MAKALELER

Hipnoterapi hakkında daha fazla bilgi edinebileceğiniz uzman makaleleri.

Üstün Fonksiyon-Carl Jung

Alıntı: Zihnin Yapısı ve Dinamikleri (1916/58) (CW 8), Bölüm: 131-93

Önsöz

Bu makale 1916’da yazılmıştır. Yakın bir zamanda Zürich’teki C.G. Jung Enstitüsünün öğrencileri tarafından bulunmuştur ve ilk basımı İngilizce olarak özel bir basımla yayımlanmıştır. Düşüncenin genel seyrini ve onun ufkunun önlenemez sınırlılığını korurken onu basıma hazırlamak için müsveddeler üzerinde çalıştım. Kırk iki yıldan sonra, materyali tanıyan herkesin bildiği gibi sunumunun geniş bir ilerletmeye ihtiyacı olmakla birlikte sorun güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Dolayısıyla makale bütün hatalarıyla birlikte tarihi bir belge gibi durabilir. Analitik tedavideki zihinsel sürecin (psychic process) sentetik görüşünün ilk girişimleri için ihtiyaç duyulmuş anlama çabaları konusunda okuyucuya bir fikir verebilir. Temel argümanı bugün hala geçerli olmasına rağmen, okuyucuyu problemin daha derin ve daha geniş bir kavrayışını araştırmaya teşvik edebilir. Bu problem evrensel soruyla aynıdır: Kişi bilinçdışıyla nasıl anlaşmaya varabilir?

Bu soru Hint felsefesi ve özellikle Budizm ve Zen tarafından sorulan sorudur. Dolaylı olarak, bu soru gerçekte bütün dinlerin ve felsefelerin temel problemidir. Bilinçdışı bu şey veya o şey olmadığı için bizi doğrudan doğruya etkileyen Bilinmeyendir.

‘Aktif imajinasyon’ yöntemi, daha sonra bahsedilecek, bilincin hemen eşiğinde bulunan ve yoğunlaştığı zaman bilinç aklının içine kendiliğinden saldırmaya en çok eğilimli olan bilinçdışı içeriklerinin üretimindeki en önemli yardımcıdır. Yöntem tehlikesiz değildir ve uzman kontrolü dışında kullanılmamalıdır. Daha küçük tehlikelerden biri de prosedürün olumlu hiçbir sonucu ortaya çıkarmamasıdır, Freud’un sözde ‘serbest çağrışımına’ kolayca girer ve bunun sonucu olarak hasta hiçbir durumda kaçamayacağı kendi komplekslerinin verimsiz döngüsünde sıkışır. Daha ileri bir tehlike ise, tek başına düşünüldüğünde zararsız olan, otantik içerikler üretilebilmesine karşın, hastanın onlara özel bir estetik ilgiyi belirtmesidir ve bunun sonucu olarak hasta onu tamamıyla saran bir phantasmagoria’ya (tutarsız hayaller dizisine) saplanır kalır ve böylece bir kez daha hiçbir şey elde edilmemiş olur.

Sayfa 43

Bu fantezilerin anlamları ve değerleri bir bütün olarak onların kişilikle birleşmeleriyle sağlanabilir – şöyle ki kişi sadece ne anlama geldikleriyle karşılaştığı an değil aynı zamanda onların ahlaki talepleriyle karşılaştığı andır.

Son olarak, üçüncü bir tehlike de – ve bu bazı durumlarda çok ciddi bir sorun olabilir – daha önceden böylesi yüksek bir enerjiye sahip olan subliminal (bilinçaltıyla algılanan) içeriklere aktif imajinasyonla bir çıkış sağlandığında bilinç aklına hükmedebilirler ve kişiliğin kontrolünü ele geçirebilirler. Bu, şizofreniden kolayca ayırt edilemeyecek hatta gerçek bir ‘psikoz aralığına/nöbetine/psychotic interval en azından geçici olarak neden olan bir duruma yol açabilir. Bu nedenle, aktif imajinasyon yöntemi çocuklara göre bir oyuncak değildir. Bilinçdışını değerinden az gösterme (undervaluation) bu yöntemin tehlikelerini daha da artırır. Diğer taraftan, psikoterapist için çok değerli bir yardımcı olduğu konusunda hiçbir şüphe yoktur.

  1. G. J.

Küsnacht, Temmuz 1958 / Eylül 1959

 

131 ‘Üstün fonksiyon’ terimi hakkında gizemli veya metafizik bir şey yoktur. Gerçek ve hayali sayıların bir fonksiyonu olan aynı isimdeki matematik fonksiyonuyla kendi yapısından  karşılaştırılabilen psikolojik fonksiyon anlamına gelir. Psikolojik ‘üstün fonksiyon’ bilinç ve bilinçdışı içeriklerinin birleşmesinden doğar.

132 Analitik psikolojideki deneyimler bilinç ve bilinçdışının, içerikleri ve eğilimleri konusunda nadiren hemfikir olduklarını göstermiştir. Bu paralelliğin olmayışı kazayla veya kasıtlı bir şekilde değildir ancak bilinçdışının bilince karşı eksiklerini telafi edici (compensatory) veya tamamlayıcı (complementary) bir şekilde davranmasından kaynaklanır. Başka bir şekilde şöyle de söyleyebiliriz bilinç bilinçdışına karşı tamamlayıcı bir şekilde davranır. Bu ilişkinin nedenleri de şunlardır:

(1)   Bilinç, içeriklerinin erişmiş olması gereken, bir eşik yoğunluğuna sahiptir bu yüzden zayıf olan bütün öğeler bilinçdışında kalır.

(2)   Bilinç, yöneltilmiş (directed) fonksiyonlarından dolayı, uyumsuz materyal üzerinde bir baskı (Freud bunu sansür olarak adlandırıyor) uygular ve sonuç olarak bilinçdışına düşer.

(3)   Bilinçdışı sadece bireyin kendi geçmişinin unutulmuş bilgilerini değil aynı zamanda zihnin yapısını oluşturan kalıtsal bütün davranış izlerini içerirken, bilinç uyum sağlamanın anlık süreçlerini oluşturur.

(4)   Bilinçdışı, eşik yoğunluğunda henüz erişmemiş ancak bilinç ışığına girmek için uygun koşullarda olan bütün fantezi kombinasyonlarını içerir.

133 Bu bilinçdışının bilince karşı tamamlayıcı tutumunu açıklar.

134 Bilinç aklının kesinliği ve yöneltilmişliği insanlık tarihinde çok geç ulaşılmış niteliklerdir ve bugün ilkeller arasında genellikle bulunmazlar. Bu nitelikler, bilinç eşiğinin kolayca değişmesi bakımından normal insanlardan ayrılan nevrotik hastada çoğu defa eksiktir; başka bir deyişle bilinç ve bilinçdışı arasındaki bölüm çok daha fazla geçirgendir. Diğer taraftan psikozlu kimse doğrudan bilinçdışının etkisi altındadır.

135 Bilinç aklının kesinliği ve yöneltilmişliği insanlığın büyük fedakarlıklar sonucu kazandığı ve insanlığa en yüce hizmeti yapan çok önemli edinimlerdir. Onlar olmadan, bilim, teknoloji ve medeniyet mümkün olmayacaktır çünkü onlar bilinç sürecinin güvenilebilir devamlılığını ve yöneltilmişliğini önceden kabul ederler. Devlet adamı, doktor, mühendis ve aynı zamanda basit bir işçi için bu nitelikler kesinlikle kaçınılmazdır. Genel olarak, toplumsal değersizliğin bir ölçüde arttığını bu suretle bu niteliklerin bilinçdışı tarafından bozulduklarını söyleyebiliriz. Büyük sanatçılar ve doğuştan yetenekli diğer insanlar bu kurala istisna oluştururlar. Böyle insanların yararlandığı en önemli üstünlük bilinç ve bilinçdışını ayıran bölümün geçirgenliğinden oluşur. Sadece bu devamlılığı ve güvenilirliği gerektiren meslekler ve sosyal aktiviteler için olağanüstü insanların çok az önemi vardır.

136 Her bireyde, yaşamın zorunlulukları bunu gerektirdiğinden dolayı zihinsel sürecin mümkün olduğu kadar dengeli ve belirli olması gerektiği anlaşılabilir ve hatta anlaşılması zorunludur. Ancak bunun bazı dezavantajları da vardır: yöneltilmişlik niteliği baskıya veya onunla uyumsuz görünen veya gerçekten öyle olan bütün zihin öğelerinin dışlamasına doğru ilerler; başka bir deyişle tasarlanmış yönü amaçlarına uydurmaya eğilimlidir ve bu yüzden istenmeyen bir amacın gerçekleşmesine neden olur. Ancak aynı noktada birleşen zihin materyalinin ‘uyumsuz’ olduğunu nasıl bilebiliriz? Bunu seçilen ve istenen yolun yönünü belirleyen hüküm verme (judgment) eylemiyle biliriz. Bu hüküm verme eylemi, diğerlerine karşın belirli bir olasılığı seçtiğinden dolayı kısmi ve önyargılıdır. Hüküm verme genellikle deneyime dayanır başka bir deyişle önceden bilinen şeye dayanır. Kural olarak asla yeni, hala bilinmeyen ve yöneltilmiş süreci önemli şekilde zenginleştirebilecek koşullar altında olan bir şeye dayanmazlar. Bilinçdışı öğelerinin bilinçten dışarıya atılmaları nedeniyle dayandırılamayacağı kanıtlanmıştır.

