MAKALELER

Hipnoterapi hakkında daha fazla bilgi edinebileceğiniz uzman makaleleri.

Hastalığın Nedeni ve İyileştirici Öğe Olarak Müzik

Müziğin iyileştirici özellikleri geçmiş zamanın insanları tarafından çok iyi biliniyordu ve onlardan oldukça fazla yararlanmışlardır. İlkel toplumlarda, şarkılar, davul and the rattle gibi müzik enstrümanları sadece şifalı bitkilerin ve ilaçların etkisini artırmak için değil aynı zamanda başlı başına  iyileştirme araçları olarak da kullanılmışlardır. Bu tür uygulamalar, günümüze kadar Kızılderililerin arasında kullanıla gelmiştir. Paul Radin(22), “İlkel Toplumlarda Müzik ve İlaç” adlı makalesinde söyler ki: “Ojibwalılar arasında, jessakid hekimleri sadece hastanın yanında oturarak ve gourd rattle’la şarkı söyleyerek tedavilerini yaparlar. Benzer olarak, Winnebago’lular arasında, güçlerini bear spirit’ten (ayı ruhundan) alan insanlar sadece şarkı söyleyerek yaraları iyileştirirler.” (p. 17)

Eski medeniyetler tarafından müziğin iyileştirici özellikleri çok iyi biliniyordu ve bilinçli olarak bu amaçla kullanıyorlardı. Finlandiyalıların epik şiiri Kalevala’da (15), müziğiyle kalabalığın öfkesini hem sakinleştiren hem de kalabalığı hipnoz edip uyutmayı başaran bir bilgenin hikayesini okuruz. İncil’de (5), Kral Saul’a şeytani bir ruhun eziyet ettiği söylenir, David adında arp çalan yetenekli bir müzisyen, “ne zaman kötü ruh Saul’un üzerine gelse, David arpı alıp çalmaya başlar ve bu şekilde Saul canlanırdı, iyileşirdi ve şeytani ruh ondan ayrılırdı”(I Sam. 16:23). Araplara göre, müziğin hayvanlar üzerinde yararlı bir etkisi vardır. Çobanın şarkı söylemesinin ve (kaval) çalmasının sürüleri geliştirdiği söylenir. Yunanlılar arasında müziğin şifa veren bir öğe olarak özel bir yeri vardır. Homeros (12), Ulysses’in yarasından akan kanın, Autolycus’un şarkısının müziğiyle durduğunu anlatırdı.

Pytagoras’ın yaptığı müziğin kullanımı hakkında daha kesin bir bilgiye sahibiz. “Pitagoras”, Porphyry’de (21) şunu yazar:“müzik eğitimi öncelikle, tedavi etmede, insanın hareketlerini ve tutkularını arındırmada, ruhun bozulmamış güçlerini düzeltmede uygulanan bazı müzik ve melodilere dayanır. O aynı araçları, hem vücut hem de akıl hastalıkları için uyguladı… Akşamları öğrencileri çekilmek üzere olduğunda, onları günün bütün karmaşasından ve sıkıntısından uzak tutardı, karmaşık zihinlerini sakinleştirirdi ve onları hayırlı ve gelecek olayları bildiren rüyalar gösteren uykuya teşvik ederdi. Sabah uyandıklarında, üzerlerindeki ağır uykululuğu özel müzik ve melodilerle alırdı”. Porphyry, hatta Pitagoras’ın intikam için bir evi yakmaya kalkışan sarhoş bir insanı  boşuna sakinleştirmeye ve tutmaya çalıştığını, ancak onun müzikle sakinleştirdiği bir olaya da değinir.

Plato (18)müziğin, psikoterapi ve eğitimin güçlü araçları olduğunun öneminiDevlet kitabında bulunan aşağıdaki cümlelerle belirtmiştir. “Ritim ve harmoni ruhun hücrelerine kadar içeriye dalar ve orda en güçlü hücreyi alır,doğru şekilde yetişmiş bir insanda bulunan vücudun ve aklın isteğine getirir.” (sayfa:88)

Aristo (4), modern psikanalizler tarafından izlenen amaçla ilginç bir benzerlik gösteren duygusal katarsis müziğinin değişik işlevlerinden bahseder.

Rumlar, Romanlar tarafından ve daha sonra Rönesansdan on sekizinci yüzyıla kadar müziğin iyileştirici ve zevk alma amaçlarıyla kullanıldığı bütün örnekleri burada anlatamayacağız. Tarihte müzik eşliğinde terapi (müzikli terapi) ile ilgilenenler, ayrıntılı bilgiyi Music ve Medicine kitabında Bruno Meinecke ve Arman Carapetyan tarafından yazılan iki makalede bulabilirler (22).

  1. yüzyılda, materyalist akımın yayılmasıyla, bu psikoterapi yöntemi nispeten ihmal edildi.  Hatta müziğin uyarıcı etkisinin tıp mesleğinden daha çok askeri alan tarafından değerlendirildiği söylenebilir-her alayın kendi bandosu vardır, sürekli askeri marşlar ve askerlerin morallerini yükseltmek için canlı marşlar kullanılmıştır. Maalesef, birkaç doktor, müzik eşliğinde terapi (müzikli terapi) yapmıştır. Onlardan biri de Hector Chomet idi. Sağlık ve Yaşam Üzerinde Müziğin Etkisi kitabında, müzik yardımıyla çeşitli hastalıkların iyileştirilmesinden söz eder. Sara nöbetleri geçiren bir kadının vakasında, bir gün müzik dinletildiğinde yaklaşan krizin semptomlarının ortaya çıktığını ama nöbetin gerçekleşmediğini belirtir. O zamandan itibaren, semptomlar ilk göründüğü anda, hasta çalınacak müziği düzenledi ve bu şekilde bütün krizlerin üstesinden gelmeyi başardı.

Bulunduğumuz yüzyılda, özellikle son yıllarda, kendini üç çizgide gösteren müzik eşliğinde terapiye (müzikli terapiye) ilgi yeniden arttı: acıyı yatıştırmada; hastanelerde toplu uygulamayla özellikle psikiyatrik kliniklerde hastalar üzerinde sakinleştirici ve uyarıcı etkiler yaratmak amacıyla; mesleki terapi aracı olarak.

Gerçek bilimsel müzikli terapi ve özellikle onun bireysel uygulamaları-yani bazı durumlarda özel sorunları tedavi etmeyi amaçlayan- müziğin oluştuğu çeşitli parçaların ve bestelenen müziğin fizyolojik etkinlikler ve psikolojik sağlık üzerindeki etkilerinin kesin bilgisine dayanmalıdır.

Müziğin temel öğeleri şunlardır; ritim, ton, melodi, ses uyumu (harmoni) ve ses rengidir(timbre).

1.Ritim

Ritim müziğin en eski ve en temel öğesidir. İlkel insanların müziği sadece ritimden oluşur. Şair d’Annunzio’nun adlandırdığı gibi ritim, “müziğin kalbidir”. Ritim, insan üzerinde en yoğun ve en hızlı etkiye sahip ve bedeni ve duyguları doğrudan etkileyen bir öğedir.

Canlı yaşam, çeşitli ritimler üzerine kurulur: nefes alma ritmi, kalp atışı ritmi, değişik kas hareketlerinin ritmi, hareketlilik ve dinlenme ritmi, birçok bedensel etkinliklerin ritmi. Her molekülün her hücrenin ve her atomun güç algılanan titreşimli sesinden söz etmiyoruz. Bu yüzden, onları hem pasifleştiren veya harekete geçiren hem de uyumlu hale getiren veya  anlaşmazlık karışıklık yaratan müzik ritimlerinin, organik ritimler üzerindeki güçlü etkisini görmek şaşırtıcı değildir.

Vücudun olduğu kadar bireyin psikolojik yaşamının da çok fazla sayıda değişik ritimleri vardır: mutluluk ve depresyon ritimleri; üzüntü ve neşenin, kızgınlık ve yorgunluğun, güçlülüğün ve zayıflığın, içine kapanıklık ve dışa dönüklüğün birbirini izlemesi. Bütün bu durumlar müziğin ritminin etkisine duyarlıdırlar. Beden ritimlerinin içinde, duyguların ve müziğin birbirine geçtiği ve tek bir bütün ritimde kaynaştığı bazı etkinlikler vardır. Bu gerçekten kişi canlı müziği seslendirebildiği ve insanın tüm varlığıyla ifade ettiği dans sırasında olur.

Ritmin içindeki farklı öğeleri ayırt etmeliyiz:  her şeyden önce tempo veya hız (andante, moderato ve allegro: yavaş hızda, orta hızda tempo ve allegro) ve metreveya gruplandırma vuruşlarını ayırt etmeliyiz. Her birinin kendine özgü farklı etkisi vardır, örneğin temponun hızı arttıkça fazla miktarda duygusal gerilim meydana gelir. Değişik metrik müziklerin veya tasarıların psikolojik etkilerinin analizi adını önceden söylediğimiz Music and Medicine(23) (Müzik ve İlaç) kitabında Howard Hanson tarafından yazılan “Müzikte Duygusal İfade” başlıklı makalede, bulunabilir.

