyorsunuz. Jaguarı taklit etmeye kalkarsa ona da izin vermiyorsunuz. Kendinizi jaguarın yerine koyarak “bakın ben size saygı duyuyorum siz de bana saygı duyun” diyorsunuz. Önce hastada bir trans hali yaratıyorsunuz ve herkes kendi sembolünü yaratıyor, daha sonra terapist olarak o sembolle hasta arasında bir iletişim sağlıyorsunuz. Buradaki transta amacımız, kişinin o sembolü bulmasını sağlamaktır.

Dr. Mende: Yavaş yavaş konunu sonuna gelirken hep birlikte bir hipnoz daha deneyimleyelim. Bir çok kimseyle bu nefes alıp verme adımlamasını yapmak zor olabilir. Ben burada hipnoz yaparken benimle aynı anda nefes alıp verebilirsiniz. Kendi açınızdan raport oluşturabilirsiniz. Böylelikle beni kolayca algılayabilir ve kolayca transa geçebilirsiniz. Bu fenomeni bir başka türlü de gerçekleştirebilirsiniz. Hepinize hipnozunuzda rahat, ilgi çekici deneyimler diliyorum. Bundan sonraki büyük kongrede hepinizi görmeyi diliyorum. Tüm dünyadan herkes oraya gelecek. Böylece diğerleri neler yapıyor onlara tanık olabilirsiniz. Tuncay ve Cenk ‘e çok teşekkürler.

Psikosomatik Nedir?

Psikosomatik, psikolojik kökenleri olan fiziksel hastalıklara verilen isimdir. Yunanca ‘ruh’ anlamına gelen ‘psyche’ …

Parapsikoloji Nedir?

Parapsikoloji, duyu organlarını kullanmadan gerçekleştirilen olayların ve paranormal (normal-dışı) olayların deneysel …

Bilinç Nedir?

Bilinç, basit bir şekilde tanımlanırsa farkındalık ya da bireyin kendi varlığının farkında olmasını sağlayan …