137 Bu tür hüküm verme eylemleriyle yöneltilmiş süreç, hatta mantıklı hüküm verme çok taraflı ve önyargısız görünebilmesine rağmen zorunlu olarak tek taraflı olur. Mantıklı olanı kendimize göre mantıklı olana göre adlandırdığımız için en mantıklı olan hüküm verme bile en kötü önyargı olabilir. Bize mantıksız görünen mantıksız karakterinden dolayı dışarıya atılmaya mahkum edilecektir. Gerçekten mantıksız olabilir ancak başka bir noktadan bakıldığında gerçekten öyle olmasa bile mantıksız görünebilir.

138 Tek taraflılık yöneltilmiş sürecin kaçınılmaz ve zorunlu özelliğidir çünkü yön tek taraflılık anlamına gelir. Bu bir avantajdır aynı zamanda da bir engeldir. Dıştan görünen bir engel olmadığında bile bir engelin var olduğu görülür, bütün zihin öğeleri bir yönde ve aynı yönde hareket ettikleri ideal durum ortaya çıkmadıkça bilinçdışında her zaman belirgin bir karşı-pozisyon vardır. Bu olasılık teoride tartışılamaz ancak pratikte çok nadiren gerçekleşir. Bilinçdışındaki karşı-pozisyon daha yüksek bir enerji değerine sahip olmadığı sürece tehlikeli değildir. Aşırı derecede tek taraflılığın sonucu olarak gerilim yükselirse, genellikle bilinç yönünü devam ettirmek çok önemli olduğunda karşı-eğilim bilinci yarıp içine geçer. Bu yüzden konuşmacı özellikle saçma bir şey söylememeyi dilediği zaman dili sürçer. Bu an çok önemlidir çünkü bilinçdışı önceden yüklendiğinde içeriğini kolayca ‘harekete geçirebilen’ ve serbest bırakabilen yüksek bir enerji gerilimine sahiptir.

139 Bugünün modern yaşamı yoğunlaştırılmış ve yöneltilmiş bilinç fonksiyonunu gerektirir ve bu bilinçdışından epeyce büyük bir ayrılma (dissociation) riskini gerektirir. Yöneltilmiş fonksiyonla bilinçdışından kendimizi kaldırdıkça (remove), güçlü bir karşı-pozisyon bilinçdışında kolayca oluşabilir ve bu patlak verdiğinde tatsız sonuçlar doğurabilir.

140 Analizler bilinçdışının etkilerinin önemi konusunda çok engin bir iç görü vermiştir ve biz bundan gündelik yaşamımıza dair birçok şey öğrenmişizdir ki tedavinin tamamlanmasından sonra bilinçdışının bertaraf etmesini veya işlevsizliğinin (standstill) gerçekleşeceğini boşuna beklemişiz. Birçok hasta, muğlak şekilde işlerin gelişme şeklini kabul ederek, analizi bırakmaya karar vermede çok büyük bir zorluk yaşar, bununla birlikte hem hastalar hem de analist bağlılık duygusunu bıktırıcı bulur. Çoğu zaman kendi ayakları üzerinde durmaktan korkarlar çünkü deneyimlerinden bilinçdışının rahatsız edici ve önceden kestirilemez bir şekilde tekrar ve tekrar yaşamlarına müdahale edebileceğini biliyorlardır.

141 Hastaların kendi rüyalarını anlayabilecek kadar kendileri hakkında pratik bir bilgiye sahip olduklarında normal bir yaşamla başa çıkabilmeye hazır oldukları önceden varsayılmıştır. Deneyimler, rüya yorumu sanatının üstadı olması beklenen profesyonel analistlerin bile kendi rüyalarının önünde teslim olduklarını/çaresiz kaldıklarını ve meslektaşlarının yardımına gereksinim duyduklarını göstermiştir. Bu yöntemde uzman olduğunu iddia eden kişilerin bile kendi rüyalarını yeteri derecede yorumlayamadıkları görülür, hastadan bu çok az beklenebilir. Freud’un umudu ‘boşaltılmış’ olabilecek bilinçdışının doldurulmamış olmasıdır. Rüya-yaşamı ve bilinçdışından zorla içeri girmeler engellenmemiş bir şekilde devam eder –mutatis mutandis-.

142 Analizin kişinin bir süreliğine katlandığı ve daha sonra hastalıktan kurtulduğu bir ‘tedavi’ gibi olduğuna dair yaygın bir önyargı vardır. Bu, psikanalizin ilk zamanlarından kalma bir hatadır. Analitik tedavi doktorun yardımıyla başarılan psikolojik tutumun yeniden düzenlemesi olarak tanımlanabilir. Doğal olarak, iç ve dış durumlara daha iyi uymuş bu yeni kazanılmış tutum epeyce sürebilir ancak sürekli olarak bir ‘tedavinin’ başarılı olduğu birkaç vaka vardır. Tıp optimizminin kesinlikle kendini reklamdan kendini sınırlamamış ve her zaman belirli tedaviler söyleyebilecek düzeyde olduğu doğrudur. Doktorların insan tutumunun bizi aldatmalarına izin vermemeliyiz ve bilinçdışı yaşamının her zaman devam ettiğini ve sürekli olarak şüpheli durumlara neden olduğu unutmamalıyız. Kötümserliğe hiç gerek yoktur; iyi şansla ve dürüst çalışmayla elde edilen birçok mükemmel sonuç görmüşüzdür. Ancak bu ihtiyaç bizi analizin ilk ve son olarak ‘tedavi’ olmadığını kabul etmekten alı koymaz; bu başlangıçta eksiksiz yeniden düzenlemeden farklı değildir. Uzun bir süre boyunca koşulsuz olarak geçerli hiçbir değişim yoktur. Yaşamın her zaman yeniden tutulması gerekir. Tabi ki, tipik çatışmaların çözümüne izin veren dayanıklı kolektif tutumlar da vardır. Kolektif tutum, bireye diğer yaşam koşullarına davrandığı gibi davrandığından bireyin hiçbir sürtüşme olmadan topluma uymasını sağlar. Hastanın zorluğu tam olarak onun bireysel probleminin hiçbir sürtüşme olmadan bir kolektif norma uyamayacağı gerçeğinden oluşur; eğer tüm kişiliğin yaşanabilir kalması gerekirse, bireysel bir çatışmanın çözümünü gerektirir. Mantıklı hiçbir çözüm bu görevin hakkını veremez ve hiçbir kolektif norm yoktur ki herhangi bir kayıp olmadan bireysel bir çözümün yerini alsın.

143 Analiz sırasında kazanılan yeni tutum er geç bir şekilde yetersiz olmaya başlar ve ister istemez yaşamın sürekli akışını ve sürekli olarak taze bir adaptasyonu gerektirir. Adaptasyon hiçbir zaman ilk ve son olarak gerçekleştirilmemiştir. Kişi tabi ki analizden, hastayı sonraki yaşamında ciddi zorluklar olmadan yeni yönelmeler kazanmasını sağlamasını bekleyebilir. Ve deneyimler bunun bir noktaya kadar doğru olduğunu gösterir. Çoğu defa, analizi baştan sona takip eden hastaların daha sonraki yeni alışmalarında (new adjustments) oldukça küçük zorluklar yaşadığını tespit etmişizdir. Bununla beraber, bu zorlukların sık sık göründüğü ve bazen gerçekten baş belası oldukları da tespit edilmiştir. Bu, analizleri eksiksiz tamamlayan  hastaların bile daha sonraki zamanlarda eski analistlerine yardım için başvurmalarının başlıca sebebidir. Genel olarak tıp uygulamasının ışığında bu konuda olağandışı bir şey yoktur ancak bu adı bilinmeyen yersiz bir şevkle ters düşmekle birlikte terapiste göre analiz eşsiz bir ‘tedaviyi’ oluşturur. Son mercide, bütün zorlukların üstesinden gelmiş bir terapinin olabileceği mümkün görünmüyor. İnsanların zorluklara ihtiyacı vardır; onlar sağlık için gereklidir. Bizi burada ilgilendiren şey onların aşırı miktarıdır.

144 Terapist için temel sorun bir anlık zorlukların üstesinden nasıl gelineceği değildir asıl sorun gelecek zorluklara başarıyla nasıl karşı konulacağıdır. Sorun şudur: bilinçdışının rahatsız edici etkilerine karşı ne tür bir zihinsel veya ahlaki tutum gereklidir ve bu hastaya nasıl iletilebilir?