2.Ton  

Her nota fiziksel olarak belli bir titreşim oranından oluşmasına rağmen aynı zamanda belirli  fiziksel ve psikolojik etkileri vardır. İyi bilindiği gibi, sesin inorganik maddeler üzerinde büyük etkisi vardır. Sesin yardımıyla, kum üzerinde geometrik şekiller oluşturmak ve nesneleri parçalamak mümkündür. Öyleyse, bu gücün hassas bedenlerimizin canlı hücreleri üzerindeki etkisi ne kadar güçlüdür.

Her müzikal notanın kelimelerle ifade edilemeyecek belli bir niteliği vardır. Bu nitelik psikolojik etkilere neden olur, ama belli bir duygusal niteliğin belli bir notaya karşılık geldiği söylenemez ve her bir notanın belli bir renge karşılık geldiğini iddia eden çeşitli ilginç girişimler, renkler ve sesler arasındaki iddia edilen korelasyonlar kişiden kişiye değiştiğinden kesin sonuçlar vermemiştir. Tek başına olan seslerden daha etkilisi, farklı ses perdesindeki notalarla birleşmesiyle etkisi artırılan her bir notada tonların art arda gelmesidir.

3.Melodi

Ritimlerin, tonların ve aksanların birleşmesi melodiler olarak adlandırılan müzikal “birimleri” ve “bütünleri” meydana getirir. Melodiler, çoğu zaman, bestecinin kendiliğinden veya ilhamla olan yaratıcı etkinliklerinin sonucudur. Psikolojik terimlerle konuşacak olursak, diğer sanatsal yaratıcı eserler gibi bu tür müzikal eserler unconscious’un değişik düzeylerinde, çoğu defa supercounscious düzeyinde, özenle hazırlanır. Birçok müzikal öğenin sentezi olan melodiler duyguların ifadesi için çok uygundurlar. Dinleyicide değişik ve yoğun bir etki bırakırlar. Yalnızca duyguları değil, aynı zamanda duyumları(sensation), düşleri, dürtüleri, büyük ölçüde sinir sistemini, solunumu, kan dolaşımını, aslında tüm yaşamsal fonksiyonları etkilerler.

  1. Ses Ahengi (Harmoni)     

Melodi, art arda gelen seslerden oluşurken, ses ahengi akortları oluşturan birbirine uyum sağlayan birkaç notanın aynı zamanda seslendirilmesinden oluşur. Ayrı ayrı bu seslerin titreşim oranına göre, sonuç belirli bir psikolojik ve fiziksel etkisi olan uyumlu bir karışım ya da kulakları tırmalayan ahenksiz bir gürültü olabilir.   Modern müzikte uyumsuzluğun yaygınlığının, gürültünün ifadesi olarak, modern insanı hasta eden çatışmalara ve bunalımlara neden olduğunu ve şeytanı büyüten ve önemini vurgulayan manalı bir etkiye eğilimli olduğunu söyleyebiliriz.

  1. Ses Rengi (Tını)

İnsan sesi dahil çeşitli müzik aletlerinin doğaları ve yapılarındaki farklılık sese, özel duygusal tepkiler uyandırdığı için kolay tanınabilen ancak kelimelerle zor ifade edilebilen ayrıcalıklı bir nitelik verir. Müzik duyarlılığına sahip herkes, keman, flüt, trompet, arp, soprano ya da kalın bir sesin yarattığı tesirin niteliğini özel olarak hisseder.

Bir besteci, çeşitli enstrümanların ustaca birleştirildiği bir orkestrayla en güçlü psikolojik etkiler yaratabilir.

Müziğin Olumsuz Etkileri

Müziğin iyileştirici etkilerini ve onların kullanımını ele almadan önce açık bir şekilde müziğin olası zararlı etkilerini tanımalı ve sınamalıyız. Bu bizi şaşırtmamalı veya şok etmemelidir. Yararlı olan her şey hem iyi hem kötü olabilir. Müziğin tedavi edici etkisi ve onun estetik değerinin hiçbir surette birbirini tutmak zorunda olmadığını açıklamak iyi olacaktır. Sanat açısından kötü müzik olup ancak zararsız olan müzik de vardır, diğer taraftan en iyi besteciler tarafından yapılan ancak kesinlikle zararlı olan müzikler de vardır. Müziğin zarar veren bir yapısı olduğunu söylemek bir çelişki oluşturmaz çünkü estetik olarak etkili oldukça daha çok sağlığa zarar verebilir.

Müziğin vücut ve akıl üzerinde zararlı etkileri çok çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlardan en önemlisi müziğin türü ve niteliğidir. Etkili ve hatta kimi zaman belirleyici olan diğer ikincil nedenler de olmuştur. Bunlar: duyulan müziğin miktarı, değişik türde müziklerin art arda gelmesi ve birleştirilmesi, her dinleyicinin psikolojik ve fizyolojik yapısı ve müziği dinlerken bulunduğu özel duygusal durumlardır. Bir insanı üzen alt üst eden bir parça, başka bir insan üzerinde hiç ya da çok az dokunur bir etki bırakabilir. Örneğin; müziğe duyarlı olan,  tutkuları güçlü olan ve kontrol altında olmayan bir kimse duygusal olarak kayıtsız, soğuk ve tepkisiz olan bir dinleyiciye göre daha fazla etkilenecektir. Aşık olan bir kişi, tutkuları cansız ve kendi kendine yana yana tükendiği zaman sadece hayal kırıklığının soğuk küllerini bırakan kişiden daha fazla, erotik müzikle alt üst olacak ve heyecanlanacaktır. Bazı aşırı durumlarda, dinleyiciler anormal şekilde duyarlı ise, müzik ciddi problemlere neden olabilir. Buna kanıt “Musicogenic Eplepsy” adlı çalışmasında yirmi vakadan bahseden MacDonald Hastings tarafından verilir, müzikle gelişmesine yardımcı olunan sara nöbeti geçiren hastalardan on biri kendi hastasıdır (F. Howes’ın Man, Mind and Music kitabından alınmıştır.).

Ayrıca, konser programının düzenlenme biçimi vardır: farklı ve karşıt müzikler birbiri ardına hızlıca geldiğinde karışık ve çelişkili duyguların harekete geçmesine neden olur.  Konserlerde sık sık sakinleştirici bir parçanın etkisi onu takip eden heyecan verici bir müzikle bozulmuştur, üçüncü parçanın da neşe saçan uyarımı da dördüncü parçanın karamsarlığıyla bastırılır ve bu şekilde konser devam eder. Bu tarz karşıtlıklar estetik açıdan değişik şekillerde değerlendirilebilir ancak tıbbi açıdan kesinlikle takdir edilemez. Hatta uzun konserlerde müziğin miktarının fazla olması sinirsel yorgunluğa ve psikolojik bozukluğa  yol açabilir.

Zararlı sonuçlar doğurmaya meyilli olan pek çok müzik türü vardır. Birincisi, içgüdüleri (instincts) harekete geçirir ve lower passionslara hitap eder, şehveti artırarak heyecanlandırır.  Bu tür müzikal parçalara, sanatsal değeri olanlar arasında Wagner’in Tannhauser’in de yer alan Venusberg sahnesi, Richard Strauss’a ait Salome’in bazı parçaları gösterilebilir. İkincisine ilişkin olarak, Kraliyet Müzik Derneğinin Başkanı şu ağır değerlendirmeleri yapmıştır. “Sanatın küçük bir kısmıfleurs du mal  diye tanımlanabilir. Yozlaşmanın dışında egzotik, aşırı süslü, netameli ve büyüleyici bir güzellik gelişir. Büyülenme, cazibenin tiksintiyle arttığı belirsiz bir duygudur. Strauss’un Salome’sinin Dance of the Seven Veils bölümünden sonuna kadar olan kısmı böyle bir büyülenmenin bir örneğidir: gözleri kamaştırır, baştan çıkarır, şeytanın sadece taze güzelliğini açığa ifade eder ve onu  reddeder, korkunç, çürük zehirli mantarlar gübre yığınında yetişir.

Zararlı müzikal eserlerin ikinci grubu melankolik ve moral bozucu parçalardan oluşur çünkü, isteksizliği ve yorgunluğu; kederi ve üzüntüyü; şiddeti ve umutsuzluğu ifade ederler. Bu tür bir müziğin çok büyük sanatsal değeri olabilir, bestecinin kendisine rahatlık verebilir ve sanatsal katarsizin bir  aracı olabilir ancak iç karartıcı etkisinin dinleyicinin her noktasını kaplamasına izin veren bu müzik psikolojik bir zehir gibidir. Chopin’in bazı eserleri bu türdendir, özellikle onun duygulu parçalarında mutsuz ruhu ıstıraplı melankoliliğini, zayıflığını ve sıla hasretini açığa vurur. Geçen yüzyılın romantik döneminin genç kadınlarına ıstırap veren ruhsuz ve anormal duygusallığın artmasına neden olmuşlardır.