145 Cevap açık bir biçimde bilinç ve bilinçdışı arasındaki ayrımın yok edilmesini içerir. Bu, tek taraflı bir şekilde bilinçdışı içeriklerini suçlayarak yapılamaz, bunun yerine bilincin tek taraflılığını telafi etmedeki önemlerini kabul ederek ve bu önemi dikkate alarak yapılabilir. Bilincin ve bilinçdışının eğilimleri birlikte üstün fonksiyonu oluşturan iki faktördür. ‘Üstün’ olarak adlandırılır çünkü bir tutumdan diğerine bilinçdışı kaybı olmadan geçişi organik olarak sağlar. Yapısalcı veya sentetik tedavi yöntemi hastada en azından potansiyel olarak var olan iç görüleri doğru kabul eder. Eğer analist bu potansiyeller hakkında hiçbir şey bilmiyorsa, analist ve hasta birlikte uygun bilimsel çalışmayı bu soruna ayırmadıkları sürece, analist hastanın onları geliştirmesine yardım edemez.

146 Gerçek uygulamada, uygun bir şekilde eğitilmiş analist üstün fonksiyonu hasta için kullanır, başka bir deyişle hastaya bilinci ve bilinçdışını birlikte getirmesinde ve yeni bir tutuma ulaşmasında yardımcı olur. Analistin bu fonksiyonunda, aktarımın önemli anlamlarından biri bulunur. Hasta, aktarım vasıtasıyla, ona yeni bir tutum vaat ediyor gibi görünen kişiye bağlanır; onunla onun için hayati önemi olan bu değişikliği öğrenmeye çalışır, hatta böyle bir şey yaptığının farkında olmayabilir. Hastaya göre analist yaşam için gerekli olan kaçınılmaz bir figür karakterine sahiptir. Bu bağlılığın çocuksu olduğu görülebilir, hayal kırıklığına uğradığında, analistten nefret etmeye dönüşen son derece önemli bir isteği ifade eder. Dolayısıyla, aktarımda gizlenen bu istemin gerçekten neyi amaçladığını bilmek önemlidir; erotik bir fantezi gibi onu indirgeyici bir bağlamda anlama eğilimi vardır. Ancak bu genellikle ebeveynlerle ilgili olan fanteziyi ele alma anlamına gelecektir, sanki hasta daha çok hastanın bilinçdışı hala kişinin çocukken ebeveynlerine karşı hissettiği beklentilere sahiptir. Görünüşte çocuğun yardım ve koruma için ebeveynlerden beklentisiyle aynıdır ancak aradaki zamanda çocuk bir yetişkin olmuştur ve çocuk için normal olan bir şey, bir yetişkin için anormal olur. Bu bilinçli olarak gerçekleşmeyen kriz döneminde ihtiyaç duyulan yardımın metaforik (mecazi) bir ifadesidir. Tarihsel olarak aktarımın erotik karakterini çocukluk eros’uyla açıklamak doğrudur. Ancak bu şekilde, aktarımın anlamı ve amacı anlaşılmaz ve çocukluk dönemine ait cinsel bir fantezi olarak yorumu gerçek problemden uzaklaşır. Aktarımın kavranması tarihsel geçmişinde değil ancak onun amacında aranmalıdır. Tek-taraflılık, indirgemeci açıklama sonunda, özellikle hastanın dirençlerini artıran şeyler dışında ondan yeni bir şeyler çıkmadığında ,saçmalaşır. Daha sonra analizde görülen can sıkıntısı duygusu sadece bazen düşünüldüğü gibi bilinçdışının değil de bu fantezilerin sadece somut-indirgemeci bağlamda alınmaması ancak yapısalcı bağlanmada alınması gerektiğini anlamayan analistin fikirlerinin monotonluğunun ve yetersizliğinin bir ifadesidir. Bu gerçekleştiği zaman bir fırça darbesinde işlevsizliğin (stanstill) üstesinden gelinir.

147 Bilinçdışının yapısalcı tedavisi, yani anlam ve amaç sorunu hastanın iç-görüsünün üstün fonksiyon olarak adlandırdığım olayın içine girmesine neden olur.

148 Bu noktada, ‘yapısalcı metodun sadece bir ‘telkin’ olduğu’ iddiası hakkında birkaç kelime söylemek lüzumsuz görünmüyor. Metot daha çok sembolün (başka bir deyişle, rüya-imaj veya fantezi) temel içgüdüsel süreçlerin bir işareti gibi olan semiotically/göstergesel şekilde değil de ancak gerçek bağlamda sembolik şekilde değerlendirilmesine dayanır, ‘sembol’ kelimesinin bilinç tarafından henüz tam olarak anlaşılmamış karmaşık bir gerçeğin mümkün olan en iyi ifadesi anlamına geldiği düşünülmelidir. Bu ifadenin indirgemeci analiziyle hiçbir şey elde edilmez sadece onu oluşturan gerçek öğelerin daha açık bir görünümüyle elde edilebilir bununla beraber avantajları olan bu öğelerdeki artan iç-görüyü inkar etmeyeceğim, ek olarak amaç sorununu bertaraf eder. Analizin bu aşamasında sembolün bozulması bir hatadır. İlk önce,  sembol tarafından önerilen karmaşık anlamları bulma yöntemi indirgemeci analizdekiyle aynı şekildedir. Burada tekrar semiotically/göstergesel şekilde değil de sembolik olarak değerlendirilirler. Sormamız gereken soru şudur: Görülen rüya içeriğiyle bağlantılı olarak ele alındığında, bireysel A, B, C çağrışımları hangi anlamlara işaret eder?

149 Evlenmemiş bir kadın hastam rüyasında, birilerinin ona höyükten çıkarılmış muhteşem, zengin süslemeli, antika bir kılıç verdiğini görmüş. (Yorumlama için, karşı tabloya bakınız)

150 Bu vakada analist tarafından ek analojilere ihtiyaç yoktur. Hastanın çağrışımları gerekli her şeyi sağlar. Bu rüya tedavisinin telkin içerdiği konusunda itiraz edilebilir. Ancak bu, onun için içsel bir hazırlık olmadan telkinin asla kabul edilemeyeceği veya kabul edilmesi için çok fazla ısrar edilse bile hemen ardından kaybolacağı gerçeğini görmezlikten gelir. Bu itiraz dolayısıyla bencilcedir ve telkine sihirli bir güçle inanır, aksi takdirde telkin terapisinin çok büyük bir etkisi olacaktır ve analitik prosedürleri lüzumsuz hale getirecektir. Ancak bu gerçek olmaktan çok uzaktır. Dahası, telkinin yükümlülüğü hastanın kendi çağrışımlarının kılıcın kültürel önemine işaret ettiği gerçeğini dikkate almaz.

151 Bu arasözden sonra, üstün fonksiyon sorusuna geri dönelim. Tedavi sırasında üstün fonksiyonun ‘yapay’ bir ürün olduğunu çünkü büyük ölçüde analist tarafından desteklendiğini gördük. Eğer hastanın kendi ayakları üzerinde durması gerekiyorsa sürekli olarak dışardan yardıma dayanmamalıdır. Rüyaların yorumu bilinci ve bilinçdışını sentezlemenin ideal bir yöntemi olacaktır ancak gerçekte birinin kendi rüyalarını analiz etmesinin zorlukları çok büyüktür.

ÇAĞRIŞIMLAR ANALİTİK YORUM YAPISALCI YORUM
Babasının bir zamanlar onun önünde güneşte parıldattığı kılıç. Onun üzerinde çok büyük bir etkisi oldu. Babası her bakımdan enerji dolu, güçlü iradeli, aşk maceralarında coşkulu ve macerayı seven bir adamdı. Bir bronz Celtic  kılıcı: Keltler coşkulu, atılgan ve tutkulu insanlardı. Etrafında görülen süslemenin bir gizemi vardı, eski gelenekler, üzerinde gizemli sözler, eski bilgeliğin işaretleri, insanlık mirası tekrar mezarından aydınlığa çıktı. Hastanın belirgin bir baba kompleksi vardı ve kaybettiği babası hakkında birçok cinsel fantezisi vardı. Babasına karşı güçlü dirençleri olmakla birlikte kendisini sürekli annesinin yerine koyar. Hiçbir zaman babası gibi bir adamı kabul edememiştir ve dolayısıyla iradesine karşı zayıf nevrotik erkekleri seçti. Analiz sırasında da doktor-babasına karşı şiddetli bir direnci vardı. Rüyası babasının ‘silahına’ karşı olan isteğini eşeler. Gerisi çok açıktır. Teoride, bu phallic fanteziye işaret eder. Sanki hastanın böyle bir silaha ihtiyacı vardı. Babasının silahı vardı. Enerji dolu bir insandı, böylece yaşadı ve aynı zamanda coşkusunda var olan zorlukları kendi üstüne çekti. Hastanın içinde gizli olan ve kazıyla (analizle) ortaya çıkarılan bu silah en eski insanlık mirasıdır. Silahın iç görüyle, bilgelikle ilgisi vardır. Bu bir saldırı ve savunma aracıdır. Babasının silahı yaşamla kazandığı ateşli, kararlı bir iradeydi. Şimdiye kadar hasta her bakımdan karşıt olmuştur. Şu an kişinin bir şeylere karar verebileceği ve her zaman inandığı sadece sürülmeyeceğini idrak etme noktasındadır.Yaşamın bilgisine ve iç-görüye dayanan ve aynı zamanda onun içinde olan ancak şimdiye kadar gömülü kalan irade insan oğlunun eski bir mirasıdır, çünkü o babasının kızıdır. Ancak bunu şimdiye kadar kavrayamamıştı çünkü sürekli olarak mızmızlanan, pohpohlanan şımarık bir karakteri vardı. Aşırı derecede pasifti ve kendini tamamen cinsel fantezilere vermişti.