Zararlı olmaya yatkın diğer bir müzik türü de müzikal ifadelerinin yeni biçimlerinde ilginç deneyimleri gösterirken sık uyumsuzluklar, biçim eksiklikleri, düzensiz ve çılgın ritimleri, vurgu ve makam durumunun modern düşüncesi ile yansıtan müzikal eserlerden oluşur. Bir çok modern dans ve özellikle caz, senkop ritimlerinin parçalayıcı etkileriyle aşırı uyarımları birleştirir. Howard Hanson çok iyi olan makalesinde, daha önce bahsettiğimiz (11) cazın yaygın zararlı etkisini oldukça sert bir biçimde dile getirmiştir. Hanson şunları söyler: “Bugünkü şiddeti azalmayan “sıcak caz” gelişmeye devam ederse, müziğin gelecek jenerasyon üzerinde nasıl bir etkisi olacağını… düşünmeye tereddüt ediyorum. Cazın çoğu duygusuz, kulak tırmalayıcı ve sıradandır, gençlerimizin dansının, oyunlarının hatta çalışmalarının eşlik ettiği bu maddenin büyük miktarlarıyla saatler boyunca, geceler boyunca Amerikan evlerinin istila edilmesine aracılık eden radyo için olmasaydı yorumsuz bir şekilde atılabilirdi. Belki olumsuz etkisine karşı bir bağışıklık geliştirebilirlerdi, ancak böyle bir bağışıklığa sahip değillerse ve bu işitsel uyuşturucunun seri üretimi azaltılmıyorsa, kendimizi psikiyatriklerin yeteneklerinin bile iyileştirmede zorlanabileceği, nevrozlu bir milletin içinde bulabiliriz. Bu yüzden, müzikli terapinin en azından kendisine panzehir olarak hizmet edeceği noktaya kadar gelişmesi gerektiği ilahi adalet olarak görünebilir.” (sayfa, 625)

Müzik, doğrudan tutkuları harekete geçirmese ya da depresyonu ve uyumsuzluğu teşvik etmese de, sadece yapıcı bir etkinliğe dönüşmeden aşırı duygusal durumları beslediği ve harekete geçirdiği için zararlı olabilir. Bu duygusal dalgalanma,Psikolojinin İlkeleri(14) adlı kitabında William James tarafından sert bir şekilde eleştirmiştir.

“Yaşamını duyarlılık ve duygululuk denizinde yüzüstü yatarak geçiren ancak hiçbir zaman yiğitçe tam bir iş yapmayan sinirli, duygusal ve hayalci insan karakterinden daha aşağılık bir karakter olamaz. Rousseau, güzel söz söyleme yeteneğiyle, bütün Fransız annelerini Doğayı izlemelerini ve bebeklerini kendilerinin büyütmeleri için tahrik ederken, kendi çocuklarını kimsesiz çocuklar yurduna göndermesi, söylemek istediğimin klasik bir örneğidir…Müzikte aşırı müsamaha alışkanlığının bile, kendileri müzik icra etmeyenlerin ya da müzikte onu sadece entelektüel bir biçimde ele alacak kadar doğuştan kabiliyetli olmayanlar için büyük bir olasılıkla kişilik üzerinde gevşetici bir etkisi vardır. Alışıldığı üzere hiçbir eyleme girişmeden hareket eden duygularla kişi dolar ve böylece hareketsiz bir şekilde duygusal durum korunur. Çözüm asla, bazı etkin şekillerde ifade etmeden bir konserde bir duyguya sahip olmak için kendine katlanması olamaz.” (sayfa. 125-126 Cilt.1)

Son olarak, müziğin sürekli zarar verici unsurlarının kombinasyonuna maruz kalan kişilerin üzerinde zararlı etkileri olabilir hatta çoğu zaman zararlı etkileri olur: yoğun teknik çalışmanın ve hem işitilen hem de yapılan müziğin aşırı derecede çokluğunun sonucu olarak kas ve sinir yorgunluğu; halk gösterimlerinden kaynaklanan endişe; bir taraftan teknik mükemmellik, yoğun dikkat ve özdenetim gerektiren performansın kendisinin gereksim duyduğu psikolojik davranışların belirgin karşıtlıkları; diğer taraftan ifadenin sıcaklığını, dinleyicileri büyüleyen güçlü eseri üretmesi için ihtiyaç duyulan müzikle ifade edilen ruhsal durumla duygusal bir özdeşleşme.

Bu sebeplerden dolayı, müzik yapan insanlar diğer insanlardan daha çok kendi iradelerini eğitmeye, duygularını kontrol etmeye ve kendilerine yardım etmeye veya psikoterapinin mevcut tüm araçlarıyla ve gevşemenin akıllıca kullanımıyla yardım edilmeye ihtiyaçları vardır.

Özel bir dikkat film müziğine verilmelidir. Sinematografik gösterimde resim birinci planda olduğundan, görünüşte bu tür bir müziğin hiçbir önemi olmadığı düşünülür. Ancak, durum bu şekilde değildir. Çok başından beri- yani sesli filmin daha öngörülemediği zamanlarda- müzik sinema gösterimlerine eşlik etmiştir, bu durum müziğin izleyiciler üzerindeki önemli etkisinin iyi bilindiğini gösterir. Bu bir psikolojik kuraldır: diğer duyu organlarının yardımıyla gelen ilgili duygular içimizde canlanırsa duyularımızla bize gelen izlenimler çok daha etkili olur.

Eşlik eden müziğin izleyici üzerinde özel bir etkisinin olmasının başka bir psikolojik nedeni daha vardır. İzleyicinin conscious dikkati bütünüyle, eşlik eden müziğin azalan etkisi yerine resmin hızla artan etkisine, resimli gösterimin ürettiklerine yoğunlaşır. Eserin işleyişine ve unconscious’un zihnin yaşamında oynadığı role uyan araştırma gösterdi ki uyanık bilincin dışlaması süresince ve eleştirel yargı süresince alınan izlenimler kişinin içine daha derin bir şekilde girerler; İnsanı sadece psikolojik olarak etkilemezler aynı zamanda insanın vücudunda fonksiyonel bozukluklara neden olurlar.

Müzik kişinin film bölümleriyle iletilen izlenimleri alma gücünü kesin bir şekilde artırdığından dolayı film müziğini baştan sona incelemek ve zararlı bulunan etkilerini düzeltmek için tedbir almak, tıpta olduğu gibi eğitim bakımından da, ziyadesiyle arzu edilir görünüyor. Çoğu zaman eşlik eden müzik karakter olarak şehvetli ya da açık bir şekilde duygusaldır ve dinleyici ve izleyici üzerindeki etkileri moral bozucudur. Gerçekten, film sahneleriyle yaratılan baskı ve terör duyguları çoğu zaman müzikle pekiştirilir böylece heyecan verici etkileri fazlasıyla artar.

Müziğin Olumlu Etkileri

Resmin/konunun karanlık yönlerini gösterdikten sonra şimdi de aydınlık yönlerini gösterelim.

Müzik gerçekten de güçlü bir iyileştirici öğe olabilir. Hem beden hem akıl üzerinde, değişik şekillerde olumlu etki yapabileceği ve yaptığı birçok uygulama vardır. Her şeyden önce, etkileri şaşılacak bir şekilde dinlendirici ve hayat verici olabilir, bunun fiziksel yorgunluğumuz, sinir gerginliğimiz, duygusal ve akılsal heyecan/telaşımız için ne kadar önemli olduğunu söylemeye gerek duymuyoruz. Bütün bu rahatsızlıkların yok edilmesinin bilinen reçetesi dinlenme tedavisidir. Ancak, günümüzde birçok kadın ve erkek nasıl dinleneceklerini hatta dinlenmenin gerçekte ne anlama geldiğini bilmiyorlar. Devamlı hareket etmeye ve gürültüye alışkındırlar, bu yüzden sükuneti sağlamazlar ve sürdüremezler. Burada, müzik yardımlarına koşar. Father Gratry’nin (10) etkileyici bir şekilde söylediği gibi:“Gerçek müzik kadar bize gerçek bir dinlenme verecek güçlü bir öğe yoktur…..Uykunun yalnızca beden için yaptığı şeyi, müzik hem kalp hem beyin hem de beden için yapar.” (Les Resources:Kaynaklar). Gerçekten, birçok huzurlu ve etkileyici yavaş çalınan parçalar (adacyolar), dinlendirici ninniler ve barcaroller uysal/yumuşak charm/büyüleriyle, birçok yatıştırıcı kimyasal ilaçtan daha doğal daha sağlıklı bir şekilde faydalı bir dinlenme sağlarlar.

Bu satırlar boyunca, sakinliği sağlama ve acıyı dindirme amacıyla daha spesifik uygulamalar, diş tedavileri ve cerrahi ameliyat geçiren hastalarla yapılmıştır.

New York Times gazetesinin birkaç yıl önce bildirdiği, aşağıdaki tipik örnekler böyle girişimlerin türlerini ve sonuçlarını açıklayacaktır: “Chicago Üniversitesi klinikleri, müziğin, ameliyat geçiren hastaların tansiyonlarını düşürdüğünü deneysel olarak ortaya çıkarmışlardır… Çok başarılı olan deneyi Chicago Üniversitesinin tıbbi araştırma merkezi müzikli anesteziyi altı büyük ameliyat odasında ve altı hazırlık odasında, Chicago’nun ilk kanser araştırma merkezini  (Nathan Goblat Memorial Hastanesini) açtıkları zaman, takdim edeceklerdir. Müzikli anestezi özellikle karın ameliyatları için uygundur, ancak hemen hemen bütün ameliyat türleri için kullanılmıştır. Özellikle, tedavi edici yatıştırıcıların etkili olmadığı önceden gergin ve sinirli olan ülser hastaları için müzikli anestezinin çok yararlı olduğu ortaya çıkarılmıştır. Yatıştırıcı ilaçları almak için çok yaşlı ve çok hasta olan hastaların olduğu vakalarda çok önemlidir.”

Müziğin duygulara ne kadar çok tesir ettiğini ve bu gerçeğin tehlikesini gösterdik, ancak birçok vakada, duygusal uyarıcı çok uygun ve yararlı olabilir. Örneğin, gelişmemiş veya bastırılmış duygusal bir yapıya sahip akılsal kategori ya dapractical olan çok fazla insan vardır ve bu da onları kendi içlerinde tatsız, hoşnutsuz, ve suskun yapma eğilimindedir. Müzik onlara, kalplerini yeniden uyandıracak ve ısıtacak sihirli bir dokunuş sunabilir ve doğayla, insanlık ve Tanrı’yla birlikteliği yeniden sağlayabilir.

İradeyi harekete geçiren ve hareket için teşvik eden güçlü ve enerjik doğaya sahip olan hem enstrümantal hem sesli müzik türü vardır. Böyle bir müzik, sayılamayacak kadar çok insanı bir ülkü için yüksek başarılara ve kahramanca kendini feda etmeye teşvik etmiştir. Moral  bozukluğu, kötümserlik, acılık, hatta kin gibi bütün olumsuz ve kasvetli duygulara karşı, neşeli, hayat dolu ve canlılık dolu bir müzik, hatta gerçek ruh halini dile getiren müzik gerçek bir panzehir gibi davranır. Neşelendirir ve sevindirir, alın kırışıklarını düzleştirir ve sıkıca kapalı dudakların sert çizgilerini gülümsemeye dönüştürür. Bu tür etkiler, Haydn’in, Mozart’ın ve Rossini’nin birçok eserinde görülür.

Eski kurumların ve çağdaş bilimin araştırmalarının aynı biçimde beyan ettiği gibi hem akıl hem de beden için güçlü bir tonik olan bu neşe için bir doktor müzikten daha iyi uygun ve kabul edilir araçlar bulabilir mi?

Müziğin unconscious üzerinde uyguladığı, tipik uyarıcı hareket birçok olumlu etkiye sahip olabilir; örneğin daha çok unconscious’a bağlı olan fonksiyonu yani hafızayı harekete geçirebilir. Bu bağlamda, Mario Pilo tarafından dile getirilen aşağıdaki cümle ilgi çekici olabilir.

“Benim için, müzik, düzensiz ve disiplinsiz ve çoğu zaman can sıkıcı olan yanlışlıklar ve hatalar yapan hafızamı canlandıran özel bir eylem gerçekleştirir. Müzik birçok kez isteksiz ve zayıf hafızamı onun saklandığı yerden, birdenbire bulup çıkarmamı sağlamıştır: Birkaç yıl önce, bir komşum tarafından mandolinle çalınan ve hiçbir özelliği olmayan Napoli melodisi, birkaç saniye içinde yıllar önce kaybetmiş olduğum bir müsveddenin konusunu hatta aradaki zaman boyunca boşuna bir araya getirmeye çalıştığım fikirleri de hatırlamamı sağladı.”

Müzik aynı zamanda, entelektüel etkinlikleri hızlandırır ve kolaylaştırır, sanatsal ve yaratıcı fikirleri teşvik eder. Diğer vakalar arasında, bütün trajik anılarının hemen hemen ya müzik dinlerken ya da dinledikten hemen sonra aklına geldiğini söyleyen İtalyan yazar Alfieri’nin, vakası vardır.

Unconscious üzerindeki bu etkisi aracılığıyla, müzik hala psikanalitik yapınınbelirli ve kesin bir iyileştirici etkisine sahiptir. Uygun bir çeşitse, bastırmaları ve dirençleri ortadan kaldırmaya ve unconscious’da problemler çıkaran  birçok dürtüyü, duyguyu ve kompleksleri uyanık olan bilinç alanına getirmeye yardım edebilir.

Müzik hatta yüceltici ve çekici etkisiyle, bu dürtüleri ve duygusal enerjileri sadece zararsız hale getirmek için değil aynı zamanda yaşantının derinleşmesine ve kişiliğin zenginleşmesine ve gelişmesine katkıda bulunması için, dönüştürmeye ve yüceltmeye yardımcı olur. Yıllar boyunca büyük sıkıntı ve zorluk yaşayan ancak sonunda bir dereceye kadar kişisel acısının üstüne çıkan ve ondan ilham alarak gücü, neşeyi ve inancı ifade eden ve yaşamın değerliliğini metheden büyük bir bestecinin çalışmalarına sahibiz. Beethoven’den söz ediyorum. Bazı sonatlarında, özellikle, son çalışmalarında, serbest bırakılmış ve yüceltilmiş tarzlar kolayca gözle görülebilir derecededir. Bu sonatların ilk bölümlerindeki karmaşaları ve değişimleri  barışçıl ve sevinç dolu  bir sonla devam ettirilmiştir.

Müziğin bu psikanalitik ve yüceltici eylemini ve gücün ve iyimserliğin önemli dersini sezgiyle algılayan ve takdire değer bir yaratıcılıkla dile getiren şair Francesco Chiesa, Kuş Cenneti adlı şiirinde, keman resitali ile meydana gelen duygusal ve ussal durumları betimler(bkz: 224)

Daha önce tartışılan unconscious içeriklerinin bilinç kişiliğine entegrasyon süreci  ve onun akabinde dönüştürülme ve uyumlu düzenleme, bir noktaya kadar sentez süreci olarak görülebilir. Ancak, önce gelenden daha kapsayıcı ve daha geniş olan üç türden daha doğrusu üç aşamadan oluşan daha spesifik psikosentez süreçleri vardır. Sırasıyla, spiritual psikosentez; bireyler-arası psikosentez ve kozmik psikosentez olarak adlandırılabilir.

İlk aşama yani spiritual psikosentez bilinçli olarak uyanık olmayan yüksek psikospiritual elementlerinin bilinç kişiliğine entegrasyonunu ve içine almayı kabul eder, çünkü unconscious’un en yüksek tabakasında, yani superconscious da bulunurlar.

Gerçekten, dini müzik böyle bir sentezi oluşturmada veya kolayca gerçekleştirmede çok etkilidir. Hepimizin içinde var olan ve canlanmayı bekleyen tinsel ‘özleri/tohumları’ uyandırır ve harekete geçirir. Bizi gündelik bilinç düzeyinin üstüne-ışık, sevgi ve sevincin her zaman hüküm sürdüğü ileri alanlara- yükseltir. Bu tür etkiler gösteren birçok müzik eseri vardır. Daha az bulunabilir eski ve Doğu müziğinin önemini atlayarak, çok önemli örneklerin sadece birkaç tanesinden bahsedebileceğiz: hala en yüksek dini duyguları harekete geçiren Gregoryen ilahi; daha sonra Scott’un (25) “Beethoven-Sempati ve Psikanaliz” adlı bölümde “müziği orijinal görevine geri götüren, tanrı ile insan arasındaki kesin bağı oluşturan, ilk Avrupalı besteci” dediği Palestrina’dır.

Daha sonra, müziğiyle yalnızca dini duyguları uyandırmayıp, ayrıca daha sonra tartışacağımız harika sentez etkilerine sahip olan J.S. Bach’ten bahsetmeliyiz ve Handel’in hayranlık yaratan oratoryolarından söz etmeyi unutmamalıyız.