152 Üstün fonksiyondan ne üretmesi gerektiği hakkında açıklama yapmalıyız. İlk olarak ve en önemlisi bilinçdışı materyaline ihtiyacımız vardır. Bilinçdışı süreçlerinin en çok erişilebilir ifadesi şüphesiz rüyalardır. Rüyalar adeta bilincin saf bir ürünüdür. Bilince ulaşma sürecinde rüyanın geçirdiği değişikliklerin ilgisiz olduğu düşünülebilir çünkü onlar da bilinçdışından gelirler ve maksatlı bozukluklar değillerdir. Gerçek rüya-imajının olası değişiklikleri bilinçdışının daha yüzeysel bir tabakasından gelir ve dolayısıyla önemli bir materyali içerirler. Bunlar, rüyanın genel trendini izleyen ileri fantezi ürünleridir. Aynısı, uyuklarken veya uykudan kalkarken sık sık meydana gelen sonraki imajlara ve fikirlere uygulanır. Rüya uykuda meydana geldiğinden dolayı, bir ‘abasissement du niveau mental’in (Janet) veya düşük enerji geriliminin tüm özelliklerini taşır: mantıklı devamsızlık, parçalı karakter, analoji oluşumları, sözlü yüzeysel çağrışımlar, tınlama veya görsel tür, yoğunlaşmalar, irrasyonel ifadeler, karışıklık vb. Enerji geriliminin yükselmesiyle, rüyalar daha düzenli bir karakter edinirler; sakinleşirler ve anlaşılır anlam-bağlantılarını meydana çıkarırlar, ve çağrışımların valansı (değerliği) yükselir.

153 Enerji gerilimi uykudayken çok düşük olduğundan rüyalar bilinç materyaline kıyasla bilinçdışı içeriklerinin alt derecedeki ifadeleridir ve yapısalcı bakış açısından anlamak çok zordur ancak genellikle indirgeyerek anlamak daha kolaydır. Genel olarak, rüyalardan üstün fonksiyonu geliştirmede yararlanmak uygunsuz veya çok zordur çünkü kişinin üzerinde büyük istekler yaratır.

154 Dolayısıyla bilinçdışı materyali için diğer kaynaklara bakmalıyız. Örneğin, bilinçdışı uyanık durumda müdahale eder, ‘hiç beklenmedik bir anda’ gelişen fikirler, sürçmeler ve hafıza hataları, semptomatik hareketler vb. Bu materyal genellikle indirgeyici metot için yapısalcı metottan daha yararlıdır; çok parçalıdır ve anlamlı bir sentez için kaçınılmaz olan  devamlılıktan yoksundur.

155 Diğer bir kaynak ise kendiliğinden gelişen fantezilerdir. Genellikle daha sakin daha uyumlu bir karakterleri vardır ve açık bir biçimde önemli olan şeylerden çok fazla içerirler. Bazı hastalar, eleştirel dikkati ortadan kaldırarak basitçe özgür bir şekilde ortaya çıkmalarına izin vererek her zaman fantezi üretebilirler. Bu özel yetenek çok yaygın olmasa da bu tür fanteziler kullanılabilir. Serbest fantezileri üretme kapasitesi pratikle gelişebilir. Eğitim öncelikle eleştirel dikkati yok eden düzenli egzersizleri içerir ve böylece bilinçte bir boşluk meydana getirir. Bu, hazırda bulunan başka fantezilerin doğuşunu teşvik eder. Tabi ki, bir önkoşul olarak yüksek libido-yüklü fanteziler gerçekten de hazır bulunurlar. Bu her zaman gerçekleşen bir durum değildir. Bunun böyle olmadığı yerlerde özel önlemler gereklidir.

156 Bunları tartışmadan önce, okuyucunun, bütün bunların gerçek amacı nedir, sorusunu şüpheyle sorabileceğine işaret eden rahatsız edici bir duyguyu belirtmeliyim. Ve bilinçdışı içeriklerini getirmek neden çok gereklidir? Zaman zaman kendiliğinden gelselerdi ve kendilerini tatsız bir şekilde hissettirselerdi yeterli olmayacak mıydı? Kimse bilinçdışını yüzeye zorla sürükleyebilir mi? Tam aksine, bilinçdışı fantezilerini boşaltmak ve onu etkisizleştirmek analizin işi olmamalı mıdır?

157 Bu endişeleri daha detaylı bir şekilde ele almak daha iyi olabilir çünkü bilinçdışını bilince getirme yöntemleri okuyucuda yeni, alışılmamış ve belki oldukça tuhaf bir izlenim bırakabilir. Bu yüzden özellikle bu doğal karşı çıkmaları ele almalıyız böylece söz konusu yöntemleri göstermeye başladığımızda bizi engelleyemeyeceklerdir.

158 Daha önce gördüğümüz gibi, bilinç tutumunu desteklemek için bilinçdışı içeriklerine ihtiyacımız vardır. Eğer bilinç tutumu sadece küçük bir dereceye kadar ‘yöneltilmiş’ olsaydı, bilinçdışı kendi isteğiyle hareket edebilirdi. Bu, düşük bilinç gerilimi düzeyine sahip, örneğin ilkellerde, bütün insanlarda gerçekleşen bir olaydır. İlkeller arasında, bilinçdışını getirmek için özel hiçbir önleme gerek yoktur. Hiçbir yerde bunun için özel önlemler gerekmez çünkü en azından bilinçdışı yanlarının farkında olan insanlar ondan en çok etkilenenlerdir. Ancak olanların farkında değillerdir. Bilinçdışının gizli katılımı onu aramak zorunda kalmadan her yerde mevcuttur ancak gerçekten ne devam ettiğini veya ne bekleneceğini bilmeden bilinçsizce kalır. Aradığımız şey, eylemlerimizi etkilemek üzere olan bu içerikleri bilinçli yapmanın bir yoludur bu yüzden bilinçdışının gizli müdahalesi ve onun çirkin sonuçları önlenebilir.

159 Şüphesiz okuyucu şunu soracaktır: Bilinçdışı neden kendi isteklerine bırakılamaz? Bu konuda birkaç kötü deneyime sahip olmamış kişiler bilinçdışını kontrol etmemek için hiçbir sebep göremezler. Ancak yeterince kötü deneyime sahip insanlar böyle yapma olasılığını büyük bir sabırsızlıkla  hoş karşılayacaklardır. Bilinç olayı için yöneltilmişlik kesinlikle çok önemlidir gördüğümüz gibi önlenemez bir tek taraflılık gerektirir. Zihin beden gibi kendini  yöneten bir sistem olduğu için düzenleyici karşı-tepki her zaman bilinçdışında gerçekleşecektir. Bilinç fonksiyonu yöneltilmişliği için olmasaydı, bilinçdışının karşı hareket eden etkileri engellenmeden ortaya çıkacaktır. Bu yöneltilmişlik gibi onları dışlar. Bu elbette, her şeye rağmen sürekli olarak devam eden karşı tepkiyi engellemez. Bununla birlikte, düzenleyici etkisi eleştirel dikkatle ve yöneltilmiş iradeyle yok edilir çünkü bilinç yönüyle uyumsuz gibi görünür. Bir dereceye kadar uygar insanın zihni kendini düzenleyici bir sistem değildir daha çok hız ayarı çok hassas bir makineye benzetilebilir bu nedenle diğer taraftan tek taraflı bir iradenin keyfi yönlendirmelerine maruz kalırken kendine zarar verme noktasına kadar işlevini gerçekleştirebilecektir.

160 Şimdi bilinçdışı karşı-tepkisi bastırıldığı zaman düzenleyici etkisini kaybetmesi zihin işlevinin bir tuhaflığıdır. Daha sonra bilinç süreci üzerinde hızlandırıcı ve şiddetlendirici bir etkiye sahip olmaya başlar. Karşı-tepki düzenleyici etkisini ve dolayısıyla da enerjisini kaybetmekle birlikte bir şartla sadece engelleyici hiçbir karşı-tepkinin meydana gelmediği bir yerde değil aynı zamanda enerjisinin kendisini bilinç yönüne kattığı yerde ortaya çıkar. İlk önce, bu doğal bir şekilde bilinç niyetlerinin yapılış tarzını kolaylaştırır çünkü kontrol edilmemişlerdir, kendilerini kolay bir şekilde her şeyin pahasına öne sürebilirler. Örneğin, bir kişi cesur bir iddiada bulunursa ve karşı-tepkiyi bastırırsa, kendi zararına yani yerinde bir şüpheyle, onun üzerinde özellikle ısrar edecektir.