Daha sonraki besteciler arasında, müzikleri değişik şekillerde ve farklı tekniklerle güçlü tinsel etkiler yaratan ve belirgin şekilde birbirinden farklı olan üç besteciden söz edebiliriz: Evangelical Beatitude’a (Protestan Saadete) müzikal anlamı vermeyi başarmış temiz ve yüce timsal César Franck; Lohengrin ve Parsifal’de, cennetten dünyaya bir meleğin uçuşunun büyülü sesiyle birlikte spiritual sevgi ve şefkat duygularını uyandıran ve Kutsal Kap Kardeşliği’nin kutsal ayinleriyle Richard Wagner; seslerin cesur kombinasyonlarıyla, bilinci coşkulu mutluluğun ve esrikliğin doruklarına çıkarmaya çalışan Aleksandr Scriabin.

Psikosentezin ikinci türü ya da ikinci aşaması, bireyler arası psikosentez, kişi ve parçası olduğu grup (en küçük bir kadın ve bir erkek birlikteliğinden çocukları içeren aile grubuna, çeşitli sosyal gruplara, ulusal gruplara ve daha geniş gruplara, ta ki bilinci tüm insanlıkla uyumlu bir ilişki benimseyene kadar ) içindeki arkadaşları arasında kurulur.

Bunun gibi bireyler arası psikosentez kolektif duyguları ve özlemleri dile getiren bütün müziklerle desteklenebilir. Ulusal antları, marşları, belli yerlere ait olan halk türkülerini veya topluluk etkinliklerini; hasat türkülerini, üzüm toplama türkülerini vb. Verdi ve diğerlerinin operalarının birçok korosunu içine alır. İnsanlığın psikosentezinin en yüksek ve en çarpıcı müzikal eseri Schiller’in sözlerinin tonlamasıyla Seid umschlungen, Millionen (siz milyonlarca insan, sarılın.) en yüksek dereceye ulaşan Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisidir.

Üçüncü aşama, kozmik psikosentez, en geniş anlamda, yaşamı kendi kendine yöneten ritimlerin, ilişkilerin, ve yasaların bireyleri tarafından durmadan artan tanıma ve kabul etmeden oluşur. Evrenin büyük yaşamına bilinç katılımıyla aynı anlama gelen “tabakaların uyumunun” keşfedilmesi olarak tanımlanabilir. Bu konuya daha önceden, Müziğin Ruhsal İyileştirici Etkisi Üzerine Temel Düşünceler adlı küçük kitabında uyarıcı müzik deneylerinin sonuçlarını ve kendi düşüncelerini açıklayan Alex Pontvik tarafından değinilmişti. Bu kitabında yazar, evrenin düzenli bir bütün olduğunu savunan Pitagorcu bir anlayışı kabul eder. Kainat birbirine uyumlu-müziği kasteden- yasalar ve oranlar üzerine kurulmuştur. Bu hususta, Kepler’in bu prensibi geliştirmesinin Brantzeg ‘in özetinden alıntı yapar. “Her şey yaratılmadan önce geometri vardı. Ebediyetten beri, bu Tanrı’nın yansımasıdır; kendi Yaratıcısına benzer olabilir diye, bu düzenli dünyanın sanatsal yapısı içinbiçimi Ona verdi. Geometrinin temel öğeleri dairenin bölümleridir. Uyumluluğu üretirler, müziğin uyumlu ahengiyle dünyevi şekilleri yaratırlar, burçlar kuşağının takım yıldızlarına kozmik biçimlerini verirler. Müzikte uyum, bestecinin intuition’ın sonucudur ancak yıldızlar arasında uyum göksel işleyişin geometrik zorunluluğudur. Tanrı insan ruhuna uyumlu oranlar vermiştir”.

Pontvik’e göre, aşağıdaki düşünce genelde psikoterapiye, özelde müzikal terapiye şu anahtar noktayı verir: iyileşme sadece bütünden başlayarak elde edilebilir. “Bütün içersindeki karşıt unsurların uzlaştırılmasıyla uyumlu bir dengeyi kurma ya da yeniden kurma anlamına gelir. Böylece psikonerozların iyileşme süreci, müzikal dille, temel uyum akortlarını geliştiren onaran akortların ilerici bir gelişme gibi gösterilebilir” (sayfa: 30) (20).

Pontvik’e göre bu iyileşme hareketinin tekniği,  Jung’un temel modeller olarak adlandırdıklarına karşılık gelen temel sembollerin müzikal anlamlarını veya anımsamalarını içerir. Özellikle bu tür bir iyileştirici etki yaratan müzik J.S. Bach’in müziğidir. Pontvik deneyimlerinde Bach’in müziğinin dini sembolleri, özellikle uyumlu orantılı yapıları ile evreninkine benzeyen tapınak sembolünde, harekete geçirdiğini tespit etmiştir. Bu savını iki tane ilginç alıntıyla destekler: birincisi itibarını, sadece insancıl başarılarıyla değil bunlara ek olarak Bach üzerinde önde gelen otoritelerden biri olarak, kazanmış olan Albert Schweitzer’dır.   Schweitzer (24), Bach’in bir eserin şu alıntıyı yapar: “kendisini sonsuzlukta dönen dünyanın içinde gösteren Başlıca Gücün bir ifadesi”. Diğer alıntı da Çinli bir bilgenin yazılarındandır: “Mükemmel müzik kendi nedenine sahiptir (yada mükemmel müzik kendi nedenidir). Dengeden oluşur. Denge doğru olandan oluşur. Gerçek olan dünyanın öneminden oluşur. Bu yüzden sadece dünyanın öneminin farkında olan kişi müzik hakkında konuşabilir.”

Öğrencilerimden biri, Bach’in müziğinin kendisi üzerindeki etkisinden aşağıdaki gibi bahseder. “Dün akşam, ay ışığında, İkinci Suite’i dinledim, Bach’in duruşunun bütün ihtişamının farkına vardım. Müziği gerçekten üç kutsal görünümün olağanüstü uyumluluğuydu; sevginin şarkısı olması, aklın ışığında kendini yayması, irade tarafından zorlanmasıdır. Değerini çok yükselten işte budur.”

Müzikal terapinin etkili olabilmesi için estetik ve sanatsal ilkelerden çok psiko-fizyolojik kurallara dayanan bazı kurallara göre uygulanması gerekir. Çok önemli olanlardan bazıları burada verilmiştir.

1.Gösterimden önce, hastanın veya hastalar grubunun kullanılacak parça hakkındayeterli bilgi almaları gerekir. Özü, yapısı ve özellikle beklenen etkisi açıklanmalıdır. Bu şekilde, dinleyiciler zekice müziğin kendi unconscious’ları üzerindeki etkisine katkıda bulunabilirler ve onu bilinçli olarak özümseyebilirler. Aynı nedenden dolayı; dinleyicilerin, söylenecek parçanın metinlerini önceden bilmeleri veya gerçek metinin gözlerinin önünde olması yararlıdır. Çoğu zaman, düzenli gösterimlerde kelimeleri (genellikle anlaşılır bir şekilde telaffuz edilmez veya orkestranın sesiyle bastırılır) yakalama gerginliği amaçlanan etkiyi engeller.

  1. Mümkün olduğu kadar, hastaların müzikal gösterimin öncesinde hatta gösterim süresince gevşemeleri tavsiye edilir. Bu, onlara “unconscious’un kapılarını açmaya”, tabiri caizse müzikal etkinin tüm yararlarını almalarına yardımcı olur. Böyle bir gevşeme, rahat bir fiziksel duruşla, azaltılmış ışıkla doktor tarafından yapılan sözlü önerilerle yatıştırıcı bir müzik parçasından kısa bir başlangıç ile hatta sonradan uygun parçalarla uyarım ve neşelilik üretmek  sağlanabilir.
  1. Doğru dozajönemlidir. Genelde, müzikal bir tedavi yorgunluğu ve olası savunma tepkilerini önlemek için kısa süreli olmalıdır.
  1. Tekrarlar yararlı olabilir ve yararlıdırlar. G.W. Ainlay, tıp doktorunun, kemancının, piyanistin ve bestekarın niteliklerini birleştirdiği “Askeri Hastanelerde Müziğin Yeri” adlı önemli makalesinde şunları söyler: “nöropsikiyatrik hastaların bazı teskin edici sözleri tekrarlaması sonucu oluşan iyi etkilerin ve gevşemeyi görmek hayret vericidir. Tekrarlama uygun biçimde yapılırsa, yumuşak bir masaj gibi etkili olabilir.”(sayfa 328). Konuların ve küçük bölümlerin metin içinde çoğu zaman yeterli derecede tekrar edildiğini unutmamalıyız, ve bu da, eğer tekrarlar çok yoğun ise sinirlendirici ve tedirgin edici olabilir. Örneğin, Ravel’in Bolero’su bazı insanlar üzerinde böyle bir etki yaratabilir.
  1. Müziğin ses gücü veses yoğunluğudikkatlice düzenlenmelidir. Genelde, sadece yatıştırıcı müzik de değil uyarıcı müzik dinlerken de düşük ses gücü tercih edilmeli. Arzu edilen etki, daha önce bahsettiğimiz ritim ve müziğin diğer nitelikleriyle (ton, melodi, uyum, ses rengi) elde edilir, yüksek olduğu zaman yorgunluğa ya da sinir sisteminin sarsılmasına neden olan sesin miktarıyla elde edilmez.
  1. Aynı nedenle, bu iki kuralın içeriğinde gösterildiği gibi, hastanın iyileştirici müziği dinledikten sonra bir süre dinlenmesi tavsiye edilir. Bu unconscious içerisindeki ve üzerindeki sakin hareketi kolaylaştırır.
  1. unconscious sadece uykuda kendiliğinden etkin olması değil aynı zamanda dış etkilere açık olduğundan dolayı, müzikli terapi hasta uykudayken de uygulanabilir. Müziğin uykudayken de unconscious’ı etkileyebildiği bir sürü deney dizileriyle eski çalışma arkadaşım Dr. G. Stepanow, tarafından aşağıdaki metot kullanılarak kanıtlanmıştır. Hastaya bir süre uykudayken müzik dinletildikten sonra hasta uyanır rüyasında ne gördüğü sorulur. Stepanov her defasında, rüyaların dinletilen müzikten kesinlikle etkilendiğini gösterdi.

Psikiyatrik vakalar, çocuklar ve genelde uyanıkken hareketli ve heyecanlı insanlar için müziğin uykuda terapi amaçlı kullanılması özellikle gösterilmiştir.

  1. Kullanılan müzikal piyeslerin seçimi dikkatli düşünmeyi gerektirir ve bazen ilk seferinde göründüğünden daha zor olabilir. Apaçık görünen temel ilkeleri ve genel uygulamanın temel ilkelerini bazen sınırlandırmak hatta önemsememek gerekir. Burada iki örneği verilmiştir:

Dinleyicinin sosyal ve kültürel düzeyine uygun gerçekleştirilen müziği kabul etmek bir sağduyu problemi gibi görünüyor. Aslında, vakaların çoğunda, basit kültürsüz insanlar popüler müzikten hoşlanıyorlar ve onu talep ediyorlar ve klasik müziğe tepkisiz kalıyor ve sıkılıyor görünüyorlar. Bununla birlikte, büyük bestecilerin niteliği yüksek müziklerinden derinden etkilenen insanların olduğu birçok örnek de olmuştur. Pontvik bu tür birkaç vakadan bahseder, özellikle 259. sayfada Kolektif Uygulamalar başlığı altında aktarılan bir vaka çok inandırıcıdır. Bu belki de, müziğin unconscious üzerindeki başlıca etkisinden ve bir dereceye kadar unconscious’ın bilinç düzeylerinden ve kişiliğin faaliyetlerinden bağımsız olmasından kaynaklanıyor olabilir. Bu yüzden, kültürsüz insanların durumunda, büyük sanatçıların daha basit ama çok etkili çalışmalarının kullanılması tavsiye edilir.

Diğer bir aşikar kural, eksik kalınan ve hasta tarafından ihtiyaç duyulan duyguları ve durumları canlandırmaya uygun düşen özel müzik türlerini (yatıştırıcı, uyarıcı, neşelendirici,) seçmek görünüyor. Ne yazık ki, pratikte sorun bu kadar basit değil. Neşeli bir müzik, bir kişinin üzüntüyle kederlenmesine neden olabilir. Heyecanlı ve tedirgin bir durumda olan bir hasta yavaş yavaş çalınan parçalardan etkilenmeyebilir ve daha da hareketlenebilir. Diğer taraftan, üzgün bir insan, hüzünlü bir müzik duyduğunda, müzik canlandırıcı bir etki yapabilir. Bu hususta, hastalarımdan birinden alıntı yapabilirim: “Chopin, Beethoven ve Tchaikovsky gibi acı çekmiş bir insan tarafından bestelenen üzücü bir müzik duyduğumda, “seconded” olduğumu/desteklendiğimi hissederim, ve müziğin güzelliğini hissederken iyi olmadığımı unuturum……”

Ancak, kullanılan müziğin seçimini zorlaştıran daha yaygın bir başka sebep vardır. Verilen parçanın gerçek karakterinin değerlendirmesi ve sonuç olarak onun öznel etkileri dinleyicilere göre değiştiği gerçeğidir. C.M. Diserens “Müziğin Deneysel Psikolojisinin Gelişimi” adlı kitabında, birçok müzikal çalışma ve dinleyicide uyandırılan etkiler arasında gerçekten pozitif bir korelasyon olduğunu göstermiştir, ve bu Bingham, Hevner, Campbell ve diğerleri tarafından deneylerle kanıtlanmıştır. Ancak bu tür korelasyonların yüzdesi eserden esere göre oldukça fazla değişir ve her vakada tepkileri birbirinden farklı olan  ya da çoğunluğa karşı olan dinleyicilerin büyük ya da küçük bir azınlık olur. Capurso (6) tarafından toplanan bilgiye, 1075 kişiyle yapılan deneylerinde, dinleyicilerin % 50 si Wagner’in Valkyries’Ride’nı neşeli, canlandırıcı ve başarılı bulurken % 32’si de rahatsız edici ve sarsıcı olduğunu söylemiştir. Pagani’nin Perpetual Movement’ında ise oranlar sırasıyla % 82 ve % 14’dür. Dahası, aynı dinleyiciler aynı çalışmalara bulundukları psikolojik ve fiziksel duruma göre farklı izlenimleri olur.

Müziğe karşı tepkilerinde bireysel farklılıklardan dolayı, her bir özneye veya hastaya, mümkün olduğu kadar doğru tercihen yazılı olarak, müzikal terapilerden sonra müziğin onun üzerindeki etkilerini yazması için bir kağıt verilmesi tavsiye edilir. Bu tür raporların üçlü amacı ve yararı vardır. Öncelikle, bazı vakalarda kullanılacak müziğin seçimi bu bilgilere dayanmalıdır. İkinci olarak, psikoterapik değere sahip sözleri tam ve doğru olarak  kullanmada ve kendini gözlemlemede hastaya, bir eğitimi temsil eder. Üçüncü olarak, müzikal terapinin ilerlemesi için yeterli materyalin birikmesine yardımcı olur. Bu amaçla, bu bölümün sonunda bulunan bir Anket hazırladım.(bkz sf:261)

 

Ancak, müzikal eserlerin etkilerine ilişkin değerlendirmelerimizi sadece, dinleyicinin o anki ve bilinçli tepkisini betimleyen raporlara dayandırmamalıyız. Hastanın genel durumunu etkileyebilirken, unconscious psikolojik düzeylerde gerçekleşen, daha sonra ortaya çıkacak veya hiç bilinmeden kalan başka etkenler de vardır.

Tedaviye ait etkilerin dikkatli bir gözlemi ve böyle bir bilginin birikmesi, gelecekte giderek güvenilir bir şekilde her bir hastaya ve onun özel sorununa uygun müzik eserinin seçimini kolaylaştıracak. Böyle bir başarı sağlanana kadar, bu konu üzerinde çeşitli hastalıklı durumlar için bazı yazarlar tarafından verilen müzikal eserlerin özel “reçeteleri” ihtiyatla ve ehliyetle kabul edilmelidir.

Aynı zamanda bütün vakalarda, hastanın zorluklarına ve (fiziksel) yaşına bakılmaksızın memnun edici sonuçlar verecek güvenle uygulanabilecek bir müzik türü vardır; bu anaokulu ve halk müziğidir. Ainlay ‘e (2) göre, bu “anne-çocuk kompleksini yeniden bertaraf eder ya da yeniden etkinleştirir ve böylece geçici bir güvenlik ve sığınacak yer sunar”. Başka bir genel neden ise, unconscious daha doğrusu onun önemli bir kısmının ilkel ve çocuk ruhlu bir karakteri vardır. Böyle bir müzik tercihen ilk tedavi edici uygulamalarda kullanılmalıdır, ya da diğer spesifik parçalara başlangıç olarak kullanılmalıdır.