161 Yok edilebilen karşı-tepkiyle kolaylık zihnin dissociability (çekingenlik) derecesiyle orantılıdır ve dürtü kaybına neden olur. Bu uygar insanın özelliğidir ve onlar için gereklidir çünkü dürtüler gerçek güçlerinde toplumsal adaptasyonu nerdeyse imkansız bir şekilde gösterebilirler. Dürtünün gerçek bir körelmesi değil, birçok durumda sadece göreceli olarak eğitimin devam eden ürünüdür ve kişinin çıkarlarına hizmet etmediği sürece asla derinlere inmeyecektir.

162 Uygulamada karşılaşılan her günkü vakalardan farklı olarak, bilinçdışının düzenleyici etkisini bastırmanın iyi bir örneği Nietzsche’nin Zerdüşt’ünde bulunabilir. ‘Daha yüce’ ve aynı zamanda en çirkin adamın keşfi düzenleyici etkiyi ifade eder, ‘yüce’ insanlar her zaman olduğu gibi Zerdüşt’ü ortalama insanlığın kolektif alanına çekmek isterler, en çirkin adam karşı-tepkinin gerçek kişileştirmesidir. Zerdüşt’ün kükreyen aslanının ahlaki inancı, şefkat duygusunun üstünde, tekrar bilinçdışının inine tüm bu etkileri sıkıştırır. Dolayısıyla düzenleyici etki bastırılır ancak şimdiden sonra Nietzsche’nin yazılarında açık bir biçimde görünmeye başlayan  bilinçdışının gizli karşı-tepkisi değildir. Parsifal için affedemeyeceği düşmanını Wagner’de arar ancak sonra bütün öfkesi Hıristiyanlığa ve özellikle Nietzsche’yle aynı şekilde acı çeken Aziz Paul’a karşı döner. İyi bilindiği gibi, Nietzsche’nin psikozu ilk olarak ‘Çarmıha gerilen İsa’yla’ ve sonra da parçalanmış Dionysus’la özdeşleşmeyi üretir. Bu felaketle birlikte, karşı-tepki sonunda yüzeye çıkar.

163 Diğer bir örnek de Daniel’in Kitabı’nın (Eski Ahit’tin) dördüncü bölümünde bizi koruyan klasik megalomani vakasıdır. Nebuchadnezzar gücünün doruğunda baş eğmediği bir felaketi önceden anlatan bir rüya görmüştür. Daniel rüyayı hiçbir duyum almadan ustalıkla yorumladı. Daha sonraki olaylar Daniel’in yorumunun doğru olduğunu gösterdi, Nebuchadnezzar’a göre bilinçdışının düzenleyici etkisini bastırdıktan sonra kaçmaya çalıştığı çok ciddi bir karşı-tepkiyi içeren bir psikoza yenik düştü: o, dünyanın efendisi, bir hayvana dönüştü.

164 Bir tanıdığım bir keresinde bana bir rüyasını atlattı: Bir dağın başından bir yere yuvarlanıp düştüğünü görmüş. Bunun bilinçdışının bir etkisi olduğunu açıkladım ve düzenli olarak yaptığı tehlikeli dağ tırmanışlarına karşı onu uyardım. Bu tür fikirlere güldü. Birkaç ay sonra, dağa tırmanırken gerçekten düşüp öldü.

165 Olayların gerçekleştiğini gören herhangi bir kimse düşünüp taşınacaktır. Düzenleyici etkileri görmezlikten gelmenin ne kadar kolay olduğunun farkına varmaya başlar ve zihinsel ve fiziksel sağlığımız için çok gerekli olan bilinçdışı düzenlemesine dikkat etmek için çaba göstermelidir. Bu yüzden, kendini gözlemleyerek ve öz eleştiri yaparak kendisine yardım etmeye çalışacaktır. Ancak, sadece kendini gözlemleme ve zihinsel kendilik-analizi bilinçdışıyla ilişki kurma aracı olarak tamamen yetersizdirler. Hiçbir insan kötü deneyimlerden kaçamamakla birlikte herkes özellikle yolunu bulup kurtarabileceği bir yol bulabilirse onları riske atmaktan kaçınır. Bilinçdışının düzenleyici etkilerinin bilgisi sadece böyle bir olasılığı ileri sürebilir ve gerçekten de gereksiz kötü deneyimi gösterir. Özel hiçbir çekicilik olmadan sadece yorucu çatışmalarla ayrılan birçok sapmayı engelleyebiliriz. Bilinmeyen ve keşfedilmemiş topraklarda dolambaçlı yollardan gitmek ve acı veren hatalar yeterince kötüdür ancak meskun bir ülkede büyük yollarda kaybolmak yalnızca çileden çıkarır. Düzenleyici faktörlerin bilgisinin elde edilmesinin bizim kontrolümüzde olmasındaki amaçlar nelerdir?

166  Eğer fantezileri serbest bir şekilde üretme kapasitesi yoksa yapay bir yardıma başvurmalıyız. Böyle bir yardıma müracaat etmenin sebebi genellikle yeterli bir sebebin bulunamadığı karamsar ve bozulmuş bir zihin durumudur. Doğal olarak, hasta herhangi bir mantıklı bir bahane ileri sürebilir – kötü hava bile tek başına yeterli bir sebep oluşturabilir. Ancak bunlardan hiçbiri gerçekten tatmin edici bir açıklama değildir bu durumların geçici bir açıklaması genellikle dışarıdaki bir kimseye yeterli görünür o da bir dereceye kadar. Geçici ihtiyaçları hemen hemen tatmin edici olursa dışarıdan bakan kişi tatmin olur; hasta insana göre depresyonda bulunan meydan okumayı dışarıdaki bir kimse hissetmez. Hasta hepsinin ne olduğunu ve nasıl rahatlık kazanılacağını bilmek isteyecektir. Duygusal bozukluğun yoğunluğunda kendisi değeri bulundurur, azalan adaptasyon durumunu iyileştirmek için enerji hastanın kontrolünde olmalıdır. Bu durumu bastırarak veya onun rasyonelliğinin değerini düşürerek hiçbir şey başarılamaz.

167 Yanlış yerdeki enerjiyi elde etmek için duygusal durumu prosedürün dayanak ve başlangıç noktası yapması gerekir. İçinde bulunduğu durumun mümkün olduğu kadar farkında olmalıdır, kendini şartsız olarak onun içine işlemelidir ve bütün fantezileri ve kendisine gelen diğer çağrışımları not etmelidir. Fantezi en serbest oyun gibi serbest bırakılmalıdır nesnesinin yörüngesinde onu bırakan bir şekilde değil, şöyle ki duygu (duygulanım/affect), bir tür ‘zincirleme-reaksiyon’ çağrışım sürecini harekete geçirerek serbest bırakılmalıdır. Freud’un adlandırdığı gibi bu ‘serbest çağrışım’ nesneden bütün kompleks çeşitlerine doğru alıp götürür ve duyguyla ilgili olduklarından ve onun  yerinde görünen yerinden çıkarmalar (displacement) olmadığından asla emin olunamaz. Nesneyle birlikte bu zihin meşguliyetinin dışında somut olarak veya sembolik olarak belirsiz bir şekilde depresyonun içeriğini üreten duygu durumunun nerdeyse tam bir tanımı oluşur. Depresyon bilinç aklı tarafından üretilmediğinden ancak bilinçdışından gelen istenmeyen bir zorla içeri girme olduğundan dolayı, duygu durumunun ayrıntılarına girme hep bir arada depresyonda toplanan bilinçdışının içeriklerinin ve eğiliminin bir resmidir. Tüm prosedür duygunun (affect’in) bir tür zenginleşmesi ve aydınlatmasıdır duygunun (affect’in) ve onun içeriklerinin aracılığıyla bilincin yakınlarına getirilir, aynı zamanda daha etkileyici ve daha anlaşılır olur. Bu çalışmanın kendi başına yararlı ve canlandırıcı etkisi vardır. Bütün durumlarda, bilinç aklının yardımı ve işbirliği sayesinde, önceden ilgisiz affect az çok belirginleştiği ve fikri açık seçik belirttiğinden dolayı, yeni bir durum yaratır. Bu üstün fonksiyonun, başka bir deyişle bilinç ve bilinçdışı bilgisinin işbirliğinin başlangıcıdır.