  1. Gelecekte, müzikli terapinin gelişimi hem psikolog hem de doktor olan müzisyenler için belirli tedavi edici etkileri amaçlayan özel müzikler bestelemelerini mümkün kılacaktır. Bu ilk bakışta göründüğü gibi uzak olmayabilir. Piyanistliği tamamlamış öğrencilerimden biri tıp eğitimi aldı ve bu doğrultuda deneyler yapmayı tasarladı. Saplantılı düşüncelerin tedavisi için geliştirdiği teknik kendi sözleriyle sayfa 262 de verilmiştir.
  1. Diğer tedavi türleriyle müzikli terapinin birleştirilmesi. Tabi ki hiçbir tıbbi tedavi müzikle sınırlandırılmamalı; bu sadece bir doktor tarafından kullanılan çeşitli araçlardan biridir. Ancak burada, müziğin diğer terapi çeşitleriyle aşağı yukarı eşzamanlı özel bir kullanımından bahsediyoruz. Şimdiye kadar bu şekilde birleştirilmiş tedavi edici iki tür uygulama olmuştur.
  1. a)Müzik ve Anestezi:Anesteziyi hızlandırmak ve kolaylaştırmak için, müzik hem bireysel olarak doktorlar tarafından (özellikle dişçiler tarafından) hem de hastanelerde kullanılmıştır ve kullanılmaktadır. Müziğin bu amaçla Chicago kliniklerinde kullanıldığını sayfa 247’de önceden bahsetmiştik. Son zamanlarda (1955), benzer uygulamalar göze çarpan bir başarıyla Paris’te Vaugirard Hastanesinde ortaya konulmuştur. Bu tür uygulamaların detayların burada veremeyiz ancak ilgilenen doktorlar bunların tanımlarını Anaesthesia and Analgesia (Anestezi ve Analjezi) Vol. 29, 1950 (3) ve E. Podolsky’ninMusic Theraphy (19) kitaplarında bulabilirler. Bu tür durumlarda uygun müziğin seçimi nispeten daha kolaydır: sadece yumuşak, yavaş ve dinlendirici (soothing) olması gerekir.
  1. b)Müzik ve Psikoterapi: Psikanalizin asıl iki amacı: şimdiye kadar unconscious’da tutulan psikolojik unsurları bilincin ışığına getirmek ve uygun müziğin kullanımıyla büyük ölçüde teşvik edilen içgüdüsel ve duygusal enerjileri serbest bırakma ve dönüştürmedir. Aynı şey, psikosentez tarafından amaçlanan kişiliğin bütünleşmesi ve superconscious spiritual öğelerinin etkinleştirilmesi ve uyandırılması konusunda da söylenebilir.

Bu amaçlarla, istenen özel etkilere göre müzik, hem psikoterapik tedavilerden önce veya sonra hatta tedavi sırasında bile kullanılabilir. Müzik aynı zamanda bireyler arası anlaşmazlıkları da çözümler ve gerçek insan ilişkilerini de beraberinde getirir. Böyle bir etkinin önemli bir örneği tamamen aktarılmayı hakkediyor. Alex Pontvik’in Contributions aux Recherches sur les Effets Psychiques de la Musique (yayımlanmamış, özel olarak dağıtılan bir makale) kitabında belirtir:

“iki insan arasında tartışmanın kritik bir anında uygun bir müziğin her nasılsa etkisinin ‘yatıştırıcı’ olabilen belirleyici bir rol oynadığını kendi deneyimlerimizden biliyoruz. Saldırganlıktan incitici sözleri alır kendilerini ifade etme şansı bulmadan etkilerini bozarak kavga için onu zayıflatır.

“Kesin olarak boşanmaya karar vermiş olan bir çiftin vakasını aktarabiliriz. Bir masanın başında oturuyorlardı ve geriye kızgınlıklarıyla ilgili olmadığı sürece arzu edilir hiçbir şey bırakmayan şiddetli bir tartışmaya girmişlerdi. Sonra bitişik odaya birisi geldi ve piyano çalmaya başladı. Tartışma yakında vaki olmasından korkulan ayrılma kararına geldi.

“Birdenbire, hiçbir şey çıkmadı. Yarım saat içinde uzlaşmaya varıldı. Bitişik odada birileri Haydyn’i yaklaşık yarım saat çalmıştı. Tabi ki, bu durum genelleştirilmemelidir. Konunun izleyen incelemeleri, bu iki insanın kritik, problemli, entelektüel durumu üzerine müzikal etkinin müdahalesi hakkında ilginç detaylar verdi. Her şeyden önce, her ikisi de kendilerini mutlu hissetiler ve sakince durdular. Her nasıl olduysa sorunun ‘çözüldüğünü’ hatta gereksiz olduğunu hissetiler. Kelimenin tam anlamıyla bu bir ‘silahsızlanmaydı’.

  1. Hastaların kendi kendilerine müzikal performansları.Birkaç faydalı sonucu birleştirdiğinden bu en etkili müzikli terapidir. Kapanmış duygular için kolay ve dolaysız bir çıkış yeri sağlar; daha gelişmiş duyguları uyandırır ve bilinci yükseltir; mesleki terapinin bütün avantajlarını sunar. Bu etkilere en güzel tanıklık, büyük Fransız Romancı, yazar, şair, ve operatör Georges Duhamel tarafından mükemmel kitabı La Musique Consolatrice’ da(9) verilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında, cephede askeri cerrah iken gerçekleşen bir olayı bize aktarır: “Ne zaman müzik üzerine, ona borçlu olduğum manevi yükselişler ve aydınlatmalar üzerine, üzerime yağdırdığı güzellikler üzerine, ona sonsuz minnettarlık duyduğum gizli ferahlık ve düşüncelerimde hatta kararlarımda işgal ettiği yer üzerine düşünecek olsam çoğu zaman 1915’in bazı günlerini hatırlarım.” (sayfa. 69)

“Geceleri dinlenme saatlerimde, flütle çaldığım önemsiz bir parçayı aşırı derecede içerdim (bu olmadı ama drink deeply nin başka bir anlamı yok ama burada ‘kendimden geçene kadar söylerdim’ diyebiliriz). Çok beceriksizdim yine de dudaklarımı sıkıca kapatarak ve nefesimi ölçerek söylemeye devam ederdim… Yavaş yavaş acı veren düşüncelerim uykuya dalardı. Canlandırıcı sihirli borunun çabalarıyla kaplanan bedenim düşünceler aleminde kaybolurdu. Ruhum bütün acılarından temizlenirdi, ferahlardı, bütün ıstıraplardan kurtuldu, yavaş yavaş aydınlık bir sükunete yükselirdi.” (sayfa: 72)

“Yaşamama imkan veren müziği elimde sımsıkı tutmaya başladım. Elbette katliam korkusunu, ıstırabı, acıyı azaltamıyordu; ancak bana o katliamın ortasında kutsal bir bağışlanma soluğu, umut ve kurtuluş prensibini getirdi. İnanç avuntusundan yoksun olan bir insan için müzik bir inanç olmakla birlikte onu tutan, barıştıran, canlandıran ve rahatlatan bir şeydir. Daha önce terk edilmemiştim. Seslenebileceğim, şikayet edebileceğim, methedebileceğim ve dua edebileceğim bir ses verilmişti bana.” (sayfa: 75)

Hala en etkilisi ancak sadece özel müzik yeteneğine sahip az sayıda insan için mümkün olan, bir enstrüman üzerinde serbest doğaçlama veya gerçek besteleme yoluyla müzik yaratmadır.

 

  1. Toplu Uygulamalar:Bunlar alıcı/receptive ve aktif olmak üzere iki türdür. Birincisine ilişkin olarak, ayrım yapmadan değişik türlerde müzik dinlemenin, mesela radyoda dinlemenin, faydalı bir etkisi olduğu bilimsel olarak tespit edilmiştir. Örneğin, birçok hastanede olduğu gibi Merkez Milan Hastanesinde bazı hastaların kullanımına radyo kulaklıkları verildi ve bunlardan iyi sonuçlar doğdu. Bakımın dikkat çeker şekilde azaldığı noktaya kadar yatalak hastalar sakinleştiler. İkincisine ilişkin olarak, psikiyatrik hastaların eğitiminde küçük gruplarda birlikte çalmaları hoşnut edici sonuçlar verdi. En ciddi vakaların bile bu organize toplu etkinliklere nasıl cevap verebilir olduğu ve hastaların bunu nasıl sevdikleri de dikkate değerdir. İtalya’nın Montelupo kentindeki Akli Dengesi Yerinde Olmayan Suçlular Hastanesinin vaiz ve orgcusu akıl hastanesinde bulunan kimseler için en kötü cezanın müzikal gösterimlere katılmaktan men edilme cezası olduğunu belirtmiştir. Diğer faydalı bir araç ise hastalara korolarda birlikte şarkı söylemeyi öğretmektir.

Birleşik Devletlerde, müziğin hastanelerde ve özellikle askeri ve psikiyatrik alanlarda geniş kullanımı İkinci Dünya Savaşından beri devan ettirilmiştir.

“İyileşme ve yenilenme programında” G.W. Ainlay(2) müziğin değişik uygulamaları için detaylı bir plan ortaya çıkardı.

Hapishanelerde müzikli terapinin uygulaması için epeyce fazla olanak vardır. Birçok durumda suçlular hasta, nevrozlu ya da ruhi dengesi bozuk olduğu düşünülmelidir ve diğer insanlar gibi psikoterapi ve yeniden eğitim araçlarıyla tedavi edilmeleri gerekir. Karşılık olarak, hapishaneler giderek cezalandırma yerleri olma özelliklerini kaybedecekler ve suçluların toplumsal güvenlik nedenleriyle ayrı tutulduğu ve aynı zamanda iyileşmeleri için yardım edileceği kurumlar olma özelliği kazanacaklardır. Bu doğrultuda iyi başlangıçlar yapıldı ancak mümkün olduğu kadar daha fazlası yapılabilir ve yapılmalıdır.