168 Duygusal bozuklukla onu açıklayarak değil de ona gözle görünür bir şekil verilerek  başka türlü de baş edilebilir. Çizim veya resim yapma yeteneğine sahip hastalar resimle kendi duygu durumlarına (mood) ifade kazandırabilirler. Teknik ya da estetik olarak resmin yeterli olması önemli değildir önemli olan fantezinin serbest bir oyun olması için mümkün olan her şeyin yapılmasıdır. Prensip olarak, bu prosedür ilk tanımlananla uyuşur. Burada, ışık için bilinçdışıyla ve madde için de bilinçle mücadele etmeyi ifade eden bilinç ve bilinçdışının etkilediği bir ürün yaratılır.

169 Çoğu zaman somut bir duygu durumunun veya depresyonun bulunmadığı vakalar vardır ancak genel olarak aptal bir tiksinme her şeye karşı bir direnme duygusu, bir tür can sıkıntısı veya belirsiz bir tiksinme, tanımlanamaz ancak acı verici bir boşluk vardır. Bu tür vakalarda kesin bir başlama noktası yoktur – ilk önce bunun yaratılması gerekir. Burada, uygun dış durumlar tarafından desteklenen libidonun özel bir içedönüklüğü gereklidir, mesela tam bir dinlenme, özellikle geceleyin libidonun içedönüklük eğiliminin olduğu bir anda (‘Bu gece: şimdi bütün kaynaklar kullanılmalıdır. Ve benim ruhum fokurdayan bir kaynaktır.’2).

170 Eleştirel dikkatin yok edilmesi gerekir. Görsel tipler içsel imajın üretileceği beklentisine yoğunlaşmalıdır. Kural olarak, bu tür bir fantezi-resmi gerçekten görünecektir – belki uykuya dalarken – ve dikkatlice gözlemlenmelidir ve yazıya geçirilmelidir. İşitsel-sözlü türler genellikle içsel kelimeleri duyar belki de açık bir biçimde anlamsız cümlelerin parçalarının da dikkatlice not edilmesi gerekir. Diğerleri bazen onların ‘diğer’ seslerini de duyar. Söyledikleri veya yaptıkları her şey konusunda yorum yapan bir tür iç eleştiri ve yargıya sahip olduğunun farkında olanların sayısı az değildir. Akli dengesi yerinde olmayan insanlar bu sesi işitsel halüsinasyonlar gibi doğrudan duyarlar. Normal insanlar da eğer içsel yaşamları tam olarak gelişirse zorlanmadan bu duyulamaz sesleri tekrar edebilirler, bununla birlikte hemen hemen her zaman bastırılmış olması sinir bozucu ve ..………. Bu tür insanlar bilinçdışı materyalini elde etmede ve böylece üstün fonksiyonun temelini tespit etmede çok az zorluk yaşarlar.

171 Diğer taraftan içlerinde herhangi bir şey görmeyen veya duymayan ancak elleri bilinçdışının içeriklerine ifade etme hünerine sahip insanlar da vardır. Bu tür insanlar kazançlı olarak suni materyalle çalışabilirler. Beden hareketleriyle bilinçdışını ifade edebilen hastalar oldukça azdır. Bunun dezavantajı şudur, hareketler kolay bir şekilde zihne yerleştirilemezler ve hareketlerin dikkatli çizimlerini yaparak karşılanmalıdır böylece bellekte kaybolmayacaklardır. Çok nadir ancak aynı derecede önemli olan doğrudan veya ispritizma tahtasıyla otomatik yazımdır. Bu da önemli sonuçlar doğurabilir.

172 Şimdi bir sonraki soruya geldik: Betimlenen üslupların birinde edinilen materyalle ne yapılmalıdır. Bu soruya karşı a priori bir yanıt yoktur; cevabı sadece bir sonraki prosedürü belirleyen geçici bir tepkiyle sonuçlanacak bilinçdışının ürünleriyle bilinç aklı karşılaştığı zaman mümkündür. Tek başlarına uygulamalı deneyimler bize bir ipucu verebilir. Benim deneyimlerimin gösterdiği kadarıyla iki ana eğilimin olduğu görülür. Bunlardan biri yaratıcı formülasyon bir diğeri de kavrayış yoludur.

173 Yaratıcı formülasyonun baskın olduğu yerlerde, materyal sürekli olarak değişir ve bir tür motifler kümesinden  klişeleşmiş semboller oluşana kadar yükseltilir. Bunlar yaratıcı fanteziyi teşvik ederler ve en çok estetik motiflere hizmet ederler. Bu eğilim sanatsal formülasyonun estetik problemine neden olur.

174 Diğer taraftan, kavrayış prensibinin etkin olduğu yerlerde estetik görünümün önemi azalır  ve ara sıra bir engel olarak hissedilebilir. Bunun yerine, bilinçdışı ürününün anlamını anlamak için yoğun bir çaba söz konusudur.

175 Estetik formülasyonun motiflerin biçimsel yönlerine yoğunlaştığı yerde sezgisel kavrayış materyalin içindeki ipuçlarından, daha dikkatli bir formülasyonda aydınlığa çıkacak unsurları düşünmeden anlamı güçbela yakalamaya çalışır.

176 Bu eğilimlerden hiçbiri keyfi bir irade çabasıyla getirilemez; onlar bireysel kişiliğin tuhaf oluşumunun sonucundan çok uzaktırlar. Her ikisinin de benzer tehlikeleri vardır ve birinin bozulmasına neden olabilirler. Estetik eğilimin tehlikesi fantezi üretiminin biçimsel veya ‘sanatsal’ değerini abartmasıdır; libido üstün fonksiyonun gerçek amacından saptırılmıştır ve sanatsal ifadenin estetik problemlerinin içine sürüklenmiştir. Anlamı anlama tehlikesi ise zihinsel analize ve yorumlamaya bağlı içeriğin abartılmasıdır bu nedenle esas itibarıyla ürünün sembolik karakteri kaybolur. Bir noktaya kadar estetik ve zihinsel gereklikleri tatmin etmek için bireysel vakalarda üstün olan dolaylı yolların izlenmesi gerekir. Ancak bu dolaylı yolların tehlikesi bahsedilmeye değerdir, belli bir zihinsel gelişimine ulaşıldıktan sonra bilinçdışının ürünlerine çokça değer verilmiştir çünkü daha önce ölçüsüz şekilde küçümsenmiştir. Bu küçümseme, bilinçdışı materyalini açık ve net bir şekilde ifade etmedeki en büyük engellerden biridir. Bireyin yargılandığı herhangi bir şeyle kolektif standartları meydana çıkarır: çağdaş sanatın bu konuda telafi edici çabalar göstermeye başladığı doğru olmasına rağmen hiçbir şey iyi veya güzel olarak düşünülmez bu suretle kolektif şemaya uymazlar. Eksik olan bireysel ürünün kolektif tanınması değil onun öznel değerlendirmesidir yani onun anlamını kavrama ve öznenin önemi. Kişinin kendi ürünü için aşağılık duygusu tabi ki her yerde görülen bir kural değildir. Bazen gerçek karşıtlığı bulabiliriz: ilk aşağılık duygusunun üstesinden gelindiğinde nahif ancak kritik olmayan fazla değer verme (overvaluation) kolektif tanıma istemiyle birleşir. Diğer taraftan ilk fazla değer verme kolayca küçük düşürücü şüpheciliğe dönüşebilir. Bu hatalı yargılar bireyin bilinçdışından ve öz-güvenden yoksun olmasından kaynaklanır: sadece kolektif standartlarla yargılanabilir aksi halde ego enflasyonundan dolayı yargılama yeteneğini kaybeder.

177 Bir eğilimin diğerinin düzenleyici prensibi olduğu görülür; Her ikisi de telafi edici bir ilişkiyle birbirilerine bağlıdırlar. Buraya kadar genel ahlaki sonuçlar çıkarmak mümkündür estetik formülasyonun anlamın kavrayışına ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz ve kavrayışın da estetik formülasyonuna ihtiyacı vardır. İkisi de üstün fonksiyonu oluşturmak için birbirini tamamlarlar.

178 Her iki yol boyunca ilk adımlar aynı ilkeyi izler: Bilinç de ifade araçlarını bilinçdışının içeriklerinin kontrolüne bırakır. Başlangıçta, uygunsuz bir etkiyi uygulamamak için bundan fazlasını yapmamalıdır. İçeriğe şekil vermede, öncelik mümkün olduğu kadar, bilinçdışı tarafından atılan teasdüfi fikirlere ve çağrışımlara bırakılmalıdır. Bu doğal olarak, bilinç-duruşu için bir başarısızlıktır ve sık sık acı verici bir şekilde hissedilir. Bilinçdışının içeriklerinin kendilerini genellikle nasıl gösterdiklerini anımsadığımızda bunu anlamak zor olmayacaktır: doğası itibariyle eşiği geçmesi çok düşük olan şeyler veya çeşitli bahanelerle bastırılan uyumsuz unsurlar gibi. Çoğunlukla, hoş karşılanmayan, beklenilmedik ve mantıksız içeriklerdir tamamıyla anlaşılır görünen şeylerin önemsenmemesi veya bastırılmasıdırlar. Onların sadece küçük bir kısmının kolektif veya sübjektif görüş noktasında (standpoint) olağanüstü bir önemi vardır. Toplu olarak değersiz olan içerikler bireyin bakış açısından bakıldığında ziyadesiyle önemli olabilirler. Bu gerçek, kendini etkileyici tonlarında ifade eder, kişinin onun negatif veya pozitif hissetmesinin bir önemi yoktur. Toplum da duygusallıklarını zorla kabul ettiren yeni ve bilinmeyen fikirlerin kabul edilmesinde bölünmüştür. Bu vakalarda genellikle bilincin tek taraflılığının içgüdüsel alanın direnciyle karşılaştığı durumları incelediğimizden dolayı ilk prosedürün amacı duygu-tonlu içerikleri keşfetmekti .

179 İki yol da bir tür insan için estetik bir problem ve bir diğeri için zihinsel-ahlaki problem belirleyici olana kadar bölünmezler. Eğer bu iki yön yan yana durabilirlerse veya ahenkli olarak birbirinin ardından gelirlerse yani yaratımın ve kavrayışın bir değişimi varsa ideal durum gerçekleşecektir. Pratikte bazen gerçekleşmesine rağmen diğeri olmadan birinin var olması oldukça zor görünüyor: yaratıcı dürtü nesnenin iyeliğini anlamına rağmen elinde tutar veya anlama dürtüsü ona şekil verme gereklikliliğini önemsemez. Bilinçdışı içerikleri her şeyden önce, sadece onlara şekil vererek yapılabilecek şekilde, açık bir biçimde görünmeyi ve sadece söylemeleri gereken her şey gerçekten mevcut olduğunda yargılanmak isterler. Bu nedenle Freud rüya içeriklerini, onları yorumlamaya başlamadan önce ‘serbest çağrışımlar’ şeklinde kendilerini ifade etmek için ele almıştır.

180 Bir rüya içeriğinin kavramsal bağlamını izah etmek için bütün vakalar yeterli olmayacaktır. Çoğu zaman, ona görünür bir şekil vererek belirsiz bir içeriği açıklamak gerekli olacaktır. Bu çizimle, resimle veya modellemeyle yapılabilir. Çoğu zaman eller, zihnin boşuna uğraştığı, bir muammanın nasıl çözüleceğini bilirler. Ona şekil vererek, uyanık durumda daha detaylı bir şekilde rüyayı görmeye devam edebilir ve başlangıçta anlaşılamaz, yalıtılmış olay, ilk bakışta kişi farkında olmamasına rağmen olay tüm kişilik alanıyla bütünleşir. Estetik biçimlendirme orada durur ve bir anlam keşfetme fikrini bırakır. Bu bazen hastanın kendisini sanatçı sanmasına yol açar –kendiliğinden yanlış anlaşılan kişiler. Dikkatli bir biçimlendirmesiz yapabilirse, anlama isteği tesadüfi bir fikirle veya çağrışımla başlar ve böylece yeterli bir temelden yoksun kalır. Sadece biçimlendirilmiş bir ürünle başlarsa daha çok başarı umudu olacaktır. ilk materyal daha az şekillendirildikçe ve geliştirildikçe, anlamanın ampirik gerçeklerle değil de kuramsal ve ahlaki düşüncelerle yönetileceği tehlikesi artacaktır. Bu aşamada ilgilendiğimiz anlama türü gerçek ‘tesadüfi’ fikirde var olduğu görülen anlamın yeniden kurulmasına dayanır.

181 Sadece yeterli bir motif olduğunda böyle bir prosedürün meşru olarak meydana geleceği çok açıktır. Aynı derecede, bilinçdışı öncülük yapma iradesine sahipse öncülük bilinçdışına bırakılabilir. Tabi ki, bu sadece bilinç aklı kendisini eleştirel bir durumda bulduğu zaman gerçekleşir. Bilinçdışı içeriklerine bir kere şekil verildiğinde ve biçimlendirmenin anlamı anlaşıldığında, ego iradesinin nasıl bu pozisyonla ilişkisi olduğu ve ego ve bilinçdışının nasıl anlaşmaya vardıkları sorusu gündeme gelir. Bu prosedürün ikinci ve en önemli aşamasıdır, bir üçüncü için zıtlıkları bir araya getirme: üstün fonksiyon. Bu aşamada bilinçdışının liderliği ele geçirmesi söz konusu değildir çünkü ego liderliği alacaktır.

182 Burada bireysel egoyu tanımlamayacağız ancak çocukluk günlerinden itibaren varlığını hissettiren sürekli bilinç merkezi gibi onu banal gerçekliğinde bırakacağız. Varlığını ekseriyetle bilinçdışı sürecine borçlu olan ve dolayısıyla bir dereceye kadar ego ve onun eğilimlerine karşı olan zihin ürünüyle karşılaştırıldı.

183 Bu görüş noktası(standpoint) bilinçdışıyla anlaşmaya varmada çok önemlidir. Egonun pozisyonu bilinçdışının karşı-pozisyonuyla eşit değerde olmalıdır ya da tam tersi şeklinde olmalıdır. Bu çok önemli bir uyarıya işaret eder: uygar insanın bilinç aklının bilinçdışı üzerinde sınırlayıcı bir etkisi vardır bu yüzden yeniden keşfedilmiş bilinçdışının ego üzerinde gerçekten zararlı bir etkisi vardır. Aynı şekilde, ego daha önce bilinçdışını bastırmıştı, özgürleşmiş bir bilinçdışı egoyu bir tarafa itebilir ve onu alt edebilir. Egonun kendi öncülüğünü kaybetme riski vardır, yani etkin faktörlerin baskısına karşı kendini koruyamayacaktır – şizofrenin başlangıcında sık sık karşılaşılan bir durum. Eğer bilinçdışıyla anlaşmazlığı halletme süreci bir şekilde onların dinamizmlerinin etkilerini (affect) çıkarıp atabilseydi bu tehlike var olmayacaktı ya da bu kadar şiddetli olmayacaktı. Bu gerçekten de karşı-pozisyon estetikleştiğinde veya entelektüel olarak ifade edildiğinde gerçekleşen durumdur. Bilinçdışıyla karşılaşma çok-taraflı olmalıdır, üstün fonksiyon koşullanmış bir gidişatı icra eden kısmi bir süreç değildir; tüm görünümlerinin dahil edildiği veya dahil edilmesi gereken bütün ve tek bir olaydır. Dolayısıyla affect tüm gücüyle kullanılmalıdır.Estetikleştirme veya entelektüelleştirme tehlikeli etkilere karşı mükemmel silahlardır ancak sadece gerçek bir tehdit olduğu zaman kullanılmalıdırlar gerekli bir görevi engelleme amacıyla kullanılmamalıdırlar.

184 Freud’un temel iç görüsü sayesinde nevrozların tedavisinde duygusal faktörlere daha çok dikkat edilmesi gerektiğini biliyoruz. Bir bütün olarak kişiliğin ciddi bir şekilde dikkate alınması gerekir ve bu her iki tarafa da, hem hastaya hem analiste, uygulanır. İkincisinin teorinin arkasına ne kadar saklandığı güzel bir sorudur ve onun isteğine bakılmalıdır. Bütün olaylarda, nevrozun tedavisi bir tür psikolojik hidro-terapi değildir ancak her yönde işleyen ve yaşamın her alanına nüfuz eden kişiliğin yenilenmesidir. Karşı-pozisyonla anlaşmaya varma ciddi bir olaydır…….Diğer tarafı ciddiye alma önemli bir önkoşuldur, sadece bu şekilde düzenleyici faktörler eylemlerimiz üzerinde bir etki uygulayabilir. Onu ciddiye alma onu harfi harfine ele almayla aynı şey değildir, ancak bilinçdışına güvenme anlamına gelir dolayısıyla bilinçle, onu rahatsız etmek yerine, işbirliği yapma şansını kazanmış olur.

185 Bu yüzden bilinçdışıyla anlaşmaya varma sadece haklı bilincin görüş noktası değildir aynı zamanda bilinçdışına da aynı otorite bahşedilir. Liderliği ego alır ancak bilinçdışının şunu söylemesine izin verilmelidir – audiatur et altera pars.

186 Bunun yapılabildiği yol ‘diğer’ sesin az çok farklı bir biçimde duyulan birkaç vakada en iyi şekilde gösterilmiştir. Bazı insanlara göre ‘diğer’ sesi yazmak ve onun açıklamalarına ego görüş noktasından (standpoint) yanıt vermek teknik olarak çok kolaydır. Bu tam olarak, iki insan arasında eşit şartlarda gerçekleşen bir diyalog gibidir, biri diğerinden geçerli bir argüman bekler ve karşılaştırma ve tartışmayla çatışan bakış açılarını değiştirmek veya birbirinden açık bir şekilde ayırt etmenin önemli olduğunu düşünür. Uyuşma yolu nadiren açık durduğu için birçok vakada her iki taraftan fedakarlıklar isteyen uzun bir çatışma doğmuş olacaktır. Bu tür bir uzlaşma hasta ve analist arasında da meydana gelebilir, şeytanın avukatlığı rolü sonuncusuna düşer.