Farklı ülkelerde hapishanede bulunan kişiler üzerinde müziğin belirli uygulamaları yapılmıştır. Müziğin tedavi edici güçlü bir etkisinin etkileyici bir örneği ve “yüksek” müziğin de kültürsüz insanlarla kullanımı hakkında önceden  yapılan doğrulayıcı bir açıklama birkaç yıl önce Paris “Hapishanesi Müzik Grubu” tatarından bildirilen rapordan alıntı yaparak:

“Cesurca bir fikir olan Paris hapishanelerine yüksek sınıf müziğini tanıtmak  büyük bir başarıyla sonuçlandı. Bir dinleyici grubu ortalama yaşı ancak otuz olan iki yüz kadından oluşuyordu. Yaklaşık bir saat boyunca onlara yüksek sınıf müzikal parçaları çalındı. Düşük karakterdeki insanları etkilemek için onlara en yüksek olanları sunmamız gerektiğine inanıyoruz. Fikrimizce, hapishanelerdeki bu müzik mahkumlar için eğlendirici değil ancak onları uyandıracak,  harekete geçirecek ve yaşamda gerçek yerlerini almalarına yardımcı olacak iyileştirebilecek gerçek tedavi araçlarıdır. 

“İlk parmaklıklardan itibaren kadınların çoğu göz yaşları içindeydi. Müziğin tesiri altında, serserilik ve ahlaka aykırı bir yaşama yol açmaktan dolayı tutuklanan genç kadınlardan biri kendinden geçti ve yetkililere verdiği dünyada yalnız olduğu ifadesini geri çekti. Müdüre sırrını açıkladı ve ona büyükannesinin adını ve adresini verdi. Mahkumlar evine gönderilen bu genç kız akrabalarına döndü ve şüphesiz kurtuluşunu müziğin etkisine borçluydu.”

Gerçekten de müzikli terapi alanı geniştir, verebileceği sonuçlar önemli ve değerlidir. Gelişmesi doktorlar, psikologlar ve müzisyenler arasında geniş bir işbirliğini gerektirir.

Bilimsel olarak uygulandığında, insan ıstırabının hafiflemesine, insan kişiliğinin daha ileri ve daha zengin bütünleşmesine, bütün insanların “notalarının, grup korolarının ve melodilerinin” uyumlu sentezine-yani Bütün İnsanlığın mükemmel senfonisi oluşana kadar- büyük ölçüde yardımcı olacak sesin büyüsüne güveniriz.

Müzikal Terapi Anketi

1.Enstrümantal ve sözlü müzikte farkına vardığınız yararlı veya zararlı etkiler nelerdir?

  1. a)Genellikle fiziksel sağlığınız üzerinde ve farklı bedensel durumlarda (özellikle kan dolaşımı, sinir sistemi, fiziksel ağrılar vb.).
  1. b)Duygusal yaşamınız üzerinde (duygusal boşalmalarda; neşeli yükseliş veya depresyon; heyecan; aşırı duygular).
  1. c)Hayal gücünüz üzerinde.
  1. d)Entelektüel ve sanatsal etkinlikleriniz üzerinde (hafıza; entelektüel çalışma; esin, yaratıcılık).
  1. e)İradeniz ve dış etkinlikleriniz üzerinde.
  1. f)Tinsel yaşamınız üzerinde.
  1. Verilen müzikal eserlerden kaynaklanan spesifik etkilerden bahsedebilir misiniz? Değişik zamanlarda içinde bulunduğunuz farklı fiziksel ve duygusal durumlardan dolayı aynı müzik eserinin sizin üzerinizde değişik etkiler yarattığını hiç fark ettiniz mi?
  1. Bu etkilerden hangilerini diğerlerinde gözlemleyebildiniz?
  1. Siz icra ederken, müzik ve şarkı söyleme ne tür fiziksel ya da duygusal etkilere sahiptir?
  1. Ritmik hareketlerin(ritmik jimnastik; dans etme gibi) sizin üzerinizdeki etkileri nelerdir?

SAPLANTILI DÜŞÜNCELERİN MÜZİKLİ TERAPİSİ

Kişiyi yöneten ve davranışlarını zorunlu yapan saplantılı fikirlere tutulmuş hastaların vakası, unconscious çağrışımlarını yaratmak amacıyla özel bir teknikle müzikli terapiyi uygulamanın bir örneğini teşkil eder.

Bir müzik eserini dinlemek, müzik ve hastanın hemen hemen gelişmemiş duyguları ve düşünceleri arasında istençdışı bir association (ilişki) meydana getirir. Deneylerle kanıtlanan bu ilişki, saplantılı düşünce tarafından yaratılan sağlıklı olmayan durumu dağıtarak ya da en azından hafifleterek özel müzikli terapi yönteminin temelini oluşturur. Tabi ki, hastanın terapide kullanılacak müziği daha önceden hiç duymamış olması gerekir çünkü herhangi benzer herhangi bir parça hastada önceden “bastırılmış” diğer duyguları ve düşünceleri muhtemelen olumsuz bir biçimde etkileyecektir. Her bir özel duruma karşı uzmanlarca kabul edilen orijinal müzik eserlerinin kullanılması ideal olandır.

Tedaviyle ilgili bu teknik aşağıdaki gibi kısaca tanımlanabilir. Hasta, kendini serbest bırakması ve ıstırap verici durumunu mümkün olduğu kadar yoğun “yaşaması” için teşvik edilir. Aynı zamanda, duygusal durumunu yansıtması için seçilen müzik hastaya dinletilir. Daha sonra, müziğin ve saplantılı düşüncenin hastada tam ve gerçek kaynaşması gözlenene kadar; aslında birincisi ikincisine bağlı duyguyu uyandırana kadar, deneyim (bu durum) tekrarlanır. Bu tepki kesin bir şekilde tespit edildiğinde, tedavinin ikinci bölümünden önce kısa bir giriş yapılır.

Bu aşamada, hastanın iyileştiğini ve bütün sorunlardan kurtulduğunu, korkunç ve çok zor olarak gördüğü denemelerin normal ve doğal olarak üstesinden gelebildiğini hayal etmesi istenir. Önce olduğu gibi bu sefer de bir müzik eseri dinletilir, ama zafer duygusu ve iç barışla uyumlu bir müzik dinletilir. Bu aşama çok zordur çünkü hasta kederine boyun eğmede kolay bir şekilde başarılı olduğunda, iyileşmiş resmiyle kendini özdeşleştirmeye çalışırken ciddi engellerle karşılaşır; birinci aşamada ilkesel mantık durumun “yaşanmasıdır”, ikincisin de ise sadece hayal edilmesidir.

Bu iki aşama, tamamen hastanın kendi duygularıyla özümsenen ve benimsenen- biri acıyı ifade etme diğeri ise üstesinden gelme ve serbest bırakma olan- iki müzik eserinden sonraki gerçek tedavi edici evre olan üçüncü aşama için bir hazırlıktır. Bu kez, hastadan özellikle hiçbir şey düşünmemesi istenir, sadece duymak üzere olduğu müziğin istediği kadar içine karışmasına ve onu etkilemesine izin vermesi istenir. Müziğin, az ya da çok bilinçli olarak keder duygularını çağrıştıran birinci çalışmanın ana temasıyla başlaması gerekir. İlk temayı ikinci çalışmanın ana temasının anlaşılır bir ifadesine bağlamayı planlayan destekleyici bir geçişle devam etmelidir. Bu geçişin yapısı hastanın iç çatışmalarını-kederli durumunu zapt etme ve iç barışı elde etme çabalarını ve yavaş yavaş onun varyasyonlarıyla pekiştirilen ikinci temanın zaferiyle sonuçlanan iki tema arasındaki mücadeleyi ifade etmelidir.

Bu tür birçok “dinletiler” tedaviye ulaşmadan önce veya önemli bir gelişme elde edildikten sonra gerekebilir. Bu süreç esas olarak, çağrışımları önceden oluşturan tekniklerin sayesinde,  hastanın içindeki unconscious’un müzikal çelişkiyi dinlerken kendi gerçek çelişkisinin yükselmesini hissetmesidir. Istırap krizlerinin içinden umut anlarına geçecek ve sonunda sükunet ve esenliği bulacaktır.

Bu, özel müzikli terapi yönteminin kısaca bir tekniğidir. Özellikle, güçlü bir “iyileşme isteği” olmayan hastalar için uygulanabilir.

Psikosomatik Nedir?

Psikosomatik, psikolojik kökenleri olan fiziksel hastalıklara verilen isimdir. Yunanca ‘ruh’ anlamına gelen ‘psyche’ …

Parapsikoloji Nedir?

Parapsikoloji, duyu organlarını kullanmadan gerçekleştirilen olayların ve paranormal (normal-dışı) olayların deneysel …

Bilinç Nedir?

Bilinç, basit bir şekilde tanımlanırsa farkındalık ya da bireyin kendi varlığının farkında olmasını sağlayan …