187 Bu kapasite herhangi bir insan topluluğu için temel ve kaçınılmaz bir durum olmasına rağmen, günümüz insanların ne kadar az ölçüde diğer insanların argümanına itibarı olduğunu müthiş bir açıklıkla gösterir. Kendisiyle anlaşmaya varan her insan bu temel problemi hesaba katmalıdır. Diğer kişinin doğrululuğunu kabul etmediği derecede, içindeki ‘ötekinin’ var olma hakkını inkar etmiş olur – ya da tam tersi. İçsel diyalog kapasitesi dış nesnellik için bir ölçüdür.

188 İçsel diyalog vakasında anlaşmaya varma süreci kolay olabilir, şüphesiz sadece görsel ürünlerin mevcut olduğu diğer vakalarda daha karmaşıktır, onu anlayan bir insan için yeteri kadar güzel olan bir dili konuşuyor gibi ancak onu anlamayana sağır ve dilsiz bir dil gibi görünür. Bu tür ürünlerle karşılaşıldığında, ego inisiyatifi ele almalıdır ve şunu sormalıdır: ‘Bu işaretle nasıl etkilenirim’3Bu Faustian soru aydınlatıcı bir cevaba yol açabilir. Cevap daha samimi ve doğal oldukça daha önemli olacaktır çünkü samimiyet ve doğallık az çok toplam tepkiyi garanti eder. Kendisiyle karşılaşma olayı için her detayda bilinçli olmak kesinlikle gerekli değildir. Çoğu zaman mümkün olduğu kadar kavramayı açıklayan bu kuramsal varsayımlar, görüşler ve kavramlar her zaman toplam tepkinin emrinde değildirler. Bu tür durumlarda, sessizlikle ama onların yerinde görünen fikir verici duygularla yetinmelidir ve bunlar açık bir konuşmadan daha önemlidir.

189 Argümanların ve duyguların ileriye geriye gidip gelmesi zıtlıkların üstün fonksiyonunu temsil eder. İki durumun karşılaşması enerji yüklü bir gerilimi meydana getirir ve bir canlıyı, üçüncüyü yaratır – tertium non datour prensibiyle uyumlu mantıklı bir ölü doğma değil de zıtlıkların arasında asılmanın dışında bir harekettir, yeni bir varlık düzeyine yeni bir duruma neden olan canlı bir varlık. Üstün fonksiyon kendisini birleşen zıtlıkların bir niteliği olarak gösterir. Bunlar ayrı tutulduğu sürece – doğal bir şekilde çatışmayı önlemenin bir amacı olarak – işlevlerini gerçekleştiremezler ve dingin kalırlar.

190 Bireyde herhangi bir şekilde görünen zıtlıklar aslında her zaman kaybolmuş bir bilinç meselesidir ve tek taraflılık içine inatla saplanmış içgüdüsel bütünlüğün ve özgürlüğün bir imajıyla karşılaşmıştır. Bu bir taraftan antropoit ve arkaik insanın kendi istediğini yapan dürtü dünyasıyla diğer taraftan da onun tinsel fikirlerinin sık sık yanlış anlaşılan dünyasıyla olan bir resmini sunar, tek taraflılığımızın eksiklerini telafi eden ve düzelten karanlıktan doğar ve bizim nasıl ve nerde temel biçimlerden saptığımızı ve fiziksel olarak kendi kendimizi kötürümleştirdiğimizi gösterir.

191 Burada dış şekillerin tanımıyla ve üstün fonksiyonun olanaklarıyla yetinmeliyim. Çok önemli başka bir görevde içeriklerin betimlenmesi olacaktır. Bu konuda öncesinden de bir yığın materyal vardır ancak açıklama yolundaki bütün zorlukların üstesinden gelinememiştir. Üstün fonksiyonun içeriklerinin açık ve anlaşılır açıklamasının yapmamızı sağlayacak kavramsal temellendirme yapılmadan önce hazırlık niteliğindeki bazı çalışmalara hala ihtiyaç vardır. Bilim camiasının her yerde psikolojik argümanı takip edecek pozisyonda olmadığını ne yazık ki tecrübe etmiştim çünkü onu çok kişisel olarak alıyorlar veya felsefi veya zihinsel önyargılardan dolayı akılları karışıyor. Bu durum psikolojik faktörlerin anlamlı bir değerlendirmesini her yönüyle imkansız gösteriyor. Eğer insanlar onları kişisel olarak alırlarsa yargıları her zaman öznel kalacaktır ve vakalarına uymayan veya kabul etmeyi tercih etmedikleri her şeyin imkansız olacağını belirteceklerdir. Onlara göre doğru olan bir şeyin farklı bir psikolojideki başka bir insan için doğru olmayacağını idrak edemeyecek kadar yeteneksizdirler. Bütün vakaları açıklamada genel geçer bir açıklama şemasına sahip olmaktan hala çok uzağız.

192 Psikolojik anlayışın önündeki en büyük engellerden biri de ileri sürülen psikolojik faktörün ‘doğru’ veya ‘gerçek’ olduğunun kanıtlanıp kanıtlanmadığını bilmeye yönelik meraklı bir arzudur. Eğer onun tanımı hatalı veya yanlış olmasaydı, daha sonra faktör kendi içinde doğru olur ve doğruluğunu kendi varlığıyla kanıtlar. Bir duckbill’in (bir ördek çeşidi) Yaratıcının iradesinin ‘gerçek’ veya ‘doğru’ buluşu olup olmadığı sorulabilir. Aynı şekilde mitolojik varsayımların zihin yaşamında oynadıkları role karşı bir önyargı çocuksudur. ‘Gerçek’ olmadıkları için bilimsel açıklamada bir yerleri yoktur. Ancak açıklamaları bizim kıyaslanamaz ‘gerçeklik’ ideasıyla uyuşmasa da mitler yaşamaya devam ederler.

 

193 Karşı-pozisyonla anlaşmaya varma olayının bütün bir karakteri olmasına karşın hiçbir şey dışlanmamıştır. Bu tartışmada yer alan her şey hatta sadece parçalar bile bilinçli olur. Bilinç sürekli olarak bilinçdışı içerikleriyle önceden karşılaşma sayesinde sürekli olarak büyür veya – doğrusu gerekirse – eğer onlarla bütünleşme riskini alabilseydi genişleyebilirdi. Bu her zaman gerçekleşen bir şey değildir. Eğer prosedürü anlamak için yeterli bilgi yoksa, cesaret veya özgüven eksikliği olabilir, ya da çaba göstermek için kişi zihnen ve ahlaken çok tembel veya çok korkak olabilir. Ancak gerekli öncüllerin var olduğu yerde, üstün fonksiyon sadece psiko-terapötik tedaviye önemli bir katkı sağlamaz aynı zamanda hastaya analistin kendi kaynaklarını destekleme ve çoğu zaman aşağılayıcı olduğu hissedilen bir bağlılığı koparma avantajını sağlar. Bu, kişinin kendi çabalarıyla ve kendisi olma cesaretini bularak özgürlüğü elde etmesinin bir yoludur.

NOTLAR

1 (!916’da ‘Die Transzendente Funktion’ başlığı altında yazılmıştır, müsvedde Profesör Jung’ın dosyalarında 1953’e kadar kalmıştır. İlk olarak 1957’de C. G. Jung Enstitüsü Derneği Öğrencileri tarafından A. R. Rope’ın İngilizce çevirisiyle yayınlanmıştır. Almanca orijinali yazar tarafından gözden geçirildi ve Geist und Werk ….zum75’de Geburtstag von Dr. Daniel Brody  (Zürich, 1958) tarafından o cilt için özel olarak yazılmış önemli bir önsözle yayımlandı. Yazar yayım için önsözü burada kısmen yeniden yazdı. Şu anki çeviri yeniden gözden geçirilmiş Almanca versiyona dayanır, ve Sayın Pope’ın çevirisine başvurulmuştur. – EDİTÖRLER)

2 (Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, XXXI; tam çeviri., s: 156. – EDİTÖRLER)

3  (Cf. Faust: 1. Kısım, Wayne çeviri., s: 46)

Psikosomatik Nedir?

Psikosomatik, psikolojik kökenleri olan fiziksel hastalıklara verilen isimdir. Yunanca ‘ruh’ anlamına gelen ‘psyche’ …

Parapsikoloji Nedir?

Parapsikoloji, duyu organlarını kullanmadan gerçekleştirilen olayların ve paranormal (normal-dışı) olayların deneysel …

Bilinç Nedir?

Bilinç, basit bir şekilde tanımlanırsa farkındalık ya da bireyin kendi varlığının farkında olmasını sağlayan …